<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İlk Kurşun Gazetesi &#187; Hasan Pulur</title>
	<atom:link href="http://www.ilk-kursun.com/konu/milliyet/hasan-pulur/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ilk-kursun.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Sep 2010 08:20:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Bayram, Bektaşi ve izin&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/bayram-bektasi-ve-izin/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/bayram-bektasi-ve-izin/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Sep 2010 06:36:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hasan Pulur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=55948</guid>
		<description><![CDATA[Bayrama, Bektaşi’lerle girelim&#8230; Ramazanda Bektaşi’yi oruç yerken yakalamışlar, karakola götürmüşler. Evet, o devirde oruç tutmamak yasakmış, suçmuş, çok şükür o devir gelip geçmiş&#8230; Acaba? Neyse, karakolda Bektaşi’ye sormuşlar: “Niye oruç tutmuyorsun?” “Seferiyim!” Yani yolcu, bir yerden bir yere gidiyor! Biri atılmış: “Hayır efendim kırk yıldır burada oturur, seferi filan değildir&#8230;” Bektaşi adama ters ters bakmış: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bayrama, Bektaşi’lerle girelim&#8230; Ramazanda Bektaşi’yi oruç yerken yakalamışlar, karakola götürmüşler.<br />
Evet, o devirde oruç tutmamak yasakmış, suçmuş, çok şükür o devir gelip geçmiş&#8230;<span id="more-55948"></span><br />
Acaba?<br />
Neyse, karakolda Bektaşi’ye sormuşlar:<br />
“Niye oruç tutmuyorsun?”<br />
“Seferiyim!”<br />
Yani yolcu, bir yerden bir yere gidiyor!<br />
Biri atılmış:<br />
“Hayır efendim kırk yıldır burada oturur, seferi filan değildir&#8230;”<br />
Bektaşi adama ters ters bakmış:<br />
“Bu dünyada kaç gün oturacağım belli mi? Belli olmaz yarın sefere çıkarız.”<br />
*  *  *<br />
Ramazan o yıl, bu yıl gibi, sıcak günlerde gelmiş, Bektaşi çalışıyor hem de oruçlu, sıcağa dayanamamış, bir maşrapa suyu başına dikmiş, görenler bağırmış:<br />
“Yahu ne yaptın oruç gitti!”<br />
“Giderse gitsin, o mübarek her yıl gelir, bu can bir giderse bir daha gelmez.”<br />
*  *  *<br />
Bayram sabahı, namazdan sonra mahallenin erkekleri kahvede toplanmışlar, biri laf açmış:<br />
“Eee, mübarek ramazan geldi, gitti, acaba memnun kaldı mı?”<br />
Bektaşi cevabı yetiştirmiş:<br />
“Mübarek memnun kalmasa her yıl on gün önce gelir mi?”<br />
*  *  *<br />
Müslümanlığı, şeriatçı zihniyet içinde değerlendirenler, Bektaşi’ye ters gelir. Kuvvet ve kudret sahibi Allah’ın, insanların yalvarıp yakarmasına, kendisini yüceltmelerine ihtiyacı yoktur.<br />
Yaratıcı mademki her şeye kadirdir, insanların günah işlemelerine engel olabilir, haksızlıkları önleyebilir, Tanrı’dan korkmak için sebep yoktur.<br />
Çünkü O affedicidir.<br />
İnsanların, kendilerinin sebep oldukları, adaletsizliklerin sorumsuzluğunu Tanrı’ya yükleme hakları yoktur.<br />
Tanrı kötülüklerle uğraşmaz!<br />
Tasavvufla da özdeşleşen bu düşünceyi bazıları eleştirir ve Bektaşi’ye sorarlar:<br />
“Allah var mı?”<br />
Akıllarınca, Bektaşi’nin Allah’a inancını sorgulamaktadırlar.<br />
Bektaşi’nin cevabı o kadar anlamlıdır ki:<br />
“Elbette var, seksen senedir boğuşuyoruz, hep onun dediği oluyor.”<br />
*  *  *<br />
Dr. Dursun Yıldırım, Kültür Bakanlığı’nın yayımladığı doktora tezinde, fıkralardaki Bektaşi’nin sanıldığı gibi içkili, küfürlü, fütursuz, açık saçık konuşan sarhoş bir adam olmadığını belirtir. Bektaşi fıkraları toplumsal gerçeğin aynasıdır.<br />
***<br />
DİPNOT: Bayramınız kutlu olsun&#8230; Bugünden itibaren izne çıkıyorum. Herkese sağlıklı ve hayırlı günler dilerim. “Hayırlı” dedik diye, öküzün altında buzağı aramaya hiç gerek yok. Referandumda “hayır” diyeceğimizi önceki yazılarımızda açıklamıştık. Kalın sağlıcakla&#8230;</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/bayram-bektasi-ve-izin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kılıçdaroğlu rüzgârı ve bazı solcular</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/kilicdaroglu-ruzgari-ve-bazi-solcular/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/kilicdaroglu-ruzgari-ve-bazi-solcular/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Sep 2010 06:07:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hasan Pulur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=55793</guid>
		<description><![CDATA[Özellikle sahillerde olur, oralarda oturanlar, şöyle bir bakar “Rüzgâr değişiyor!” derler. Rüzgârın değişmesi, bir bakıma havanın da değişmesi anlamına gelir; poyraz eserse hava soğur, lodos eserse hava ısınır, biri kuzey, diğeri güney rüzgârıdır. Rüzgâr her zaman, her yerde değişir, tıpkı siyaset rüzgârı gibi&#8230; * * * Referanduma birkaç gün kala, havaya bakıp “Galiba rüzgâr değişiyor!” [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle sahillerde olur, oralarda oturanlar, şöyle bir bakar “Rüzgâr değişiyor!” derler. Rüzgârın değişmesi, bir bakıma havanın da değişmesi anlamına gelir; poyraz eserse hava soğur, lodos eserse hava ısınır, biri kuzey, diğeri güney rüzgârıdır.<span id="more-55793"></span><br />
Rüzgâr her zaman, her yerde değişir, tıpkı siyaset rüzgârı gibi&#8230;<br />
* * *<br />
Referanduma birkaç gün kala, havaya bakıp “Galiba rüzgâr değişiyor!” diyenler var.<br />
Esen rüzgâr niye değişsin?<br />
Araştırmacı Adil Gür’e göre “Evet’in tadı kaçtı!”<br />
Hele Erdoğan kürsüde coşunca, ipin ucunu kaçırıyor, evet’ler de düşüyor.<br />
Adil Gür’ün teşhisinde insanları tanımak, insanları neyin rahatsız edeceğini saptamak var.<br />
Şöyle diyor:<br />
“Eskiden Sayın Başbakan miting yaptığında, seçtiği konuya bağlı olarak trend yukarı giderdi. Ama son dönemde mitinglerin olumlu değil olumsuz etkisi olduğunu görüyoruz. Bunda en önemli neden konuşma metninin dışına çıktığında kullandığı sert söylemler. Bu, insanları tedirgin ediyor. Başbakan neden bu kadar sinirli ve gergin, diye düşünüyor, altından bir şeyler arıyorlar.”<br />
Adam lokantaya gitmiş, garson yemekleri saymaya başlamış:<br />
“Patlıcan musakka, patlıcan oturtma, patlıcan kızartma, patlıcan salatası, patlıcan silkme, patlıcan dolma&#8230;”<br />
Adam dayanamamış, garsona çıkışmış:<br />
“Patlıcansız bir yemek yok mu?”<br />
Bugün de, Türkiye’de “evet”siz bir köşe, bir bucak kaldı mı?<br />
Sağa dön evet, sola dön evet, geriye dön evet, ileriye git evet&#8230;<br />
Ama Egelinin dediği gibi “Yetti gari!”<br />
Çok muhabbet tez ayrılık getirdiği gibi, çok evet de, hayır getirir.<br />
Hele hele Başbakan’ın ağzından kaçanlar var ya!:<br />
“Bitaraf olan bertaraf olur!” gibi&#8230;<br />
* * *<br />
Peki bu telaşın nedeni?<br />
Biri, mutlaka CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’dur, hiç umdukları gibi çıkmadı&#8230;<br />
İyi konuşanlara hatip denir, hatip olmak için okulunda okumak gerekir, Başbakan Erdoğan gibi İmam Hatip’li olmak&#8230;<br />
Kılıçdaroğlu’nun öyle bir yeteneği yok, zaten var diyerek bazıları gibi eline yüzüne bulaştırmıyor.<br />
* * *<br />
Bazı “solcular” bu anayasa değişikliğine “evet” diyeceklerini açıkladılar.<br />
Elbette, niye olmasın?<br />
“12 Eylül’le hesaplaşmak için&#8230;”<br />
Kılıçdaroğlu, Devrim Sevimay’la yaptığı söyleşide “onlara” şu soruyu sorarak lafa başladı, “evet ” diyeceklere anayasayı anlatarak:<br />
“Bir savcı onları sabahın beşinde isimsiz ihbar mektuplarıyla gözaltına aldırabilir, telefonlarını dinlettirebilir, özel hayatlarını basına sızdırabilir. Savcıyı şikâyet ettikleri zaman ise Adalet Bakanı soruşturulmasına gerek yoktur der ve dosyayı kapatır. Hiçbir yere gidemezler. Danıştay’a bile. Bu mudur solculuk? Bu mudur aydın olmak? Bu pakete göre son karar, soruşturma açma yetkisi bakana ait. Ama şu anda bakana ait değil. Bakan izin vermese bile Danıştay’a gidebiliyorsunuz.<br />
Ben size söyleyeyim, ben kötü niyetli bir Adalet Bakanı olayım, bize oy vermeyen işadamlarının hepsini bir gecede toplatırım, hepsini içeri tıkarım, hepsinin özel telefonlarını, özel hayatlarını deşifre ettiririm, bunu yapan savcının soruşturulmasına da izin vermem. Kenan Evren’in bile düşünemediğini bunlar düşündüler. Şimdi çıkıp bana desinler ki hayır böyle bir şey yok pakette&#8230; Diyebiliyorlar mı? Ben bunu meydanlarda defalarca söyledim. Çıkıp, “Hayır böyle bir şey yoktur” diyemiyorlar. Sorun burada zaten, baskıcı anayasayla baskıyı kurmakta. Ve buna diyorsunuz ki solcular hesaplaşma için buna evet diyecek. Kusura bakmayın, ama o zaman onların solculuğu tartışılır. Asıl onlar solcu değildir.”<br />
* * *<br />
Evet, rüzgâr esiyor&#8230;<br />
İnsanın yüzünü rüzgâra verip, bağrını açası ve “Es be rüzgâr es!” diyesi geliyor.<br />
Bunaldık, biraz ferahlayalım!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/kilicdaroglu-ruzgari-ve-bazi-solcular/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KİMDİR BU HANEFİ AVCI</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/kimdir-bu-hanefi-avci/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/kimdir-bu-hanefi-avci/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 06:58:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hasan Pulur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=55484</guid>
		<description><![CDATA[Herkes soruyor? “Kim bu Hanefi Avcı?” Soranların bazıları onun polis olduğunu, hatta siyasi eğilimin “sağa yatkın” olduğunu biliyor, bilmeyenler ise hayretle “Hem de polismiş!” diyorlar. Hanefi Avcı ’nın kitabı referandum öncesi siyaset sahnesine, pek moda bir deyimle “bomba gibi” düştü, referandum gürültüsünü perdeledi&#8230; (x) Kimdir Hanefi Avcı? * * * Hanefi Avcı 1956 doğumludur, Kahramanmaraş’ın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Herkes soruyor?    “Kim bu Hanefi Avcı?”  Soranların bazıları onun polis olduğunu, hatta siyasi eğilimin “sağa yatkın”  olduğunu biliyor, bilmeyenler ise hayretle “Hem de polismiş!”  diyorlar.<span id="more-55484"></span><br />
Hanefi Avcı ’nın kitabı referandum öncesi siyaset sahnesine, pek moda bir deyimle “bomba gibi”  düştü, referandum gürültüsünü perdeledi&#8230; (x)<br />
Kimdir Hanefi Avcı?<br />
*  *  *<br />
Hanefi Avcı 1956 doğumludur, Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Karabıyıklı köyünün ilkokulunu bitirmiş. Ortaokulu Gaziantep’in Karşıyaka okulunda okumuş, liseyi ise Ankara’daki Polis Koleji’nde bitirmiş, Polis Enstitüsü’ne devam etmiş, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olmuş&#8230;<br />
*  *  *<br />
1976’da mezun olduktan sonra Mersin’e atandı, Gülnar ve Mut ilçesinde Emniyet Komiserliği, Mersin’de Terörle Mücadele Şubesi’nde görev yaptı,<br />
1984’de terör olaylarının hızlanması üzerine Diyarbakır İstihbarat Şubesi’ne atandı, burada 8 yıl görev yaptıktan sonda İstanbul’a İstihbarat Şubesi’ne “müdür ” olarak getirildi. 1996 yılında terfi etti, İstihbarat Daire Başkan Yardımcılığına atandı.<br />
*  *  *<br />
Susurluk Olayı Hanefi Acı’nın yaşamında önemli bir kavşaktır, Meclis araştırma komisyonunda ifade verirken ilk kez “Devlet içindeki çetelerden ” söz etti, güvenlik güçleri içinde çeteler oluşturulduğunu ileri sürdü.<br />
Bu açıklamalar bazılarının hoşuna gitmedi, soruşturmalar başladı, Hanefi Avcı açığa alındı,  “devletin gizli belgelerini temin etmek ve açıklamaktan ” sanıktı, Devlet Güvenlik Mahkemesi O’nu tutukladı, on gün hapis yattıktan sonra beraat etti, İdare Mahkemesi kararı ile göreve döndü.<br />
*  *  *<br />
Devlet, Hanefi Avcı’dan ne vazgeçebiliyor, ne de yaptıklarından hoşlanıyordu.<br />
2003 yılına kadar geri hizmette kaldıktan sonra, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Dairesi Başkanlığına getirildi.<br />
Hanefi Avcı bu, durur mu?<br />
Yolsuzluk operasyonlarına başlayınca Edirne Emniyet Müdürlüğü’ne gönderildi.<br />
Dedi ya Hanefi Avcı bu, durmaz ki!<br />
Bu defa, Kapıkule Sınır Kapısı’nda polisi ve gümrükçüleri rüşvet alırken gizli kamerayla görüntüledi. Ve en son Eskişehir Emniyet Müdürlüğüne atandı&#8230;<br />
Burada da rahat durmadı, bu kitabı yazıp bitirdi.<br />
Fırtına kopunca da kendi isteğiyle “Merkez” e alındı&#8230;<br />
*  *  *<br />
Bunlar Hanefi Avcı’nın kuru hayat bilgileri.<br />
Bir de kendisi kendisini anlatsın, kimdir Hanefi Avcı?<br />
“Hayatım boyunca, yapmam gereken işin gereği ne ise onu yapmaya çalıştım. Ne para, ne makam, ne de başka bir menfaat, hiçbir zaman eylemlerime etken olmadı. Yaptığım işin yapılmasının gerekliliği önem taşıyordu. Bütün enerjimle, gayretimle, aklımla, yaptığım işe kilitleniyordum. Ne özel hayatım, ne eğlencem ve merakım, ne istirahatim vardı. Sabah uyanınca işe başlar, yorulunca uyur, uyanınca tekrar hedefime yönelirdim. Bir derviş edası, bir ideal tutkusu, bir iş sevdasıydı benimki. Her iş tehlike, her iş riskti aynı zamanda .”<br />
*  *  *<br />
İstanbul’da yaşamak, iyi yaşayabilmek hemen her Türkün isteği olabilir, ayıp da değildir.<br />
Hanefi Avcı da İstanbul’da yaşamıştır, ama nasıl?<br />
Anlatır:<br />
“Dünyada herkesin hayran olduğu, hakkında şiirler yazılan aşıklarının her tepesi için ayrı eser verdiği İstanbul’da dört koca yıl çalışmış; her türlü lüks yaşamı sağlayacak imkan ve konuma sahip olmama rağmen bir defa bile ne İstiklal Caddesi’nde ne Bağdat Caddesi’nde gezmedim. Bir defa bir gazinoya gitmedim, resmi mecburi yemeklerin haricinde bir defa bile lüks değil, sıradan bir restorana gidip yemek yemedim, bir arkadaşımı yemeğe götürmedim. İş varken, ülke tehlikedeyken, yemeğe gidilir mi? Hayatım boyunca hiç 20 gün izin kullanmadım, hiç kampa veya tatil anlayışı ile bir yere gitmedim. Gitmeyi de uygun görmez, gidenlere ise görevden kaçıyorlar diye kızardım. Bu konudaki en büyük lüksüm restoranlardan paket servis olarak acılı, baharatlı yemekler getirtip, bu yemekleri şubenin makam odasında çalışma arkadaşlarımla birlikte yemekti.”<br />
*  *  *<br />
Hani bir şarkı vardır “İşte böyle bir şey der”  Hanefi Avcı da “İşte böyle bir adam.”<br />
Tanıyamasanız bile kitabını okuyun.<br />
“Devlet” i de “Cemaati ” de ondan öğrenin&#8230;<br />
————————<br />
(x)Angora Yayınları</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/kimdir-bu-hanefi-avci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’yla kıyaslama</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/osmanli%e2%80%99yla-kiyaslama/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/osmanli%e2%80%99yla-kiyaslama/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Sep 2010 08:20:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hasan Pulur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=55392</guid>
		<description><![CDATA[Zaman zaman, mazimizi anlatırken “Biz 600 yıllık bir devletiz” deriz. Doğrudur, kim ne derse desin, kim reddederse etsin, Türkiye Cumhuriyeti ile Osmanlı İmparatorluğu arasında kan bağı vardır. Bazen bir şeyi kötülerken “Osmanlı kafası” diye aşağılarız, ama bazen de Osmanlı’nın nasıl bir devlet olduğunu anlatırız. Size birkaç şey anlatacağız, kıssadan hisse almak size kalmış&#8230; * * [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zaman zaman, mazimizi anlatırken “Biz 600 yıllık bir devletiz” deriz.  Doğrudur, kim ne derse desin, kim reddederse etsin, Türkiye Cumhuriyeti ile Osmanlı İmparatorluğu arasında kan bağı vardır.<span id="more-55392"></span><br />
Bazen bir şeyi kötülerken “Osmanlı kafası” diye aşağılarız, ama bazen de Osmanlı’nın nasıl bir devlet olduğunu anlatırız.<br />
Size birkaç şey anlatacağız, kıssadan hisse almak size kalmış&#8230;<br />
*   *   *<br />
Padişah Abdülaziz, başmabeyincisini “özel kalem müdürü” diyebilirsiniz, sadrazama yollar, buna da Başbakan diyebilirsiniz.<br />
Padişah, Hazine Bakanı Rüştü Paşa’nın değiştirilmesini istemektedir.<br />
Başbakan Ali Paşa’dır, padişahın istediğini şöyle değerlendirir:<br />
“Hazine nazırlığı saraya ait memuriyetlerdendir, değiştirilmesinde bir sakınca düşünülemez.”<br />
Bir süre sonra padişahın ikinci isteği gelir, görevinden aldırdığı Rüştü Paşa’nın Anadolu’da bir yere sürülmesini istemektedir.<br />
Ali Paşa “hayır” der:<br />
“Rüştü Paşa’nın görevden alınmasını, hazine nazırlığı saraya ait memuriyet olduğu için kabul ettim&#8230; Lakin mahkeme kararı olmadan sürgüne göndermek ise Tanzimat Hatt-ı Hümayunu’na aykırı olur.”<br />
*   *   *<br />
Padişah Sultan Abdülmecit’tir, Sadrazam Giritli Mustafa Naili Paşa, Dışişleri Bakanı da Mustafa Reşit Paşa&#8230;<br />
Fransa’dan borç alınacaktır, dışişleri bakanı, Paris’e mali işlerden anlayan birinin gönderilmesini istemektedir. Sadrazamın oğlu da Fransa’da elçidir, başka birinin gönderilmesine karşı çıkar, “Benim oğlum orada elçidir, buradan başka birinin yollanması onurunu zedeler” der ve bakanı azarlamaya kalkar, Mustafa Reşit Paşa karşılığını verir:<br />
“Biz, sizin her dediğinize evet diyecek dalkavuklardan değiliz, ben sizin oturduğunuz yerde üç kere oturdum” der ve çıkar gider.<br />
Sonra ne mi olur?<br />
Olan Mustafa Naili Paşa’nın sadrazamlığına olur, yerine Mustafa Reşit Paşa gelir.<br />
*   *   *<br />
Abdülaziz hoş bir padişahtır, güreşi, oyunu sever&#8230;<br />
Bir gün sarayda hokkabaz seyrederken, Sadrazam Ali Paşa önemli bir işi danışmak için gelir; padişahın neşesi kaçar, sadrazama takılır:<br />
“Paşa al şu kavezeyi başına geçir!”<br />
“Kaveze” hokkabaz külahıdır.<br />
Sadrazam elini cebine atar, keseden sadaret mührünü çıkartır, uzatır:<br />
“Buyurun padişahım, devlet-i aliyenin, sadaret makamındaki kişi, hokkabazın külahını giymez.”<br />
Padişah, paşayı kızdırdığının farkındadır, renk vermez:<br />
“Aman paşa, sen de hiç şakaya gelmezsin!” (x)<br />
*   *   *<br />
Acaba bunları okuduktan sonra bir kıyaslama yapabildiniz mi?<br />
Her ne kadar bugün demokrasiyi yaşıyorsak&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/osmanli%e2%80%99yla-kiyaslama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başbakan’a dair&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/basbakan%e2%80%99a-dair/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/basbakan%e2%80%99a-dair/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 07:32:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hasan Pulur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=55208</guid>
		<description><![CDATA[Başbakan Erdoğan’ın bu referandumu kazanması lazım! “Hoppala, bu da nereden çıktı?” diyeceksiniz. Evet kazanması lazım, hatta elimizden gelse, bizim de kendisine yardım etmemiz lazım ama, biz “Hayır”cılardanız, kıvırmadan&#8230; Peki, niye Başbakan kazansın diyoruz? * * * Siz Başbakan’ın yargıdan niye yakındığını biliyor musunuz? Meğer neler demiş de biz atlamışız&#8230; Şu feryada bakın: “Sizler belki dışarıdan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başbakan Erdoğan’ın bu referandumu kazanması lazım!   “Hoppala, bu da nereden çıktı?” diyeceksiniz.<span id="more-55208"></span><br />
Evet kazanması lazım, hatta elimizden gelse, bizim de kendisine yardım etmemiz lazım ama, biz “Hayır”cılardanız, kıvırmadan&#8230;<br />
Peki, niye Başbakan kazansın diyoruz?<br />
* * *<br />
Siz Başbakan’ın yargıdan niye yakındığını biliyor musunuz?<br />
Meğer neler demiş de biz atlamışız&#8230;<br />
Şu feryada bakın:<br />
“Sizler belki dışarıdan zannediyorsunuz ki parlamentonun yüzde 65’ine sahipsin, çöz de git. Neyi çözüyorsun. Türkiye’de parlamentonun da yürütmenin de üzerinde bir yargı gücü var. Seni engelliyor. Ben bugün vali ataması yapamıyorum. Seni engelliyor. Atadığım valiyi geri iade ediyor aynı anda. 23 kere bir müdürü geri iade edebiliyor. Ben bir yürütme ve hükümet olarak istediğim müdürü istediğim yere atayamazsam, istediğim valiyi istediğim yere atayamazsam bu ülkede ben nasıl icrai faaliyet yapacağım. Halkın karşısına o mu geliyor ben mi geliyorum. Yarın beni siz yargılayacaksınız, vatandaş yargılayacak. İyi yaptın kötü yaptın diye bana diyecek olan kim. Onlar  halkın karşısına çıkmıyor ki ben çıkıyorum halkın karşısına. Hesabı veren ben, ama bana zulmeden de o. Bu böyle yürümez. Onun için bu anayasa değişikliğine evet istiyoruz.”<br />
Başbakan derdini iftar yemeğinde anlatıyor, herhalde lokmalar boğazında düğümlenmiştir.<br />
Bu ülkenin Başbakanı bana zulüm ediyor, dediği bu yargıya tahammül edebilir mi?<br />
Edemez!<br />
Ne olur&#8230;<br />
Siyasi iktidar, yüksek yargıdan, Yargıtay’dan, Danıştay’dan bu kadar şikâyetçi olursa, o olur!<br />
İşte biz bunun için, Başbakan’ın bu referandumu kazanması lazım (!) diyoruz, eğer kazanamazsa&#8230;<br />
Biz “hayırcılar ” olduğumuz için Başbakan’a yardım edemeyiz, üstelik, “hayır”ımızın bir nedeni de yargının ele geçirilmesini önlemek&#8230;<br />
* * *<br />
Lafı Başbakan’dan açtık&#8230;<br />
Başbakan basketbol maçına gidiyor, basketbol maçlarında Amerikan kökenli bir gösteri var, çok kişinin, biz de dahil, anlam veremediğimiz, hoşlanmadığımız bir gösteri.<br />
Türkiye-Rusya maçında bu gösteri iptal ediliyor.<br />
Niye?<br />
Rivayete göre “Mübarek ramazan gününde, Başbakan’ı üzmemek için.”<br />
Bu doğru mu Sayın Başbakan?<br />
Hani kimsenin, giyimine, kuşamına müdahale edilmeyecekti?<br />
Eğer o kızları seyretmek günahsa, sizi üzecekse, gitmezdiniz&#8230;<br />
* * *<br />
Geçenlerde bir yazımızda, Başbakan’ın 23 Nisan’da görevini sembolik olarak devrettiği küçük kıza “Hadi artık başbakansın, istediğini yap!” dediğini yazmıştık.<br />
Meğer, eksik yazmışız&#8230;<br />
Okurlarımızdan Mehmet Gözgücü, Başbakan’ın, Elgin Koçubasa adındaki kız çocuğuna görevini devrederken “Artık yetki sende, ister asarsın, ister kesersin!” dediğini belirtti.<br />
Arşivi açtık, değerli okurumuz haklı, Başbakan aynen öyle demiş:<br />
“Artık yetki sende, ister asarsın, ister kesersin!”<br />
Şimdi diyecekler ki:<br />
“Ne var bunda?”<br />
Bir deyim vardır, bilir misiniz?<br />
“Perşembenin gelişi, çarşambadan belli olur!”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/basbakan%e2%80%99a-dair/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Her şey kokuyor&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/her-sey-kokuyor/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/her-sey-kokuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 07:33:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hasan Pulur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=55102</guid>
		<description><![CDATA[Hiç lafa gelemeyiz, biri kalksın -hele bu yabancı biriyse- “Türklerin gözünün üstünde kaşı var!” desin, yeri yerinden oynatır, gök kubbeyi dinletiriz. Geçen gün gazetelerde bir haber vardı, Türkiye’deki ABD basketbol takımının bir oyuncusu Danyy Grabger bir laf etmiş, haberin başlığına göre “saçmalamış!” Ne demiş acaba? Adam “Türkler deodorant kullanmadığı için kokuyor!” demiş&#8230; Yalan mı söylemiş, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hiç lafa gelemeyiz, biri kalksın -hele bu yabancı biriyse- “Türklerin gözünün üstünde kaşı var!”  desin, yeri yerinden oynatır, gök kubbeyi dinletiriz.<span id="more-55102"></span><br />
Geçen gün gazetelerde bir haber vardı, Türkiye’deki ABD basketbol takımının bir oyuncusu Danyy Grabger bir laf etmiş, haberin başlığına göre “saçmalamış!”<br />
Ne demiş acaba?<br />
Adam “Türkler deodorant kullanmadığı için kokuyor!” demiş&#8230;<br />
Yalan mı söylemiş, yanlış mı söylemiş?<br />
Bizim toplumun deodorant kullanmadığı ya da çok az kullandığı satışlarla bellidir.<br />
* * *<br />
Deodorant niye kullanılır?<br />
Koku gidermek için&#8230;<br />
Bize göre sorun deodorant kullanıp kullanmamak da değil, yıkanıp yıkanmamaktır.<br />
Genellikle yıkanmaktan pek hoşlanmayız, bu yüzden de kokarız.<br />
Deodorant yerine sabunla, şampuanla sık sık yıkansak kokar mıyız?<br />
Amerikalının dediği doğru, herkes olmasa da birtakım insanlar kokuyor, asansöre binersiniz zehirli gaz gibi ter kokusu, otobüse binersiniz, ter kokusu, kir kokusu, daha beteri masanıza yemek getiren garson kokar.<br />
* * *<br />
Elbette, “Bütün Türkler kokar gibi bir sonuca varılamaz ama, bazıları yıkanmadıkları için kokmaktadırlar.”<br />
Amerikalı basketbolcu böyle dedi diye “Vay sen kim oluyorsun da bunlar kokuyor!” diye saldırmak doğru mu?<br />
Adam internette böyle bir laf etmiş, sonra öyle tepkiler gelmiş ki, dediğinden vazgeçip “Ben Türkleri çok seviyorum” demek zorunda kalmış&#8230;<br />
* * *<br />
Böyle huylarımız vardır, üstelik bir de bunları “milliyetçilik” kavramıyla sarıp sarmalayıp “Sen kim oluyorsun da böyle konuşuyorsun!” diyerek&#8230;<br />
Bir tarihte, dışarıya kuru üzüm, incir satmışız, içinden taş toprak çıkmış, adamlar geri göndermişler, biz de o tarihte bu gazetenin yazı işleri müdürüyüz, bunun haberini yazdık diye az mı küfür yedik, hem de kendilerine “milliyetçi” diyen budalalardan&#8230;<br />
Onun için Amerikalı basketbolcuya kızmayalım&#8230;<br />
Hepimiz olmasa bile “bazılarımız” kokuyor, kokuyor bunu kabul edin.<br />
* * *<br />
Geçenlerde, Tayyip Erdoğan’ın Başbakan değilken, “Demokrasi bizim için araçtır, amaç değil” sözünü Nilgün Cerrahoğlu’na söylediğini yazmıştık, kaynak göstermiştik.<br />
Nilgün Cerrahoğlu bundan duygulanmış, yazısının dipnotunda hem bize başsağlığı diliyor hem de şöyle diyor:<br />
“Kaynak göstermek geleneğinin fazla yaygın olmadığı camiada, sürekli kullanılan bir söyleşimi, isim vererek sütuna taşıdığı için kendisine çok teşekkür ederim.”<br />
* * *<br />
Aslında bizim yaptığımız, bu mesleğin gereği, kural bu&#8230; Lakin ortada ne kural kaldı ne kaide, her gün bir örnek&#8230;<br />
İşte Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Aslan Güner’i hedef alan haber:<br />
“Orgeneral Aslan Güner, Korgeneral rütbesiyle Genelkurmay İstihbarat daire başkanıdır, İsrail’den dinleme cihazları aldırmış ve bu cihazlarla Türkiye’de bazı sivil kişilerin telefonunu dinletmiş.”<br />
İddia bu!<br />
Doğru mu?<br />
Değil, Sayın Aslan Güner’in, bu cihazların alınması için hazırlanan belgenin altında imzası var.<br />
Bu cihazların alınmasını içeren belge, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı’ndan oluşan savunma sanayi icra komitesinde görüşülüp kabul ediliyor.<br />
Cihazlar, Türkiye’ye gelmeden önce Aslan Güner, İstihbarat Başkanlığı görevinden ayrılıyor, başka göreve geçiyor, cihazlar Orgeneral Aslan Güner’in İstihbarat Başkanlığı görevinden ayrılmasından 10 ay sonra Türkiye’ye geliyor.<br />
Peki, haberi yazanlar niçin bu araştırmayı yapmazlar?<br />
Fikret Bila’nın yaptığı gibi&#8230;<br />
Dedik ya ne kural kaldı, ne kaide&#8230;<br />
Maksat, üzüm yemek değil, bağcı dövmek olunca&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/her-sey-kokuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başbakan da dertliymiş&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/basbakan-da-dertliymis/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/basbakan-da-dertliymis/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Sep 2010 06:56:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hasan Pulur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=54911</guid>
		<description><![CDATA[Rize’deki sel felaketinin bir yanı olan “erken uyarı sistemi çalıştırılmadı” iddiasını yazarken, “Bu gibi felaketlerin sonunda hep tedbirden söz edilir” demiştik: “Tedbir alınacaktır.” “Tedbir alınmıştır.” “Tedbirler uygulamaya geçecektir.” Hepsi boş laftır, bu palavralar yeni bir felakete kadar sürer, felaket gelince de, hemen tedbirler plağı çalmaya başlar: “Gereken tedbirler alınmıştır.” * * * Meğer, Sayın Başbakan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Rize’deki sel felaketinin bir yanı olan “erken uyarı sistemi çalıştırılmadı” iddiasını yazarken, “Bu gibi felaketlerin sonunda hep tedbirden söz edilir” demiştik:<span id="more-54911"></span><br />
“Tedbir alınacaktır.”<br />
“Tedbir alınmıştır.”<br />
“Tedbirler uygulamaya geçecektir.”<br />
Hepsi boş laftır, bu palavralar yeni bir felakete kadar sürer, felaket gelince de, hemen tedbirler plağı çalmaya başlar:<br />
“Gereken tedbirler alınmıştır.”<br />
* * *<br />
Meğer, Sayın Başbakan da dertliymiş, memleketi Rize’nin uğradığı sel felaketini yerinde görürken şöyle demiş:<br />
“Ben dertli olarak şunu söyleyeceğim. Ne olur binaları inşa ederken ne kadar göğe yükselirsek o kadar iyi olur anlayışıyla değil, zemin etütlerini en iyi şekilde yapmadan hiçbir yerde bina yapılmaması gerekir. Ama şurada arkadaşlarım bana fotoğraflar çektiler, onları gördüm. Derenin üzerinde inşa edilmiş bina. Hele hele bu bina belediyeye ait bina olursa bunu neyle izah edebiliriz. Ben burada başka kamu görevlilerine sesleniyorum. Asla burada siyasi hesap güdülmemeli, eğer bir yere inşaat yapılmaması gerekiyorsa oraya imar müsaadesi veren belediye başkanı veya köylerde valiler, bu işin kesin sorumlusudur. Ama vatandaşımızın da duyarlı olmasını, kaçak yollara tevessül etmemesini, özellikle bir musibet bin nasihatten evladır anlayışından hareketle tekrar hatırlatmak istiyorum. Karadenizimizde bunları daha fazla yaşamayalım.”<br />
* * *<br />
İyi de Sayın Başbakan, bundan sonra ne olacak?<br />
Yine tedbirler alınacak, yine tedbirler hazırlanacak, projeler yapılacak, sonuç değişecek mi?<br />
Rize’de erken uyarı sistemi çalıştırılmamışsa, tedbir alınsa ne olacak?<br />
İşte tedbir, işte sonuç ortada&#8230;<br />
Zatıâliniz bile belki sürçü lisan eylediniz ama, Zonguldak maden faciasında ne demiştiniz?<br />
“Madencilerin kaderi bu!”<br />
Bu da Rizelilerin kaderi!” diyebilir misiniz?<br />
Kader olmadığını siz söylediniz.<br />
Bundan sonra ne olacak?<br />
Zonguldak’ta ne olmuşsa o olacak.<br />
“Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir!”<br />
Bu da nasıl bir sahip çıkmaysa&#8230;<br />
* * *<br />
Yıllar önce Ataköy’de bir eğlence yerinde yangın çıkmıştı, ölü sayısı aklımızda değil, ama az değildi.<br />
Suçlu bulundu, kim biliyor musunuz?<br />
Tüp gaz sobasını yakmak isteyen garson!<br />
Hem Zonguldak’ta, hem Rize’de, yakında suçluları bulup, ortaya çıkarırlar, birkaç gariban&#8230;<br />
Devlete selam, tedbire devam!<br />
* * *<br />
Yazı yazarken bir okur telefon etti, Başbakan’ın konuşmasını beğenmemiş, onu suçluyor:<br />
“Bu nasıl konuşma!”<br />
Hiç de yadırganacak bir konuşma değil, Cumhuriyet tarihinin bütün başbakanları, bu gibi felaketler karşısında Tayyip Erdoğan gibi konuşmuşlardır.<br />
Başbakan Refik Saydam’ın “Türkiye’de işler A’dan Z’ye kadar bozuktur” demesinden bu yana&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/basbakan-da-dertliymis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gerekli tedbirler&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/gerekli-tedbirler/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/gerekli-tedbirler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 07:32:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hasan Pulur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=54788</guid>
		<description><![CDATA[“Gerekli tedbirler alınacaktır. Gerekli tedbirler alınmıştır.” Bürokrasinin ve onların “hınk!” deyicisi siyasetçilerin en çok kullandığı deyim budur, arada sırada “önlemi” deseler de tedbir hiç ağızlarından düşmez. Yangın çıkmış, onlarca ev yanmıştır: “Gereken tedbir alınacaktır.” Toprak kaymış, evler yıkılmış: “Gerekli tedbir alınacaktır.” * * * Kimsenin tedbir filan aldığı yok, hem tedbir alınsa ne olur? İşte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Gerekli tedbirler alınacaktır.  Gerekli tedbirler alınmıştır.”<span id="more-54788"></span><br />
Bürokrasinin ve onların “hınk!” deyicisi siyasetçilerin en çok kullandığı deyim budur, arada sırada “önlemi” deseler de tedbir hiç ağızlarından düşmez.<br />
Yangın çıkmış, onlarca ev yanmıştır:<br />
“Gereken tedbir alınacaktır.”<br />
 Toprak kaymış, evler yıkılmış:<br />
“Gerekli tedbir alınacaktır.”<br />
* * *<br />
Kimsenin tedbir filan aldığı yok, hem tedbir alınsa ne olur?<br />
İşte Rize!<br />
Yağmur, arkadan sel, yanlış yerleşim, 12 ölü, çamura gömülmüş evler, açıkta kalan insanlar&#8230;<br />
“Gerekli tedbir alındı.”<br />
Alındı da ne oldu?<br />
40 akademisyen, 30 mühendis çalışmış, erken uyarı sistemini uygulamışlar, Rize’nin 13 ayrı noktasına, deniz seviyesinden 500 metre yüksekliğe istasyonlar kurulmuş, toprak altına sensörler yerleştirilmiş, 8 milyon dolar bütçeli bu projenin parasını TÜBİTAK vermiş&#8230;<br />
Bütün bunlar erken uyarı sistemi için, yani yağmur yağıp sel gelmeden önce bu sistem harekete geçecek, felaketi uyaracak&#8230;<br />
Adı üstünde erken uyarı sistemi&#8230;<br />
Felaket geliyor, haberi alan kaçacak&#8230;<br />
Peki, madem bu sistem var, bu felaketi önceden haber veriyor, o halde bunlar niye oluyor?<br />
* * *<br />
Şimdi Temel fıkrası anlatmanın zamanı değil, “Temel demiş ki sel, fırtına bize dokunmaz. Biz hamsi yiyeruk!”<br />
İşte tedbir alındı da ne oldu, erken uyarı sistemi çalışmış&#8230;<br />
* * *<br />
Tedbir mi, işte tedbir, çalışmadıktan sonra.<br />
Sistemin kuruluşunda bulunan Rize’nin eski valisi Kasım Eken demiş ki:<br />
“Sistem çalışmıyor değil, çalıştırılamıyor. Sistem Rize’de nereye ne kadar yağmur düşeceğini hesap ediyor, toprağın nem miktarını ve hareketlerini ölçüyor önce haber veriyordu. Sistem çalışıyor, ama çalıştırılmıyor.” (x)<br />
Sistemin çalıştırılmadığı o kadar belli ki, başlangıçta sistemin çalışmasında görevli olan dört personel işiz kalınca eski görevlerine, özel idareye dönmüşler, sistemin “beyninin” bulunduğu merkezin kapısı kilitliymiş&#8230;<br />
Yüz kere yazsak aynı şey, tedbir alındı da ne oldu?<br />
Bırakın tedbir almayı, aldığımız tedbiri bile yüzümüze gözümüze bulaştırıyoruz.<br />
* * *<br />
Bazıları gün geçmez ki İstanbul’da deprem borazanlığı yapmasınlar, hepsinin ilmi kisvesi var&#8230;<br />
Ne diyorlar?<br />
Depreme karşı tedbir alınsın diyorlar.<br />
Hayhay buyurun, siz alın!<br />
—————-<br />
(x)Ulaş Özdemir, Sabah, 30 Ağustos 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/gerekli-tedbirler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Taraf ve bitaraf&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/08/taraf-ve-bitaraf/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/08/taraf-ve-bitaraf/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 08:12:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hasan Pulur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=54464</guid>
		<description><![CDATA[BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan’ın siyasetin ilk yıllarında söylediği bir söz vardır: “Demokrasi bizim için amaç değil, araçtır.” Nilgün Cerrahoğlu’na söylenen bu söz çok tartışıldı, “Bunların demokrasi anlayışı bu!” deniliyordu. Daha kaba bir deyimle “Köprüyü geçene kadar ayıya dayı!” demek diye özetlenebilirdi. Demokrasiyle iktidara geleceksin, sonra istediğini yapacaksın&#8230; Hitler’e benzetenler de oldu, Naziler de seçimle iktidara gelmemiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan’ın siyasetin ilk yıllarında söylediği bir söz vardır: “Demokrasi bizim için amaç değil, araçtır.”<br />
Nilgün Cerrahoğlu’na söylenen bu söz çok tartışıldı, “Bunların demokrasi anlayışı bu!” deniliyordu.<span id="more-54464"></span><br />
Daha kaba bir deyimle “Köprüyü geçene kadar ayıya dayı!” demek diye özetlenebilirdi.<br />
Demokrasiyle iktidara geleceksin, sonra istediğini yapacaksın&#8230;<br />
Hitler’e benzetenler de oldu, Naziler de seçimle iktidara gelmemiş miydi?<br />
O söz unutulmasa bile artık pek tekrarlanmıyor.<br />
Oysa hep hatırlanması gereken bir söz, hiç akıldan çıkmamalı&#8230;<br />
*   *   *<br />
TIPKI “23 Nisan”da görevini sembolik olarak yapan bir çocuğa söylediği gibi:<br />
“Hadi artık başbakansın, istediğini yap!”<br />
Sayın Başbakan’ın sembolik bir devir teslimde söyledikleri ciddiye alınır mı?<br />
Alanlar olur, almayanlar olur. Biz birincilerdeniz, ciddiye alırız. Söyleyen şu bu değil, Başbakan!<br />
*   *   *<br />
BAŞBAKAN önemli sözlerinden birini geçenlerde TÜSİAD’ı eleştirirken söyledi:<br />
“Bitaraf olan bertaraf olur!”<br />
Yani, tarafsız olan yok olur!<br />
Bu söz bizim için pek önemliydi. Hafızamızı zorladık, aklımıza 1994-95 yıllarında çıkan haftalık “Taraf” dergisi geldi. İBDA-C’nin yayın organı&#8230;<br />
Derginin birinci sayfasında “TARAF” başlığının altında da, üstünde de iki slogan var&#8230;<br />
Üstte: “Taraf olmayan bertaraf olur.”<br />
Altta: “Türkiye sömürge kalmayacak.”<br />
2-8 Aralık 1994 tarihli 26. sayısında birinci sayfada bir başlık:<br />
“Bizim vazifemiz, bize paryalıktan başka hak tanımayan, Siyonist TC’yi yok etmektir. Her ne suretle olursa olsun, yok etmek ve Sünni İslam devletini kurmaktır. Bu görev her Müslüman’ın üzerine farz-ı ayn’dır. Dikkat edin, farzı kifaye değil, farz-ı ayn’dır.”<br />
Başlığına “Taraf olmayan bertaraf olur” diyen dergi hakkında bir fikir sahibi olmuşsunuzdur herhalde.<br />
Lakin bu dergi yazdı diye, Sayın Başbakan’ı aynı kefeye koymak insafsızlıktır, ayıptır.<br />
Yalnız, bu lafın bize ve bazılarına neyi hatırlattığını belirttik o kadar&#8230;<br />
*   *   *<br />
BAŞBAKAN’IN “Bitaraf olan bertaraf olur” lafını hoş karşılamayanlardan biri olan “Türkiye Kadın Girişimciler Derneği’nin (KAGİDER) Başkanı Gülseren Onanç, Başbakan’ın söylemini çok totaliter bulmuş&#8230; (x)<br />
Bulmuş da ne yapmış?<br />
“Tarafsız kalmaya karar vermişler.”<br />
Yani “evet” diyeceklermiş ama, Başbakan’ın söylemini totaliter buldukları için “hayır” da demiyorlar, “tarafsız” kalıyorlar.<br />
Bravo, ince siyaset böyle yapılır işte.<br />
Zaten Başbakan’ın bir toplantıda kadın-erkek eşitliğine inanmadığını söylemesi de Sayın Başkan’ı çok üzmüş; “Bu benim için kırılma noktasıydı” demiş&#8230;<br />
Eee sonra?<br />
“Kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum” sözüne gösterilen tepki ne?<br />
“Tarafsızlık!”<br />
Buna da bir bravo!<br />
Kadınların erkeklerle eşit olmadığını söyleyenlere ancak böyle bir tepki gösterilebilir.<br />
Dedik ya, bravo kere bravo!<br />
—————-<br />
(x) Eylem Türk’le söyleşi-Milliyet-27 Ağustos 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/08/taraf-ve-bitaraf/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Politikada nükte&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/08/politikada-nukte/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/08/politikada-nukte/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 07:25:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hasan Pulur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=54358</guid>
		<description><![CDATA[Abraham Lincoln, Amerika’nın ünlü başkanlarından biridir, yoksul bir ailenin çocuğu olarak hayata atılmış, değişik işlerde çalışmış; bakkal çıraklığı, kadastro işçiliği, köy postanesinde memurluk, sonunda avukatlık&#8230; (x) Abraham Lincoln, her lafını espriyle bitiren, nükte yapan, gerektiğinde de rakiplerini sivri diliyle yaralayan bir politikacıydı. * * * Siyasete atılmadan önce bir kilisede vaaz dinliyordu, papaz sordu: “Cennete [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Abraham Lincoln, Amerika’nın ünlü başkanlarından biridir, yoksul bir ailenin çocuğu olarak hayata atılmış, değişik işlerde çalışmış; bakkal çıraklığı, kadastro işçiliği, köy postanesinde memurluk, sonunda avukatlık&#8230; (x)<span id="more-54358"></span><br />
Abraham Lincoln, her lafını espriyle bitiren, nükte yapan, gerektiğinde de rakiplerini sivri diliyle yaralayan bir politikacıydı.<br />
*   *   *<br />
Siyasete atılmadan önce bir kilisede vaaz dinliyordu, papaz sordu:<br />
“Cennete gitmek isteyenler ayağa kalksın!”<br />
Kalkanlar oldu, lakin Lincoln yerinden kıpırdamadı.<br />
Papaz bu defa “cehenneme gitmek isteyenlerin kalkmasını” söyledi, kalkanlar oldu ama Lincoln yine yerinde oturuyordu.<br />
Papaz merak etti, Lincoln’e sordu:<br />
“Cennete de gitmek istemiyorsunuz, cehenneme de&#8230;”<br />
Lincoln ayağa kalktı:<br />
“Ben kongreye, parlamentoya gitmek istiyorum.”<br />
*   *   *<br />
Lincoln, zenci Amerikalıların haklarını savunuyor, köleliğe karşı çıkıyor ve şöyle diyordu:<br />
“Eğer sorunları çözecek bir hal çaresi bulamazsak, ülkenin başına büyük bir felaket gelir, içinden yıkılmış ev ayakta duramaz.”<br />
*   *   *<br />
İç savaşta “başkumandan” olan Lincoln’ün esprileri de acımasızdır, bir lokantada kendisine kahve getiren garsona şöyle demiştir:<br />
“Eğer bu kahve ise, bana çay getirin, ama bu içtiğim çay ise, o zaman bana bir kahve getirin.”<br />
Bu esprileri siyaset hayatında da yaptı, ama tarihe geçen sözü şudur:<br />
“Evet, herkesi bir zaman içinde aldatabilirsiniz, hatta bazılarını her zaman aldatabilirsiniz, fakat herkesi her zaman aldatamazsınız.”<br />
*   *   *<br />
Bir bakanı ona şikâyet ettiler. Bakanlıkta işler iyi gidiyor, lakin herkes bakandan yaka silkiyordu&#8230;<br />
Abraham Lincoln bur çocukluk anısını anlattı:<br />
“Kardeşimle tarlada saban sürüyorduk, at tembel, uyuşuk bir hayvandı, fakat birden hızlandı deli gibi koşuyordu, zor yakaladık, atın kuyruğunun altına bir sinek girmiş, ısırıyordu, sineği bir vuruşta öldürdüm, at da rahat etti, tabii yürümedi de&#8230; Bakın beyler, at sineğini öldürdüm ama bakana elimi sürmem, başında bulunduğu bakanlık at gibi koştukça, çünkü bakan at sineği gibi!”<br />
*   *   *<br />
İç savaştaki generallerden biri kararsızmış, savunma mı, hücum mu karar veremezmiş, Lincoln, cepheyi dolaşırken askerlerin bir çukur kazdıklarını görmüş:<br />
“Ne yapıyorsunuz?”<br />
“General için hela hazırlıyoruz!”<br />
“Tek delikli mi, iki delikli mi?”<br />
“Tek delikli!”<br />
“İyi, devam edin!”<br />
 Sonra yardımcısına dönmüş:<br />
“Eğer, iki delikli olsaydı, general hangisine yapsam, diye karar verinceye kadar donuna ederdi.”<br />
*   *   *<br />
Bakanlar Kurulu toplantısında, tanınmış birinden söz açılmış, övenlerin biri “Bizim kuşağımızda onun kadar bilgi havuzuna atlayıp, dalan biri yoktur” deyince, Lincoln fırsatı kaçırmamış:<br />
“Onun kadar da ıslanmadan kupkuru çıkan!”<br />
*   *   *<br />
Evet politika küfürleşme sanatı değildir.<br />
Hele hele, soy sopla uğraşmak hiç değildir.<br />
Etrafa bir baksanıza&#8230;</p>
<p>Politikada Nükte-N. Muallimoğlu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/08/politikada-nukte/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
