<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İlk Kurşun Gazetesi &#187; Yeniçağ</title>
	<atom:link href="http://www.ilk-kursun.com/konu/yenicag/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ilk-kursun.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 11:14:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Yavuz Selim DEMİRAĞ: Askeri Okullar&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/haber/95085</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/haber/95085#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 11:07:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniçağ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=95085</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/95085"><img align="right" hspace="5" width="180" src="http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/resimler1/authors/863.gif" class="alignright wp-post-image tfe" alt="" title="" /></a>Yapılan iyi bir iş sonunda en yakınının bile “Eline sağlık” demediğinden yakınanlar “Marifet iltifata tâbidir” sözünün geçerliliğini yitirdiğini iddia ediyorlar. Meslek hayatım boyunca çok iltifat aldığımı söyleyemem. Yaptığımız basit küçük hatalarda ağır eleştiriler yönlendirenler çok iyi yazılarda tebrik etme ihtiyacı hissetmez. İletişim teknolojisi gelişince duyarlı okur kendisini daha fazla hissettiriyor. Son deece seviyeli eleştirilerin yanında, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/resimler1/authors/863.gif" class="alignnone" />Yapılan iyi bir iş sonunda en yakınının bile <strong> “Eline sağlık”</strong> demediğinden yakınanlar  <strong>“Marifet iltifata tâbidir” </strong> sözünün geçerliliğini yitirdiğini iddia ediyorlar. Meslek hayatım boyunca çok iltifat aldığımı söyleyemem. Yaptığımız basit küçük hatalarda ağır eleştiriler yönlendirenler çok iyi yazılarda tebrik etme ihtiyacı hissetmez. İletişim teknolojisi gelişince duyarlı okur kendisini daha fazla hissettiriyor. Son deece seviyeli eleştirilerin yanında, teklif ve öneriler ufkumuzu açıyor.<span id="more-95085"></span> Lakin gelen e-postaların tamamını açıp, okuyarak cevap vermek mümkün olmuyor. Peşinen bu konuda okuyucularımızdan özür dileyip son yıllarda aldığım en güzel iltifata geçelim.</p>
<p>En büyük idealim bizim “yitik kuşak”ın romanını yazmak&#8230; Neredeyse on yıldır uğraşıyorum. Sonuçta işin içinde edebiyat var. Söz uçar gider de yazı bâkî kalır. Yıllar sonra <strong>“Şu eksik olmuş, bu da fazla”</strong> gibi titizliğim yüzünden bir türlü cesaret edip romanı baskıya veremiyorum. Halen gergef gibi işlemeye devam ettiğimi belirtmeliyim. Ama bu arada iki kitap birden yayınladım. Bir yazar için bir yılda iki kitap kimilerine göre fazla olabilir. Zaten benim <strong>“Teğmen Çelebi”</strong> ve <strong>“Digital Terör”</strong> adlı kitaplarım için <strong>“telif eser”</strong> iddiam yok. Sadece yapılan haksızlıkları belgeleriyle ortaya koyup tarihe not düşmeye gayret ettim hepsi o kadar&#8230; Ama kitapların ilgi görmesi beni ziyadesiyle mutlu ediyor. Yıllardır görüşemediğim dostlarımla yeniden irtibat kurmamı sağlıyor. Her iki kitapta empati yapma zorunluluğu hissetmiştim. Kısaca askeri okul günlerimdeki anılarımdan bahsederek subayların eğitim koşulları ve ruh hallerini yansıtmaya çalışmıştım. İnsan hayatının en güzel dönemi olan liseli yılları halen özlüyorum.</p>
<p>Bu özlemde yalnız olmadığımı anladım. Heyecan ve hüzün ile okuduğunu belirttikten sonra  <strong>“Kuleli’yi aynı kadro ile yüz yıl okurum”</strong> diyen arkadaşımın dedeleri ve babası da askerdi. Emekliliği için iki çocuğunun okullarının bitmesini bekliyormuş. Biri mimarlık diğeri de bilgisiyar eğitimi alan çocuklarını niçin asker yapmadığına şaşırdım. <strong> “Şu devirde askeri okula nasıl verseydim&#8230;”</strong> umutsuzluğu yüreğimi burktu.</p>
<p>Dünyanın en prestijli mesleği olan askerliğin Türkiyemizde ne hale gelişi üzerine dertleştik. Oysa Rusya’da 15-20 kuşaktır yani Çarlık döneminden bu yana asker olan aileler tanıdım. Ruslar için Frunze Akademisi efsanedir. Amerikalılar için West Point de öyle&#8230; İngiltere ve Fransa’da askerlik asil aile mesleğidir. Bir dönem Harbiyelilik gerçek anlamda ayrıcalıktı. Oysa şimdi kapatılmak istenen Askeri Liselere öğrenci bulunamıyor. Haydarpaşa Garı’ndan sonra rantiyeciler gözlerini Kuleli’ye dikti. Kuleli Askeri Lisesi’ni lüks otel haline getirmek için ne dolapların çevrildiği başlı başına bir yazı konusu. Çankırı Astsubay Hazırlama Okulunun kapatılmasının ihanet ile eşdeğer olduğunu daha önce bu sütunlarda yazmıştım.<br />
Askeri Liselere gitmek isteyen öğrencilerin veli adreslerine gönderilen iğrenç CD’li mektupları gördüm. Türkiye’nin en köklü okulu Deniz Lisesi iki-üç yıldır kapasitesinin çok altında öğrenci kaydediyor. Kuleli, Maltepes ve Işıklar’ın durumu da iç açıcı değil. Askeri Liseden diploma alıp Harbiyeli olma heyecanı neredeyse bitme noktasına gelmiş.</p>
<p>Mezuniyetlerine iş kaygısı olmayan öğrenciler fırsatını bulunca ayrılmak için çaba harcıyor. Bizim dönemimizde askeri okuldan ayrılmak atılmak utanç verici suç sayılırdı. Şimdi aileler çocuklarını uniformadan kurtarmaya çalışıyor. Türk Ordusunun içi boşaltılmak, omurgası çökertilmek isteniyor.  <strong>“Profosyenel ordu” </strong>safsatasının sonucunu gördük. Hedeflenen 30 bin personeldi. Ancak başvuran dört bin bile olmadı. Memleketin Başbakanı askerlik şubelerinin peyderpey kapatılmasını övünerek anlatıyor. Oysa terör örgütünün uzantısı parti ve belediyeler askerlik şubesi, vergi dairesi gibi çalışıyor.</p>
<p><strong>“Ordu-Millet” </strong> anlayışımızın ruhuna fatiha okunuyor. ABD belgelerinde Pentagon Senaryosu olduğu açığa çıkan Türk Ordusunu bitirme planı “digital terör” ile had safhaya ulaştı. Genelkurmay Başkanı dahil her rütbedeki askerin başında demoklesin kılıcı gibi sallanan tutuklanma, prestij infazı var iken Türk ailelerinin çocuklarına askerlik mesleğini seçtirmesi çok zor. Ayrılalı 27 yıl olmuş neredeyse.</p>
<p>Rüyalarımda sık sık askeri okul günlerimi görürüm. Çocuklarımı askeri okula veremediğim için kahroluyorum. Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nin bile kaldırılmaya çalışıldığı ortamda, Sevgili Arslan Bulut’un<strong> “Şimdi değilse ne zaman”</strong>  başlıklı tarihi uyarısından bir şeyler hissedenler lütfen çocuklarınızı askeri okullara yönlendirin.</p>
<p>Dershanecilik bu ülkenin en büyük rant sektörü oldu. 8-10 yaşından itibaren çocuklarınızı dershanelee avuçlar dolusu para ödeyerek göndermek yerine askeri okullarda Türkiye’nin en iyi eğitimini almasını sağlayın. Üstelik tazminatlar çok düştü. Bırakınız özel kolejleri yıllık dershane parası bile değil. </p>
<p>Bu ülkenin geleceğinden endişe duyan vatansever ailelerin bu çağrımı cevapsız bırakmayacağına inanıyorum. Bu günler elbette geçecek, askerlik yine en soylu meslek haline gelecek. Yüzlerce yıllık <strong>“Harbiye, Mülkiye, Tıbbiye”</strong>  anlayışına şimdi daha çok ihtiyacımız var.</p>
<p>Askeri Lise ve Harp Okullarına giriş sınavlarına hazırlanan öğencilere başarılar diliyorum.<br />
<strong>YENİÇAĞ</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/haber/95085/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ahmet TAKAN: Atatürk’ü Karalayanlara Sunulur!..</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/haber/95081</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/haber/95081#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 11:01:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniçağ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=95081</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/95081"><img align="right" hspace="5" width="180" src="http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/resimler1/authors/24679.gif" class="alignright wp-post-image tfe" alt="" title="" /></a>Siz, “ihtilâlcilerin” yargılanmasına yönelik pembe dizileri paşa paşa seyredip uyuklarken, millî yapımızın ve dolayısıyla geleceğimizin temeline, “ustaca” yerleştirilen dinamitlerin de farkında değilsiniz, herhalde!.. Dikkatli inceleyin.. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, Özel Okullar yönetmeliği taslağı ile yalnızca Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini kaldırmıyor. Atatürk köşesi ile ilgili düzenlemenin içini boşaltarak Türk Bayrağı ve İstiklal Marşının kaldırılmasına da yol [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/resimler1/authors/24679.gif" class="alignnone"  />Siz, <strong>“ihtilâlcilerin”</strong> yargılanmasına yönelik pembe dizileri paşa paşa seyredip uyuklarken, millî yapımızın ve dolayısıyla geleceğimizin temeline,<strong> “ustaca” </strong>yerleştirilen dinamitlerin de farkında değilsiniz, herhalde!..<span id="more-95081"></span><br />
Dikkatli inceleyin..<br />
Milli Eğitim Bakanı <strong>Ömer Dinçer,</strong> Özel Okullar yönetmeliği taslağı ile yalnızca<strong> Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini</strong> kaldırmıyor.<strong> Atatürk köşesi ile ilgili düzenlemenin içini boşaltarak Türk Bayrağı ve İstiklal Marşının kaldırılmasına da yol veriyor.</strong><br />
Milli Eğitimin temeline ustaca yerleştirilen bombanın ne manaya geldiği tam anlaşılmasın ve toplumda büyük tepkiler yaratmasın diye <strong>Tayyip Erdoğan</strong> yine ustaca bir manevrayla ortaya çıktı.<br />
<strong>Erdoğan, “Dindar nesil yetiştireceğiz”</strong> dedi ve tartışmayı asıl ekseninden kaydırdı.<strong> Milleti de yıllardır Allah ile kandırdıkları için</strong> işleri kolay oldu.<br />
Asıl hedeflerinin <strong>ulus-devlet yapımıza son ve bitirici darbeyi indirmek olduğunu, aslında dindar nesillerle hiç de alakadar olmadıklarını</strong> gören yok.<br />
İşi yine laiklik tartışmalarına getirip AKP’nin değirmenine su taşıyanlar da cabası..<br />
Olup bitenler karşısında sesi en gür çıkması gereken öğretmenler de sindirilmiş durumda. Şu anda gündemlerinde Bakanlığın üzerlerinde salladığı <strong>“rotasyon”</strong> sopası var. Okul müdür ve yardımcılarından başlayarak Milli Eğitim Merkez teşkilatına kadar yapılan kadro kıyımı ile birlikte, öğretmenlerde <strong>“sıranın kendilerinde olduğu”</strong> düşüncesi ve duyumları hakim.<br />
Yapılan ince hinliklerin farkında olan<strong> Türk Eğitim-Sen</strong> ise Milli Eğitim Bakanlığına bir uyarı yazısı gönderdi.<br />
Yazıda tasarlanan değişikliğin tehlikesine dikkat çekiliyor:<br />
<strong>“Ortaöğretim kurumları da Bakanlığınıza bağlı olarak eğitim-öğretim faaliyeti gösteren kurumlardır. Bu sebeple, bu kurumlarda da T.C. Anayasası’nda yer alan temel ilkelere, Türk Milli Eğitiminin genel ilke ve amaçlarına uygun düzenlemelere ve uygulamalara yer verilmesi gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi varlığını ve kuruluş mücadelemizi simgeleyen millî değerlerimizin göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Aksi yönde yapılacak olan değişiklikler, üst normlara aykırı düşeceği gibi, eğitim sistemimizdeki birlik ve bütünlüğün bozulmasına ve Türk kamuoyunda tepkilerin oluşmasına yol açacaktır.” </strong><br />
Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı<strong> İsmail Koncuk, </strong>uyarı yazısına henüz cevap alamamış. Sendika <strong>19 Mayıs törenlerinde</strong> yapılan düzenleme ile ilgili hem Milli Eğitim Bakanı<strong> Ömer Dinçer </strong>hem de Müsteşarı <strong>Emin Zararsız</strong> hakkında suç duyurusunda bulunmuş. Bir de düzenlemenin iptali için dava açılmış.<br />
Benim bildiğim<strong> Ömer Dinçer</strong>’i uyarı yazısı falan etkilemez. O inandığı yolda dümdüz gider!..</p>
<p><strong>Atatürk ve gençlik<br />
Maarif’in gayesi</strong><br />
<strong>“Dindar gençlik yetiştireceğiz” </strong>diye Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini  ortadan kaldırmaya çalışanların yüzüne tokat olacak nitelikteki şu satırları birlikte okuyalım.<br />
<em>Belge 1:</em><br />
<strong>“Gözlerini kumarhane masalarına, meyhane şişelerine dikmiş, afyon yutmuş gibi bayılmış, ne yapacağını şaşırmış, şımarık gençlerden hiç hoşlanmazdı. Böylelerine son derece kızar ve nefret ederek:<br />
Böyleleri, tabiatıyla Milli Ülküye lakayt, bigâne bir gençliktir. Bu gibilere ne hâkimiyet-i milliye, ne de Cumhuriyet, zerre kadar heyecan ve alaka vermez. Her türlü içtimai ve ahlaki alakaları kesilmiş vaziyette olan bu gibi gençler için kumar, dans, rakı, fuhuş, para, işte hakimiyet-i milliye’nin, işte cemiyetin manası, onlar için, yalnız bunlardan ibarettir. Bu gibi gençleri tereddîden mutlaka ve gençliği behemehal mefkûreci ve memleketle alakalı olarak yetiştirmek, herkesin, hepimizin, her devlet adamının başta gelen vazifesidir.” </strong><br />
<strong>Atatürk,</strong> bu fikrini ileri sürdükten sonra gayeye varmak için şu yolu gösterirlerdi:<br />
<strong>“Maarifin gayesi yalnız hükümete memur yetiştirmek değil, daha ziyade memlekete ahlaklı, karakterli, Cumhuriyetçi, inkılapçı, müsbet, atılgan, başladığı işleri başarabilecek kabiliyette, dürüst, muhakemeli, iradeli, hayatta tesadüf edeceği müşkülâta galebe çalmaya kudretli, karakter sahibi genç yetiştirmektir. Bunun için de eğitim programlarını ve sistemlerini ona göre tanzim etmelidir.” </strong><br />
<em>(Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri s.62’den aktaran Tarihi Gerçekler Işığında Belgelerle Mustafa Kemal Atatürk kitabı )</em></p>
<p><strong>Atatürk ve dindar gençlik<br />
Yâsîn okuyan kız</strong><br />
Bu satırlar da Atatürk’ün İslam düşmanı olduğunu iddia edenlere en güzel cevaptır.<br />
<em>Belge 2:</em><br />
<strong>“Atatürk’ün manevi evlâtlarından 14-15 yaşlarında Nebile adlı bir kızı vardı. Bu kızcağız bir konuşma esnasında bana:<br />
Ben, Yâsîn-i Şerif’i ezbere hiç yanlışsız okurum, demişti.<br />
Tesadüfen bu sözleri duyan Atatürk:<br />
Ya, öyle mi kızım Nebile? dedi. Eğer bu sözlerin gerçek ise bana ispat et de görelim bakalım..<br />
Atatürk’ün kütüphanesinde hem Arapça, hem de Türkçe tefsirli Kur’ân-ı Kerim vardı. Ata, bu Kur’ân’lardan Arapça olanını getirtti. Yâsîn Sûresini açarak:<br />
Haydi oku bakalım, kızım, seni bekliyorum, dedi.<br />
Nebile, besmele çekip, yanık bir sesle Yâsîn-i Şerif’i okudu. Atatürk de sonuna kadar, elinde Kur’ân’la onu takip etti&#8230; O sırada Ata’nın hislendiğini nemlenen gözlerinden anlamıştım.” </strong><br />
<em>(Nazım Kaleli, Hayat Tarih Mecmuası, Şubat 1970, s. 32’den aktaran Türk Milliyetçi Hareketi’nin Lideri Başbuğ Atatürk kitabı)</em><br />
<strong>YENİÇAĞ</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/haber/95081/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Özcan YENİÇERİ: AKP’nin Akıbeti ve Gençliğe Hitabe</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/haber/95077</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/haber/95077#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 10:57:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniçağ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=95077</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/95077"><img align="right" hspace="5" width="180" src="http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/resimler1/authors/391.gif" class="alignright wp-post-image tfe" alt="" title="" /></a>Dünyanın her yerinde milletler, ülkelerinin kurucu önderlerine karşı saygı gösterirler. Onları hem kendileri unutmamak hem de genç nesillere hatırlatmak için sokaklara anıtlarını diker, abidelerini yapar ve hatıralarını muhafaza ederler. Toplumların, istiklal ve istikballerini sağlayan kahramanlarına gösterdikleri saygı aslında kendi geleceklerine olan güvenin de ölçüsüdür. Mustafa Kemal Atatürk ve onun aziz hatırasına gösterilen saygı, her şey [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/resimler1/authors/391.gif" class="alignnone"  />Dünyanın her yerinde milletler, ülkelerinin kurucu önderlerine karşı saygı gösterirler.  Onları hem kendileri unutmamak hem de genç nesillere hatırlatmak için sokaklara anıtlarını diker, abidelerini yapar ve hatıralarını muhafaza ederler. Toplumların, istiklal ve istikballerini sağlayan kahramanlarına gösterdikleri saygı aslında kendi geleceklerine olan güvenin de ölçüsüdür. <span id="more-95077"></span><br />
<strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong> ve <strong>onun aziz hatırasına</strong> gösterilen saygı, her şey bir yana <strong>Türk milletinin bağımsızlık, özgürlük ve egemenlik iradesinin ölçüsüdür. Atatürk,</strong> Türk milletinin istiklal ve istikbal davasında  <strong>“Ya istiklâl ya ölüm” </strong> diyen iradenin adıdır. Bu yönü itibarıyla<strong> Atatürk</strong>, Türk milleti için her şeyin ötesinde bir ontolojik<em> (yani var olma ile ilgili) </em>sorundur.<br />
İşte<strong> Atatürk’ün kurduğu böyle bir cumhuriyette</strong> Milli Eğitim Bakanlığı da yapmış olan bir zat şunları söylüyor: <strong> “Atatürk’ü kanunla sevdiremezsiniz&#8230; Peygamberi bile koruma kanunu yok. ‘Gençliğe Hitabe’ ve ‘Andımız’ ayet mi? Kamuoyunun bunları tartışması lazım”.</strong><br />
Bu sözlerin sahibi <strong>Hüseyin Çelik</strong> galiba, Gençliğe Hitabe’nin ya da  <strong>“Andımız”</strong>ın ayet olmadığını yeni öğrenmiş. Zira altı yıl <strong>Atatürk’ün Cumhuriyetinde</strong> bu zat, Milli Eğitim Bakanlığı yapmıştır. Hemen sormak lazım, madem koruma kanunu gibi bir şeyi yanlış buluyor, Andımız ve Gençliğe Hitabenin<strong> “ayet” </strong>olmadığını biliyordunuz da neden kamuoyunda bunların tartışılmasını bizzat görev başındayken yapmadınız?<br />
Ayrıca Çelik’in bu sözleri medyada <strong>Atatürk’e, Cumhuriyet tarihine ve ritüellere yönelik saldırıların</strong> bizzat <strong>AKP</strong> iktidarının yönlendirmesiyle yapıldığının da itirafı niteliğindedir.<strong> İktidarın kiralık, yandaş ve besleme kalemleri vasıtasıyla cumhuriyete yönelik eleştirileri medyada tartıştırdığı anlaşılıyor. </strong>Nitekim Çelik,  <strong>“Kamuoyunun bunları tartışması lazım” </strong> diyerek, <strong>yıkıcı kampanyayı</strong> bizzat kendilerinin yönettiğini de itiraf etmiş oluyor.<br />
Diğer yandan <strong> “Gençliğe Hitabe” </strong> Türk gençliğine <strong>Atatürk’ün bıraktığı vasiyettir.</strong>Türk Gençliğine ihanet odaklarının tuzağına düşmemesi için izlemesi gereken yolu gösterir. Bu yönü itibarıyla  <strong>“Gençliğe Hitabe” </strong> bağımsızlık ve özgürlük yolunda yeni nesillerin yürürken yollarını tayin etmekte kullandıkları kutup yıldızı niteliğindedir. <strong>Atatürk</strong>’ün  <strong>“Ey Türk Gençliği”</strong>  diyerek gençliğe hitap ettiği gibi,<strong> Bilge Kağan</strong> da<strong> “Ey Türk”</strong>  diyerek Türk Milletine hitap etmişti. Çelik bilmez ama kurucuları tarafından nesillere vasiyet bırakmak Türk geleneğidir.<br />
Çelik gibilerin amacı, <strong>gençliği ilkesiz, idealsiz, amaçsız ve değersiz bırakarak küresel odaklar tarafından rahat kullanılmalarını sağlamaktır. </strong>Bilindiği gibi mevcut iktidar Türkiye’yi her türlü uluslararası operasyona açık bir ülke konumuna getirmiştir.<strong> Sıra Türk gençliğini küresel odakların amaçlarına karşı duyarsız hale getirmeye gelmiştir.</strong> Bu yüzden gençlik bağlı bulunduğu dallardan ve köklerden kopartılmaya çalışılmaktadır. Rahmetli <strong>Başbuğ,</strong> yıllar önce  <strong>“Dalından koparılmış yaprağın kaderini rüzgâr tayin eder”</strong> derken bu tehlikeye dikkat çekmişti.<br />
Küresel güçler veya  onlarla işbirliği içine girmiş olan gaflet ve dalalet içindeki iktidarlara karşı <strong>Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi</strong> ikaz niteliği taşır. Aynı zamanda gençliğe uğrunda mücadele edeceği idealleri gösterir.<br />
Ayrıca<strong> Hüseyin Çelik</strong>’in  <strong>“Peygamberi bile koruma kanunu yok</strong>” diyerek yüce peygamberimiz ile devletin kurucu liderini karşılaştırması birinci sınıf fitnedir.<br />
On yıllık iktidarları döneminde<strong> AKP</strong> alabildiğine bölge, etnisite, mezhep, cemaat üzerinden ayrıştırma gibi binlerce çeşit fitne faaliyeti yapmıştır. Din ile siyaset, imam ile öğretmen, cami ile kışla, dini değerler ile milli değerler bu iktidar dönemindeki kadar hiçbir zaman karşı karşıya getirilmemiştir.<br />
<strong>AKP</strong> geldiği son aşamada cumhuriyetle hesaplaşacak kadar kendini güçlü görmektedir.<strong> Arkasını AB ve ABD’ye dayayarak cumhuriyete meydan okuyan AKP’nin akıbetini Gençliğe Hitabenin içeriği tayin edecektir!</strong><br />
<strong>YENİÇAĞ</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/haber/95077/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ümit ÖZDAĞ: Deniz Feneri ve Bağımsız Yargı</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/haber/95047</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/haber/95047#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 09:20:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yeniçağ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=95047</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/95047"><img align="right" hspace="5" width="180" src="http://ayyildizhaber.com/haber_resim/7644.jpg" class="alignright wp-post-image tfe" alt="" title="" /></a>Deniz Feneri Davasına bakan savcılardan Mehmet Tamöz ve Abdulvahap Yaren hakkında da görevi kötüye kullanmaktan (5237 nolu kanunun 257 ve 53 / 1’inci maddeleri) dava açıldı. Savcı Nadi Türkaslan’ı Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararı gizlemekten ‘resmi belgede sahtecilik ve görevi kötüye kullanmak’tan (TCK’nın 5237 nolu kanunun 204 / 2, 212, 257 ve 53 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://ayyildizhaber.com/haber_resim/7644.jpg" class="alignnone"  />Deniz Feneri Davasına bakan savcılardan <strong>Mehmet Tamöz</strong> ve  <strong>Abdulvahap Yaren</strong> hakkında da görevi kötüye kullanmaktan <em>(5237 nolu kanunun 257 ve 53 / 1’inci maddeleri)</em> dava açıldı.<span id="more-95047"></span> Savcı Nadi Türkaslan’ı Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararı gizlemekten ‘resmi belgede sahtecilik ve görevi kötüye kullanmak’tan <em>(TCK’nın 5237 nolu kanunun 204 / 2, 212, 257 ve 53 /1’inci maddeleri ile)</em> suçlandı. Savcılar hakkında 3-8 seneye kadar hapis isteniyor. İddia, savcıların resmi belgede tahrifat yapmak ve görevi kötüye kullanmak şeklinde. İddiaya göre savcılar sanıkların mal varlıklarına tedbir konulması sürecinde mahkemenin reddettiği taleplerinin üstünü kapatarak tapu müdürlüklerine göndermekle suçlanıyorlar. </p>
<p>Savcıların görevden alınması, Temmuz 2011 başında davada gerçekleşen 20 önemli kişinin tutuklanmalardan sonra gerçekleşti. Ancak sürecin nasıl işlediğini önce hatırlayalım. Davalı avukatlarının savcılar ile ilgili şikayetlerinden sonra  HSYK savcılar ile ilgili soruşturma başlattı. </p>
<p>31 Temmuz 2011’de Deniz Feneri Davasının tutuklu sanıklarının avukatları HSYK’ya Deniz Feneri Davasının üç savcısını belgede tahrifat suçlaması ile şikayet ettiler. 24 Ağustos 2011’de Ankara Cumhuriyet Başsavcı vekili <strong>Nuri Yiğit</strong> görevinden alındı. Yiğit’in yerine HSYK yedek üyesi <strong>Harun Kodalak</strong> getirildi. Kodalak ise daha önce Almanya’nın yardım talebini reddetmiş olan savcı. Türkarslan, Yaren ve Tamöz’ün Kodalak’ın izni olmaksızın tutuklama istemeleri yasaklandı. 26 Ağustos 2011’de Türkarslan, Yaren ve Tamöz’e Ankara Başsavcısının kararı ile Deniz Feneri Davasından el çektirildi. Neden bu noktaya gelindi?   </p>
<p>1 Haziran 2009’da zekat paralarını dolandırdığı iddia edilen kişilerin bu paraları ortakları oldukları şirketlerin hesaplarına ve kendi özel hesaplarına aktardıkları iddiası ile savcılar <strong>Mehmet Tamöz, Abdulvahap Yaren ve   Nadir Türkarslan</strong>, Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesi’nden anılan kişilerin mal varlığına ve şirketlerindeki ortaklık paylarına ve şirketlerin mal varlığına  el konulmasını istemişlerdir. 1 Haziran 2009’da Ankara 3. Sulh Ceza  Mahkemesi birinci talebi kabul etmiş ve aldığı birinci kararın savcıların ikinci talebinin doğuracağı hukuki sonuçları doğurduğunu söyleyerek ikinci talebi reddetmiştir. </p>
<p>Çünkü Mahkeme ret ile ilgili kararında birinci kararın savcıların ikinci talebinin hukuki sonuçlarını karşıladığını söyleyerek reddetmiştir.</p>
<p>Üç gün sonra sanık avukatları Tapu Dairesine üstü kapalı olarak gönderilen belgenin üstünün açılarak yollanmasını ve mal varlıklarına konulan tedbirin kaldırılmasını istemiştir. Savcılar, Tapu Dairesine üstü kapalı olarak yollanan yeri açarak tekrar yollamışlar ancak tedbirin kaldırılması talebini reddetmişlerdir. Aradan 2.5 sene geçmiştir. Bu üç sene içinde sanık avukatları belgede tahrifat yapıldığı ile ilgili herhangi şikayette bulunmamışlardır. </p>
<p>Ancak Temmuz 2011’de tutuklamalar başlayınca avukatların aklına kapatılmış belge gelmiştir. HSYK’ya 31 Temmuz 2011’de şikayet gerçekleştirmişlerdir. Ve bugüne kadar uzanan süreç yaşanmaya başlamıştır. Bu arada savcılar görevden alındıktan sonra Deniz Feneri Davasından tutuklananlar dört ay tutukluluktan sonra <strong> “daha uzun tutuklama cezaya dönüşüyor”</strong> denilerek 26 Ekim 2011’de serbest bırakıldılar.  </p>
<p><strong>Abdülvahap Yaren</strong> 26 yıllık savcı olan son 3 senede de basın savcılığı dışında  Deniz Feneri savcılığına bakmaktaydı.<strong> Nadi Türkarslan</strong> da 26 yıllık savcı ve son 8 senedir basın savcılığına bakmaktaydı. 21 Ocak 2012’de Yaren ve Türkarslan HSYK tarafından basın savcılığı görevlerinden alınarak, <strong> “Yeni bitki çeşitlerine ait ıslahatçı haklarının korunması, entegre devre topografyalarının ve coğrafi işaretlerin korunmasına aykırı faaliyetleri”</strong> ni incelemekle görevlendirildiler.  Kaçakçılık faaliyetlerine bakan <strong>Mehmet Tamöz’</strong>ün ise görev alanı daraltıldı. Bütün bunlardan sonra siz savcı olsanız iktidar aleyhine bir soruşturma yürütmeye, iddiada bulunmaya cesaret edebilir misiniz?</p>
<p><strong>Son bir not</strong>: Yaren, Türkarslan ve Tamöz’ün yerine gelen savcılar da sanık avukatlarının mal varlıklarına konulan tedbirin kaldırılması talebini reddettiler.<br />
<strong>YENİÇAĞ</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/haber/95047/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cami bombalama plânının sahteliği resmen ispatlandı!</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/haber/95005</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/haber/95005#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 20:29:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arslan Bulut]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=95005</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/95005"><img align="right" hspace="5" width="180" src="http://www.erzhaber.com/images_up/arslan%20bulut.jpg" class="alignright wp-post-image tfe" alt="" title="" /></a>Balyoz davasında yargılanan subaylardan hiçbirini tanımam. Fakat “Bu ülkede hâlâ kaleminden kin ve nefret yerine mürekkep akan, erdemli, onurlu ve vicdan sahibi gazeteciler olduğuna inanan” subayların bazıları, bana da duruşmada yaptıkları savunmaları gönderiyor. Bu savunmaları yayınlamak, iddiaları, daha iddianame hazırlanmadan manşetlerinden veren gazetecilerin görevidir. Fakat hiçbiri bunu yapmıyor. Daha önce bir savunmadan özetle bahsetmiştim. Son [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.erzhaber.com/images_up/arslan%20bulut.jpg" class="alignnone" />Balyoz davasında yargılanan subaylardan hiçbirini tanımam. Fakat <strong>“Bu ülkede hâlâ kaleminden kin ve nefret yerine mürekkep akan, erdemli, onurlu ve vicdan sahibi gazeteciler olduğuna inanan” </strong><span id="more-95005"></span>subayların bazıları, bana da duruşmada yaptıkları savunmaları gönderiyor. Bu savunmaları yayınlamak, iddiaları, daha iddianame hazırlanmadan manşetlerinden veren gazetecilerin görevidir. Fakat hiçbiri bunu yapmıyor.<br />
Daha önce bir savunmadan özetle bahsetmiştim. Son gelen savunma, Hasdal cezaevinden <strong>Hüseyin Topuz</strong>’a ait. Fatih Camii’ni bombalama planının iç yüzünü anlatıyor.. Yine özetleyerek veriyorum:</p>
<p>***</p>
<p><strong>“İddianamede Fatih Camii’ne yönelik eylem planı hazırlamakla suçlanmaktayım. Halbuki, bu belgelerin hazırlandığı iddia edilen 2002-2003 yıllarında Kara Harp Akademisi’nde öğrenim gören, henüz yüzbaşı olmuş bir jandarma subayı idim. Darbe provası olarak gösterilen seminere katılmadığım gibi böyle bir seminer yapıldığından konuyla ilgili haberlerin basına yansıdığı 2010 Ocak ayında ilk kez haberim oldu.<br />
Soruşturma sırasında yurt dışı görevde olduğum için poliste, savcılıkta veya sorgu hakimliğinde ifadem alınmadan, kanunlara aykırı bir şekilde sanık oldum ve 11 Şubat 2011 tarihinde hukuksuz bir şekilde tutuklandım. Tutuklandıktan yedi buçuk ay sonra ilk defa bir adli makama kendimi ifade etmek fırsatı buldum.</strong></p>
<p>***</p>
<p>- TÜBİTAK raporuyla 2003 döneminde oluşturulduğu iddia edilen CD’lerde yer alan <strong>‘Çarşaf Eylem Planı’</strong>nda, Fatih Camii ve çevresindeki kameralardan bahsedilmektedir. Fatih İlçe Müftülüğü dahil, resmi makamlardan konuyu soruşturarak resmi cevaplarını mahkemeye sundum. Bu resmi belgelerde söz konusu kameraların 2005 yılında kurulduğu bildirilmiştir. Eylem planını 2003 yılında yazmışsam, iki yıl öncesinden Fatih Camii’ne kamera sistemi kurulacağını nereden bilebilirdim?<br />
<strong>- Yine sözde planda, ASELSAN ve TÜBİTAK tarafından üretilen emniyetli cep telefonu kullanımı tavsiye edilmektedir. İlgili kuruluşlardan aldığım resmi yazılara göre, emniyetli cep telefonu sistemi 2008 yılında üretilmiştir. Bunu beş yıl önceden bilerek yazmam mümkün müdür?<br />
- Sözde planda Fatih Camii etrafındaki sokak isimlerinden bahsedilmektedir. Bu sokak isimlerinin İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi kararı ile 2006-2007 yıllarında verildiği, ilgili kurumun resmi yazılarıyla sabittir. Benim hangi sokağa hangi ismin verileceğini üç-dört yıl öncesinden bilerek yazmam mümkün müdür?</strong></p>
<p>***</p>
<p><strong>İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, TÜBİTAK, Fatih İlçe Emniyet Müdürlüğü, Fatih İlçe Müftülüğü gibi resmi makamlardan aldığım bu belgeler, söz konusu dijital verilerin, en erken 2008 yılı ve sonrasında hazırlandığını göstermiyor mu? Bu da açık bir sahtekârlığa işaret etmiyor mu?</strong><br />
Söz konusu belgelerde, şu ana kadar diğer sanıklar ve avukatları tarafından mahkemeye sunulan, yukarıda ifade ettiklerime benzer 1500 civarında sahtekârlık var. Ben sadece kendime yönelik suçlamaların asılsız olduğunu ispat edebilmek için 99 kurumla yazışma yaptım ve resmi belgelerle 117 adet sahtekârlığı ortaya çıkardım.<br />
Suçlamalara dayanak teşkil eden ve benim de ismimin yer aldığı dijital görevlendirme çizelgesindeki dokuz kişiden benimle aynı durumda olan yedi kişi tutuksuz olarak yargılanmakta ve duruşmalardan vâreste tutulmaktayken ben hangi gerekçeyle tutuklu olarak yargılanıyorum?</p>
<p><a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/92722">***</p>
<p>20 Ocak 2010 tarihinden bugüne kadar yazılı ve görsel basında, sürekli ‘Bunlar camileri bombalayacak, kendi uçağımızı düşürecek, darbe yapacak’ diye suçlayıp bizleri din düşmanı, halk düşmanı, hain, şerefsiz ve onursuz göstermeye çalıştılar. Bunu yaparken, resmi belgelerle ispat ettiğim gibi sahte dijital verilerde yer alan sahte argümanları kullandılar.<br />
Bizler sürekli aşağılanırken herkes ama herkes bunu duymazdan geldi. Fatih Camii’ne yönelik hazırlandığı iddia edilen bu sahte planı mahkeme huzurunda yaptığım savunmada her yönüyle çürütmeme rağmen, bu hususların hiçbiri medyada yer almamıştır. Bu durumu sizlerin ve kamuoyunun vicdanına bırakıyorum.”</a><br />
<strong>Hüseyin Topuz, HASDAL</strong></p>
<p><strong>Arslan Bulut<br />
Yeniçağ</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/haber/95005/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arslan BULUT: Basını ve orduyu CIA’ya neden şikayet ettiler?</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/haber/94966</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/haber/94966#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Feb 2012 11:46:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Arslan Bulut]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=94966</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/94966"><img align="right" hspace="5" width="180" src="http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/resimler1/authors/5.gif" class="alignright wp-post-image tfe" alt="" title="" /></a>Tutuklu gazeteciler Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu’nun derlediği “Sızıntı/Wikileaks’te Ünlü Türkler” adlı kitapta, Türk polisinin Ergenekon davası ile ilgili olarak 21 Kasım 2008’de ve 29 Mayıs 2009’da Amerikan Büyükelçiliği’nde, Siyasi İşler Müsteşarı ve Hukuk ataşesine verdiği brifingler belgeleriyle ortaya konuluyor. Belgeler, Amerikan elçisinin Washington’a gönderdiği kriptolardan, yani şifreli mesajlardan oluşuyor. Amerikan yetkilileri belgelerin gerçek olduğunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/resimler1/authors/5.gif" class="alignnone"  />Tutuklu gazeteciler <strong>Barış Pehlivan</strong> ve <strong>Barış Terkoğlu</strong>’nun derlediği  <strong>“Sızıntı/Wikileaks’te Ünlü Türkler” </strong>adlı kitapta, Türk polisinin Ergenekon davası ile ilgili olarak 21 Kasım 2008’de ve 29 Mayıs 2009’da Amerikan Büyükelçiliği’nde, Siyasi İşler Müsteşarı ve Hukuk ataşesine verdiği brifingler belgeleriyle ortaya konuluyor.<span id="more-94966"></span></p>
<p>Belgeler, Amerikan elçisinin Washington’a gönderdiği kriptolardan, yani şifreli mesajlardan oluşuyor. Amerikan yetkilileri belgelerin <strong>gerçek olduğunu</strong> daha önce açıklamıştı.</p>
<p>Öncelikle altını çizelim ki Amerikan Büyükelçiliği Siyasi İşler Müsteşarı, CIA’nın Türkiye’deki en yetkili görevlisi demektir. Yani brifingler <strong>CIA’</strong>ya verilmiştir.</p>
<p>***</p>
<p>- Brifinglerde özet olarak, Ergenekon davasından mahkumiyet çıkacağının kesin olduğu, ancak Türkiye’de yargının ne yapacağının belli olmadığı vurgulanıyor. <em>(O tarihlerde henüz 12 Eylül referandumu yapılmamış, dolayısıyla Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile yüksek mahkemelerin kurulları değiştirilmemişti..) </em></p>
<p>- Brifinglerde <strong>emekli General Veli Küçük, Prof. Dr. Ümit Özdağ, Erk Yurtsever </strong>ve <strong>Türkan Saylan </strong>şikâyet ediliyor, örgütün Amerikan karşıtı olduğu vurgulanıyor ve soruşturma için destek isteniyor. </p>
<p>- Kriptoda, Özdağ’ın AKP iktidara geldikten kısa süre sonra yaptığı  “<strong>Mecliste 660 sandalyeniz de olsa, anayasanın ilk dört maddesini değiştirmeye cüret ederseniz halkın silahlı mücadele hakkı doğacaktır” </strong> uyarısı hatırlatılıyor. </p>
<p>- Kriptoda  <strong>“Polisler ABD’yi &#8211; özellikle Büyükelçi Mark Parris ve Ross Wilson’ı- hakaret dolu ve provokatif ifadelerle betimleyen yayınlara vurgu yaptı”</strong> deniliyor.</p>
<p>Yani  “<strong>Türk polisi” </strong>, Amerikan elçilerinin faaliyetlerini eleştiren Türk gazetecilerini de CIA’ya şikayet ediyor! <strong>Deniz Baykal</strong>’a verildiği iddia edilen rüşvetin belgesi ile,  <strong>“Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın kızının cinsel hayatı”</strong> nın cd’si gösteriliyor! </p>
<p>- Kriptoda, polisin PKK eylemlerini de Ergenekon’un yönlendirdiği kanaatinde olduğu vurgulanıyor,  <strong>“Ergenekon savcısının Başbakan Erdoğan’la haftalık toplantılar yapması, soruşturmanın arkasında siyasi niyetler olduğu iddialarına inandırıcılık kazandırdı”</strong>  ifadesi kullanılıyor! Demek Erdoğan, bu sebeple  <strong>“Bu davaların savcısı benim”</strong> diyordu!</p>
<p>- Amerikan elçisi sonuç olarak  <strong>“Brifing, Ergenekon’un ABD karşıtı eğilimine odaklanırken, Türk Emniyeti’nin çabaları için ABD hükümetinin doğrudan ya da zımni desteğini kazanma umutlarını ortaya koydu” </strong>diyor. </p>
<p>- ABD Elçisi,  <strong>“ABD’nin doğrudan ya da dolaylı olarak PKK’ya silah temin ettiği yönündeki söylentilerin arkasında da askerin parmağı olduğunu tespit etmiş durumdayız. Bu da, AKP’nin ulusal güvenlik konusundaki duruşunu zayıflatmak ve kararsız seçmenleri muhalefet partilerine çekmek için düzenlenmiş bir plândır” </strong>diyerek ne tarafta olduklarını açıklamış oluyor. </p>
<p>***</p>
<p>Özetle, bir grup  <strong>“polis”,</strong> kendi ülkesinin ana muhalefet partisi liderini, Türk ordusunun generallerini, akademisyenleri ve gazetecileri CIA’ya şikâyet ediyor, soruşturma için destek istiyor. Oysa, Türk polisi, o insanların güvenliğini sağlamakla görevlidir, CIA’ya şikayet etmekle değil!</p>
<p>Bu skandal, soruşturması ve kovuşturması aynı anda sürdürülen davalarla ilgili ispatlanmamış iddiaların, CIA’ya anlatılarak destek istendiğini gösteriyor.</p>
<p>Soruşturmanın gizliliğini CIA’ya bilgi vererek ihlal ettikleri gibi adil yargılamayı etkilemek için ABD’den destek istiyorlar. TSK’yı PKK’yı yönlendirmekle suçluyorlar. Bir taraftan da aynı bilgileri yandaş medyaya veriyorlar. Konuyu sakız gibi çiğniyorlar. Son günlerde aynı iddiayı Kemal Burkay seslendiriyor.</p>
<p>Amerikalılar, iddialara inanmamakla birlikte, ordudaki Amerikan aleyhtarlığından rahatsız oldukları için, gereken desteği veriyor.</p>
<p>Sahi bütün bunlar ne için yapılıyor?</p>
<p>Türkiye’nin rejimini değiştirmek için değil mi?</p>
<p>Sıra <strong>Gençliğe Hitabe</strong>’ye ve <strong>Anayasa’nın ilk dört maddesine</strong> geldiğine göre, bu komployu kuran ve yönetenlerin hedefi, Amerikan desteğiyle, Türkiye’de Türk egemenliğini ortadan kaldırmak! Anlamayan kaldı mı acaba? Türkiye, işte böyle yönetiliyor!  <strong>“Şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit etmek”</strong> başka nasıl olur?</p>
<p>Türkiye, bu yükü artık taşıyamaz.<br />
<strong>YENİÇAĞ</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/haber/94966/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
<!-- WP Super Cache is installed but broken. The path to wp-cache-phase1.php in wp-content/advanced-cache.php must be fixed! -->
