<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İlk Kurşun Gazetesi &#187; Lale Şıvgın</title>
	<atom:link href="http://www.ilk-kursun.com/konu/diger-yazar/lale-sivgin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ilk-kursun.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 22 Mar 2010 09:51:15 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Soykırım keyfiyeti</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/soykirim-keyfiyeti/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/soykirim-keyfiyeti/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Mar 2010 20:36:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Lale Şıvgın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=34047</guid>
		<description><![CDATA[   ABD&#8217;DEN sonra İsveç de Ermeni soykırımı iddialarını parlamento gündemine taşıdı. Siyasetçilerin tarihi olayları yargılaması elbette bilimsel ve objektif bir yaklaşım değil. Ermeni tasarısı hakkında oy kullanan parlamenterlerin çoğu, danışmanların, lobilerin ve seçmen kitlelerinin baskısıyla, 1915 olaylarını siyasetin aracı haline getirdiler. Oysa oylamalarda bulunan parlamenterlerinin 1915 olaylarına ilişkin ciddi bilgi sahibi olduğu kanaatinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>   ABD&#8217;DEN sonra İsveç de Ermeni soykırımı iddialarını parlamento gündemine taşıdı. Siyasetçilerin tarihi olayları yargılaması elbette bilimsel ve objektif bir yaklaşım değil. Ermeni tasarısı hakkında oy kullanan parlamenterlerin çoğu, danışmanların, lobilerin ve seçmen kitlelerinin baskısıyla, 1915 olaylarını siyasetin aracı haline getirdiler. Oysa oylamalarda bulunan parlamenterlerinin 1915 olaylarına ilişkin ciddi bilgi sahibi olduğu kanaatinde değilim. Büyük ihtimalle çoğunun fikirleri Orhan Pamuk&#8217;tan duydukları ile sınırlı. İşin bilgisizlik tarafı bir yana, bir de terminolojik boyutu var.<span id="more-34047"></span><br />
*<br />
ÇEŞİTLİ parlamentoların 1915 olaylarını &#8217;soykırım&#8217;(jenosit) olarak nitelendirmesi aslında hukuki açıdan çok tartışmalı bir durum. Çünkü bu terim 1915 olaylarından çok sonra, 1944&#8242;te ortaya çıktı. Polonyalı Musevi hukukçu Rafael Lemkin, Yahudilerin imha edilmesi de dahil, sistematik cinayetler içeren Nazi politikalarını &#8217;soykırım&#8217; sözcüğü ile tanımlamaya çalıştı. Bu kavram 1948&#8242;de Birleşmiş Milletler çatısı altında yapılan &#8216;Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi&#8217; ile birlikte uluslararası alanda kullanılmaya başlandı. Peki 1948&#8242;de ortaya çıkan bu terimin geriye dönük olarak işletilmesi mümkün mü?<br />
Hukukçular ne diyor?<br />
ÇOĞU hukukçu, ceza hukukunun doğası gereği; &#8217;soykırım suçu, ancak bu terim oluştuktan sonraki suçları kapsayabilir&#8217; görüşünde birleşiyor. Yani 1915 olaylarının &#8217;soykırım&#8217; olarak nitelendirilebilmesi için o tarihte soykırım suçunun tanımlanmış olması gerekir. Oysaki 1915&#8242;de böyle bir suç tarifi yok. 1944&#8242;e kadar böyle bir kavram mevcut değil. Buna rağmen 1948&#8242;de BM&#8217;de tanımlanan &#8217;soykırım&#8217; terimi kendisinden önce cereyan etmiş olan 1915 olaylarını tanımlamak için kullanılıyor. Pek çok tarihçinin, bugünün hukuki değerlerini tarihe atfetmenin sakıncalı bir yöntem olduğu görüşünde hemfikir olmasına rağmen, &#8217;soykırım&#8217; terimi bilimsellikten çok uzak bir biçimde siyasi ve haksız olarak kullanılıyor.<br />
Kavram geriye dönük uygulanabilir mi?<br />
ÜSTELİK &#8217;soykırım&#8217; terimi uluslararası alanda 1915 için geçmişe yönelik işletilirken, tarihteki başka olayları tanımlamada tercih edilmiyor. Oysa, bu terimin mucidi Lemkin&#8217;in &#8217;soykırım&#8217;ı tarif ederken atıfta bulunduğu başka olaylar da var. Romalıların Kartaca&#8217;yı yok etmeleri ve Roma İmparatoru Titus&#8217;un Kudüs&#8217;ü yok edişi de Lemkin&#8217;in verdiği örnekler arasında. Basit bir mantıkla düşündüğümüzde, Türkleri soykırımla suçlayanların, aynı suçlamayı bugünkü bazı Avrupa devletlerine de yapması beklenebilir. Ancak soykırım kavramının geriye dönük olaylara uygulanması nedense yalnızca Türkler için söz konusu oluyor. Bu kavram hukukun işleyişine aykırı olarak, keyfi bir şekilde kullanılıyor. Bu da soykırım hukuku o günlerde de geçerliymiş gibi bir algı oluşturuyor. Geldiğimiz noktada &#8217;soykırım&#8217; teriminin böylesi keyfi bir şekilde kullanılması tarihçiler kadar hukukçulara da sorumluluk yüklüyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/soykirim-keyfiyeti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Suçlu: Kerpiç</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/suclu-kerpic/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/suclu-kerpic/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Mar 2010 15:35:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Lale Şıvgın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=34045</guid>
		<description><![CDATA[ TÜRKİYE&#8217;NİN bir deprem ülkesi olduğunu bilmemize rağmen, her deprem sonrası aynı şeyleri yaşıyoruz. Kurtarma heyetleri yola çıkıyor, yardım kuruluşları battaniye ve gıda yardımına başlıyor, çadırlar kuruluyor, kabine üyeleri bölgeyi ziyaret ediyor, kriz koordinasyon merkezleri oluşturuluyor ve yetkililerin tabiriyle: &#8220;yaralar sarılıyor&#8221;.
*
DOĞRUSU yara sarmakta üstümüze yok. Ama mühim olan tedbir alarak, yaranın oluşmasını engellemek değil mi? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> TÜRKİYE&#8217;NİN bir deprem ülkesi olduğunu bilmemize rağmen, her deprem sonrası aynı şeyleri yaşıyoruz. Kurtarma heyetleri yola çıkıyor, yardım kuruluşları battaniye ve gıda yardımına başlıyor, çadırlar kuruluyor, kabine üyeleri bölgeyi ziyaret ediyor, kriz koordinasyon merkezleri oluşturuluyor ve yetkililerin tabiriyle: &#8220;yaralar sarılıyor&#8221;.<br />
*<span id="more-34045"></span><br />
DOĞRUSU yara sarmakta üstümüze yok. Ama mühim olan tedbir alarak, yaranın oluşmasını engellemek değil mi? Bilim şimdilik depremi önlemeye yetmiyor olabilir. Ama depremden en az şekilde etkilenmenin yolları biliniyor. Kaldı ki Elazığ&#8217;daki gibi &#8220;geliyorum&#8221; diyen bir deprem için tedbir almak bu kadar zor olmamalıydı. Bölge halkı son birkaç haftadır depremle uyandıklarını anlatıyor. Jeoloji uzmanları da son 20 gündür bölgede onlarca öncü depremin tespit edildiğini söylüyor. Öncü depremlerin ana depremin habercisi olduğunu ifade eden uzmanlara bakılırsa, bölgedeki hasarlı ve eski yapıların boşaltılması sağlanabilirdi. Bu yapılmadığı için kayıp sayısı yüksek.<br />
*<br />
BİR diğer faktör de bölgedeki yapıların dayanıksızlığı. Evlerin çoğu kerpiç ve yığma taşla yapılmış. Ancak yetkililerin her deprem sonrası çıkıp, faturayı hasarlı ve eski tip yapılara kesmesi de anlaşılır değil. Zira deprem tehlikesi altındaki o yapıların sağlamlaştırılması veya tahliye edilmesi mümkündü. Tedbir alınabilirdi. Tedbir nasıl alınır? TEDBİR nasıl alınır diye soranlar için basit bir örnek verelim. Çok kısa bir süre önce Şili&#8217;de meydana gelen depremden sonra ABD, bilim adamlarının verdiği bilgiler ışığında Pasifik&#8217;te Tsunami alarmı verdi. Depremden sonra oluşacak olası Tsunami dalgalarının hangi saatte hangi sahilleri vuracağına ilişkin tahminler ışığında Hawaii sahilleri boşaltıldı. Saatlerce çalan sirenler ve yapılan uyarılar neticesinde sahillerde kimse kalmadı. İlk dalganın beklendiği dakikalarda CNN International ekranında &#8220;ilk dalga her an vurabilir&#8221; başlığı belirdi. Ancak saatler gemesine rağmen tsunami oluşmadı. Sadece bazı bölgelerde su seviyesi yükseldi, küçük çaplı dalgalar oluştu. Bazı bölgelerde ise renk değişimi gözlendi. En sonunda Hawaii için verilen tsunami alarmı iptal edildi. Beklenen olmamıştı ama tsunami olma ihtimali bile büyük çaplı tedbirler alınmasına yetmişti. Yöneticiler &#8220;Halkı paniğe sevk etmeyelim&#8221; dememiş ve riskli bölgeleri acilen tahliye etmişlerdi.<br />
*<br />
PEKİ benzer bir durum Türkiye&#8217;de gerçekleştiğinde ne olmuştu? Hatırlatalım: Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara &#8220;Bu gece evlerinize girmeseniz iyi olur, deprem riski yüksek&#8221; dediği için eleştiri oklarının hedefi haline gelmişti. Pek çokları halkı paniğe sevk ettiği gerekçesiyle Işıkara&#8217;yı topa tutmuştu. Oysa Işıkara düşük bir ihtimal bile olsa, deprem riskini halkla paylaşma gereğini duymuştu ve bana göre, doğru olanı yapmış, sorumluluğunun gereğini yerine getirmişti. * İŞTE Türkiye böylesi bir kriz yönetimine ihtiyaç duyuyor. Kriz sonrası yerine kriz öncesini hedef alan ve krizin etkilerini minimuma indirmeyi hedefleyen bir yaklaşıma ve bu yaklaşımı benimseyen yöneticilere ihtiyacımız var. Çünkü hala bizi bekleyen büyük depremler var. Ve hala tedbirli değiliz&#8230; </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/suclu-kerpic/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Soykırım iddialarına van minut</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/soykirim-iddialarina-van-minut/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/soykirim-iddialarina-van-minut/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2010 15:34:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Lale Şıvgın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=34043</guid>
		<description><![CDATA[ TÜRKİYE, Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili tasarılar nedeniyle her yıl aynı sıkıntıyı yaşıyor. Soykırım tasarısı ABD Temsilciler Meclisi&#8217;nde onaylanacak mı onaylanmayacak mı sorusu, Türk kamuoyunda günlerce tartışılıyor ve süreç yerini endişeli bir bekleyişe bırakıyor. Siyasi iktidarlar tasarının görüşülmesine kısa bir süre kala Türkiye&#8217;den ABD&#8217;ye heyetler gönderiyor ve Meclis üyelerini ikna etmeye çalışıyor. Ancak son dakikada [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> TÜRKİYE, Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili tasarılar nedeniyle her yıl aynı sıkıntıyı yaşıyor. Soykırım tasarısı ABD Temsilciler Meclisi&#8217;nde onaylanacak mı onaylanmayacak mı sorusu, Türk kamuoyunda günlerce tartışılıyor ve süreç yerini endişeli bir bekleyişe bırakıyor. Siyasi iktidarlar tasarının görüşülmesine kısa bir süre kala Türkiye&#8217;den ABD&#8217;ye heyetler gönderiyor ve <span id="more-34043"></span>Meclis üyelerini ikna etmeye çalışıyor. Ancak son dakikada hız kazanan diplomatik ataklar ve gece yarısı diplomasisi sonucu değiştirmiyor. Bu mesele yıllardır &#8220;Demokles&#8217;in kılıcı&#8221; gibi başımızda sallanmaya devam ediyor. * BANA kalırsa Türkiye&#8217;deki siyasi iktidarların en büyük hatası, bu iddialarla mücadeleyi çok kısıtlı bir zaman dilimine sığdırmaya çalışmalarıydı. Ermenilerin sözde soykırımın yıldönümü olarak kabul ettikleri 24 Nisan ve onun öncesindeki 2 aylık süreç, bu iddialarla baş edebilmek için yeterli değildi. Bu kadar ağır bir suçlamayla mücadele etmek için yılın tamamına yayılan uzun vadeli stratejiler gerekiyordu. Ama Türk siyasetçileri yıllardır senenin iki ayını bu işe ayırmayı büyük bir lütuf saydılar. Ermeni iddiaları hiçbir zaman hak ettiği ilgiyi göremedi. * BİR diğer hata ise, iddialarla mücadelenin sadece siyasi zeminde sürdürülmesiydi. Türk siyasetçiler, &#8220;biz soykırım yapmadık&#8221; demenin ötesine geçemedi. Dünya kamuoyunu ikna edecek yöntemler geliştirilemedi. Oysa Ermeni lobileri, yıllar boyu, müzisyenlerin, sinemacıların, yazarların da desteğiyle çeşitli kampanyalar düzenlediler. Böylece hem Amerikan, hem de Avrupa kamuoyunda ciddi bir farkındalık geliştirildi. O kadar ki Ermeni lobilerinin çalışmaları Türk kamuoyunda bile etkili oldu. Dünyaca ünlü Türk yazarlar, Ermeni tezlerine kitap ve mülakatlarıyla destek sağladılar. Türkiye ise haksızlığa uğradığını, kendi iç kamuoyuna bile başarıyla anlatamadı. Kabahati başkasında aramayın PROPAGANDA, tanıtım ve iletişim konularına en çok eğilen siyasi partilerin başında gelen AKP bile, Ermeni soykırımı iddialarına karşı başarılı bir iletişim stratejisi geliştiremedi. Oysa yapılacak çok şey vardı. Kendi propagandası için ödüllü kısa film yarışmalarından, sanatçı açılımına kadar, çeşitli projeler geliştiren AKP, bütün Türkiye&#8217;yi ilgilendiren Ermeni soykırımı iddiaları karşısında da benzer projeler geliştirebilirdi, geliştirmeliydi. * MESELA THY&#8217;nin reklamlarında oynaması için büyük bir ücret karşılığında Türkiye&#8217;ye gelen Kevin Costner&#8217;dan Kürt açılımına destek vermesini istemek yerine, Ermeni iddiaları karşısında Türk tezlerini dünyaya anlatan bir projede yer alması istenebilirdi. Dünyada da yankı uyandıracak belgeseller, sinema filmleri yapılabilir, kitaplar hazırlanabilirdi. Bunlar yapılmadığı gibi soykırım iddialarını destekleyen yabancı TV programları ve gazete yorumlarına da gerekli cevaplar verilmedi. Türk basınını sıklıkla azarlayan, hatta gazete patronlarına köşe yazarlarını şikayet eden Başbakan Erdoğan, yabancı basının haksız yayınları karşısında aynı tavrı sergileyemedi. Oysa Ermeni Soykırım iddiaları çoktan &#8220;Van Minut&#8221; çıkışını hak etmişti. Ama ne hikmetse soykırım tezlerini destekleyenler hem dünyada, hem de Türkiye&#8217;de el üstünde tutuldu. Bu durumda, her yıl yaşadığımız &#8220;soykırım&#8221; gerginliğinin sorumluluğunu başka yerde aramanın lüzumu yok. Kabahati başkasında değil kendimizde arayalım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/soykirim-iddialarina-van-minut/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Polisin standardı yok mu?</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/polisin-standardi-yok-mu/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/polisin-standardi-yok-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2010 13:34:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Lale Şıvgın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=34041</guid>
		<description><![CDATA[ŞARKICI Tarkan&#8217;ın uyuşturucu bulundurmaktan gözaltına alınması ile ilgili, çoğu gazete emniyette Tarkan&#8217;a General muamelesi yapıldığını yazdı. Haberlere göre Tarkan, gözaltına alınan diğer kişilere göre daha farklı ve daha özel bir muameleyle karşılaşmıştı. Adliyeye götürülürken elleri kelepçelenmemiş, nezarethaneye konulmamış, bilgisayarda oyun oynamış, hatta pizza ve kola sipariş etmişti. Ama beni en çok ilgilendiren polislerin Tarkan&#8217;ı Tarkan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ŞARKICI Tarkan&#8217;ın uyuşturucu bulundurmaktan gözaltına alınması ile ilgili, çoğu gazete emniyette Tarkan&#8217;a General muamelesi yapıldığını yazdı. Haberlere göre Tarkan, gözaltına alınan diğer kişilere göre daha farklı ve daha özel bir <span id="more-34041"></span>muameleyle karşılaşmıştı. Adliyeye götürülürken elleri kelepçelenmemiş, nezarethaneye konulmamış, bilgisayarda oyun oynamış, hatta pizza ve kola sipariş etmişti. Ama beni en çok ilgilendiren polislerin Tarkan&#8217;ı Tarkan şarkılarıyla karşılayıp, onunla hatıra fotoğrafı çektirmelerine ilişkin haberlerdi. Nedir bu fotoğraf merakı? &#8220;CANIM polisler de bir ünlüyü görünce hatıra fotoğrafı çektirmek istemiş olabilirler ne var bunda&#8221; demeyin. Bu duruma normal bakamayız. Çünkü Hrant Dink&#8217;in katili Ogün Samast&#8217;la o meşhur pozu veren emniyet mensuplarını kıyasıya eleştirmiştik. Emniyete şüpheli sıfatıyla gelen Ogün Samast ile Türk bayrağı önünde çekilen fotoğrafı yadırgamış ve kızmıştık. Çünkü bu görüntü polisin Ogün Samast&#8217;a sempatiyle baktığı, hatta onu onayladığı anlamına gelebilirdi. Bana kalırsa polisin Tarkan ile çektirdiği hatıra fotoğrafları da Ogün Samast hadisesinden farksız. Eğer gerçekten de gazetelere yansıdığı gibi, polisler Tarkan ile fotoğraf çektirdiyse, bu tartışılmalıdır. Çünkü Tarkan&#8217;ı sorgulamakla görevli personel, onun koluna girip hatıra fotoğrafı çektiriyorsa, bu durum, polislerin kendisine tarafsız yaklaşmadığı, kendisine ayrıcalık gösterdiği yorumlarına yol açabilir. Tıpkı Ogün Samast vakasında olduğu gibi. Hayranlık duygusu kapı dışında kalmalı ELBETTE polislerin, emniyete getirilenlere karşı güler yüzlü ve medeni tavırlar sergilemesinden yanayım. Ancak suç şüphesi ile emniyette bulunan kişiler ve polis arasında, belirli bir mesafe olması ve bu mesafenin de kişiden kişiye göre değişmemesi gerekiyor. Polislerin de hayran oldukları sanatçılar, yazarlar ya da ünlü kişiler olabilir. Ama görev başındayken, her türlü hayranlık duygusunun emniyet sınırları dışında bırakılması gerekiyor. Belki de en iyisi emniyet mensuplarının muhatap oldukları kişilere yaklaşımlarında bir standart geliştirilmesi. Bir tarafta rektörleri, gazetecileri, emekli askerleri ite kaka, başlarına basarak arabaya bindiren polisler, diğer tarafta Tarkan ve Ogün Samast&#8217;ın koluna girip fotoğraf çektirenler. Bana kalırsa bunun bir standardı olmalı. Çünkü her ikisi de normal değil. Adil olabilmek için Polİsİn gözaltındaki kişilere fazla samimi ya da fazla sert bir üslupla yaklaşması, toplumda doğal olarak kuşkuyla ve tepkiyle karşılanabilir. Eğer emniyet mensupları toplumun güvenini kazanmak ve &#8220;adaletli&#8221; sıfatına layık olabilmek istiyorlarsa, bir an önce gözaltında tutulan kişilere yapılacak muameleyle ilgili bir standart belirlemeliler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/polisin-standardi-yok-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hesap kavgası</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/hesap-kavgasi/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/hesap-kavgasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2010 09:33:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Lale Şıvgın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=34039</guid>
		<description><![CDATA[ CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Türkiye’de yaşanan gerilimi şu sözlerle özetliyor: “Oturmuşlar masaya, ‘Onu getir, bunu götür&#8230;’ yemişler içmişler. Şimdi sıra hesap ödemede; kimse hesap ödemeye yanaşmıyor. Kimisi ‘Ellerimi yıkayacağım’ bahanesiyle masadan kalkıp kaçacak. Kalanların planı ise kavga çıkartıp tüymek. Ortalığı birbirine katıp, gerekirse camekanı, sandalyeyi kırıp, bir iki kavga yumrukla tüyebilir miyiz arayışı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Türkiye’de yaşanan gerilimi şu sözlerle özetliyor: “Oturmuşlar masaya, ‘Onu getir, bunu götür&#8230;’ yemişler içmişler. Şimdi sıra hesap ödemede; kimse hesap ödemeye yanaşmıyor. Kimisi ‘Ellerimi yıkayacağım’ bahanesiyle masadan kalkıp kaçacak. Kalanların planı ise kavga çıkartıp tüymek. Ortalığı birbirine katıp, gerekirse camekanı, sandalyeyi kırıp, bir iki kavga yumrukla tüyebilir miyiz arayışı içindeler.”<br />
*<span id="more-34039"></span><br />
TÜRKİYE’DEKİ kriz ortamının da etkisiyle piyasalara yansıyan gerilim göz önünde bulundurulduğuna Baykal’ın tespitleri gerçekten de anlamlı. Ekonomik göstergeler krizin teğet geçmediğini açıkça ortaya koyuyor. Tekel işçileri, eczacılar, itfaiyeciler, doktorlar ile birlikte toplumun pek çok kesimi ayakta. İşsizlik çığ gibi büyüyor. Esnaf kan ağıyor. AKP iktidarının ekonomik bilançosu hiç de iç açıcı değil. Ancak bu kadar ağır bir ekonomik tabloya rağmen, ekonomiyi tartışamıyoruz bile. Bu ağır hesabı kimin nasıl ödeyeceğini konuşmaya bir türlü sıra gelmiyor. Çünkü Baykal’ın söylediği gibi bir hesap kavgasının ortasındayız. Sandalyeler havada, camlar kırılmış, kimin kimi yumrukladığı belli değil. Millet böylesine ağır bir kavganın tam ortasında kaldığı için canının derdine düşmüş durumda. Kimsenin hesabı soracak mecali yok.<br />
*<br />
VATANDAŞ canının derdiyle uğraşırken, kavgayı çıkaranlar da hesabı başkalarına ihale etme peşinde. Borsanın düşüşü ve doların yükselişi üzerine görüşüne çok güvendiğim ekonomistler bana şunu söyledi: “Bu kriz bugünün krizi değil. Uzun zamandır geliyorum diyen bir kriz vardı zaten. Ama bu kriz bir şekilde ertelendi ve perdelendi. Uzun zamandır piyasalarda bir gerilim bekliyorduk. Dünya piyasalarındaki hareketler bunu öngörmemizi sağladı. Yani piyasalardaki dalgalanmanın asıl nedeni dışarıdan gelen baskı. Türkiye’de son dönemde yaşanan kavgalar krizde çok da fazla pay sahibi değil. Çünkü bu süreç zaten geliyorum diyordu”<br />
Ekonomi ilk hamleyi yapanın elinde kalır<br />
BU yorum Baykal’ı haklı çıkarıyor. Bugüne kadar krizi perdeleyen siyasi iktidar, artık krizi öteleyemiyor. Siyasi iktidar ağır bir hesapla karşı karşıya. Tam da seçim öncesi böyle ağır bir hesapla karşı karşıya kalmak istemeyen iktidar, bu hesabın sorumluluğundan kurtulmak için, ekonomik krizi birilerine ihale etmek durumunda. Bu TSK olabilir, yargı olabilir. Kısacası, ekonomi ilk hamleyi yapanın elinde kalacak gibi görünüyor. Genelkurmay’da yapılan geniş katılımlı toplantı sonrası daha farklı bir açıklama gelseydi bu ihale TSK’ya kalacaktı. Kapatma davasıyla ilgili bir adım atılmış olsaydı hesap yargıya kesilecekti. AKP bu kurumların siyasi istikrarı bozduğunu söyleyecek ve ekonomideki tablonun sorumluluğunu bu kurumlara yıkacaktı.<br />
*<br />
SİYASİ iktidarın hesaptan kurtulmak için izlediği bu hesap stratejisini bozmanın tek yolu, sandıktan geçiyor. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin işaret ettiği gibi devlet krizinden çıkmanın tek yolu erken seçim gibi görünüyor. Erken seçime gidildiği takdirde hesabın gerçek sahipleri, bu ağır hesapla yüzleşecektir. Aksi takdirde kavganın tarafı olup hamle yapanlar, tam da AKP’nin istediği gibi bu ağır hesabın ortakları arasına gireceklerdir. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/hesap-kavgasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rota yeniden türban</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/rota-yeniden-turban/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/rota-yeniden-turban/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Feb 2010 12:48:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Lale Şıvgın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=27852</guid>
		<description><![CDATA[   TÜRKİYE’NİN seçim sathı mahalline girmesiyle birlikte siyasetin rotası da yeniden türbana kırıldı. Muhalefet partileri Erdoğan’ın gündemi türbana çevirerek yeniden “mağdur” pozisyonuna geçmeye çalıştığını savunuyor. Haksız sayılmazlar. Başbakan eşinin türbanı nedeniyle GATA’ya alınmadığını, bu yüzden de eşinin gözyaşlarına boğulduğunu anlatarak bir mağduriyet örneği sergiledi. Türban da böylece yeniden gündemimizin bir numaralı maddesi oldu.
H
MAĞDURİYET [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>   TÜRKİYE’NİN seçim sathı mahalline girmesiyle birlikte siyasetin rotası da yeniden türbana kırıldı. Muhalefet partileri Erdoğan’ın gündemi türbana çevirerek yeniden “mağdur” pozisyonuna geçmeye çalıştığını savunuyor. Haksız sayılmazlar. Başbakan eşinin türbanı nedeniyle GATA’ya alınmadığını, bu yüzden de eşinin gözyaşlarına boğulduğunu anlatarak bir mağduriyet örneği sergiledi. Türban da böylece yeniden gündemimizin bir numaralı maddesi oldu.<span id="more-27852"></span><br />
H<br />
MAĞDURİYET siyasetinin önceki yıllarda AKP’nin oyunu gözle görülür şekilde artırdığı ortada. Bu yüzden tam da seçim için geri sayıma başlandığı bir süreçte türban tartışmasının alevlenmesi şaşırtıcı değil. Türkiye’yi son üç yıldır meşgul eden Ergenekon soruşturması ve son aylardaki açılım trafiğinin AKP’ye verdiği hasar da göz önünde bulundurulduğunda türban siyasetine dönüş, Türkiye için olmasa da AKP için bir çıkış yolu gibi görünüyor. Rotayı yeniden türbana kıran siyasi iktidar, hem Ergenekon soruşturmasının yol açtığı korku toplumunun etkilerini, hem de açılım sürecinin tahribatını gölgelemek istiyor olabilir. Nitekim GATA’daki türban tartışması bizi gerçek gündemden uzaklaştırdı bile. İşsizlik, kriz ve grevler yerine manşetlerde yine türban var.<br />
Madalyonun diğer yüzü<br />
HER ne kadar AKP’yi türbanı siyasi istismar aracı olarak kullandığı nedeniyle defalarca eleştirdiysek de, madalyonun diğer yüzüne de bakmak zorundayız. Bir başbakanın eşi, başındaki örtü nedeniyle GATA’ya ziyaretçi olarak giremiyorsa, burada bir sorun var demektir. Bu sorunu görmezden gelemeyiz. Çünkü Emine Erdoğan’ın karşılaştığı durumu tasvip etmek mümkün değildir.<br />
H<br />
GATA’NIN bu konuyla ilgili cevaplaması gereken pek çok soru var: Örneğin; Başbakanın eşine böyle bir nezaketsizlik neden yapılmıştır? Bu kurumsal bir tavır mıdır? Yoksa oradaki birkaç doktorun işgüzarlığı mıdır? GATA’nın uyguladığı prosedür nedir? Ziyaretçiler için zorunlu tutulan kıyafetler var mıdır? Var ise, Cumhurbaşkanı Gül’ün ameliyatında eşi Hayrünisa hanım refakatçi olarak GATA’da nasıl kalmıştır? Aynı şekilde MHP eski milletvekili Nesrin Ünal da türbanıyla GATA’ya ziyaretçi olarak girebildiyse, Emine Erdoğan GATA’ya neden girememektedir? Uygulamada çifte standart mı yapılmaktadır? Öyle ise bunun sorumluları kimlerdir?<br />
H<br />
BU sorulara verilecek cevaplar, Türkiye’nin yumuşak karnı sayılan türban meselesinde bir tür yüzleşmeye de vesile olabilir. Bu konuyu kimin nasıl istismar ettiği ve istismarcılara kimlerin fırsat verdiği de umarız ki böylece ortaya çıkar. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/rota-yeniden-turban/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alevi Açılımı</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/alevi-acilimi/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/alevi-acilimi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Feb 2010 20:11:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Lale Şıvgın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=27214</guid>
		<description><![CDATA[HAFTA sonu yapılan 7’nci oturum ile Alevi Çalıştayı sona erdi. Tüm çalıştaylarda bizzat bulunan ve katılımcıların eleştiri ve önerilerini sabırla dinleyen Devlet Bakanı Faruk Çelik ise şimdi kurmaylarıyla bir araya gelecek ve çalıştaylardaki talepleri hayata geçirmeye çalışacak. Ancak Aleviler’in taleplerinin ne kadarı gerçekleşebilir sorusu şimdilik cevapsız. Çünkü talepleri hayata geçirme süreci, göründüğü kadar kolay değil. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>HAFTA sonu yapılan 7’nci oturum ile Alevi Çalıştayı sona erdi. Tüm çalıştaylarda bizzat bulunan ve katılımcıların eleştiri ve önerilerini sabırla dinleyen Devlet Bakanı Faruk Çelik ise şimdi kurmaylarıyla bir araya gelecek ve çalıştaylardaki talepleri hayata geçirmeye çalışacak. Ancak Aleviler’in taleplerinin ne kadarı gerçekleşebilir sorusu şimdilik cevapsız. Çünkü talepleri hayata geçirme süreci, göründüğü kadar kolay değil. Toplum, her ne kadar özgürlükler konusunda mesafe kat ettiyse de, şu aşamada Aleviler’in tüm taleplerinin gerçekleşmesi mümkün görünmüyor.<span id="more-27214"></span><br />
H<br />
BUNUN birinci sebebi şu: Aleviler pek çok konuda kendi aralarında bir fikir birliğine varmış değiller. Yani bir Alevi’nin talebi, tüm Alevilerin talebi anlamına gelmiyor. Alevileri temsil ettiğini söyleyen pek çok sivil toplum örgütü var. Ama hepsinin de öncelikleri ve talepleri birbirinden farklı. Örneğin bazı Alevi temsilcileri Alevi dedelerin maaşa bağlanmasını talep ederken, pek çok Alevi örgütü bu öneriye şiddetle karşı çıkıyor. Dolayısıyla burada atılacak adım, bir kısım Alevi’yi memnun etse bile, geride kalanları rahatsız edecektir.<br />
Diyanet ve Alevilik<br />
ALEVİLER’İN tüm taleplerinin gerçekleşmesinin imkansızlığının bir başka sebebi de bazı taleplerin toplumdaki başka kesimleri etkileyecek olması. Örneğin bazı Aleviler’in talep ettiği gibi Diyanet İşleri Başkanlığı’nın lağvedilmesi demek, oradan din hizmeti alanların mağdur olması anlamına gelebilir. Bazı Aleviler’i memnun edeyim derken, Diyanet’ten din hizmeti alanların mağdur edilmesi yeni sorunlar doğurur. Bu nedenle Diyanet’in varlığının korunması esası üzerinde duruluyor. Diyanet’te Aleviliği de temsil eden bir yapı oluşturulması ise şimdilik orta yol gibi görünüyor.<br />
Madımak müze olur mu?<br />
ORTA yolun bulunması gereken konulardan biri de Madımak’la ilgili talepler. Doğrusu en kolay başlıklardan biri gibi görünse de Madımak’ın müze yapılması da öyle kolay değil. Benim de katıldığım 5. Alevi Çalıştayında öğrendiğim kadarıyla Sivas’taki yerel yöneticiler Madımak’ın müze olması önerisine sıcak bakmıyor. Yerel yöneticiler kentin böyle bir müzeye sahip olmasının acıyı ve nefreti sürekli taze tutacağı, hatta yeni çatışma alanları doğuracağı endişesini taşıyor. Ayrıca böyle bir müzenin kente düşmanlık mirası yükleyeceği ifade ediliyor. Dolayısıyla Madımak’ın müze olabilmesi için hükümetin karar vermesi yetmiyor. Kentte yeni bir gerilim unsuru oluşmaması için Sivaslıların da müze konusunda ikna edilmeleri gerekiyor.<br />
Açılım karnesi<br />
BU şartlar altında Bakan Çelik’in işi kolay değil. Sürecin sorunsuz tamamlanabilmesi için pek çok farklı kesimin ikna edilmesi ve ortak bir noktada buluşulması gerekiyor. Ancak “Kürt açılımı” adıyla başlayan ve toplumu ayağa kaldıran olaylar zincirinin neden olduğu güven tahribatı da düşünülürse, toplumun güvenini kazanmak artık daha da zor. Toplum yeni açılımlara mesafeli duruyor. İşte Alevi çalıştaylarını hükümet açısından önemli kılan nedenlerden biri de bu. Eğer Alevi çalıştaylarından sonuç alınırsa, hükümetin açılım karnesindeki zayıf notların yanına ilk kez bir de iyi not yansıyabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/alevi-acilimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bizim gerçeğimiz bu mu?</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/01/bizim-gercegimiz-bu-mu/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/01/bizim-gercegimiz-bu-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Jan 2010 20:55:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Lale Şıvgın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=23417</guid>
		<description><![CDATA[ TÜRKİYE birkaç haftadır ayrımcılık örneklerini tartışıyor. DTP’li Ahmet Türk’ün kiralık ev krizi ve Manisa’daki Romanların başına gelenler gerçekten düşündürücü. Her iki olay da alışık olduğumuz türden değil. Türkiye Osmanlı’dan devraldığı bir gelenekle yüzyıllar boyu farklılıkların içiçe yaşamayı başardığı bir coğrafya. Buna rağmen, bugün sanki birbirini boğazlamaya hazır bir toplum görüntüsü veriyoruz. Peki ama biz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> TÜRKİYE birkaç haftadır ayrımcılık örneklerini tartışıyor. DTP’li Ahmet Türk’ün kiralık ev krizi ve Manisa’daki Romanların başına gelenler gerçekten düşündürücü. Her iki olay da alışık olduğumuz türden değil. Türkiye Osmanlı’dan devraldığı bir <span id="more-23417"></span>gelenekle yüzyıllar boyu farklılıkların içiçe yaşamayı başardığı bir coğrafya. Buna rağmen, bugün sanki birbirini boğazlamaya hazır bir toplum görüntüsü veriyoruz. Peki ama biz gerçekten bu hale mi geldik?<br />
*<br />
DOĞRUSU Ahmet Türk olayının da, Romanlara yapılan çirkin muamelenin de bir Türkiye gerçeği olduğunu düşünmüyorum. Her toplumda aşırı uçlar olduğu ya da olabileceğini kabul etmemiz gerekiyor. Ama bu uçlar bir Türkiye gerçeği değil. Öyle olsaydı, ev krizinden sonra onlarca kişi, Ahmet Türk’e evini bedelsiz olarak vermek istemezdi. Ya da Selendi Belediye Başkanı gibi onlarca köşe yazarı Romanlar’ın gönlünü almak için sıraya girmezdi.<br />
*<br />
ARAMIZDA bulunanların bazıları çok büyük yanlışlara imza atabiliyor, atabilir de. Ama bu yanlışlardan sonra toplumda gelişen tepki, bizim birlikte yaşama konusunda istekli olduğumuzu gösteriyor. Münferit olarak meydana gelen yanlışlıkları toplum olarak onarma çabasına girmemiz bundan. Elbette yaşananların hukuki bir karşılığı da olacaktır. Ama önemli ve öncelikli olan toplumun genelinin, yapılanları onaylamadığını ve kabullenmediğini göstermesidir. Bana kalırsa bu tepki verilmiştir. Toplum yaşananları kabullenmediği gibi, yaraların sarılması konusunda da önemli bir rol almıştır.<br />
*<br />
AMA elbette bu yeterli değil. Yüzyıllarca birlikte yaşamış ve komşuluktan öte artık akraba olmuş bir toplumu ayrıştırma hevesinde olanların da almaları gereken dersler var. Mesela etnik, dini, ideolojik hatta cinsel kimliklerin bir ötekileştirme aracı olarak kullanılması toplumda tepkiyle karşılanıyor. Toplum, iç içe yaşadığı kesimlere yapılan ayrıştırmayı kabul etmiyor ve çoğu yerde bu oyunları boşa çıkarıyor. Bunu hazmetmesi gereken öncelikli kişiler kuşkusuz siyasetçiler. Toplumun farklı renklerini temsil eden siyasiler, temsil ettikleri kesimleri ayrıcalıklı olarak görmemeli. Kuşkusuz her kesimin farklı sorunları var. Ama bu sorunlar bizi birbirimizden ayrı kılmamalı. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir örneğinde gördüğümüz gibi, sorunlar karşısında verilen tepkiler aşırıya kaçtığında birlikte yaşama kültürüne ağır darbeler indirilebiliyor. Kameralar önünde devlet aklına küfür eden bir zihniyet birlikte yaşama bilincine ancak zarar veriyor.<br />
*<br />
HAL böyleyken, bağırmadan, kırıp dökmeden, küfür etmeden, medeni insanlar gibi derdini anlatabilen siyasetçilere ve toplum önderlerine daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Yıkıcı değil onarıcı liderliğe ihtiyacımız var. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/01/bizim-gercegimiz-bu-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Milli Takım ve ‘Biz’ vurgusu</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/01/milli-takim-ve-%e2%80%98biz%e2%80%99-vurgusu/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/01/milli-takim-ve-%e2%80%98biz%e2%80%99-vurgusu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Jan 2010 11:31:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Lale Şıvgın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=22005</guid>
		<description><![CDATA[ 2009 yılı boyunca olumsuzluklardan, krizlerden ve bunalımlardan bahsettik. Özellikle yılın sonlarına doğru adeta bir sis bulutunun içinde türbülansta gibiydik. İrtifa kaybettik, tansiyonumuz çıktı, başımız döndü. Bu türbülanstan ne zaman çıkacağımızı merak ederken, yılın sonunda aklı selim açıklamalar geldi. 2010’a girerken yapılan ve umut vadeden bazı açıklamalar bu sis bulutunun dağılmasına öncülük edecek gibi görünüyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> 2009 yılı boyunca olumsuzluklardan, krizlerden ve bunalımlardan bahsettik. Özellikle yılın sonlarına doğru adeta bir sis bulutunun içinde türbülansta gibiydik. İrtifa kaybettik, tansiyonumuz çıktı, başımız döndü. Bu türbülanstan ne zaman çıkacağımızı merak ederken, yılın sonunda aklı selim açıklamalar geldi. 2010’a girerken yapılan ve umut vadeden bazı açıklamalar bu sis bulutunun dağılmasına öncülük edecek gibi görünüyor. En azından yeni yılın ilk gününde bu demeçlerden umutlanmak istiyoruz.<span id="more-22005"></span><br />
*<br />
YENİ yıla dair umut vadeden ilk açıklama Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’ten geldi. Çiçek bu sis bulutunun içinde sağduyulu sesler de çıkabileceğini kanıtlarcasına şöyle dedi: “MGK toplantısında sanki orada iki ayrı takım var; siviller ve askerler. Bunlar orada gırtlak gırtlağa girecek havasında bir takdim yapılıyor. Orası milli takım. Ülkenin güvenliği ile gündemindeki konularla ilgili devletin ortak aklını temsil ediyor’’<br />
*<br />
ÇİÇEK’İN “Milli Takım” benzetmesi içinden geçtiğimiz karmaşık dönemde tam da ihtiyacımız olan birlikteliği sembolize ediyor. Söz konusu milli takım olduğunda nasıl ki kendi kişisel takımlarımızı bir kenara koyabiliyorsak, Türkiye’yi yönlendiren, yasama yürütme yargı ve TSK gibi kurumların da aynı hissiyatla hareket etmeleri gerekiyor. Çünkü Çiçek’in de ifade ettiği gibi Türkiye’nin birbirine çelme takan kurumlardan çok birbiriyle paslaşan, birbirini kollayan kurumlara ihtiyacı var. 2009 yılında bu birlikteliğin ve milli takım ruhunun yakalanması zor olduysa da Çiçek’in yaklaşımı umut verici..<br />
*<br />
GELELİM 2009’un sonunda gelen bir başka umut verici açıklamaya. Bu açıklama da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e ait. Kurumlar arası çatışma görüntüsünün kamuoyunu tedirgin etmesi üzerine devreye giren Cumhurbaşkanı TSK’ya sahip çıkarak Cumhurbaşkanlığı makamının gereklerinden birini yerine getirdi. Gül: “TSK’ya haksız yaklaşımlar beni rahatsız ediyor” dedi. Bununla da yetinmeyen Cumhurbaşkanı, Gaffar Okkan suikastıyla ilgili TSK’yı ve derin devleti ima eden haberlerin ölçüyü kaçırdığını söyleyerek; tepkisini açıkça dile getirdi: “TSK’yla ilgili olarak tasvip etmeyeceğim şekilde yayınlar yapılıyor. Öyle şeyler oluyor ki, mesela, ‘Vay efendim, Diyarbakır Emniyet Müdürü’nü biz kendimiz vurmuşuz gibi. Bazı şeyler çok ölçüsüz yapılıyor. Bunlar doğrusu rahatsız edici şeyler. “<br />
*<br />
YUKARIDAKİ cümlede geçen “biz” vurgusuna dikkat ediniz. Cumhurbaşkanı devletin çeşitli kurumlarına atfedilen bir suç karşısında “biz” vurgusu yaparak savunma yapıyor. Gül’ün kullandığı dil çok önemli. Çünkü Gül “biz” vurgusuyla bir ortaklıktan, beraberlikten söz ediyor. Ortaya atılan iddia ve iftiralardan kendisini soyutlamıyor. Aksine devletin diğer kurumlarına atılan iftiraları kendisine atılmış bir iftira kabul ederek, tepki veriyor. Bana kalırsa Cumhurbaşkanı’nın yaptığı “biz” vurgusu içinde bulunduğumuz türbülanstan çıkış için önemli bir adım.<br />
*<br />
HER ne kadar 2009’da “biz” olmayı başaramadıysak da, umalım ki yeni yılda devletin tüm kurumları milli takım ruhu ve “biz” duygusuyla hareket etsin. Yeni yıl hepimize huzur getirsin&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/01/milli-takim-ve-%e2%80%98biz%e2%80%99-vurgusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Devlet aklı çaresiz</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/01/devlet-akli-caresiz/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/01/devlet-akli-caresiz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Jan 2010 10:30:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Lale Şıvgın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=22003</guid>
		<description><![CDATA[ TÜRK Silahlı Kuvvetleri’ne ait karargâhların günler süren aramalara tabi tutulması, polislerin, ordunun kapısına dayanması içimi acıtıyor. Teröristi davul zurna ile karşılayan zihniyetin kendi ordusuna reva gördüğü muameleyi kabullenmekte güçlük çekiyorum. Olan biten her şeyin gözümüzün önünde cereyan etmesine rağmen, vatandaşını aptal yerine koyarak; “Kurumlar arası çatışma yok” diyen liderlere ise söyleyecek söz bulamıyorum. Kurumlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> TÜRK Silahlı Kuvvetleri’ne ait karargâhların günler süren aramalara tabi tutulması, polislerin, ordunun kapısına dayanması içimi acıtıyor. Teröristi davul zurna ile karşılayan zihniyetin kendi ordusuna reva gördüğü muameleyi kabullenmekte güçlük çekiyorum. Olan biten her şeyin gözümüzün önünde cereyan etmesine rağmen, vatandaşını aptal yerine koyarak; “Kurumlar arası çatışma yok” diyen liderlere ise söyleyecek söz bulamıyorum. Kurumlar arasında bal gibi çatışma var.<br />
*<span id="more-22003"></span><br />
SON birkaç gündür kamuoyunun gözleri önünde TSK’nın itibarına leke sürülmeye çalışılıyor. Evlatlarını askere gönderirken, kına yakan analar bile bu olan bitenler yüzünden soru işaretlerine boğuldu. Yıllardır Türkiye’nin en güvenilir kurumu olarak gösterilen TSK bir anda suikastçilerin, çetecilerin, suçluların üssü gibi sunulmaya başlandı. Emniyet’in TSK ile karşı karşıya gelmesi yetmezmiş gibi bir de hükümet TSK’nın karşısına dikildi. Arınç’ın TSK’nın açıklamalarına itibar etmemesi güvensizlik ortamını zirveye taşıdı.<br />
*<br />
SÜRECİ bu noktaya taşıyan siyasiler ise şimdi kendi sorumluluklarını hafifletmek için “Kurumlar arası çatışma yok. Ama çatışma çıkarmak isteyen güçler var” diyorlar. Neymiş; Türkiye’de kurumların çatışmasından medet umanlar varmış da, birileri kurumları bilerek karşı karşıya getiriyormuş.<br />
Birileri ülkeyi içeriden çökertmek istiyor olabilir. Ama bu durum ülkeyi yönetenlerin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Madem bu ülkeyi yönetmeye talip oldunuz, o zaman her türlü oyuna ve senaryoya karşı da hazırlıklı olmanız gerekirdi. Madem bir takım karanlık güçlerin bu ülkede yıllardır oyunlar oynadığını düşünüyorsunuz, o zaman siz de bu oyunlara düşmemekle mükellefsiniz. Kimden geldiği bile belli olmayan ihbar telefonlarıyla bu ülkenin ordusunu şüphe altında bırakamazsınız. Eğer TSK içinde emir komuta zinciri dışında bir takım eylemlerin varlığına dair kuvvetli şüpheler varsa gider araştırmanızı sessizce yaparsınız. Kameraları peşinize takıp günler süren aramalar ile olayı bir şova dönüştürmezsiniz. Çünkü bunu bir şova çevirdiğinizde toplumun kendi devletine olan inancını ve güvenini yitireceğini bilirsiniz. Sadece iç kamuoyuna değil, dış kamuoyuna da kendi içinde kavga eden bir devlet görüntüsü vermenin, Türkiye Cumhuriyeti’nin elini zayıflatacağını bilirsiniz. Çünkü devlet aklı bunu gerektirir. Ancak son birkaç günde yaşananlarla birlikte zirveye çıkan gerilim süreci boyunca devlet aklından eser göremedik.<br />
*<br />
İYİ de nerede bu devlet aklı? Devlet aklı ne yazık ki küstah bir belediye başkanının küfürlerine maruz kalacak kadar savunmasız ve çaresiz. Bir tarafta küstah bir eski DTP’li devlete ve devlet aklına küfür ediyor, diğer tarafta devletin organları kameralar önünde birbirine giriyor. Toplumda güvenden eser kalmamış. Kimse kime inanacağını bilmiyor. Kısacası çivisi çıkmış bir haldeyiz.<br />
Bunu Türkiye’ye yaşatmaya hakkınız yok.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/01/devlet-akli-caresiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
