Hasan Pulur
Denktaş
Askerlikte bir kural vardı; eğer şikâyetçiysen, şikâyetin bir üst rütbelidense, 24 saat geçmeden şikâyet dilekçesini veremezsin!
Niye?
Dostumuz Belçika…
Vay, vay, vay! Meğer ne çok dostumuz varmış!!! Ermeni soykırımı için sıraya girmişler; Uruguay’dan Hollanda’ya, Arjantin’den İsveç’e kadar…
Hele o Belçika yok mu?
RAHAT YOK!
Yok efendim yok, şu memlekette rahat yok, şöyle gerine gerine gevşemek, işler ne güzel, gidiyor diye dört köşe olmak…
İlle de üzüleceğiz, dertleneceğiz, “Ne olacak bu halimiz?” diye kara kara düşüneceğiz.
Talat Paşa
Ermeni asıllı T.C. vatandaşı, Talat Paşa’nın adına bile tahammül edemiyordu, televizyonda katıldığı programda “Hâlâ Talat Paşa Caddesi, Talat Paşa Okulu, Talat Paşa Meydanı kullanılıyor, adlarını bile değiştirmiyorlar” diyordu.
Ermeniler “tehcir”den, zorunlu göçten Talat Paşa’yı sorumlu tutarlar, Berlin’de sokak ortasında vurarak öldürmeleri bile onları...
Ya Çerkezler ya Boşnaklar…Türklüğüyle övünürler…
Bazen dalıp gidiyoruz. “Kime yazıyoruz, niye yazıyoruz!” diye…
“Ermeni soykırımı demek yasaktır”
Siz bu yazıyı okurken, Fransız Meclisi karar vermiş olabilir. Umurumuzda bile değil!
Ne diyecekler?
Yalan üzerine yalan…
Günlük gazeteleri didik didik ederdik, ilan sayfalarına kadar, hatta bazı meslektaşlarımız dalga bile geçerdi, Oktay Ekşi’nin kulakları çınlasın…
“Sıfır” ya da sıfıra sıfır elde var sıfır
Televizyonda Şükrü Elekdağ konuşuyor, eski deyimle “siyasi icmal” yapılıyordu. Şükrü Elekdağ, Türkiye’nin en kıdemli diplomatlarındandı, Türkiye’nin ABD Büyükelçisiydi, uzun yıllar Dışişleri’nde önemli görevler yüklenmiş, son seçime kadar da CHP milletvekiliydi.
Bektaşi fıkralarının manzumu…
Yılmaz Gruda, onun deyimiyle “kadim” dostumuzdur, 1960 öncesi meşhur “dram tiyatrosu” olayını birlikte yaşamıştık, yanımızda Demirtaş Ceyhun da vardı, o da gitti, cenazesine bile yetişemedik…
Nikotinsiz yaşam…
Çoktandır yazmayı düşünüyor, hatta bazen günde birkaç kere niyetleniyor, lakin denk düşürüp yazamıyorduk.
Televizyonlardaki “sigaraya hayır” kampanyasındaki görüntüleri hatırladınız mı? Ölüm döşeğindeki insanlar, hepsi sigara kurbanı…
Diktatöre karşı birleşin…
Atatürk “diktatör” müydü? Uyanık! “Diktatördü” diyecek ama “müydü?” diye soruyor, bir de soru işareti ekleyerek…
Atatürk diktatör müydü?
Deprem ve şiddet
Yazmalıymışız? Neyi yazacağız? İnsanları göz göre göre ölüme gönderiyoruz, arkadan da ağlamak, bağırmak, çağırmak…
Van’daki ilk deprem için söylenecek söz var da, ya ikincisi…
Saygı duruşundan ‘taciz’ olanlar
Atatürk diktatör müdür?
Şimdi tartışmak istedikleri bu!
Hiç gereği yok!
Televizyon olmasa…
Şöyle bir düşünün… Televizyon olmasaydı ne olurdu? Hemen reddetmeyin, “olmazsa olmasın!” demeyin.
Ya da “hiç öyle şey olur mu? Televizyonsuz yaşanır mı?” demeyin.


