<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İlk Kurşun Gazetesi &#187; Yeniçağ</title>
	<atom:link href="http://www.ilk-kursun.com/konu/yenicag/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ilk-kursun.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 21 May 2012 13:49:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Arslan BULUT: Tükenişten dirilişe giden yol&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/haber/105293</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/haber/105293#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 May 2012 09:39:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arslan Bulut]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=105293</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/105293"><img align="right" hspace="5" width="180" src="http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/resimler1/authors/5.gif" class="alignright wp-post-image tfe" alt="" title="" /></a>19 Mayıs’ta hep birlikte tanık olduk ki AKP iktidarı, Cumhuriyetin kuruluşunu hatırlatan her milli değeri küçültmeye çalışıyor. Peki bu noktaya nasıl geldik? İngiltere kraliyeti tarafından “Tanrıya ve Emperyal Hedeflere Hizmet” rütbesi ile ödüllendirilmiş, Türkiye-AB Ortak Parlamento Komitesi Başkan Yardımcılığı yapmış bir Avrupa Parlamentosu Milletvekili olan Andrew Duff, 2005 Eylül’ünde şu konuşması ile öne çıkmıştı: “Türkiye, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/resimler1/authors/5.gif" class="alignnone"  />19 Mayıs’ta hep birlikte tanık olduk ki AKP iktidarı, Cumhuriyetin kuruluşunu hatırlatan her milli değeri küçültmeye çalışıyor. Peki bu noktaya nasıl geldik? <span id="more-105293"></span><br />
İngiltere kraliyeti tarafından “<strong>Tanrıya ve Emperyal Hedeflere Hizmet”</strong> rütbesi ile ödüllendirilmiş, Türkiye-AB Ortak Parlamento Komitesi Başkan Yardımcılığı yapmış bir Avrupa Parlamentosu Milletvekili olan Andrew Duff, 2005 Eylül’ünde şu konuşması ile öne çıkmıştı:<br />
<strong> “Türkiye, Avrupa’nın gerçek partneri olabilmek için klasik milliyetçi Kemalizm’le mücadele etmelidir. Devletin gücü azaltılmalıdır. Kemalizm reforme edilmeli ve bu eski liderin fotoğrafları kamu binalarının duvarlarından indirilmelidir. Türkiye, artık Kemalizm’de değişme gereğiyle yüzleşmeli. Sadece yasalar, anayasa değil Kemalizm kültürü ve felsefesi de değişmeli.<br />
Türkiye’nin merkeziyetçi yönetim yapısından adem-i merkeziyetçi yapıya geçmeye ihtiyacı var. Diyarbakır’da bölgesel otonomiye varacak şekilde merkeziyetçi yapının değişmesi iyi olur. Bunu sadece Güneydoğu için değil, diğer bölgeler için de öneriyorum.” </strong><br />
Abdullah Öcalan da bunları öneriyor zaten..<br />
İşte 19 Mayıs 2012 itibariyle hayata geçirilmekte olan uygulamalar bunlardır. CIA ajanı Fuller’in görüşleri veya Ostlander raporu da aynı yöndedir.<br />
Yine 2005’te, Foreign Affairs dergisinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Avrupa Birliği’ne bakışıyla ilgili ortak bir makaleleri yayınlanan Ersin Aydınlı, Nihat Ali Özcan, Doğan Akyaz, <strong> “AB süreci, ordunun Türkiye’ye dönük tehditleri bertaraf etmeyi amaçlayan ideolojisini sürdürme gereği duymadığı bir noktaya gelirse, TSK, Kemalizmi de yeniden tanımlar”</strong> ifadesini kullanmışlardı!<br />
Aslında Genelkurmay Başkanları düzeyinde söylenen “<strong>Egemenlik kavramı değişmiştir”</strong>  veya <strong>“Egemenliğin devri tartışılmalıdır” </strong>, hatta <strong>“TSK’nın Avrupa Birliği’ne karşı olduğunu söyleyeni Allah çarpar” </strong>gibi sözler, bu tanımlama girişiminin yeni bir şey olmadığını göstermekteydi<br />
Daha sonra, AKP milletvekili Zafer Üskül,  <strong>“Anayasa’dan Atatürk milliyetçiliğini çıkaralım”</strong> sözleriyle düğmeye basmıştı. </p>
<p>***</p>
<p>Oysa hiçbir emir komuta zinciri ile bu ilkeler yeniden tanımlanamaz. Milletin geleceğine milletin kendisi karar verir. Bu karar, milletin ortak ruhundan çıkar! Millet, kimseye bu konuda bir yetki vermemiştir! Kemalizmi veya cumhuriyetin kuruluş felsefesini yeniden tanımlamak gerekirse, bu, Atatürk’ün yaptığı gibi, <strong>“Milletin vicdanında ve geleceğinde bulunan büyük gelişme kabiliyetini, bir millî sır gibi vicdanında taşıyarak, yavaş yavaş bütün bir topluma uygulatmak mecburiyetini hisseden”</strong> ve milletinin bütün özelliklerini kendi bünyesinde bulunduran; milletini omuzlarında taşıyan insanların işidir!</p>
<p>***</p>
<p>Kazakların ünlü şair ve düşünürü, milletvekili Muhtar Şahanov’a Türk halkına bir mesajı olup olmadığını sormuştum. Şahanov, şöyle cevap vermişti:<br />
<strong> “Ben Atatürk konseptinin yolundayım. Atatürk, çok zeki, dirayetli bir şahsiyetti. O, bütün Türk varlığının, bütün Türk halklarının bağrına basması gereken ve her millete nasip olmayan Tanrı vergisi bir ruhtur. Biz Türk halkları olarak, onun izinden gidersek, onun bizi görmek istediği yere ulaşabiliriz. Tarihin her döneminde büyük şahsiyetler gelir ama, onlara büyüklüğü veren kendi milletinin ruhudur. Kendi ruhunu temsil eden böyle ruhlara gereken saygı gösterilmezse, bu o millete saygısızlıktır. Saygıyı kendi halkı göstermez veya saygısızlığa izin verirse, bu kendine saygısızlık demektir ve milleti alçaltır. Türk halkına kendi öz oğluna gösterdiği saygı nispetinde saygı duyulur. Bu yüzden Atatürk ruhuna uymayan işleri onun namına yapanlar, sadece Atatürk’ü değil Türk Milleti’ni küçültmüş olur. Oysa Türk halkını takdir etmek gerekir ki onun içinden böyle bir ruh çıkmıştır. Bu ruhu kaybetmeyin!” </strong><br />
19 Mayıs ile birlikte Atatürk’ü ve bütün eserlerini küçültmek isteyenler aslında Türk Milleti’ni aşağılamak istiyor. Millet, Atatürk’ün şahsında kendi varlığını hedef alan bu tehdidi kısmen algılamış durumdadır. Fakat tam bir algılama için, bir çözüm var. Onu da Atatürk gösteriyor:<br />
 <strong>“Efendiler; Türkiye’yi bu tuttuğu hastalıklı yollardan tükenişe ve yok olmaya sevk eden bu vadiden kurtarabilmek için bütün alimlerin keşfedebildikleri bir hakikat vardır. O da Türkiye’nin fikir hayatını yeni bir imanla istilâ etmek lazımdır.”<br />
YENİÇAĞ</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/haber/105293/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Can Dündar’a mektup: “19 Mayıs ruhu” nun anlamını pek anlamamış.</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/haber/105238</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/haber/105238#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 May 2012 09:22:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Altemur Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=105238</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/105238"><img align="right" hspace="5" width="180" src="http://www.turksolu.org/264/foto/can-dundar-mustafa.jpg" class="alignright wp-post-image tfe" alt="" title="" /></a>Önceki gün 19 Mayıs’ta, Türk halkı -gençleri- Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı günün 93. yıldönümünü AKP Hükümetinin ve Başbakan Erdoğan’ın Atatürk’ü ve eserlerini milletin hafızasından silmek gayretlerine ve planlarına rağmen bütün yurtta vakar ve coşkuyla kutladılar. Ve herhalde 93 yıl önce o günlerdeki “durumun” bugünlere ne kadar benzediğini hatırladılar. Bu kutlamalar Erdoğan’a bir meydan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.turksolu.org/264/foto/can-dundar-mustafa.jpg" class="alignnone" /><strong>Önceki gün 19 Mayıs’ta, Türk halkı -gençleri- Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı günün 93. yıldönümünü AKP Hükümetinin ve Başbakan Erdoğan’ın Atatürk’ü ve eserlerini milletin hafızasından silmek gayretlerine ve planlarına rağmen bütün yurtta vakar ve coşkuyla kutladılar. Ve herhalde 93 yıl önce o günlerdeki “durumun” bugünlere ne kadar benzediğini hatırladılar. Bu kutlamalar  Erdoğan’a bir meydan okuma idi.</strong><span id="more-105238"></span><br />
19 Mayıs 1919 günü, sadece Türk ulusu için değil, tüm mazlum uluslar için ulusal kurtuluş ve bağımsızlık yolunda ilk adımın atıldığı tarihi bir gündür ve hafızalardan kolay kolay silinemez.<br />
Bu vesileyle Can Dündar, <strong>“İşte 19 Mayıs böyle kutlanır” </strong>diye bir yazı yazmış. Söyledikleri Erdoğan’ın bu konudaki muradı ile örtüşüyor.<strong> Anlaşılan o da “19 Mayıs ruhu” nun anlamını pek anlamamış</strong>. Kendisine dostane bir açık mektup yazdım: </p>
<p>***</p>
<p> <strong>“Sevgili Can oğlum; bilirsin seni öteden beri hem severim hem de kızarım. Bilirim ki sen ötekiler gibi değilsindir. Mustafa Kemal Atatürk’ü bir bütün olarak seversin ve Cumhuriyetine bağlısındır&#8230; Ancak anlaşılan; Mustafa Kemal’i, devrimlerini, dönemini pek anlamamışsın!  Onu sevmeseydin “Mustafa” belgeselini yapar mıydın ve içindeki Atatürk sevgini o dramatik üslubunla yansıtır mıydın? Ancak bu belgesel gösterime girince de yazmıştım; O’nu “Yalnız adam” diye gösterip, adeta ruhi bir sıkıntısı olduğunu ima etmiştin&#8230; Oysa, Atatürk’ün böyle bir derdi yoktu ve hiç de “yalnız” olmadı.</strong><br />
19 Mayıs vesilesiyle yazdığın son yazında “İşte 19 Mayıs, böyle heyecanını çoktan yitirmiş bir bayramın köhnemiş ritüelleri gibi kutlanırdı”, diyor ve sanki bu kutlamalara <strong>“âyin”, Atatürk’ün hitabelerine “ayet” diyen AKP Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’e arka çıkıyorsun. ‘Zafer ve Cumhuriyet Bayramlarında’ askeri geçitler  yapılmasını “faşist özentiler” sayanlarla adeta aynı kafadasın!</strong><br />
Yazında, 1995’in 19 Mayısındaki bir yazını hatırlatıyorsun&#8230; O yazında da gençlerimizin bu bayramlarda<strong> “Her Türk asker doğar”</strong> diye geçit yapmalarından şikayetçi olmuşsun.<strong> “Doğumda meslek seçimi serbest bırakılsın”</strong> diye yazmışsın. Oysa, <strong>“Her Türk asker doğar” palavra değildir. Ülkemizde şükürler olsun, gençler askere “davul zurnayla” gidiyorlar. Bu heyecan, bu ruh ve bu sözler Türk Milletini diğer milletlerden ayıran, ülkemizi bugüne kadar koruyan “asker millet” olmamızın ifadesi idi. Tabii ki insanlar gerçekte meslek ve yaşam  tercihlerini -cinsel tercihlerini de- doğduktan sonra kendileri yapıyorlar!<br />
Can; iyi niyetinden şüphe etmek istemem ama yazdıkların Erdoğan’ın tüm söyledikleriyle aynı; galiba bazı illetler bulaşıcı!</strong></p>
<p>***</p>
<p>Son yazındaki bir diğer öge daha da düşündürücü. Bazı tarihi gerçeklerin, gençlere öğretilmediğini söylüyorsun. <strong>Mustafa Kemal Atatürk düşmanları, Cumhuriyet karşıtları öteden beri, Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşını tek başına yapmadığını, Mustafa Kemal’in mücadeleye kendisiyle birlikte başlayanları, başta Kazım Karabekir  Paşa olmak üzere hepsini tasfiye ettiğini iddia eder. Aslında aklı başında ve yakın tarihi doğru bilen kimsenin böyle bir iddiası da yoktur. Atatürk hiçbir zaman “Ben” dememiş, hep “Biz” demiştir. Mücadele ve silah arkadaşlarını hiç inkar etmemiştir. Bazıları O’nu inkara kalkışana kadar!</strong><br />
Oysa hakikatleri bilen biliyor. Öğrenmek isteyenler de çoktan öğrenmişlerdir! <strong>Halide Edip Hanım’ın Sultanahmet’teki “Kara Gün” konuşmasını unutmuşlarsa bu kimin kabahati?</strong><br />
<strong>Tarihten öğrendiğimiz bir şey de; devrimleri yapanlar sonra hırsları yüzünden biri birlerine düşerler. Bu “devrimlerin” tabiatındandır. Bizdeki “hesaplaşmaya” da haset ve kıskançlık sebep olmuştu.</strong><br />
Bu “hesaplaşmanın” kahramanlarından veya mağdurlarının önde geleni <strong>Rauf Orbay</strong>, yıllar sonra apartman komşuluğumuzda bizzat bana söylemişti; <strong>“Mustafa Kemal haklıydı. Galiba bizler O’nu anlamadık ve çekemedik”</strong> diyecekti!<br />
<strong>Mustafa Kemal Atatürk eserini, devrimlerini, çelmeyenlere hatta iktidarı tekrar ele geçirmek ve hilafeti geri getirmek isteyenlere rağmen<br />
başardı.</strong><br />
<a href="http://www.facebook.com/ILKKURSUN"><br />
***</p>
<p>Can yazında diyorsun ki; “Bayramlarda Cumhuriyet haki renk bir kılıkta yürüyordu&#8230;” Doğru. Kurtuluş Savaşında ve şimdi Türk Ordusu, “Kanı ve İrfanıyla” olmasaydı bugün Türkiye’de sen nerede olurdun?<br />
“Pişmiş aşa soğuk su katmanın anlamı yok” diyeceğim ama şu sıra çok anlamı var&#8230; Mustafa Kemal’i hakikaten seviyorsan, şimdi aleyhine kaynatılan cadı kazanına körükle gitme. “Pişmiş aşa, kevgirle su taşıma” sevgili Can!..” </a></p>
<p><strong>Altemur Kılıç<br />
Yeniçağ</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/haber/105238/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arslan BULUT: Tükenişten dirilişe giden yol&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/haber/105231</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/haber/105231#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 May 2012 05:26:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arslan Bulut]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=105231</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/105231"><img align="right" hspace="5" width="180" src="http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/resimler1/authors/5.gif" class="alignright wp-post-image tfe" alt="" title="" /></a>19 Mayıs’ta hep birlikte tanık olduk ki AKP iktidarı, Cumhuriyetin kuruluşunu hatırlatan her milli değeri küçültmeye çalışıyor. Peki bu noktaya nasıl geldik? İngiltere kraliyeti tarafından “Tanrıya ve Emperyal Hedeflere Hizmet” rütbesi ile ödüllendirilmiş, Türkiye-AB Ortak Parlamento Komitesi Başkan Yardımcılığı yapmış bir Avrupa Parlamentosu Milletvekili olan Andrew Duff, 2005 Eylül’ünde şu konuşması ile öne çıkmıştı: “Türkiye, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/resimler1/authors/5.gif" class="alignnone"/><strong>19 Mayıs’ta hep birlikte tanık olduk ki AKP iktidarı, Cumhuriyetin kuruluşunu hatırlatan her milli değeri küçültmeye çalışıyor. Peki bu noktaya nasıl geldik?</strong><span id="more-105231"></span><br />
İngiltere kraliyeti tarafından <strong>“Tanrıya ve Emperyal Hedeflere Hizmet</strong>” rütbesi ile ödüllendirilmiş, Türkiye-AB Ortak Parlamento Komitesi Başkan Yardımcılığı yapmış bir Avrupa Parlamentosu Milletvekili olan Andrew Duff, 2005 Eylül’ünde şu konuşması ile öne çıkmıştı:<br />
<strong><em> “Türkiye, Avrupa’nın gerçek partneri olabilmek için klasik milliyetçi Kemalizm’le mücadele etmelidir. Devletin gücü azaltılmalıdır. Kemalizm reforme edilmeli ve bu eski liderin fotoğrafları kamu binalarının duvarlarından indirilmelidir. Türkiye, artık Kemalizm’de değişme gereğiyle yüzleşmeli. Sadece yasalar, anayasa değil Kemalizm kültürü ve felsefesi de değişmeli.<br />
Türkiye’nin merkeziyetçi yönetim yapısından adem-i merkeziyetçi yapıya geçmeye ihtiyacı var. Diyarbakır’da bölgesel otonomiye varacak şekilde merkeziyetçi yapının değişmesi iyi olur. Bunu sadece Güneydoğu için değil, diğer bölgeler için de öneriyorum.”</em></strong><br />
Abdullah Öcalan da bunları öneriyor zaten..<br />
İşte 19 Mayıs 2012 itibariyle hayata geçirilmekte olan uygulamalar bunlardır. CIA ajanı Fuller’in görüşleri veya Ostlander raporu da aynı yöndedir.<br />
Yine 2005’te, Foreign Affairs dergisinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Avrupa Birliği’ne bakışıyla ilgili ortak bir makaleleri yayınlanan Ersin Aydınlı, Nihat Ali Özcan, Doğan Akyaz,  <strong>“AB süreci, ordunun Türkiye’ye dönük tehditleri bertaraf etmeyi amaçlayan ideolojisini sürdürme gereği duymadığı bir noktaya gelirse, TSK, Kemalizmi de yeniden tanımlar”</strong> ifadesini kullanmışlardı!<br />
Aslında Genelkurmay Başkanları düzeyinde söylenen <strong>“Egemenlik kavramı değişmiştir”</strong>  veya<strong> “Egemenliğin devri tartışılmalıdır”</strong> , hatta <strong>“TSK’nın Avrupa Birliği’ne karşı olduğunu söyleyeni Allah çarpar” </strong>gibi sözler, bu tanımlama girişiminin yeni bir şey olmadığını göstermekteydi<br />
Daha sonra, AKP milletvekili Zafer Üskül,  <strong>“Anayasa’dan Atatürk milliyetçiliğini çıkaralım” </strong>sözleriyle düğmeye basmıştı.</p>
<p>***</p>
<p><strong>Oysa hiçbir emir komuta zinciri ile bu ilkeler yeniden tanımlanamaz. Milletin geleceğine milletin kendisi karar verir. Bu karar, milletin ortak ruhundan çıkar! Millet, kimseye bu konuda bir yetki vermemiştir!</strong> <strong>Kemalizmi veya cumhuriyetin kuruluş felsefesini yeniden tanımlamak gerekirse</strong>, bu, Atatürk’ün yaptığı gibi, <strong>“Milletin vicdanında ve geleceğinde bulunan büyük gelişme kabiliyetini, bir millî sır gibi vicdanında taşıyarak, yavaş yavaş bütün bir topluma uygulatmak mecburiyetini hisseden”</strong> ve milletinin bütün özelliklerini kendi bünyesinde bulunduran; milletini omuzlarında taşıyan insanların işidir!</p>
<p>***<br />
<strong><br />
Kazakların ünlü şair ve düşünürü, milletvekili Muhtar Şahanov’a Türk halkına bir mesajı olup olmadığını sormuştum. Şahanov, şöyle cevap vermişti:</strong><br />
<em> “Ben Atatürk konseptinin yolundayım. Atatürk, çok zeki, dirayetli bir şahsiyetti. O, bütün Türk varlığının, bütün Türk halklarının bağrına basması gereken ve her millete nasip olmayan Tanrı vergisi bir ruhtur. Biz Türk halkları olarak, onun izinden gidersek, onun bizi görmek istediği yere ulaşabiliriz. Tarihin her döneminde büyük şahsiyetler gelir ama, onlara büyüklüğü veren kendi milletinin ruhudur. Kendi ruhunu temsil eden böyle ruhlara gereken saygı gösterilmezse, bu o millete saygısızlıktır. Saygıyı kendi halkı göstermez veya saygısızlığa izin verirse, bu kendine saygısızlık demektir ve milleti alçaltır. Türk halkına kendi öz oğluna gösterdiği saygı nispetinde saygı duyulur. Bu <a href="http://www.facebook.com/ILKKURSUN">yüzden Atatürk ruhuna uymayan işleri onun namına yapanlar, sadece Atatürk’ü değil Türk Milleti’ni küçültmüş olur. Oysa Türk halkını takdir etmek gerekir ki onun içinden böyle bir ruh çıkmıştır. Bu ruhu kaybetmeyin!”</a></em><br />
19 Mayıs ile birlikte Atatürk’ü ve bütün eserlerini küçültmek isteyenler aslında Türk Milleti’ni aşağılamak istiyor. Millet, Atatürk’ün şahsında kendi varlığını hedef alan bu tehdidi kısmen algılamış durumdadır. Fakat tam bir algılama için, bir çözüm var. Onu da Atatürk gösteriyor:<br />
 “Efendiler; Türkiye’yi bu tuttuğu hastalıklı yollardan tükenişe ve yok olmaya sevk eden bu vadiden kurtarabilmek için bütün alimlerin keşfedebildikleri bir hakikat vardır. O da Türkiye’nin fikir hayatını yeni bir imanla istilâ etmek lazımdır.” </p>
<p>Yeniçağ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/haber/105231/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arslan BULUT: Hani Tayyip Bey, yalan makinesi idi?</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/haber/104918</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/haber/104918#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 10:07:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arslan Bulut]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=104918</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/104918"><img align="right" hspace="5" width="180" src="http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/resimler1/authors/5.gif" class="alignright wp-post-image tfe" alt="" title="" /></a>Biliyorsunuz Tayyip Erdoğan ile Kemal Kılıçdaroğlu arasında bir “yalan makinesi” polemiği çıkmıştı. Özeti, Tayyip Bey’in konuyla ilgili son sözlerinde var: “Mübarek CHP değil, Cumhuriyet Hayal Partisi. Devlet Bahçeli bunun gerisinde kalır mı, hayal dünyası çok daha geniş. Bir süredir hayal bahçesinde yaşıyor. Sıfırları silip çıkarıp 40’ıncı yılında MHP’yi iktidara taşıyacaktı. Ama evdeki karmaşık hesap çarşıda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/resimler1/authors/5.gif" class="alignnone" />Biliyorsunuz Tayyip Erdoğan ile Kemal Kılıçdaroğlu arasında bir <strong>“yalan makinesi”</strong> polemiği çıkmıştı. Özeti, Tayyip Bey’in konuyla ilgili son sözlerinde var:  <span id="more-104918"></span><br />
<strong>“Mübarek CHP değil, Cumhuriyet Hayal Partisi. Devlet Bahçeli bunun gerisinde kalır mı, hayal dünyası çok daha geniş. Bir süredir hayal bahçesinde yaşıyor. Sıfırları silip çıkarıp 40’ıncı yılında MHP’yi iktidara taşıyacaktı. Ama evdeki karmaşık hesap çarşıda tutmadı. Bunların siyaset anlayışı sadece çamur atmak, sadece iftira atmak, yalan söylemek üzerine kurulu. Ben seçim sürecindeki iddiaları sebebiyle CHP Genel Başkanı’na şunu söylemiştim. Hesap uzmanı olarak işe başladın ama yalan uzmanı oldun. Yürüyen yalan görmek istiyorsanız CHP Genel Başkanı’na bakın demiştim. Belli ki çok alınmış, bana 6 defa yalan makinesi dedi. Peki yalan makinesi nedir? Yalanı test eden yalanı ortaya çıkaran cihazdır. Farkına varmadan bize iltifat ediyor, teşekkür ederim.” </strong><br />
Yine Tayyip Bey’in prenslerinden Suat Kılıç da CHP’yi eleştirirken “<strong>Devlet adamı iftiracı olmaz, devlet adamı yalan konuşmaz, bilgisiz, belgesiz konuşmaz” </strong>demişti. </p>
<p>***</p>
<p>Şimdi yalan makinesini çalıştırsanız ne olur? Hani, Uludere’de yasa dışı ticaret yapan köylüler, PKK’lı diye bombalanıp öldürülünce, istihbaratın <strong>“milli kaynaklar”</strong>dan alındığı söylenmişti.<br />
Gerçi bu açıklamayı yapan önce Genelkurmay Başkanlığı idi ama AKP iktidarı da bu söylemi benimsemişti.<br />
Gerçekler mutlaka ortaya çıkıyor. İşte Well Street Journal gazetesinin açıkladığı Pentagon raporlarına göre istihbaratı veren Amerika. Tabii ki bombalama kararını veren Türkiye’dir. Siyasi sorumluluğu da hükümete aittir. Kemal Kılıçdaroğlu, defalarca istihbaratın kaynağını sorduktan sonra, cılız bir sesle <strong>“milli kaynak”</strong> açıklaması yapıldığında da buna kimse inanmamıştı. Fakat Erdoğan da <strong>“Milli kaynaklıdır istihbarat”</strong> demişti. Peki, Genelkurmay Başkanı ve Başbakan, bu açıklamaları yaparken gerçeği bilmiyorlar mıydı? Bilmemeleri daha da vahimdir. Peki bu durumda, halka doğruları mı söylemiş oldular?<br />
ABD’nin Türkiye’deki itibarını mı korumak istediler? Yoksa, Türkiye’nin Amerikan istihbaratlarına göre hareket ettiğini mi saklamak istediler?<br />
Nitekim MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, siyasi iktidar için  <strong>“ABD’nin her isteğini milli görüyorlar. Millilik kriteri ABD istek ve arzuları mıdır? Bu kadar iç içe geçmişler. Türkiye elbette uluslararası işbirliği yapmalıdır. Ancak istihbarat ve güvenliği milli olmalıdır. Türkiye, yabancı devletlerin istihbaratlarıyla hareket ederse, farklı noktalara gitmesi muhtemeldir. Milli strateji, milli istihbarat kaynaklarıyla güçlendirilmelidir”</strong> dedi. </p>
<p>***</p>
<p>Hani Tayyip Bey’in başucu kitabı, “<strong>Hz Ali’nin, Devlet Adamlarına Öğütleri” </strong>ydi? Hz. Ali, <strong>“Her zaman doğru konuşun; çünkü o kurtarıcıdır”</strong> demiyor muydu? Hz. Ali, “Öf<strong>keni yen, haddini bil, eline, diline ve kendine sahip ol. Toplumun genel hoşnutluğunu esas al. Zira toplumun hoşnutsuzluğu karşısında şahısların rızası hükümsüz kalır. Şunu bunu gammazlayanların sözüne sakın çarçabuk inanma”</strong> demiyor muydu?<br />
Kur’an-ı Kerim de <strong>“Kıyamet günü Allah’a karşı yalan söyleyenlerin yüzlerinin kapkara olduğunu görürsün”</strong> demiyor mu?<br />
Böyleyken, Uludere istihbaratı konusunda halka yalan söylemenin bir mazereti olabilir mi?<br />
Bu kadar büyük bir yalan karşısında yalan makinesinin ne hükmü olur? Yalan makinesi gerçeğin ta kendisidir..<br />
<strong>YENİÇAĞ</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/haber/104918/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arslan BULUT: Hani Tayyip Bey, yalan makinesi idi?</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/haber/104842</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/haber/104842#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 06:14:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arslan Bulut]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=104842</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/104842"><img align="right" hspace="5" width="180" src="http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/resimler1/authors/5.gif" class="alignright wp-post-image tfe" alt="" title="" /></a>Biliyorsunuz Tayyip Erdoğan ile Kemal Kılıçdaroğlu arasında bir “yalan makinesi” polemiği çıkmıştı. Özeti, Tayyip Bey’in konuyla ilgili son sözlerinde var: “Mübarek CHP değil, Cumhuriyet Hayal Partisi. Devlet Bahçeli bunun gerisinde kalır mı, hayal dünyası çok daha geniş. Bir süredir hayal bahçesinde yaşıyor. Sıfırları silip çıkarıp 40’ıncı yılında MHP’yi iktidara taşıyacaktı. Ama evdeki karmaşık hesap çarşıda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/resimler1/authors/5.gif" class="alignnone"/><strong>Biliyorsunuz Tayyip Erdoğan ile Kemal Kılıçdaroğlu arasında bir “yalan makinesi” polemiği çıkmıştı. Özeti, Tayyip Bey’in konuyla ilgili son sözlerinde var: </strong><span id="more-104842"></span><br />
<em>“Mübarek CHP değil, Cumhuriyet Hayal Partisi. Devlet Bahçeli bunun gerisinde kalır mı, hayal dünyası çok daha geniş. Bir süredir hayal bahçesinde yaşıyor. Sıfırları silip çıkarıp 40’ıncı yılında MHP’yi iktidara taşıyacaktı. Ama evdeki karmaşık hesap çarşıda tutmadı. Bunların siyaset anlayışı sadece çamur atmak, sadece iftira atmak, yalan söylemek üzerine kurulu. Ben seçim sürecindeki iddiaları sebebiyle CHP Genel Başkanı’na şunu söylemiştim. Hesap uzmanı olarak işe başladın ama yalan uzmanı oldun. Yürüyen yalan görmek istiyorsanız CHP Genel Başkanı’na bakın demiştim. Belli ki çok alınmış, bana 6 defa yalan makinesi dedi. Peki yalan makinesi nedir? Yalanı test eden yalanı ortaya çıkaran cihazdır. Farkına varmadan bize iltifat ediyor, teşekkür ederim.”</em><br />
Yine Tayyip Bey’in prenslerinden Suat Kılıç da CHP’yi eleştirirken <em>“Devlet adamı iftiracı olmaz, devlet adamı yalan konuşmaz, bilgisiz, belgesiz konuşmaz”</em> demişti.</p>
<p>***</p>
<p><strong>Şimdi yalan makinesini çalıştırsanız ne olur? Hani, Uludere’de yasa dışı ticaret yapan köylüler, PKK’lı diye bombalanıp öldürülünce, istihbaratın “milli kaynaklar”dan alındığı söylenmişti.</strong><br />
Gerçi bu açıklamayı yapan önce Genelkurmay Başkanlığı idi ama AKP iktidarı da bu söylemi benimsemişti.<br />
Gerçekler mutlaka ortaya çıkıyor. İşte Well Street Journal gazetesinin açıkladığı Pentagon raporlarına göre istihbaratı veren Amerika. Tabii ki bombalama kararını veren Türkiye’dir. Siyasi sorumluluğu da hükümete aittir. Kemal Kılıçdaroğlu, defalarca istihbaratın kaynağını sorduktan sonra, cılız bir sesle “milli kaynak” açıklaması yapıldığında da buna kimse inanmamıştı. Fakat Erdoğan da “Milli kaynaklıdır istihbarat” demişti. Peki, Genelkurmay Başkanı ve Başbakan, bu açıklamaları yaparken gerçeği bilmiyorlar mıydı? Bilmemeleri daha da vahimdir. Peki bu durumda, halka doğruları mı söylemiş oldular?<br />
ABD’nin Türkiye’deki itibarını mı korumak istediler? Yoksa, Türkiye’nin Amerikan istihbaratlarına göre hareket ettiğini mi saklamak istediler?<br />
<strong>Nitekim MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, siyasi iktidar için  “ABD’nin her isteğini milli görüyorlar. Millilik kriteri ABD istek ve arzuları mıdır? Bu kadar iç içe geçmişler. Türkiye elbette uluslararası işbirliği yapmalıdır. Ancak istihbarat ve güvenliği milli olmalıdır. Türkiye, yabancı devletlerin istihbaratlarıyla hareket ederse, farklı noktalara gitmesi muhtemeldir. Milli strateji, milli istihbarat kaynaklarıyla güçlendirilmelidir” dedi.</strong></p>
<p><a href="http://www.facebook.com/ILKKURSUN">***</p>
<p>Hani Tayyip Bey’in başucu kitabı, “Hz Ali’nin, Devlet Adamlarına Öğütleri” ydi? Hz. Ali, “Her zaman doğru konuşun; çünkü o kurtarıcıdır” demiyor muydu? Hz. Ali, “Öfkeni yen, haddini bil, eline, diline ve kendine sahip ol. Toplumun genel hoşnutluğunu esas al. Zira toplumun hoşnutsuzluğu karşısında şahısların rızası hükümsüz kalır. Şunu bunu gammazlayanların sözüne sakın çarçabuk inanma” demiyor muydu?<br />
Kur’an-ı Kerim de “Kıyamet günü Allah’a karşı yalan söyleyenlerin yüzlerinin kapkara olduğunu görürsün” demiyor mu?<br />
Böyleyken, Uludere istihbaratı konusunda halka yalan söylemenin bir mazereti olabilir mi?<br />
Bu kadar büyük bir yalan karşısında yalan makinesinin ne hükmü olur? Yalan makinesi gerçeğin ta kendisidir..</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/haber/104842/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ümit ÖZDAĞ: Atatürk, İnönü, Bayar ve Başkanlık Sistemi</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/haber/104744</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/haber/104744#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 08:50:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniçağ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=104744</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/104744"><img align="right" hspace="5" width="180" src="http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/resimler1/authors/24664.gif" class="alignright wp-post-image tfe" alt="" title="" /></a>Erdoğan anayasa çalışmaları ilerlerken tekrar başkanlık sistemi tartışmalarını başlattı. Aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin başkanlık sistemine yabancı olduğunu söylemek mümkün değildir. Atatürk ve İnönü dönemlerinde siyasal sistem, adı konmamış olsa da başkanlık sistemidir. Atatürk, İnönü’nün başbakanlıktan ayrılması üzerine 1937’de görevi Celal Bayar’a verirken; “Bayar, komutanları, büyükelçileri ve valileri ben atarım. Gerisini sen yaparsın” derken, sistemi de ortaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/resimler1/authors/24664.gif" class="alignnone"  />Erdoğan anayasa çalışmaları ilerlerken tekrar başkanlık sistemi tartışmalarını başlattı. Aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin başkanlık sistemine yabancı olduğunu söylemek mümkün değildir. Atatürk ve İnönü dönemlerinde siyasal sistem, adı konmamış olsa da başkanlık sistemidir.<span id="more-104744"></span> Atatürk, İnönü’nün başbakanlıktan ayrılması üzerine 1937’de görevi Celal Bayar’a verirken;  <strong>“Bayar, komutanları, büyükelçileri ve valileri ben atarım. Gerisini sen yaparsın” </strong> derken, sistemi de ortaya koymaktadır. İçişleri, dışişleri ve orduyu Başbakan değil, Cumhurbaşkanı yönetir.<br />
İnönü de bu geleneği devam ettirmiştir. 14 Mayıs 1950 genel seçimlerini Bayar’ın genel başkanı olduğu Demokrat Parti kazanmıştır. Normal olarak genel başkanların başbakan olduğu sistem henüz başlamamıştır. Bayar, cumhurbaşkanı olur. Bunun üzerine Bayar’ın DP’nin önde gelen kadroları içinden bir başbakan ataması beklenmiştir. Bu mevkiye atanması beklenen Prof. Dr. Fuat Köprülü olmuştur. Adnan Menderes bile kendisi için en iyi ihtimal ile başbakan yardımcılığını beklemektedir. Ancak Atatürk ve İnönü döneminin fiili başkanlık sistemini devam ettirmeyi düşünen Bayar, zor adam olan Fuat Köprülü yerine, kontrol edebileceğini düşündüğü Adnan Menderes’i başbakanlığa atamıştır.<br />
Adnan Menderes, Bayar’ın bu planını anlamış mıdır bilinmez; ancak 6 Haziran 1950’de TBMM’den Bayar’ın karşı çıkmasına rağmen ezanın Arapça okunması yasağını kaldıran bir yasa çıkarmıştır. Yasa, DP’nin ve CHP’nin ortak oyları ile kabul edilmiştir. Çünkü İnönü de CHP Grubu’nu serbest bırakmıştır. Böylece daha ilk adımda Menderes, Bayar’ın beyninin arkasındaki sistemi kurmasına izin vermeyeceğini göstermiş ve Türkiye’de parlamenter demokrasiye dayanan  <strong>“başbakanlık sisteminin”</strong>  önü açılmıştır. Bayar’ın 1950-1960 arasında başkan gibi davranması ancak 27 Mayıs 1960 ihtilalinden önceki bir ay içinde gerçekleşmiştir.<br />
Bundan sonraki dönemde Türk siyasetine başkanlık sistemi fikri ilk kez 1968’de, CKMP Genel Başkanı Alparslan Türkeş tarafından taşınmıştır. Parlamenter demokrasinin kuruluşunun üzerinden ancak 18 yıl geçtiği düşünülür ise bu aşamada bir sistem değişikliği önerisi makul de görülebilir. Ancak 1980 sonrasında Turgut Özal’ın başkanlık sistemi önerisine Alparslan Türkeş’in karşı çıkması, artık parlamenter demokrasinin kök salmaya başladığı bir dönemde Türkeş’in de başkanlık sistemi fikrinden vaz geçtiğini göstermektedir. Çünkü artık parlamenter demokrasi kök salmıştır ve bir siyasal kültür oluşturmuştur.<br />
Başkanlık sistemi tartışılırken bilinmesi gereken hususlar vardır. Birincisi, ABD’deki başkanlık sistemini taklit eden Latin Amerika ülkelerinde sistem başarılı olmamıştır. İkincisi, ABD’de başkanın mutlak gücü sadece yasama-yürütme-yargı arasındaki güçler ayrılığı ile değil, aynı zamanda federal devlet-federe devletler arasındaki güç paylaşımı sayesinde de engellenmektedir. Türkiye’de sistemi başkanlık sistemi kuracağız diyerek, federal devlet-federe devletler yapısına dönüştürürseniz, Türkiye Cumhuriyetini parçalarsınız.<br />
Gelelim şimdi ikinci konuya. Bu sene 19 Mayıs kutlamaları, Kürtçe, Arapça, Lazca, Çerkesçe, Boşnakça vs. dillerde gençlik ve spor olarak parçalanarak yapılacakmış. AKP’nin parçalamaya meraklı olduğu için bayramı da parçalaması şaşırtıcı değil, ancak böyle bir kutlama programını 19 Mayıs’ta değil, 10 Ağustos’ta uygulamalarını öneririm. Çünkü 10 Ağustos’a çok daha yakışan bir kutlama programı ruhuna sahip bu kutlamalar.<br />
Neden 10 Ağustos diye sorarsanız 10 Ağustos 1920’de Sevres Antlaşması imzalanmıştır da ondan. Bu zihniyet ve yaklaşım ile ancak Sevres Antlaşması kutlanır. Milletin ve gençliğin bayramını elinden almak isteyen zihniyete karşı yapılması gereken, milletin demokratik hakkını korumaktır. 19 Mayıs’ta Ankara’da iseniz Anıtkabir’e, İstanbul’da iseniz Taksim’e, İzmir’de iseniz Konak Meydanı’nda Atatürk anıtına ve Türkiye’nin her yerinde Atatürk anıtına giderek, kutlamanızı yapabilirsiniz. Bir gün Türkiye, AKP zihniyetinin bu yanlış uygulamalarını aştığı zaman, milli bayramlarımızı tekrar normal kutlamaya başlarız.<br />
<strong>YENİÇAĞ</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/haber/104744/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
<!-- WP Super Cache is installed but broken. The path to wp-cache-phase1.php in wp-content/advanced-cache.php must be fixed! -->
