<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İlk Kurşun Gazetesi &#187; Milliyet</title>
	<atom:link href="http://www.ilk-kursun.com/konu/milliyet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ilk-kursun.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 21 Mar 2010 11:42:03 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Kabile reformu!</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/kabile-reformu/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/kabile-reformu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Mar 2010 09:58:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Melih Aşık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=35195</guid>
		<description><![CDATA[Anayasa adı üstünde yasaların anası. Temel yasa. İçindeki her cümle, her kelime önemli. Değiştirmek büyük sorumluluk gerektirir. Birkaç maddesini değiştirecekseniz bile barolarla, yüksek yargıyla, hukuk fakülteleriyle, hukuk uzmanlarıyla görüşüp sağlam taslak hazırlamak gerekir. Şu sıralarda bu iş nasıl yapılıyor peki? Başbakan etrafındaki birkaç sıradan hukukçuyla yazboz tahtası üzerinde çalışır gibi anayasa yapıyor. Bir gün önce [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Anayasa adı üstünde yasaların anası. Temel yasa. İçindeki her cümle, her kelime önemli. Değiştirmek büyük sorumluluk gerektirir. Birkaç maddesini değiştirecekseniz bile barolarla, yüksek yargıyla, hukuk fakülteleriyle, hukuk uzmanlarıyla görüşüp sağlam taslak hazırlamak gerekir. Şu sıralarda bu iş nasıl yapılıyor peki? Başbakan etrafındaki birkaç sıradan <span id="more-35195"></span>hukukçuyla yazboz tahtası üzerinde çalışır gibi anayasa yapıyor. Bir gün önce pakete koydukları bir değişikliği ertesi gün çıkarıp, yerine yenisini koyuyorlar. Olmadı sil baştan&#8230; Bu arada&#8230; AKP yönetimi, anayasa değişikliği teklifi için gerekli olan 184 imzayı toplamış. Yani AKP’li 184 milletvekili henüz kesinleşmemiş&#8230; Üzerinde her an her türlü değişikliğin yapıldığı ve daha da yapılabileceği değişiklik paketini okumuş! Beğenmiş! Altına imzasını atmış!<br />
* * *<br />
Yargıtay Ceza Dairesi Onursal Başkanı Osman Şirin konuşuyor:<br />
- Bir hukuk reformu yapacaksanız önce ülkenin saygın hukuk adamlarının görüşlerini alırsınız. Böyle bir reforma HSYK’dan başlanmaz. HSYK’da reform yapacaksınız önce Adalet Bakanı ve Müsteşarını kuruldan çıkarmanız gerekir. Oysa tersi yapılıyor. Yapılması gerekenler değil yapılmaması gerekenler yapılıyor.<br />
Reform adı altında yargı üzerindeki iktidar baskısı katmerlendiriliyor. Geri kalan maddeler garnitür. Yargının insanı ezen bütün ağır sorunları olduğu yerde duruyor.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi onaylarsa işçi ve Bağkur emeklilerinin maaşı iki katına çıkabilirmiş.<br />
İşte size iktidarın yargıya ateş püskürme ihtimali olan bir mevzu daha&#8230;<br />
Haldun Ertem</p>
<p>Rolex ne işe yarar?<br />
Bir İtalyan çocukla Musevi iyi arkadaşmışlar. Üstelik doğum günleri de aynı. İtalyana babası 15. doğum gününde bir Baretta tabanca hediye etmiş. Yahudinin babası da bir Rolex saat.<br />
Çocuklar iyi arkadaş ya&#8230; Babalarının verdikleri hediyeleri bir süre sonra değiştirmişler&#8230;<br />
İtalyan çocuğun babası bunu duyunca küplere binmiş&#8230; Çocuk merakla bu öfkenin nedenini sorduğunda da şöyle anlatmış:<br />
-  Bak evlat, bir gün karşına bir kız çıkacak, ona âşık olacaksın, evleneceksiniz&#8230; İş, güç, geçim derdi, derken bir gün yorgun argın eve geleceksin, bi bakacaksın sevgili karın yatakta başka bi herifle&#8230; O zaman ne yapacaksın? Kolundaki Rolex’e bakıp “İşiniz saat kaçta bitecek?” diye mi soracaksın!</p>
<p>Arşiv’den&#8230;<br />
Milliyet arşivini karıştırırken Hasan Cemal’in 27 Nisan 2002 tarihli yazısının son paragrafı dikkatimizi çekti. Aynen şöyle:<br />
“&#8230; Bu ülkede eğer politikacılar, partiler, parlamento, yani seçimle gelen siyaset kurumu tıkır tıkır işliyor olsaydı, asker kışlasından çıkmaz ya da bazen sesini yükseltme ihtiyacını hissetmezdi. Türkiye iyi yönetilseydi, siyasette Tayyip’ler, radikal uçlar güçlenmezdi.<br />
Türkiye bugün de siyaset sahnesinde yenilenmeyi, iyi yönetilmeyi bekliyor. Sorun kimilerinin sandığı gibi asker sorunu değil.”</p>
<p>Hukuk işliyor!<br />
İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi “Kafes Eylem Planı” iddianamesini kabul ederken üye hâkim Oktay Kuban karara katılmayarak muhalefet şerhi koydu. Kuban’ın şerh yazısının ilk cümlesi şöyle:<br />
“Şüpheliler hakkındaki suçlamaya delil olarak gösterilen ihbar mektubu ve elektronik posta ihbarlarının nereden, kim tarafından gönderildiği ve kimliğinin ne olduğunun araştırılmamış olması&#8230;”<br />
Daha önce kabul edilen Poyrazköy iddianamesinde de İstanbul Emniyeti’ne gönderilmiş dört elektronik posta ihbarı yer alıyor, bu davada yargılanan Levent Bektaş’ın avukatı Hüseyin Ersöz, ihbarı yapanların bilinmediği ve araştırılmadığını söylüyordu.<br />
Avukat Hüseyin Ersöz’e dün sorduk:<br />
- Tahliye talepleri sırasında mahkeme heyeti kanıtların hukukiliğini inceliyor mu?<br />
- Hayır, dikkat ederseniz tahliye taleplerinin reddinde “mevcut delil durumu ve kaçma şüphesi” deyimleri kullanılıyor. Deliller bu aşamada araştırılmıyor.<br />
- Hukuk ne diyor bu işe?<br />
- Tabii ki tutuklamaya sebep olan delillerin öncelikle gözden geçirilmesi gerekir&#8230;<br />
- Peki Ergenekon davalarında deliller ne zaman gözden geçirilecek?<br />
- Bunu yargıçlar çeşitli defalarca dile getirdiler: Delillerin hukuka uygunluğu hüküm aşamasında ele alınacak&#8230;<br />
Yani? Belki beş, belki on yıl sonra&#8230;</p>
<p>Başbakan bir gazeteciye kızıp, “Sen kimin avukatısın yaavvv” demiş.<br />
Sekiz yıldır sizin sadık avukatınız ya, tanımadınız mı yoksa?<br />
Tarık Turan</p>
<p>Japonya’da&#8230;<br />
Espri değil tamamen gerçek bir vaka&#8230;<br />
Bayram tatilinde Tokyo’ya giden Türk turist heyeti, aceleyle tarihi yerleri gezmiş.<br />
Peşinden koşar adım alışveriş merkezine gidilmiş.<br />
Orada başka Türk kafileler de var. Gezinti sırasında kafileler birbirine karışmaya başlamış. Dağılanları toplamak imkânsız hale gelmiş. Sonunda Japon tur rehberi isyan etmiş:<br />
- Lütfen toplu halde kalın, zaten hepiniz birbirinize benziyorsunuz, kim hangi kafileden anlayamıyoruz! </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/kabile-reformu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“12 Eylül” sanıkları ve sürmek üzerine&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/%e2%80%9c12-eylul%e2%80%9d-saniklari-ve-surmek-uzerine/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/%e2%80%9c12-eylul%e2%80%9d-saniklari-ve-surmek-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Mar 2010 09:57:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hasan Pulur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=35193</guid>
		<description><![CDATA[Ortada o kadar laf dolaşıyor ki, seç seç al! Sanki yapacak bir şey yokmuş gibi, öyle işlere soyunanlar var ki!
“12 Eylül”ü yapanları yargılamak istiyorlar.
Elbette yargılasınlar!
Yalnız, “suç ortakları”nı da gözden ya da elden uzak tutmasınlar.
Kimleri mi?
“12 Eylül”e övgü düzenleri, yazanları, çizenleri&#8230;
Bakın, ne ilginç resimler çıkar ortaya, o gün “Hoş geldin darbe!” diyenler, bugün neredeler?
* * *
Eğer, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ortada o kadar laf dolaşıyor ki, seç seç al! Sanki yapacak bir şey yokmuş gibi, öyle işlere soyunanlar var ki!<br />
“12 Eylül”ü yapanları yargılamak istiyorlar.<span id="more-35193"></span><br />
Elbette yargılasınlar!<br />
Yalnız, “suç ortakları”nı da gözden ya da elden uzak tutmasınlar.<br />
Kimleri mi?<br />
“12 Eylül”e övgü düzenleri, yazanları, çizenleri&#8230;<br />
Bakın, ne ilginç resimler çıkar ortaya, o gün “Hoş geldin darbe!” diyenler, bugün neredeler?<br />
* * *<br />
Eğer, “o gün” nerede olduklarını bugün unutmuşlarsa, “Hafıza-ı beşer nisyan ile maluldür” palavrasının arkasına saklanıyorlarsa, ak kâğıt üzerine kara harflerle yazılan yazılar ortada duruyor, eğer isterlerse birer kopya kendilerine göndeririz.<br />
“Şanlı ordu”ya destan düzenler, darbecileri köşklerinde, yalılarında ağırlayanlar, yere göğe koyamayanlar, onlar için neler yazdıklarını hatırlayıp, aynada suratlarına baksınlar.<br />
* * *<br />
Kenan Evren’in “Neler Yazmışlardı?” adında bir kitabı vardı, ondan da yararlanırlar, Milli Kütüphane’deki gazeteler koleksiyonlarda duruyor.<br />
* * *<br />
Zaman zaman kahvelerde bir konu tartışılır ve kesin karara varılır:<br />
“Asacaksın bu herifleri!”<br />
Rahmetli babamızın bir arkadaşı vardı, eski asker, Balkan Harbi’nde, 1. Cihan Savaşı’nda, Çanakkale’de, Kafkas Cephesi’nde, Milli Mücadele’de savaşmış, her şeyi asıp keserek çözeceğini sanan bir “amca”&#8230;<br />
İkinci Cihan Savaşı&#8230; Karaborsa almış yürüyor, gece lambalarında yakacak “gazyağı” yok, var da karaborsada.<br />
Bizim “amca” yine coştu:<br />
“Bunları asacaksın, hem de ibret-i âlem için, her mahalledeki elektrik direklerinde sallandıracaksın!”<br />
Rahmetli babamız şakayı severdi, arkadaşının bam teline bastı:<br />
“Yahu o kadar elektrik direğini nereden bulacaksın?”<br />
“Amca” kızdı, üç ay bize gelmedi, sonunda babamız gitti, barıştılar.<br />
* * *<br />
Neden hatırladık bunu?<br />
Sayın Başbakan’ın “Türkiye’deki 100 bin kaçak Ermeniyi dışarı atarım!” demesinden&#8230;<br />
Sayın Başbakan’ın “bizim amca”dan pek farkı yok!<br />
100 bin insanı nasıl atıyorsunuz, bunun hesabı kitabı var mı?<br />
Yıllardır “Biz soykırım yapmadık!” diye yırtınanlar ne duruma düştü bir düşünsenize&#8230;<br />
“Türkler soykırım yaptı!” diyenlere, Başbakan’ın “100 bin kaçak Ermeniyi atarım” lafını dillerine dolayıp “İşte size soykırım kafası, bugün sürer, yarın keser!” diye yaygaraya başlamazlar mı?<br />
* * *<br />
Ne yapmış bu çocuklar?<br />
TEKEL işçilerine destek olmuşlar?<br />
Nasıl destek olmuşlar?<br />
Oturarak!<br />
Lise öğrencisi bunlar, adı üstünde, “delikanlılar”; yaptıkları hata, yanlış&#8230;<br />
Anladık da bunun cezası okuldan atılmak mı?<br />
Bu çocukları kenara çekip, azarlamak, nasihat etmek, uygun bir ceza vermek yok mu?<br />
Hayır ille de okuldan atacaklar&#8230;<br />
Bizim rahmetli “amca” gibi&#8230;<br />
O “asacaksın!” derdi, bunlarda “atacaksın” deyip atıyorlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/%e2%80%9c12-eylul%e2%80%9d-saniklari-ve-surmek-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ege’de uçmasak&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/ege%e2%80%99de-ucmasak/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/ege%e2%80%99de-ucmasak/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Mar 2010 05:36:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Melih Aşık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=35113</guid>
		<description><![CDATA[Yunanistan’daki ekonomik krizin başlıca sebebini yüksek silah harcamaları oluşturuyor&#8230;
Türkiye’nin ekonomisini sarsan da aynı sebep; silah harcamaları&#8230;
Neden iki ülke yöneticileri bir araya gelip silah harcamalarını karşılıklı düşürmüyor?
Geçenlerde bu soruyu sormuştuk&#8230;
Güzel mesaj İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş’tan geldi.
“Ege’de Savaş Uçakları Uçmasın” başlıklı bir kampanya başlatmış İzmir Ticaret Odası.
Atina’da geçen şubatta düzenlenen, Devlet Bakanı Zafer Çağlayan ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yunanistan’daki ekonomik krizin başlıca sebebini yüksek silah harcamaları oluşturuyor&#8230;<br />
Türkiye’nin ekonomisini sarsan da aynı sebep; silah harcamaları&#8230;<span id="more-35113"></span><br />
Neden iki ülke yöneticileri bir araya gelip silah harcamalarını karşılıklı düşürmüyor?<br />
Geçenlerde bu soruyu sormuştuk&#8230;<br />
Güzel mesaj İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş’tan geldi.<br />
“Ege’de Savaş Uçakları Uçmasın” başlıklı bir kampanya başlatmış İzmir Ticaret Odası.<br />
Atina’da geçen şubatta düzenlenen, Devlet Bakanı Zafer Çağlayan ile Yunanistan Denizcilik Bakanı Louka Katseli’nin katıldığı Ege Adaları Ekonomi Zirvesi’nde iki ülke oda başkanları ve işadamları bu konuyu da görüşmüşler.<br />
Yunan basını Ege’de 25’inci boylamın doğusunda kalan bölgenin, “dost savaş” uçaklarına açılmasını öngören bir anlaşma hazırlandığı haberini vermiş aynı günlerde.<br />
Türkiye ile Yunanistan’ın bu konuda bir anlaşmaya varması halinde, Yunan uçakları, Ege’deki 25’inci boylamın doğusunda kalan bölgeye girecek NATO uçaklarına -dolayısıyla Türk savaş uçaklarına- karşı püskürtme operasyonları yapmayacak&#8230;<br />
Böyle bir uygulamanın Yunanistan’a yılda yüz milyonlarca euro kazandıracağı söyleniyor.<br />
Tabii ki Ege’deki uçuşların kısıtlanması Türkiye’ye de tasarruf sağlayacak.<br />
Düşününüz ki; bir F &#8211; 16’nın bir saatlik uçuşu 10 bin euro’ya mal oluyor.<br />
Uçakları daha az uçurmak iki kıyıda kaç işsize iş sağlar. Varın siz hesap edin&#8230;<br />
İzmir Ticaret Odası “Ege’de Savaş Uçakları Uçmasın” konulu Türkçe ve Yunanca ortak broşür de bastırmış.<br />
Eger iki ülke halkı bu kampanyanın peşinden giderse insanlık kazanacak. İnsanlar kazanacak.</p>
<p>Deprem sorusu&#8230;<br />
İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ODTÜ Deprem Araştırma Merkezi beş yıl süreyle çalışıyor ve İstanbul’da altı ilçedeki 125 bin binayı tek tek inceliyor&#8230; Zeytinburnu, Fatih, Küçükçekmece, Bahçelievler, Bayrampaşa ve Güngören ilçelerinde 7.2’lik bir depremde 100 bin betonarme binadan 24 bin, 7.5’lik bir depremde ise 43 bin tanesinin ağır hasar alacağı ya da yıkılacağı saptanıyor.<br />
Yukarıda adı geçen ilçelerde yaşayan ve haberi gazetelerde okuyan yurttaşlar doğal olarak “Benim binamın durumu nedir?” diye bilgi istiyor&#8230; Anakent Belediyesi de vatandaşlara:<br />
“Yapılan araştırmalar bizim kendi çalışmalarımız içindir. Size binanızla ilgili bilgi veremeyiz. Siz binanızı kontrol ettirin” diyor&#8230;<br />
Anakent yetkilileriyle konuştuk dün&#8230; Dedikleri: “Bizdeki tablo kesinlik ifade eden bir tablo değil, fikir veren bir tablo, kendi çalışmalarımız için kullanacağız, o yüzden bilgi vermiyoruz&#8230;”<br />
Netice; bir depremde yıkılacak veya ağır hasar görecek binaları Anakent Belediyesi biliyor. Ama vatandaşa söylemiyor.<br />
Belediye yasalarını bilen bir dostumuz diyor ki:<br />
- Belediye eğer “Sizin binanız yıkılacak durumda” derse aynı anda o binayı boşaltması lazım. Yoksa sorumluluk altına girer&#8230; O yüzden söylemiyorlardır.<br />
- Peki yarın depremde o bina yıkılırsa, belediye bunu bildiği halde açıklamadığı için sorumluluk altına girmez mi?<br />
- Girer tabii.. Ama bunu şimdiden düşünmek istemiyorlar anlaşılan!.. Ne işler bu işler? Anlayan beri gelsin.</p>
<p>Atatürk<br />
Londra’daki ünlü Madame Tussauds Müzesi’ndeki Atatürk heykeli geçici olarak Berlin’deki şubeye gönderilmiş. Londra’daki yetkililer, Atatürk heykelinin çok kişi tarafından sorulduğunu söylemişler,<br />
- Eğer bir tane daha yaptırırsanız biz sergileriz, demişlerdi.<br />
Bunları yazmıştık. Mevcut heykeli yaptıran Koç Holding konuyla yine ilgilendi. Kurumsal İletişim Direktörü Sayın Oya Ünlü, Tussauds’taki heykelin aynısını yaptırarak Anıtkabir’e armağan ettiklerini belirtti. Koç Holding’in yeni bir heykel daha yaptırabileceğini, ancak önce müzenin bu heykele iyi bir yer vereceğini garanti etmesi gerektiğini bildirdi. İletişim kurulacak. Müze iyi bir yer vaat ederse ikinci heykel de yaptırılacak.<br />
Teşekkürler&#8230;</p>
<p>Anayasa değişikliği paketinde değişiklik yapılmış, TBMM, HSYK’ya üye seçmeyecek, Köşk’ün seçeceği üye sayısı artırılacakmış.<br />
- Yarın Meclis’te çoğunluğu kaybetme ihtimaline karşı işi sağlama almışlar&#8230;<br />
Haldun Ertem</p>
<p>Hasdal<br />
İstanbul Hasdal Cezaevi’nde tutuklu bir hayli üst ve alt rütbeli subay var. Bunlar hangi psikolojik duygular içinde? Geçenlerde tahliye olan Dz. Kur. Alb. Ali Türkşen, Kıbrıs’ta yayımlanan Vatan gazetesinde anlatıyor:<br />
“Her havalandırma saatinde, tüm komutanlarımızın ama özellikle  (Tümamiral) Cem Gürdeniz komutanımın gülen yüzünü gördükçe şu soruyu sormadan edemedim:<br />
“Komutanım, siz kesinlikle bizim bilmediğimiz bir şey biliyor olmalısınız, hapishanede her gün bu coşkuyu nereden buluyorsunuz?”<br />
Yanıtı şöyleydi:<br />
“Ali’ciğim bu da bir görev, bizim görevimiz şu anda hapis yatmak,  bundan utanç duyacak  son kişiler bizler olmalıyız.”</p>
<p>Çanakkale’de bir kadın protestocu Tayyip Erdoğan’ın otobüsüne çamur atmış.<br />
Çamur öyle atılmaz işte böyle atılır, mı demek istedi acaba?<br />
Fahrettin Fidan</p>
<p>1 TL<br />
Exotic Meyve sularının üreticisi Exotic Gıda A.Ş. 2009 yılında Ankara’daki adresini değiştirmiş ve Türk Telekom’a giderek faturada biriken miktarı ödemiş, eski adresteki hattı iptal ettirmiş&#8230; Ancak ödemede birkaç kuruş eksik kalmış. Telekom bu birkaç kuruşu yuvarlak 1 TL’ye çıkararak şirketin eski adresine göndermiş. Ancak fatura şirkete ulaşmamış.<br />
Telekom 1 (bir) TL için hacz işlemi başlatmış. Şirket “İcra Sakıncalıları” listesine alınmış&#8230; Özel bir bankadan kredi talebi, bu yüzden reddedilmiş.<br />
Ayrıca 07.12.2009 tarihinden bugüne kadar 1 (bir) TL’lik fatura, icra masrafları ile birlikte 490 TL’ye ulaşmış. Şirket 490 lirayı da mecburen tıkır tıkır ödemiş. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/ege%e2%80%99de-ucmasak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>La Fontaine’den önce&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/la-fontaine%e2%80%99den-once/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/la-fontaine%e2%80%99den-once/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Mar 2010 05:35:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hasan Pulur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=35111</guid>
		<description><![CDATA[Leonardo da Vinci denilince aklımıza ünlü “Mona Lisa” tablosu gelir, o hüzün dolu bakışın bir benzeri canlılarda bile yoktur.
Leonardo da Vinci, yalnız resimler çizerek makineler icat etmiş, eski eserleri onarmış bir dâhi değil&#8230;
Hikâyeler, fantastik hayvan masalları ve fıkralar da yazan bir yazardır. Anlaşılması kolay, düş gücünün hızlı gelişmesi için yazılmış bu hikâyelerin gerçek kahramanları hep [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Leonardo da Vinci denilince aklımıza ünlü “Mona Lisa” tablosu gelir, o hüzün dolu bakışın bir benzeri canlılarda bile yoktur.<br />
Leonardo da Vinci, yalnız resimler çizerek makineler icat etmiş, eski eserleri onarmış bir dâhi değil&#8230;<span id="more-35111"></span><br />
Hikâyeler, fantastik hayvan masalları ve fıkralar da yazan bir yazardır. Anlaşılması kolay, düş gücünün hızlı gelişmesi için yazılmış bu hikâyelerin gerçek kahramanları hep doğadandır. Mitolojik hayvanlar, bitkiler, su, hava gibi doğa öğeleri&#8230;<br />
La Fontaine’in masalları gibi ibretli hikâyeleri de vardır. Onun bu yazılarını resimleyen, “Bilinmeyen Defter” isimli bir kitap çıkarmışlar. (Marsık Yayınları)<br />
Bu yazdıklarına “Codex-Şifreler” adı verilmiş&#8230;<br />
Bunlara birkaç örnek&#8230;<br />
*  *  *<br />
Bir zamanlar ahırına bile gidemeyecek kadar yorgun bir eşek varmış. Çok soğuk bir kışmış ve bütün yollar don tutmuş. “Daha fazla gidemeyeceğim!” demiş eşek, kendini yere atarak.<br />
Bir serçe yanında durmuş ve kulağına fısıldamış:<br />
“Eşek, üzerinde durduğun donmuş bir göl. Dikkatli ol.”<br />
Uyuklamak üzere olan eşek, kocaman ağzını açıp esnemiş ve yeniden uykuya dalmış. Ama vücudunun ısısıyla, altındaki buz yavaş yavaş erimiş ve sonunda çatlayıp kırılmış. Eşek suya düşünce kurtulmak için çırpınmış; ama boşuna, artık çok geçmiş. Ve boğulmuş&#8230;<br />
*  *  *<br />
Yapraklı dallarını güneşe seren gururlu bir ağaç, yanındaki düz, kuru ve yaşlı sırığa hiç dayanamıyormuş:<br />
“Çok yanıma sokuluyorsun, daha uzağa gidemez misin? demiş.<br />
Sırık onu duymamış gibi davranıp hiç yanıt vermemiş.<br />
O zaman ağaç kendisini çevreleyen böğürtlen çalısına seslenmiş:<br />
“Çalı, başka bir yere gidemez misin? Canımı sıkıyorsun!.<br />
Böğürtlen çalısı da duymamış gibi davranıp yanıt vermemiş.<br />
O zaman kertenkele, dayanamayıp kafasını yerden kaldırmış ve “Güzel ağaç!” demiş “sırığın seni dik tuttuğunu görmüyor musun? Çalının seni kötü arkadaşlardan koruduğunun farkında değil misin?”<br />
*  *  *<br />
Ardıç kuşları, baykuşu yakalayan adamı görünce, “Yaşasın, kurtulduk!” diye bağırmışlar.<br />
“Artık baykuş bizi korkutamaz. Rahatça uyuyabiliriz.”<br />
Gerçekten de baykuş tuzağa düşmüş ve kafese kapatılmıştı. Düşmanın kafesinin çevresinde dönen ardıç kuşları, “Haydi, gidip hapisteki baykuşa bakalım” diye bağırmışlar.<br />
Ama adam baykuşu başka bir amaçla yakalamıştı, aslında o ardıç kuşlarını istiyordu. Baykuş, hemen onunla işbirliği yapmış. Adam onu bir bacağından iple bağlamış ve bir tüneğin üzerine yerleştirmiş. Meraklı ardıç kuşları, onu görmek için çiftçinin ziftli ökseleri yerleştirdiği çevredeki ağaçlara doluşmuşlar. Ama ardıç kuşları, baykuş gibi özgürlüklerini değil, canlarını kaybettiler.<br />
Bu, kendilerinden güçlü birinin özgürlüğünü kaybetmesine sevinenler için yazıldı. Kaybeden eğer önemli biriyse, hemen kazananın tarafına geçebilir, ama güçsüz olanlar yeni sahiplerinin emrine geçer ve çoğu kez yalnızca özgürlüklerini değil, yaşamlarını da kaybederler.<br />
*  *  *<br />
Avludaki tüm hayvanlar aç ve susuzdu, horoz bile ötmüyordu.<br />
Son güçlerini de tüketmemek için bir ağacın gölgesinde kımıldamadan duruyorlardı.<br />
Yalnız tavuskuşu, o gün de diğerleri gibi renk renk kuyruğunu yelpaze gibi açmış bir ileri bir geri dolanıyordu.<br />
“Anneciğim, neden tavuskuşu her gün böyle salına salına dolaşıyor?” diye sordu meraklı bir piliç annesine.<br />
“Çünkü yavrum, o çok kibirli bir hayvan. Ve bu hırs yalnızca ölünce yok olur” dedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/la-fontaine%e2%80%99den-once/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çubukçu’ya not</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/cubukcu%e2%80%99ya-not/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/cubukcu%e2%80%99ya-not/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Mar 2010 07:25:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Melih Aşık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=34953</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul Çekmeköy’e bağlı Mehmetçik Lisesi’nde öğrenciler bahçede toplanarak TEKEL işçilerine destek için slogan atmışlar. Daha sonra 24 öğrenci sessizce oturma boykotu yapmışlar.
Çekmeköy İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü bu 24 öğrenciye tasdikname verilmesi ve okulla ilişiklerinin kesilmesini kararlaştırmış.
Eğer ülkede demokrasi olsa Milli Eğitim Bakanı’nın olaya el koyması, bu kararı durdurması gerekir&#8230;
Ne yapmış öğrenciler? Bir sosyal olaya duyarlık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Çekmeköy’e bağlı Mehmetçik Lisesi’nde öğrenciler bahçede toplanarak TEKEL işçilerine destek için slogan atmışlar. Daha sonra 24 öğrenci sessizce oturma boykotu yapmışlar.<br />
Çekmeköy İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü bu 24 öğrenciye tasdikname verilmesi ve okulla ilişiklerinin kesilmesini kararlaştırmış.<span id="more-34953"></span><br />
Eğer ülkede demokrasi olsa Milli Eğitim Bakanı’nın olaya el koyması, bu kararı durdurması gerekir&#8230;<br />
Ne yapmış öğrenciler? Bir sosyal olaya duyarlık göstermişler&#8230;<br />
Evet okul böyle protestoların yeri değildir. Dersler böyle nedenlerle aksatılmamalı. Ancak daha çocuk bunlar. Gerçek bir eğitimci o öğrencilerin kulaklarını çeker, uyarılarda bulunur, bir daha kabahatleri görüldüğünde cezanın daha ağır olacağını hatırlatarak sınıflarına yollardı. Böyle orantısız bir ceza o çocukları ya avare yapar, ya terörist&#8230;<br />
Gazetelerde okuyoruz. Kimi yerde müdürler ilkokul çocuklarını toparlayıp açılışlara veya siyasetçileri karşılamaya götürüyor. Çocuklara iktidar partisi alkışlatılıyor. Bu iyi. Ama çocuklar TEKEL işçilerini alkışlarsa bu kötü&#8230;<br />
Verilen tasdikname cezası okullarda “insan hakları dersi” okutulmasını da anlamsızlaştırıyor.<br />
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu bu orantısız cezaya el koymalı&#8230;<br />
Mesele okulları ve öğrencileri ceza ile değil cezasız yönetebilmektedir.<br />
Amaç gençleri harcamak değil kazanmaktır.<br />
Milli Eğitim Bakanlığı bu ilkeleri unuttu mu?</p>
<p>İstanbul’da TEKEL işçilerine destek veren lise öğrencileri okuldan atılmış.<br />
Uluslararası tekellere destek verseler “kahraman genç siviller” diye anılacaklardı&#8230;<br />
Gülhan Elmas</p>
<p>Dersimiz anayasa<br />
Anayasa Mahkemesi eski Raportörü Ali Rıza Aydın, AKP’nin anayasa hamlesinde gözlenen bir sakatlığı dün Odatv.com’da, gazete haberlerine dayanarak şöyle anlatıyordu:<br />
“‘Başbakan kurmaylarıyla Başbakanlık’ta bir araya geldi’ başlığının altına, ‘Anayasa değişikliği paketine son şekli veriliyor, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun yapısı değişiyor, parti kapatma kuralları değişiyor. Paket netleşmedi, sürprizler bekleniyor’ gibi haberler eklendiği zaman hukuk güvenliği ve hukukun üstünlüğü sarsılır. Çünkü, Anayasa’da yürütme organının, Başbakan’ın Anayasa’yı değiştirme görev ve yetkisi bulunmamaktadır. Bu yetki Anayasa’nın 175. maddesine göre TBMM’nindir. Başbakanlık’ta toplanan kurmaylar arasında, kimi milletvekillerinin bulunması bu görev ve yetki sorununu çözmez. Yöntem Anayasa’ya aykırı.”</p>
<p>Kamerun’da bir çocuk öğrenci Abdullah Gül’e “Gesi Bağları” türküsünü söylemiş.<br />
Çocuk Gül’ün gezmeyi çok sevdiğini nereden öğrendi acaba?<br />
Haldun Ertem</p>
<p>İstanbul’da yeni yerleştirilmeye başlanan MOBESE kameraları suçluyu yüzünden tanıyacakmış.<br />
Hazır el atmışken şunlardan birkaç tane de Meclis’e yerleştirsek!<br />
Fahrettin Fidan</p>
<p>Barış!<br />
Barış ve kardeşlik açılımında geldiğimiz parlak noktayı dün gazetemizin birinci sayfasındaki fotoğraflarda görmek mümkündü&#8230; Yüksekova’da 40 bin kişinin katıldığı Nevruz töreninde konuşan BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, barışçı bir konuşma yapmış:<br />
- Kürt sorununun çözümünde muhatap BDP’dir, demiş, aksi durumda kaos olur&#8230;<br />
Platformun önüne de şu afiş asılmış:<br />
“Gün gençliğin zafer ruhuyla Apo’yu özgürleştirme günüdür&#8230;”<br />
BDP Milletvekili Hamit Geylani Diyarbakır’dan:<br />
“Gönlümüzün başkenti” diye söz etmiş.<br />
Ayrıca BDP’nin özel güvenlik görevlisinin resmi vardı birinci sayfamızda. Peşmerge kıyafeti giymişti. Apo’nun sözünü ettiği iç güvenlik örgütü bu olsa gerek&#8230; Bütün bunlar AKP’nin açılım programında var mıydı? Yoksa açılımın açıklanmayan bölümünde mi vardı? Bir bilsek&#8230;</p>
<p>Bulancak<br />
Arkadaşımız Nazım Alpman’ı önceki gün aradığımızda “Bulancak’tayım Ağabey” diye yanıtladı:<br />
- Tiyatro izlemeye geldim!<br />
Sanatçı dostumuz Serhat Özcan’ın davetiyle Giresun’un Bulancak ilçesine giden Nazım, gözlerine inanamamış. 37 bin nüfuslu ilçede iki özel tiyatro bulunuyor. Bulancak Sanat Tiyatrosu 25 yıllık geçmişe sahip. Eğitim-Sen Bulancak Temsilciliği Tiyatrosu ise 12 yıldan bu yana düzenli olarak perdelerini açıyor. Bugüne kadar dokuz oyun sahneye koymuşlar.<br />
Her iki tiyatronun da kadro ağırlığını öğretmenler yüklenip götürüyorlar.<br />
Eğitim &#8211; Sen Tiyatrosu’nun önceki akşam prömiyerini yaptığı oyun, Yılmaz Erdoğan’ın “Bana Bir Şeyhler Oluyor” adlı eseri&#8230; Oyun yaza kadar her hafta iki gösterimle devam edecek. Her iki tiyatronun ağırlığını öğretmenler taşıyor. Öğretmenler müthiş&#8230;</p>
<p>Akkoncu<br />
Yeni Şafak gazetesi Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi, “İçimizdeki Gladio İle Yüzleşmek” adlı bir kitap yazdı. Zaman’da Nuriye Akman, Selvi ile kitap üzerine konuşuyor. Selvi konuşmanın bir yerinde AKP içindeki Ergenekonculardan söz ediyor:<br />
 “Şunu görüyorum, özellikle sekiz on kişilik bir milletvekili grubu ciddi olarak Ergenekon operasyonlarından rahatsız. İçerisinde bakanlar da var, eski bakanlar da var. Yani Ak Parti kendi içerisindeki Ergenekoncuları tam olarak tasfiye etti diyemem&#8230;”<br />
AKP içindeki muhalifler dikkat&#8230; Sıra size de gelebilir&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/cubukcu%e2%80%99ya-not/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bahai Efendi ve İngiliz elçisi&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/bahai-efendi-ve-ingiliz-elcisi/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/bahai-efendi-ve-ingiliz-elcisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Mar 2010 07:24:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hasan Pulur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=34951</guid>
		<description><![CDATA[Eski “reform” lafı şimdi “açılım” oldu.  Batı, Osmanlı’dan hep “reform” istemiştir.
Kimin için?
Elbette kendi yararına, kendi çıkarına, “azınlık hakları” adı altında.
Prof. Taner Timur, “Osmanlı reformizminin işleyiş biçimi ve işlevi ile çağdaş demokrasimizin işleyiş biçimi arasında önemli benzerlikler gördüm!” der:
“Günümüzdeki demokrasi ne kadar gerçek demokrasi ise, 19. yüzyıl Osmanlı reformlarının da o kadar gerçek oldukları kanısına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eski “reform” lafı şimdi “açılım” oldu.  Batı, Osmanlı’dan hep “reform” istemiştir.<br />
Kimin için?<br />
Elbette kendi yararına, kendi çıkarına, “azınlık hakları” adı altında.<span id="more-34951"></span><br />
Prof. Taner Timur, “Osmanlı reformizminin işleyiş biçimi ve işlevi ile çağdaş demokrasimizin işleyiş biçimi arasında önemli benzerlikler gördüm!” der:<br />
“Günümüzdeki demokrasi ne kadar gerçek demokrasi ise, 19. yüzyıl Osmanlı reformlarının da o kadar gerçek oldukları kanısına vardım.”<br />
Prof. Timur, bir önemli çelişkinin de altını çizer:<br />
“Bu yüzden bugünkü siyasal rejiminizin hışmına uğrayan ve fikirleri yüzünden şu veya bu şekilde dışlanan birçok aydınımızın Osmanlı reformları konusundaki övücü tutumları bana garip bir çelişki olarak göründü.”<br />
Prof. Taner Timur bu tespiti 1987’de yapmıştır, 23 yıl önce&#8230; (x)<br />
* * *<br />
O tarihte Osmanlı yönetimi bir biçim koalisyon gibiydi; Kösem Sultan, yeniçeri ağaları, kadızadeler, zaman zaman din adamları, ulemalar.<br />
Kişisel çıkarlara dayalı hizipler ve değişen ittifaklar&#8230;<br />
* * *<br />
İşte bu dönemde Bahai Efendi şeyhülislamlığa atanır. Onu sadrazama tanıtırlar, “Bir keyif adamıdır, kendi zevkine ve rahatına düşkündür” derler<br />
Bahai Efendi’yi oyuncak yapacaklarını sananlar hiç ummadıkları biriyle karşılaşırlar, ondan istedikleri fetvayı alacaklarını sananlar, başta yeniçeri ağaları, bu tayinden hiç memnun kalmamışlardır.<br />
Taner Timur, bu şeyhülislamı şöyle anlatır:<br />
“Kimilerinin beklediği gibi oyuncak olmadı. Tam tersine, dürüst ve cesur bir şeyhülislam oldu. Yurtseverlik kavramının oluşmadığı bir dönemde yurtseverce davrandı.“<br />
* * *<br />
Ne mi yaptı?<br />
Kapitülasyon, 200 bin akçeyi geçmeyen davalara Osmanlı kadısının bakamayacağını öngörüyordu. İzmir’de bir dava vardı, anlaşmazlık 200 bin akçeyi geçiyordu. İngiliz konsolos o kadar küstahtı ki, İzmir kadısı davaya bakacağını bildirdi, bir taraftan da, İngiliz konsolosun küstahlığını İstanbul’a Şeyhülislam’a Bahai Efendi’ye bildirdi. Sadrazam da Bahai Efendi’yi tuzağa düşürdü, “Ne yaparsan yap!” demeye getirdi.<br />
İzmir kadısı gönderdiği yazıda, “Bu uğursuz konsolosun padişahın emrine aykırı, düşman gemilerine buğday aldığını” söylüyordu.<br />
* * *<br />
Bahali Efendi, Galata’dan İngiliz elçisini çağırdı ve konsolosu azletmesini söyledi. Elçi Thomas Bendysh, konsolosun da küstahı, Bahai Efendi’nin tepesi attı:<br />
“Bre dinsiz melun, siz daima din ve devlete hıyanetten geri kalmazsınız. Venedik kâfirine niçin kalyonlar verip yardım yaparsınız?”<br />
Elçinin kimseden korkusu yoktu, diklendi:<br />
“Bizden kim kalyon isterse kirayla veririz, siz de isterseniz veririz.”<br />
* * *<br />
Dedik ya, Şeyhülislam Bahai Efendi’nin tepesi atmıştı, bu defa da attı, İngiliz elçisi falakaya yatırıldı, bir ahıra hapsedildi.<br />
Yeniçeri ağaları ve diğerleri, hatta Sadrazam sevinç içindeydiler. Bahai Efendi, koskoca elçiyi falakaya yatırıp, ahıra nasıl hapsederdi?<br />
Sanırsınız ki hepsi İngiliz Kralı’nın dokuzuncu göbekten kuzenleri!!!<br />
* * *<br />
Zaten bu Şeyhülislam’ın başka sabıkası daha vardı, yabancı elçilerin isteğiyle Kapudan Paşa’yı azletmemiş, sadrazama çıkışmıştı:<br />
“Din ve devlet uğruna eteğini beline dolayan bir adamı azletmek din ve devlete hıyanettir. Elçilerden rüşvet alıp, haksız yere azletmek ne demektir?”<br />
* * *<br />
Elçiyi falakaya yatırıp ahıra kapatınca başta yeniçeri ağaları, işbirlikçiler ayaklandı. Bahai Efendi’ye haber yolladılar, elçiyi kurtarmak istiyorlardı. Bahai Efendi köpürdü:<br />
“Ağalar bu işe ne karışırlar?”<br />
Sonra da ağzına geleni söyleyerek, yeniçeri ağalarına hakaretler yağdırarak aracıyı kovdu.<br />
* * *<br />
Sonra ne mi oldu?<br />
Ne olacağını bekliyordunuz, ya da beklediğiniz oldu. Bahai Efendi Bergama’ya sürüldü, sürgünde öldü, evinin karşısına gömüldü.<br />
Diyeceksiniz ki, aradan 300 yıl geçmiş&#8230;<br />
Varsın geçsin, siz olayı alın, hayalinizde bugüne getirin, gerekenleri yerli yerine oturtun, sonra düşünün&#8230;<br />
İşte size kıssadan hisse&#8230;<br />
Devletin, sadakati cezalandırma gibi bir huyu vardır.<br />
Ha 300 yıl önce, ha 300 yıl sonra&#8230;<br />
———————<br />
(x) Osmanlı Çalışmaları, İmge Kitabevi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/bahai-efendi-ve-ingiliz-elcisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>‘Çekin protokolü’</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/%e2%80%98cekin-protokolu%e2%80%99/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/%e2%80%98cekin-protokolu%e2%80%99/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2010 06:53:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Melih Aşık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=34768</guid>
		<description><![CDATA[Başbakan Erdoğan BBC’ye verdiği demeçte Türkiye’de kaçak olarak çalışan 100 bin Ermeninin görmezden gelindiğini, eğer Ermenistan başka ülkelerin parlamentolarından soykırım kararı geçirmeye çalışırsa bu kaçak işçilerin geri gönderileceğini  söyledi.
İşte size daha çok blöf kokan bir tehdit&#8230;
Başbakan tüm kaçak işçileri sınırdışı etmekten söz etseydi bu tavır olağan sayılabilirdi.
Ancak sadece Ermenileri söz konusu etmesi “ırkçılık” eleştirilerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başbakan Erdoğan BBC’ye verdiği demeçte Türkiye’de kaçak olarak çalışan 100 bin Ermeninin görmezden gelindiğini, eğer Ermenistan başka ülkelerin parlamentolarından soykırım kararı geçirmeye çalışırsa bu kaçak işçilerin geri gönderileceğini  söyledi.<span id="more-34768"></span><br />
İşte size daha çok blöf kokan bir tehdit&#8230;<br />
Başbakan tüm kaçak işçileri sınırdışı etmekten söz etseydi bu tavır olağan sayılabilirdi.<br />
Ancak sadece Ermenileri söz konusu etmesi “ırkçılık” eleştirilerine yol açtı.<br />
Ermenistan’dan gelen işçilere ayrıcalık tanındığı biliniyordu.<br />
Bu ayrıcalık şimdi şantaj konusu yapılıyor.<br />
Geçen aylarda Ermeni işçilere ayrıcalık tanınmamasını isteyen CHP’li Onur Öymen’in sözleri çok eleştirilmişti. Bu defa Başbakan’ın sözlerini eleştirene rastlanmıyor. Sebebi; korku&#8230;<br />
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen diyor ki:<br />
- Hükümetin atması gereken caydırıcı adım TBMM’ye sevk ettiği Ermenistan protokolünü geri çekmektir. ABD’den çekindiği için bunu yapamıyor. Ermenistan’dan gelen kaçak işçileri geri göndermekten söz ederek bir şey yapar görünmek istiyor&#8230;<br />
Dış politika yokuşta su kaynatmış belediye otobüsü gibi&#8230; Yürümüyor&#8230;</p>
<p>Taraf gazetesi, Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un mahkemeyi yönlendirdiğini ileri sürerek anayasanın ve TCK’nın ilgili maddelerini hatırlatmış.<br />
“Bizim uzmanlık alanımıza girmeyin general” de diyebilirdi kısaca&#8230;<br />
Elif Eral</p>
<p>Kendine bildirim!<br />
Aytaç Durak olayından hareketle belediye başkanlarının birinci derece yakınlarıyla birlikte mal beyanı vermesini önermiştik&#8230; Eski CHP İzmir Milletvekili ve Aliağa Belediye Başkanı Hakkı Ülkü dün dedi ki:<br />
“Yasaya göre ilçe belediye başkanları mal varlıklarını kaymakama, il belediye başkanları valilere&#8230; Belediye meclis üyeleri ise belediye başkanlarına bildirmek durumundadır.”<br />
Ancak mevzuatta ufak bir boşluk varmış! O da şu:<br />
“Mevzuattaki en önemli boşluk, belediye başkan ya da üyelerinin dönem sonunda yeni bir mal bildiriminde bulunmak zorunda olmamalarıdır&#8230;”<br />
Esas komedi de burada tabii. Belediye Başkanı göreve başlarken mal bildirimini veriyor ama görevi sonunda vermiyor. Götürenin yanına kâr kalıyor.<br />
* * *<br />
Adana Belediye Başkanı Aytaç Durak’ın adını vermeden rüşvet pazarlığı yapmakla suçladığı CHP’li Belediye Meclis üyesi Mehmet Esendemir hakkında CHP işlem yaptı mı?<br />
CHP Adana İl Başkanı Serdar Seyhan’ın dün bu konudaki sorumuza telefonda söyledikleri:<br />
“Aytaç Durak’ın Belediye Meclisi’nde o kaset olayını açıklamasından hemen sonra il yönetimi olarak harekete geçtik. Adı geçen arkadaşımızı ihraç talebiyle İl Disiplin Kurulu’na sevk ettik. Konu ivedilikle görüşülecek&#8230;”</p>
<p>İstanbul’daki okul kantinlerinde çalışanların 11’i dolandırıcılık, 17’si sahtecilik, 19’u mali kaçakçılık suçlarının faili çıkmış.<br />
Mübarek okul kantini değil de adeta millet meclisi!<br />
Fahrettin Fidan</p>
<p>Baba!<br />
Bir vakıf üniversitesinin, “matematik-bilgisayar” bölümünden mezun, babası albay olan M.T. adlı genç hanım bir özel şirkete iş başvurusunda bulunuyor. Şirketin insan kaynakları mülakat sırasında genç hanıma soruyor:<br />
“Babanızın adı Ergenekon soruşturmasına karıştı mı?, Balyoz Harekât Planı hakkında ne düşünüyorsunuz? Babanızın birlikte görev yaptığı ve yakın arkadaşı olan subaylardan herhangi birinin adı Ergenekon, Balyoz, Kafes, Poyrazköy gibi isimlerle anılan soruşturmalara karıştı mı? Vs.<br />
Hürriyet’te Saygı Öztürk’ün haberine göre “iş başvurularına adres olarak ‘askeri lojman’ yazan” çocuklara bu tür sorular soruluyormuş&#8230; Henüz sonuçlanmamış olan Ergenekon davası şimdiden kan davasına dönüştü anlaşılan. Çocuklar da hedefte.<br />
Çeteler ve darbeciler temizleniyor, demokrasi güçleniyor teraneleri arasında nasıl da yeni düşmanlıklar ve haksızlıklar yaratıldığını dikkatlere sunuyoruz&#8230;</p>
<p>GS<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir “Sanal Dava” yarışması düzenledi. Ortaya bir dava atılıyor, çeşitli üniversiteler bu davayla ilgili savunmalarını (Fransızca) gönderiyor&#8230;<br />
Yarışmaya Avrupa’dan 64 ayrı hukuk fakültesi katılmıştı&#8230;<br />
Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi ekibi büyük bir başarı göstererek 64 ekip arasından ilk 16’ya girmeyi başardı.<br />
İpek Sarıöz, Işıl Aral ve Onur Okşan’dan kurulu ekip 6 &#8211; 7 Nisan’da Strasbourg’a giderek sözlü finale katılacak.. Bu başarıyı kutluyoruz&#8230;</p>
<p>İktidarın hazırladığı anayasa değişikliği paketinde dokunulmazlıklar konusu yokmuş.<br />
O konuya bir dokunsalar kendi kendilerinden bin ah işitecekler tabii&#8230;<br />
Haldun Ertem</p>
<p>Sırlar!<br />
CHP Milletvekili Atilla Kart, TMSF’den sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan’a TMSF ile ilgili sorular yöneltmişti. Yanıtlar geldi. Ama eksik geldi. Örneğin:<br />
“TMSF’nin el koyduğu gazete ve televizyonlarda kimlere program yaptırıldığı ve program yaptırılanlara ne kadar para ödendiği” sorusu hiç yanıtlanmamıştı.<br />
“Mehmet Albayrak isimli kişinin satın aldığı 82 kalem eşya ile Hüseyin Kartal simli kişinin satın aldığı 574 kalem eşyanın satış bedelleri” belirtilmemişti.<br />
Atilla Kart eksik kalemleri dün Babacan’a tekrar sordu. Bakalım ‘yağma edilen hasanın böreği’ ne ilişkin ek bilgi gelecek mi?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/%e2%80%98cekin-protokolu%e2%80%99/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Meyhane ve rakı&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/meyhane-ve-raki/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/meyhane-ve-raki/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2010 06:52:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hasan Pulur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=34766</guid>
		<description><![CDATA[Geçen gün Melih Aşık yazdı; bir gazeteci “iki genç bayanla” Beyoğlu Balık Pazarı’nın meşhur meyhanesi “Cumhuriyet”e gidiyorlar, kaldırımdaki masalardan birine oturup, üç bira istiyorlar, garson soruyor:
“Başka ne yiyeceksiniz?”
“Ortaya bir patates yapın!”
“Olmaz!”
Nedir “Olmaz” olan.
Üç bira, bir patates tavayla o masaya oturulmaz, kısa bir süre olsa dahi&#8230;
* * *
Melih Aşık “Eskiden meyhane adabı vardı” diyor.
Doğru, zaman zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen gün Melih Aşık yazdı; bir gazeteci “iki genç bayanla” Beyoğlu Balık Pazarı’nın meşhur meyhanesi “Cumhuriyet”e gidiyorlar, kaldırımdaki masalardan birine oturup, üç bira istiyorlar, garson soruyor:<span id="more-34766"></span><br />
“Başka ne yiyeceksiniz?”<br />
“Ortaya bir patates yapın!”<br />
“Olmaz!”<br />
Nedir “Olmaz” olan.<br />
Üç bira, bir patates tavayla o masaya oturulmaz, kısa bir süre olsa dahi&#8230;<br />
* * *<br />
Melih Aşık “Eskiden meyhane adabı vardı” diyor.<br />
Doğru, zaman zaman “Bu iş onların işiydi!” deyince kızarlar.<br />
Kim onlar?<br />
İstanbul’un Rum garsonları&#8230;<br />
Melih Aşık’ın anlattığını okuyunca bir anımız canlandı. Bir zamanlar Yeniköy’de deniz üstünde “Aleko”nun meyhanesi vardı, arada sırada giderdik, denizin tam üstünde balkona çıkmış gibi masalar sayılıydı, diğer masalar biraz daha geride&#8230;<br />
Bir genç kızla bir delikanlı geldi, kız o kadar neşeliydi ki, güle oynaya, denizin üstünde boş kalan son masaya oturdu. Kim bilir delikanlı neler düşünüyordu, “Bu masadan kaça kalkarız!” gibi.<br />
Aleko garsona seslendi:<br />
“Ne isterlerse ver. Sıkma canlarını!”<br />
Sonra, bize döndü:<br />
“Delikanlının cebinde parası ya vardır, ya yoktur. Garson ne yiyeceksiniz diye sorunca yüreği oynar. O masadan alacağımız üç beş kuruş bu gençleri üzmeye değer mi?”<br />
Sonra kulağımıza eğildi:<br />
“Biz meyhaneciyiz pasam!”<br />
Gerçekten meyhaneciydi onlar, İstanbul Rumları, bu onların işiydi.<br />
* * *<br />
Meyhaneden laf açılınca “rakı”dan söz edilmez mi?<br />
Geçenlerde rakı üzerine bir yazı yazdık, meğer ne kadar çok “rakıcı” varmış&#8230;<br />
Biri de bize kızmış:<br />
“Ayıp, insan Necip Mirkelamoğlu’nun Rakıname’sinden iki satır yazmaz mı?”<br />
Yazalım, kimsenin hatırı kalmasın&#8230;<br />
“Gül ağacı değilem, her güzele eğilem” diyen Mirkelamoğlu rakı için de şöyle der:<br />
“İçmesini bilene, zevk-u sefadır.<br />
İçmeyi bilmeyene, cevr-ü cefadır rakı.<br />
Bir münasip mikdarı, muhabbet anahtarı<br />
Kaçırırsan ayarı, can’a ezadır rakı.<br />
* * *<br />
Ne dert kalır, ne keder, mes’ut eder.<br />
İçebilirsen eğer, ruhu ciladır rakı.<br />
Ham ervahsan yanaşma, Arif’sen ondan şaşma,<br />
İç ama, haddi aşma, ferahfezadır rakı.<br />
* * *<br />
Nükte, cinas anlaya, ahengi-i bezm’e uyan.<br />
İçip zırvalamayan, o’nadır rakı.<br />
Eşek içince zırlar, köpek içerse hırlar,<br />
Kedi içse tırmalar, rakı, insanlaradır rakı.<br />
* * *<br />
Al kadehi eline, dokun gönül teline,<br />
Muhabbet âlemine, bir merhabadır rakı.<br />
Adabı, erkânı var, zamanı mekânı var,<br />
Kimin ki iz’anı var, ona şifadır rakı.”<br />
* * *<br />
Mirkelamoğlu “Gönül dargınlarına, vefa kırgınlarına, hayat yorgunlarına devadır rakı” der ve sonunda da imzasını atar:<br />
“Had bilmezsen eğer/öyle rüsva eder ki başa beladır rakı”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/meyhane-ve-raki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Baykal’ın kuşkusu</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/baykal%e2%80%99in-kuskusu/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/baykal%e2%80%99in-kuskusu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Mar 2010 07:53:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Melih Aşık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=34645</guid>
		<description><![CDATA[CHP  lideri Deniz Baykal darbelerle ilgili kuşkularını dile getirdi dünkü grup konuşmasında.. Önce ‘yargıdan muaf tutulan’ 12 Eylül darbecilerinin kulağını çınlattı:
“Birilerinin 8 &#8211; 10 yıl önce aklından darbe yapmayı geçirmiş olabileceği iddiasıyla en büyük suçlamaları yapıyorsunuz da resmen darbeyi yapmış, suçsuz insanları asmış, binlerce insana ıstırap çektirmiş olanlardan niye hesap sormuyorsunuz&#8230;”
Peşinden 28 Şubat’la ilgili [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>CHP  lideri Deniz Baykal darbelerle ilgili kuşkularını dile getirdi dünkü grup konuşmasında.. Önce ‘yargıdan muaf tutulan’ 12 Eylül darbecilerinin kulağını çınlattı:<br />
“Birilerinin 8 &#8211; 10 yıl önce aklından darbe yapmayı geçirmiş olabileceği iddiasıyla en büyük suçlamaları yapıyorsunuz da resmen darbeyi yapmış, suçsuz insanları asmış, binlerce insana ıstırap çektirmiş olanlardan niye hesap sormuyorsunuz&#8230;”<span id="more-34645"></span><br />
Peşinden 28 Şubat’la ilgili kuşkularını dile getirdi: “28 Şubat, 28 Şubat’ diyorlar. 28 Şubat’tan sonra (iyi ki yapıldı, Türkiye’nin önü açıldı) deyip kendi siyasetlerinin önünün açıldığını gören insanlar, şimdi bu olayların en büyük ıstırabını çekmiş insanlara demokrasi dersi vermeye kalkıyorlar. Siz önce 28 Şubat süreci içinde hangi ilişkiler içine girdiğinizi, 28 Şubat’ın sizin siyasi istikbalinize hangi katkıları yaptığını bir açıkça gündeme getirin&#8230;”<br />
Deniz Baykal ne demek mi istiyor?<br />
Üstü kapalı şekilde; 28 Şubat’ın ABD kaynaklı olduğunu&#8230; O gün TSK’ya hâkim olanların Erbakan’a ve irticaya karşı tavır alır görüntüsü altında AKP’nin önünü açtığını&#8230; ABD karşıtı Erbakan yerine ABD sever AKP ekibini iktidara getirdiğini&#8230; Bugün 28 Şubat ekibinin o yüzden yargılanmadığını, söylemek istiyor&#8230;<br />
12 Eylül ve 28 Şubat’ı yandaş darbe ilan ediyor.</p>
<p>Durak durmuyor!<br />
Önce ANAP’tan, sonra AKP’den&#8230; CHP ile flört sonuç vermeyince 2009 yerel seçimlerinde MHP’den Adana Belediye Başkanı olan Aytaç Durak, belediye meclisinin son toplantılarından birinde CHP’li bir üyeyle ilgili rüşvet kaseti dinletiyor. Her ne hikmetse tepki CHP’li üyeden değil, Durak‘ın 26 yıllık arkadaşı MHP’li Meclis üyesi Mustafa Tuncel’den geliyor.<br />
“Aytaç Durak’ın 2 milyar dolar serveti var, diyor Tuncel, Adana’nın imar planlarını kendi arsalarına büyük rantlar sağlayacak şekilde yaptığını“ söylüyor.<br />
Bunlara Aytaç Durak’ın yanıtı özetle şu oluyor.<br />
“Servetim olsa olsa 40 milyon liradır. O da zengin bir aileden gelen eşimden kaynaklanmaktadır&#8230; Ayrıca şehir benim inşaat yaptığım yönde geliştiyse bunda benim suçum var mı?”<br />
Başbakan Erdoğan, Aytaç Durak için “Savcılar göreve” dedi. Daha önce hiç kuşkulanmamış mıydı acaba? Aynı soruyu Durak’ı istifaya çağıran MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye de sormalı&#8230;<br />
Bütün bu işlerin dramatik yanı mı?<br />
“Mal beyanı” diye bir müessesenin sık sık lafının edilip kendisinin bir türlü uygulanmaması&#8230; Seçim önceleri hatırlanıp seçim sonraları unutulması.<br />
Mesela&#8230; CHP’li Meclis üyesi Hüseyin Sağ geçen dönemde İstanbul Belediye Meclisine bir önerge vererek bütün belediye başkanlarının mal varlıklarını açıklamasını önermişti. Kimse kulak asmadı. Aytaç Durak’ı suçlayanlar aynı anda tüm başkanların mal varlıklarını açıklamasını da istemeliler. Bakalım kaç 40 milyon dolar çıkacak ortaya!</p>
<p>Heykel<br />
Eski İstanbul Belediye Başkanı Nurettin Sözen, bir heykel yarışması açmış kazanan eserler 1993 yılında kentin çeşitli yerlerine yerleştirilmişti.<br />
Bu heykellerin şimdi yerinde yeller esiyor&#8230;<br />
CHP Meclis Üyesi Hakkı Sağlam, en az 9 heykelin son iki yılda ortadan kaybolduğunu bildiriyor. Bunlar:<br />
Işılay Kür’ün Kadıköy, Rahmi Aksungur’un Maçka, Ayşe Erkmen’in Beyoğlu Tünel, Meriç Hızal’ın Üsküdar, Ertuğ Atlı’nın Kabataş, Vedat Somay’ın Yenikapı, Mümtaz Işıkgör’ün Ihlamur, Adem Yılmaz’ın Taksim, Ümit Öztürk’ün Atatürk Hava Limanı girişindeki heykelleri&#8230;<br />
Neden kaldırıldı bu heykeller? Sanatçılarına haber verildi mi? Şimdi neredeler? Bu sorular İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a&#8230;</p>
<p>Bükreş<br />
Emekli diplomat  dostumuz yazıyor:<br />
“Dün arkadaşlarla Boğaz’ın en güzel noktası Bebek’te buluştuk. Bir arkadaşın daha gelmesini beklerken genç bir hanımla sohbet ediyorduk. Genç hanım bize rahatsızlık duyduğu AKP uygulamalarından söz ederken birden kısık sesle konuşmaya başladı.<br />
Diplomasideki ilk görev yerim Bükreş’te gördüklerimi anımsadım.<br />
Çavuşesku’nun iktidarda olduğu yıllarda Romenlerle konuşurken ne zaman iktidardan söz etsek konuştuğumuz kişi sesini keser, parmağıyla tavanı gösterirdi&#8230; Mesaj şuydu:<br />
‘Tavanda dinleme cihazı olabilir, aman dikkatli olalım&#8230;’<br />
Aradan yıllar geçti. Emekli oldum. Şimdi aynı manzarayı Türkiye’de yaşıyoruz.<br />
İleri demokrasi ve normalleşme bu<br />
demek ki&#8230;”</p>
<p>ÇelişkiDenizlili öğretmen Saadet Ulus, Yalçın isimli şahıs tarafından tehdit ediliyor. Saadet öğretmenin babası Ahmet Ulus, kızının korunması için Denizli Savcılığı’na dilekçe veriyor. Kızın Ardahan’a tayini çıkıyor. Baba Ahmet Ulus, korunması için Ardahan Savcılığı’na da dilekçe veriliyor.<br />
Yalçın isimli cani Ardahan’ın Göle ilçesine kadar geliyor ve Saadet öğretmeni satırla parçalayarak öldürüyor. Hikâyeyi günlerdir gazetelerde okuyoruz. Bir hukukçu dostumuz diyor ki:<br />
- İmzasız ihbar mektuplarıyla sayısız kişi şu anda Ergenekon ve benzeri davalarda yargılanıyor. Gelin görün ki kimi savcılar da imzalı bir ihbar mektubuna rağmen  yeterli tedbiri alamıyor ve Saadet öğretmenin ölümüne engel olamıyorlar.  Ne çelişki!<br />
Tabii cinayetten sonra katili yakalayan polislere ödül verilmesi de ayrı komedi&#8230;</p>
<p>Tayyip Erdoğan, “Kurumlar arası çatışma yok” demiş.<br />
Kurumlardan AKP ile ABD’yi kastediyorsa, doğrudur!<br />
Fahrettin Fidan</p>
<p>İktidar yasa teklifi hazırlamış, siyasi partiler cep telefonlarına mesaj göndererek propaganda yapabilecekmiş.<br />
Cep telefonları aynı zamanda traş makinesi işlevi görecek desenize&#8230;<br />
Haldun Ertem</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/baykal%e2%80%99in-kuskusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Diyarbakır maçı İsveç soykırımı</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/diyarbakir-maci-isvec-soykirimi/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/diyarbakir-maci-isvec-soykirimi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Mar 2010 07:52:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hasan Pulur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=34643</guid>
		<description><![CDATA[Karar, bu yazıdan önce alınır mı, alınmaz mı bilemeyiz.   Ama mutlaka alınmalı ve Diyarbakır futbol takımı hükmen yenik sayılmamalıdır. Çünkü İstanbul’da oynanan maçın futboldan başka önemli bir yanı vardır.
Diyarbakır seyircisi ikinci kez futbola müdahale etmiştir, önce Diyarbakır’daki Bursa maçında, geçen pazar günü de İstanbul’daki “Belediye” maçında&#8230;
*  *  *
Kim yapıyor bunu?..
Kimine göre [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Karar, bu yazıdan önce alınır mı, alınmaz mı bilemeyiz.   Ama mutlaka alınmalı ve Diyarbakır futbol takımı hükmen yenik sayılmamalıdır. Çünkü İstanbul’da oynanan maçın futboldan başka önemli bir yanı vardır.<span id="more-34643"></span><br />
Diyarbakır seyircisi ikinci kez futbola müdahale etmiştir, önce Diyarbakır’daki Bursa maçında, geçen pazar günü de İstanbul’daki “Belediye” maçında&#8230;<br />
*  *  *<br />
Kim yapıyor bunu?..<br />
Kimine göre Diyarbakır seyircisi, kimine göre kışkırtıcılar.<br />
Niçin yapıyorlar, niçin kışkırtıyorlar?<br />
Kürt-Türk sorununu ısıtmak için&#8230;<br />
Takımı hükmen mağlup edilen, iki defa hükmen yenik sayıldığı için küme düşürülen Diyarbakırlının duygusal tepkisinin nasıl kışkırtılacağı, nasıl istismar edileceğini düşünebilir misiniz?<br />
Diyarbakır’ı küme düşüren karar PKK’nın ekmeğine yağ sürmez mi?<br />
*  *  *<br />
Pazar günkü maçı bir hatırlayın, 50-60 kişi sahaya giriyor, hakem ve “Belediye” futbolcuları haklı olarak başlarına gelmesi muhtemel olanları düşünerek, sahadan kaçıyorlar. Hakem soyunma odasına gidiyor, “Ben artık sahaya çıkmam!” diyor, maçı tatil ediyor, fiili bir tecavüz yok, yumruk, tekme gibi&#8230;<br />
Olay bu&#8230;<br />
*  *  *<br />
İstanbul Valisi Sayın Muammer Güler’in bu konuda paylaştığımız görüşleri de var, eleştirdiklerimiz de&#8230;<br />
Sayın Vali tedbir alınmış diyor. Maça 950 polis gönderilmiş, bunlardan 300’ü sahanın içinde, 600’ü dışında görev almış.<br />
Peki, güzel de, seyirci sahaya girerken bu 300 polis neredeydi?<br />
Öyle hurra diye bin iki bin insan sahaya atlamıyor, ortak tahmin 100 kişiyi geçmiyor&#8230;<br />
Demek burada tedbir alınmamış&#8230;<br />
*  *  *<br />
Gelelim, Sayın Muammer Güler’in açıklamasının ikinci bölümüne&#8230;<br />
“Olay çıkınca gerekeni yaptık, dışarıdaki polisleri içeri aldırdım, güvenliği sağladıktan sonra, hakeme, buyrun maçı tamamlatın! dedik.”<br />
Zaten iki veya üç dakika kalmış, maçı bitirin&#8230;<br />
Hayır, hakem, “Ben sahadan ayrılıp odaya girdim, bir daha çıkamam!” demiş!<br />
*  *  *<br />
Acaba öyle mi?<br />
Hakemlerin uyguladığı bu kural nerede var?<br />
Eski ve usta hakemler, böyle bir kuralın olmadığını, soyunma odasına giden hakemin gerekli güvenlik önlemlerinin alındığını anlayınca, inanınca, sahaya çıkıp maçın eksik bölümünü oynatabileceğini söyleyerek, örnekler veriyorlar.<br />
*  *  *<br />
Çok ayıp bir deyimdir ama, biz de özür dileyerek bu deyimi kullanacağız.<br />
Ne yaparlarsa yapsınlar, bu maça kılıf uydursunlar, Diyarbakır’a küme düşürtmesinler.<br />
“Onların” da istediği bu!<br />
Kimlerin mi?<br />
Belli değil mi?<br />
*  *  *<br />
“İsveç soykırımı!” başlıklı yazımız ilgi çekti, çoğu konuyu bilmiyordu bile&#8230;<br />
Zaten neyi biliyoruz ki!<br />
Bazen de bizim gibi bildiğimizi de unutuyoruz.<br />
Televizyon yapımcısı ve sunucu Banu Avar “İsveç’teki Samilere, Laponlara” uygulananları anlatan bir belgesel yaptı, İsveç Dışişleri Bakanlığı hemen devreye girdi, Avar’ın programı kaldırıldı, program yayımlanmadı.<br />
Biz pazartesi günü “İsveç soykırımı”nı yazarken bu olayı atladık, hem de bile bile&#8230;<br />
Şimdi bir önerimiz var&#8230;<br />
Madem İsveç’ten elçimizi geri çağırıyoruz, Başbakan gezisini iptal edip gitmiyor, Banu Avar’ın İsveç’in baskısıyla yayından kaldırılan belgeselinin TRT’de veya başka bir televizyonda yayınlanması için Türkiye Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanlığı devreye giremez mi?<br />
Adamlar işlerine gelmeyen programı kaldırtıyorlar, biz de yayınlatalım, Banu Avar’ın TRT yasağını kaldırtalım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/diyarbakir-maci-isvec-soykirimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
