<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İlk Kurşun Gazetesi &#187; Mustafa Balbay</title>
	<atom:link href="http://www.ilk-kursun.com/konu/cumhuriyet/mustafa-balbay/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ilk-kursun.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 21 Mar 2010 19:08:36 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Krizi ve Kaosu Kim Yarattı</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/krizi-ve-kaosu-kim-yaratti/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/krizi-ve-kaosu-kim-yaratti/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Mar 2010 07:59:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mustafa Balbay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=34649</guid>
		<description><![CDATA[22 Şubat Pazartesi günü başlayan çok yıldızlı operasyonun ardından yaşanan gelişmeler yeni bir milat niteliği taşıyor. Gerçi son bir yıldır milattan geçilmiyor ama operasyonların Ankara’ya yansıması, kurumlar arası gerilimlerin “geri dönülemez” noktayı aştığını söylemek abartma olmaz.Saatlerce süren “son dakika” haberlerine Silivri’den bakınca ister istemez sürmekte olan davanın iddianamesindeki suçlamalarla karşılaştırma yapma gereği de duyuyoruz.
İddianamede bizlere, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>22 Şubat Pazartesi günü başlayan çok yıldızlı operasyonun ardından yaşanan gelişmeler yeni bir milat niteliği taşıyor. Gerçi son bir yıldır milattan geçilmiyor ama operasyonların Ankara’ya yansıması, kurumlar arası gerilimlerin “geri dönülemez” noktayı aştığını söylemek abartma olmaz.<span id="more-34649"></span>Saatlerce süren “son dakika” haberlerine Silivri’den bakınca ister istemez sürmekte olan davanın iddianamesindeki suçlamalarla karşılaştırma yapma gereği de duyuyoruz.</p>
<p>İddianamede bizlere, bana, Tuncay’a yönelik suçlamaların başında şu geliyor:</p>
<p>Kaos ortamı oluşturmak!</p>
<p>İddianamenin kurgusuna göre kaos ortamı derinleşecek ve devamında darbe ortamı oluşmuş olacak.</p>
<p>Biz kaos ortamını nasıl oluşturduk?</p>
<p>Yaptığımız haberler ve yorumlarla.</p>
<p>Bunu ne zaman yapmışız?</p>
<p>2003 &#8211; 2004 yılında&#8230;</p>
<p>Ne tür haberler yapmışız?</p>
<p>Kurumlar arası gerilime ve rahatsızlıklara parmak basmışız.</p>
<p>***</p>
<p>2010 yılının tümü, özellikle 22 Şubat sonrası Ankara’da olanlar için hangi sözcüğü kullanabiliriz?</p>
<p>Kamuoyu önünde yaşanan gerilimlerin yanı sıra gazetelerin manşetlerine yansıyan kulis bilgilerine dayalı haberler iddianamedeki “kaos ortamı hazırlama” iddialarına beş basar.</p>
<p>İkisini paylaşalım:</p>
<p>- Bütün orgenerallerin katıldığı toplantıda komuta kademesinin istifasının da konuşulduğu öne sürülüyor.</p>
<p>- Son operasyonların AKP’ye yönelik olası kapatma davasının önünü kesmek için yapıldığı konuşuluyor.</p>
<p>Yeniden altını çizelim; bu iddialar gazetelerde, televizyonlarda enine boyuna konuşulan, yazılıp çizilen tartışma konuları.</p>
<p>Soralım:</p>
<p>AKP’nin 8 yıllık iktidarı boyunca son dönemde yaşananlardan daha büyük “devlet krizi” oldu mu?</p>
<p>Olmadı&#8230;</p>
<p>O zaman bu kriz ve kaos ortamını kim oluşturdu?</p>
<p>Onu da mı biz yaptık!</p>
<p>***</p>
<p>Kimi AKP’lilerin de televizyonlarda dillendirdiğini duyduğumuz şöyle bir “saptama” var:</p>
<p>Ergenekon olmasaydı son açılımlar yapılamazdı!</p>
<p>Bunun doğruluğu-yanlışlığı ayrı konu. Ancak açılımların hedefine ulaşıp ulaşmadığı tartışılır. Yaz ortasında açılımların art arda gündeme gelmesiyle birlikte burada şu değerlendirmeyi yapmıştık:</p>
<p>Açılımın sözlük anlamında, kıyıdan denize doğru açılmak ve giderek karadan uzaklaşmak da vardır. Sakın ola bu açılımlar, çözmek istediğimiz sorunları daha da büyütüp, içinden çıkılmaz hale getirmesin!</p>
<p>Türkiye’nin hem iç barışa hem de komşularla “sıfır soruna” büyük gereksinimi var. Buna biz de yürekten inanıyoruz. Ancak bunu hedeflerken gerçekçi olmak, “ben yaptım oldu” dememek gerekiyor.</p>
<p>Bugün sormadan edemiyorum:</p>
<p>Hangi konuda yapılan açılım sonuç verdi ve sorun tümüyle çözüldü?</p>
<p>Gelinen noktada çözümden de öte sorunları daha karmaşık hale getirmedik mi?</p>
<p>Ergenekon davalarının ve soruşturmalarının gidişi de bunlardan farklı görünmüyor.</p>
<p>Açılımlar ülkeyi öyle bir hale getirdi ki&#8230;</p>
<p>Açıldıkça kıyıdan uzaklaşıyoruz&#8230;</p>
<p>Kendimizden uzaklaşıyoruz!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/krizi-ve-kaosu-kim-yaratti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gizli Tanık! Gizemli Tanık!</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/gizli-tanik-gizemli-tanik/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/gizli-tanik-gizemli-tanik/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Mar 2010 08:07:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mustafa Balbay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=34474</guid>
		<description><![CDATA[Türk Ceza Yasası’nın (TCY) bir temel yasa olarak tümden değişimi ciddi tartışmalara neden olmuştu. Bu değişikliği önceki Adalet bakanları Oltan Sungurlu, Hikmet Sami Türk de gerçekleştirmeye girişmişlerdi. Taslaklar hazırlatmışlardı. Ancak mevcuttan daha iyi bir yasanın garantisini göremedikleri için vazgeçmişlerdi.AKP hükümeti bu işe girişti; 2005 yılı boyunca TCY ile uğraşıldı. Yeni yasanın uygulamaya konması defalarca ertelendi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Ceza Yasası’nın (TCY) bir temel yasa olarak tümden değişimi ciddi tartışmalara neden olmuştu. Bu değişikliği önceki Adalet bakanları Oltan Sungurlu, Hikmet Sami Türk de gerçekleştirmeye girişmişlerdi. Taslaklar hazırlatmışlardı. Ancak mevcuttan daha iyi bir yasanın garantisini göremedikleri için vazgeçmişlerdi.<span id="more-34474"></span>AKP hükümeti bu işe girişti; 2005 yılı boyunca TCY ile uğraşıldı. Yeni yasanın uygulamaya konması defalarca ertelendi. Kimi maddeler defalarca değiştirildi.</p>
<p>Devamı uygulamaya bırakıldı!</p>
<p>Yasa yürürlüğe girdiğinde görüldü ki saymakla bitmeyecek sakıncalar var. Bu sakıncalar iki temel başlıkta özetlenebilir:</p>
<p>- Yasanın kendisinden kaynaklanan durumlar.</p>
<p>- Uygulamadan kaynaklanan sorunlar.</p>
<p>***</p>
<p>Hukuksal analizler yapmak ne hakkımız ne haddimiz. Ancak Silivri’de sürmekte olan davalar ve soruşturmalarda dikkati çeken uygulamalar, kamuoyunun gözü önünde yaşanan gerçekler.</p>
<p>Örneğin gizli tanık uygulaması&#8230; Hem yasada yer alış şekline ters olaylar yaşanıyor hem de “Türkiye tipi” diye özetleyebileceğimiz garip haberler okuyoruz.</p>
<p>Adam gizli tanık, Ankara’da resmi ve siyasi temaslarda bulunmaya gelmiş!</p>
<p>Adam gizli tanık, aynı zamanda sanık!</p>
<p>Adam gizli tanık, sülalesinden 2 kişiyi daha getirmiş, onları da tanık yapmış!</p>
<p>Adam gizli tanık, iddianamenin içindeki tariflerden kim olduğu hemen ortaya çıkıyor.</p>
<p>Olacak şey mi? “Gizli” sözcüğünün “G”si düşmüş “izli” mi olmuş yoksa ek gelmiş “gizemli” mi olmuş!</p>
<p>Örneğin tutuklamalara gerekçe gösterilen “kuvvetli şüphe” durumu&#8230; Bu tanımın önceki yasada daha net ve “sınırlı” olduğu görüşü öne çıkıyor. Hukukçuların genel bakışı böyle.</p>
<p>Hukuktaki bilinen tanımlardan biri şu:</p>
<p>Şüpheden sanık yararlanır!</p>
<p>Yorumcu gerektirmeyecek kadar açık bir cümle. Evrensel olarak da kabul görmüş ilke. Ancak Silivri’de, son davalarda görüyoruz ki şüpheden artık sanık yararlanmıyor, hâkim ve savcılar yararlanıyor.</p>
<p>Elbette hukuksal anlatım olarak “şüpheden sanık yararlanır” ile “kuvvetli şüphe durumunda kişi tutuklanır” arasında farklılıklar var. Ancak şüphe sözcüğünün sanıktan çok yargılama makamlarından yana anlam kazandığı da bir gerçek.</p>
<p>***</p>
<p>Orta yaşın üzerindekiler, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni (DGM) bilirler. Bu mahkemelerin baktığı davalar, aldığı kararlar çok tartışıldı. Türkiye 2000’li yıllara DGM’siz girdi. Yeni düzenlemeler yapıldı. Özel yetkili savcılar ve mahkemeler bir bakıma onların yerini aldı.</p>
<p>Burada da netleştirilmeye muhtaç bir tablo ile karşı karşıyayız. Duruşmalarda gerek bana gerekse öteki sanıklara yöneltilen pek çok sorudan anlıyoruz ki “hükümete yönelik suçlar” geniş bir yelpaze içinde algılanıyor. Bu yelpazenin devamı özel yetkili mahkemeler için şöyle bir tanımı da beraberinde getirebilir.</p>
<p>Hükümet güvenlik mahkemeleri!</p>
<p>Bu yorumu biraz daha ileri götürdüğümüzde eski DGM’lerle ilgili olumsuzluklar bugünkü özel yetkili mahkemeler için gündeme gelebilir. Hatta geldi desek de abartmış olmayız.</p>
<p>Yıllar önce Türk Ceza Yasası taslakları tartışılırken kimi suçlardaki ve cezalardaki belirsizliklere dikkat çeken bir yazımda sormadan edememiştim:</p>
<p>Türk Ceza Yasası’nın en başındaki harf düşüyor mu yoksa?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/gizli-tanik-gizemli-tanik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mandela ve Atatürk</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/mandela-ve-ataturk/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/mandela-ve-ataturk/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 07:35:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mustafa Balbay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=33876</guid>
		<description><![CDATA[Siyasal, toplumsal, kurumlar arası gerilimlere iktidar ve çevresinin ürettiği yorumlardan birkaçı şöyle:
- Bunlar normalleşme sancıları.
- Halkın gerçek egemenliği şimdi başlıyor.
- Tam demokrasinin ayak seslerini duyuyorsunuz.
- Gerçek iç barışa ve toplumsal uzlaşmaya gidiyoruz.
Bu tanımların hepsi bizim de arzumuz. Yıllarca bu köşede şu özlemleri dile getirdik.
Önce iç barış. Önce Türkiye’nin birliği, sonra Avrupa Birliği.
İktidarların ilk hedefi artık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Siyasal, toplumsal, kurumlar arası gerilimlere iktidar ve çevresinin ürettiği yorumlardan birkaçı şöyle:</p>
<p>- Bunlar normalleşme sancıları.</p>
<p>- Halkın gerçek egemenliği şimdi başlıyor.</p>
<p>- Tam demokrasinin ayak seslerini duyuyorsunuz.</p>
<p>- Gerçek iç barışa ve toplumsal uzlaşmaya <span id="more-33876"></span>gidiyoruz.</p>
<p>Bu tanımların hepsi bizim de arzumuz. Yıllarca bu köşede şu özlemleri dile getirdik.</p>
<p>Önce iç barış. Önce Türkiye’nin birliği, sonra Avrupa Birliği.</p>
<p>İktidarların ilk hedefi artık ne olursa olsun, iç düşman üretmemek olmalı.</p>
<p>Türkiye’de yaşananlar, gerçekten sözü edilen özlemlere ulaşmaya dönük mü?</p>
<p>Soruyu şöyle de sorabiliriz:</p>
<p>Uzun yıllar iç barışı yara almış, demokrasisi gelişememiş, terör ve benzeri olaylar nedeniyle toplumsal dokusu bozulmuş ülkeler bu sorunları aşmayı nasıl başardı?</p>
<p>***</p>
<p>Yukarıdaki tarife uygun ülkelerin başında Güney Afrika Cumhuriyeti gelir desek sanırım abartmış olmayız.</p>
<p>2010’da Dünya Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği de yapacağı için bu ülke ayrıca gündemde.</p>
<p>Güney Afrika Cumhuriyeti’ne (GAC) Mandela’nın iktidara gelmesinden hemen sonra 1996’da sırt çantası ile gitmiştim. O dönem GAC Büyükelçimiz olan Kutlu Özgüvenç’in yardımıyla Dışişleri yetkililerinden üniversite öğretim üyelerine kadar geniş bir yelpaze ile görüşüp, yaşanan değişimi anlamaya çalışmıştım.</p>
<p>Önce GAC’ın yaşadığı ırk ayrımcılığının boyutlarıyla ilgili satırbaşları aktaralım.</p>
<p>- Beyazlar ülke nüfusunun yüzde 10-15’ini oluşturuyordu, ama yönetim onların elindeydi.</p>
<p>- Siyahlara yönetimde söz hakkı verilmediği gibi neredeyse kölelik dönemini anımsatan kısıtlamalar uygulanıyordu.</p>
<p>- Eğitim hakları yoktu. Maden işçilerine sadece madende gerekli olan 50-60 sözcüğün yazılışı-anlamı ezberlettiriliyordu.</p>
<p>- Beyazların yaşadığı yerlere ancak pasaportla girebiliyorlardı.</p>
<p>- Bu durum siyahlarda beyazlara karşı kin birikimine neden oluyordu. Örneğin, ev yapacak olan bir siyahın binanın temeline yeni oyulmuş bir beyaz gözü koyması uğur sayılıyordu.</p>
<p>- Başkentte bir beyazın köpek öldürmesi suçtu ama siyah öldürmesi suç değildi.</p>
<p>- Nelson Mandela’ya ailesinin verdiği ad, Rolihlahla idi. Ancak bu adla okula gidemeyeceği, bunun yasak olduğu, bir beyaz adı alırsa belki okuyabileceği ailesine iletildi. Okuldaki öğretmen bir İngiliz denizciden esinlenip Nelson adını koydu. Bu eğitim hakkı bile büyük bir ayrıcalıktı!</p>
<p>Mandela 27 yıl cezaevinde bunlara hayır dediği, mücadele ettiği için kaldı.</p>
<p>GAC bu ağır ayrımcılığı nasıl aştı?</p>
<p>Başta Mandela olmak üzere yönetim sorumluluğunu ele alanlar, ülkede gerçekten bir normalleşme istediklerini tavırlarıyla gösterdiler. Örneğin Mandela kendisini yıllarca cezaevinde tutan eski başbakan ölünce eşini ziyaret etti. Çevresindekilere, “Bir daha bu ülkede kimsenin intikam duygusuyla hareket etmemesini istediğim için bu ziyareti özellikle yaptım” dedi.</p>
<p>Beyaz-siyah herkes geçmişten ders aldı, geleceğe baktı. Asya’dan gelen sarılar, Avupa’dan gelen beyazlar, yerli siyahlar yan yana gelip şunu söylediler:</p>
<p>“Biz gökkuşağı ülkesiyiz.”</p>
<p>***</p>
<p>Türkiye’nin sorunları elbette GAC’dan çok farklı, ancak hedefleri GAC’a çok yakın:</p>
<p>İç barış, toplumsal mutabakat, normalleşme, demokrasi&#8230;</p>
<p>GAC’ın siyasal başkenti Pretoria’da Güney Afrika Üniversitesi öğretim üyesi Dirk Kotze, aldıkları mesafeden mutlu olduklarını söylerken kadın-erkek eşitliğinden eğitime toplumsal alanda pek çok eksikleri olduğunu, Mandela’nın bu yönde iyi niyetle çaba harcadığını söylemiş, eklemişti:</p>
<p>“Bu konuda Mandela’dan bir Atatürk olmasını beklemek zor. Her şey bir yana, Atatürk entelektüeldi, Mandela değil.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/mandela-ve-ataturk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Medyaya Hükmetmek Zor</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/medyaya-hukmetmek-zor/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/medyaya-hukmetmek-zor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 09:58:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mustafa Balbay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=33749</guid>
		<description><![CDATA[Değişen, başkalaşan dünyada medyanın, gazetecilerin işlevini ayda birkaç kez irdelemeye çalışıyorum. Başlangıçta “acaba gereğinden fazla mı” diye düşünürken güncel gelişmeler gösteriyor ki az bile.
İçinden geçmekte olduğumuz dönemin adıyla ilgili tartışma yok, şu tanımda herkes birleşiyor:
İletişim çağı.İletişimin ana unsuru da medya.
Siyasi iktidarlar, toplumu etkileme, yönlendirme araçlarını hep elinde tutmak istemiştir. Bu, öteden beri böyledir.
Medyanın hızlı gelişimi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Değişen, başkalaşan dünyada medyanın, gazetecilerin işlevini ayda birkaç kez irdelemeye çalışıyorum. Başlangıçta “acaba gereğinden fazla mı” diye düşünürken güncel gelişmeler gösteriyor ki az bile.</p>
<p>İçinden geçmekte olduğumuz dönemin adıyla ilgili tartışma yok, şu tanımda herkes birleşiyor:</p>
<p>İletişim çağı.<span id="more-33749"></span>İletişimin ana unsuru da medya.</p>
<p>Siyasi iktidarlar, toplumu etkileme, yönlendirme araçlarını hep elinde tutmak istemiştir. Bu, öteden beri böyledir.</p>
<p>Medyanın hızlı gelişimi ile birlikte ister istemez şu ikilem gündeme geldi:</p>
<p>Medyaya kurallar koyup bu çerçevede gelişmesini sağlamak mı, medyanın tümüyle önünü açıp iplerini elde tutmak mı?</p>
<p>20. yüzyılın sonuna doğru şekillenip öne çıkan ikilem son 20 yılda hem ülkemizde hem dünyada çok daha çatallandı.</p>
<p>***</p>
<p>Televizyon yayıncılığının doğumu ve gelişimi aşamasında işler kolaydı. Kamu yayıncılığı etkindi. Bunda iktidar dolaylı-dolaysız kontrolü altında tutabiliyordu. Özel televizyonların gelişimiyle yukarıda sözünü ettiğimiz ikilem hafiften su yüzüne çıktı. İktidarlar genel olarak ikilemin ikinci şıkkını sevdi.</p>
<p>Kural koymak zor iş. Çünkü ona herkesin uyması gerekiyor. Tabii siyasal iktidarların da!</p>
<p>Kuralları gevşek ve değiştirilebilir tutmak gibisi var mı; duruma göre kural koy, tüm medyanın “tarafsız” bir şekilde seni desteklemesini sağla.</p>
<p>Bir de medya sahiplerinin medya-dışı işlere girmesini destekleyip önünü açtın mı, tamam. Bu durumda kontrolü sağlamak daha kolay olabilir.</p>
<p>İletişim dünyası teknolojik gelişimin bütün olanaklarından yararlanıp çeşitlenince iktidarların işi ilk bakışta kolaylaşmış gibi görünse de zorlaştı.</p>
<p>Neden?</p>
<p>Çeşitliliğin artması kontrolü güçleştiriyor. Türkiye bugün bu çeşitliliğe bakış, sözcüğün tam anlamıyla şaşı.</p>
<p>Diyelim bir televizyon dinlemesi&#8230; Yayımlanan konuşmalar iktidarın işine geliyorsa, medyadan bakanlara kadar tüm iktidar mensupları şunu söylüyor:</p>
<p>“Vayyy&#8230; Bakın hiçbir şey gizli kalmıyor. Neler oluyormuş neler&#8230;”</p>
<p>Tersiyse yaklaşım şu:</p>
<p>“Bu ne ahlaksızlıktır&#8230; Özel hayatın gizliliği diye bir şey var&#8230; İletişim özgürlüğüne darbe&#8230;”</p>
<p>Hangisi doğru?</p>
<p>***</p>
<p>Türkiye de gide gide şu noktaya geldi:</p>
<p>Muhalif, köşe yazarları olmasa, demokrasi tam oturacak.</p>
<p>Nereye oturacak?</p>
<p>Karaya mı rayına mı?</p>
<p>Bu ikilem bir yana, iktidarların medyaya çatmaya başlaması hayra alamet değildir. Hele bugünkü iletişim çağında&#8230;</p>
<p>Bir deyim vardır:</p>
<p>Atlıyla yaya arkadaş olamaz.</p>
<p>Koşulları çok farklı. İnat edip arkadaş olmaları için birinin ötekine uyması gerek. Bu da çok zor.</p>
<p>Bugün medyada atlı da var yaya da.</p>
<p>Bazen çok etkisiz sandığınız, “yaya kaldı” diye düşündüğünüz bir yayın organının çıkardığı bir ses bambaşka, beklenmedik etki yaratabilir.</p>
<p>Sessiz ortamda birinin “cık cık” demesi gibi&#8230;</p>
<p>Karanlığın ortasında birinin küçük bir mum yakması gibi&#8230;</p>
<p>Ayrık otlarının arasında bir cılız çiçeğin açması gibi&#8230;</p>
<p>Karlı bir dağ başında bir seslenişin, küçücük bir parçayı harekete geçirip vadinin eteklerinde çığa dönüştürmesi gibi&#8230;</p>
<p>İnce bir çizginin bembeyaz bir sayfaya şekil vermesi gibi&#8230;</p>
<p>Bir toplumdaki kirlenmeden medya da payını alır, bu konuda da söylenecek çok şey var ama&#8230;</p>
<p>Bugünkü dünyada medyaya tümüyle hükmetmek zordur.</p>
<p>Küçük ya da büyük&#8230;</p>
<p>Medya zor balıktır&#8230;</p>
<p>Zorbalık sökmez!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/medyaya-hukmetmek-zor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hukuk, Demokrasinin Zemini</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/hukuk-demokrasinin-zemini/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/hukuk-demokrasinin-zemini/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Feb 2010 23:47:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mustafa Balbay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=32208</guid>
		<description><![CDATA[Ne çok kullandığımız, eskittiğimiz sözdür:
“Demokrasilerde çareler tükenmez.”
Pek çok şey gibi bu söz de ters dönmüş görünüyor.
“Çarelerde demokrasi tükenmez!”
Zira üretilen her “çare” demokratik! Ne yaparsanız yapın, başına “demokratik” sözcüğünü ekliyorsunuz, tamam.Şimdi hukuk da daha demokratik hale getirilmek için uğraşılıyor.
Nasıl bütün savaşlar “barış” için çıkarılıyorsa, yaşadıklarımız gösteriyor ki, iktidarların daha güçlü olmak için attıkları her adım “demokrasi” [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ne çok kullandığımız, eskittiğimiz sözdür:</p>
<p>“Demokrasilerde çareler tükenmez.”</p>
<p>Pek çok şey gibi bu söz de ters dönmüş görünüyor.</p>
<p>“Çarelerde demokrasi tükenmez!”</p>
<p>Zira üretilen her “çare” demokratik! Ne yaparsanız yapın, başına “demokratik” sözcüğünü ekliyorsunuz, tamam.<span id="more-32208"></span>Şimdi hukuk da daha demokratik hale getirilmek için uğraşılıyor.</p>
<p>Nasıl bütün savaşlar “barış” için çıkarılıyorsa, yaşadıklarımız gösteriyor ki, iktidarların daha güçlü olmak için attıkları her adım “demokrasi” için.</p>
<p>Ancak, hukuk alanında yapılanları ötekilerden farklı irdelemek gerekiyor. Çünkü hukuk, demokrasinin bir parçası değildir, zeminidir.</p>
<p>Zemin sözcüğünün anlamından yola çıkarak anlatmak gerekirse, bir inşaat için zemin etüdü yaparsınız ve uygunsa işe girişirsiniz.</p>
<p>Efendim, insanların özgür iradeleri, yer seçme hakları var, bırakın istedikleri gibi yapsınlar, diyebilir misiniz?</p>
<p>Ya da binanın yeri-planı değişeceğine, bir yasa çıkartalım, toprağın yapısı değişsin, diyebilir misiniz?</p>
<p>Türkiye’de bütün bunlar demokratikleşme çerçevesine oturtulup tartışılıyor.</p>
<p>***</p>
<p>Demokrasimizi güçlendiren önemli adımlardan biri de, hukuktaki çok seçeneklilik.</p>
<p>İktidar sahipleri demokratik haklarını kullanıp, kendilerine uygulanacak hukuku seçme yetkisi istiyorlar.</p>
<p>Bu öyle sıradan bir yetki değil; çoktan seçmeli. Örneğin telefon, ortam dinlemeleri&#8230;</p>
<p>Bu konuda hukuk nasıl işleyecek?</p>
<p>Tek tip bir yasa uygulanırsa, demokratik olmaz. Birkaç yasa birden kullanılabilir durumda olmalı ki, istediğini seçebilesin.</p>
<p>Diyelim ki, konuşulanlar işinize gelmedi, onun suç olduğunu ilan eder, konuşanı cezalandırırsınız, onunla ilgili yasayı uygularsınız.</p>
<p>Yok, dinlenmesi işinize gelmedi, bu kez dinleyeni cezalandırırsınız.</p>
<p>Ne güzel değil mi? Demokrasi bir anlamda seçme özgürlüğü olduğuna göre, yasalar da aynen bu şekilde seçime açık olmalı!</p>
<p>Bu mantık daha da geliştirilip, tabana, eğitim dünyasına da yayılabilir. Örneğin öğrencilere ders seçme hakkının yanında not seçme hakkı da getirilebilir. Böylece yıllardır sürmekte olan sınav zihniyeti de yıkılmış olur.</p>
<p>Ayırdındayım, “yok artık” diyeceksiniz ama iktidarın hukuku demokratikleştirme tartışmalarının özü bu!</p>
<p>***</p>
<p>Yine eskittiğimiz bir başka tanım da şu:</p>
<p>Hukukun üstünlüğü!</p>
<p>Göz önünde olması istenmeyen şeyler çoğunlukla kaldırılıp yüksekçe bir yere konur.</p>
<p>Hukuk nerede?</p>
<p>Başımızın üstünde yeri var, en üst rafa koydum!</p>
<p>Yasa nerede?</p>
<p>Yukarıda aktardık, yasaları uygularken de “çoktan seçmeli” sistem işletiliyor.</p>
<p>Uyanık bir tüccara sormuşlar:</p>
<p>İki kere iki kaç eder?</p>
<p>O da soruyla karşılık vermiş:</p>
<p>Satın alırken mi, satarken mi?</p>
<p>Hukukta da o hesap&#8230;</p>
<p>Yasaları nasıl istersiniz?</p>
<p>Bana uygulanırken mi, başkalarına uygulanırken mi?</p>
<p>Ceza Yasası’nı nasıl işletirsiniz?</p>
<p>Silivri’de mi Habur’da mı?</p>
<p>Kış başında okuduğum kitapların birinde şöyle bir tümcenin altını çizmiştim:</p>
<p>“Tanrı sürekli insanlar kendisine başvurmasın diye yeryüzünde adalet kavramını yarattı.”</p>
<p>İnsan da onu aldı&#8230;</p>
<p>Pek çok değer gibi başladı kendine yontmaya.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/hukuk-demokrasinin-zemini/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aydın Kıyımı &#8211; Meslek Hastalığı</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/aydin-kiyimi-meslek-hastaligi/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/aydin-kiyimi-meslek-hastaligi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2010 08:18:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mustafa Balbay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=31814</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’de aydın kıyımı “meslek hastalığı” gibi bir şey.
Madenci akciğer hastalıklarına yakalanır&#8230;
Öğretmen varis olur&#8230;
Kaynakçı göz hastalıklarıyla erken tanışır&#8230;Aydın kıyıma uğrar.
Meslek hastalıklarının nedeni genellikle bellidir, faili de&#8230; Aydınınki ise çoğunlukla belirsiz&#8230;
Kıyılan aydınlarımızın yakınları bir araya geldiler, ortak bir platform oluşturdular&#8230;
Olumlu bir adım.
Tek tek sürdürülen çabalar cılız dereler gibi günlük gelişmeler çölünde kuruyup gidiyordu.
Her şey bir yana seslerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de aydın kıyımı “meslek hastalığı” gibi bir şey.</p>
<p>Madenci akciğer hastalıklarına yakalanır&#8230;</p>
<p>Öğretmen varis olur&#8230;</p>
<p>Kaynakçı göz hastalıklarıyla erken tanışır&#8230;<span id="more-31814"></span>Aydın kıyıma uğrar.</p>
<p>Meslek hastalıklarının nedeni genellikle bellidir, faili de&#8230; Aydınınki ise çoğunlukla belirsiz&#8230;</p>
<p>Kıyılan aydınlarımızın yakınları bir araya geldiler, ortak bir platform oluşturdular&#8230;</p>
<p>Olumlu bir adım.</p>
<p>Tek tek sürdürülen çabalar cılız dereler gibi günlük gelişmeler çölünde kuruyup gidiyordu.</p>
<p>Her şey bir yana seslerini birleştirmeleri ve tek yürek olmaları önemli bir duruş.</p>
<p>Aileler Meclis’e de gittiler, gerekirse yeni bir araştırma komisyonunun kurulmasını istediler. Aklıma ister istemez önceki yıllarda kurulan komisyonlar geldi. Büyük bir özveriyle ve iyi niyetle çaba harcayan komisyon üyeleri&#8230; Raporun yazımı sırasında öne çıkan görüş ayrılıkları&#8230;</p>
<p>Bu alanda sürdürülecek tüm çabalara saygımız var, sonuna kadar desteklemek görevimiz, sorumluluğumuz. Ancak iyi niyetle başlatılan bu girişimlerin, baştan belirlenmiş kimi kurguların parçası olmasına da gönlümüz elvermiyor.</p>
<p>***</p>
<p>Peşrevi uzun tuttuk&#8230; Vurgulamak istediğimiz şu:</p>
<p>Türkiye’nin yakın tarihinde meydana gelen tüm olayları aynılaştırıp tanımsız bir “devlet yaptı” etiketi yapıştırma girişimi var.</p>
<p>Genel bakış olarak, bir kıyım aydınlatılamamışsa devlet sorumludur. Ancak “devlet sorumludur” ile “devlet yaptı” aynı şey değil.</p>
<p>Sağduyulu tüm kesimlerin ortak özlemi, geçmişteki tüm faili meçhullerin aydınlatılması ve ülkemizde iç barışın bozulmamak üzere sağlamlaştırılması.</p>
<p>Yanılmayı yürekten diliyorum ama iktidar medyasının bu yöndeki gelişmeleri aktarış biçiminden şunu seziyorum:</p>
<p>Her şey aydınlatılıyor havası içinde yeni toplumsal çelişkiler, fay hatları yaratılıyor.</p>
<p>Adı öne çıkan aydın yakınlarının birçoğunu tanıyorum. Tümünün iyi niyetinden zerre kadar şüphem yok. Ancak onların bu çırpınışlarından ortaya çıkan enerjinin yukarıda anlatmaya çalıştığım bambaşka bekleyişleri beslediği dikkati çekiyor.</p>
<p>Durumu biraz daha somutlaştırmak gerekirse&#8230; Mustafa Balbay’ın kişi olarak içinde bulunduğu durumu bir kenara koyuyorum; Ergenekon iddianamesinde Cumhuriyet gazetesi için şu söyleniyor:</p>
<p>Terör örgütünün gücü, üssü.</p>
<p>Yanlış okumadınız, yıllarca terör saldırılarına hedef olan, pek çok yazarı hain saldırılarla katledilmiş olan Cumhuriyet gazetesi iddianamenin diliyle aktarmak gerekirse “Ergenekon silahlı terör örgütünün” gücü olmakla suçlanıyor.</p>
<p>Ergenekon davasının demokrasiyi güçlendireceği, bunun asrın temizlik davası olduğu görüşünü savunanlar yakın tarihi kendilerince “temize çekip” tüm aydın kıyımlarını da aynı adrese yolluyorlar.</p>
<p>Görünümün özeti bu&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>Ergenekon soruşturması kapsamında silah ve patlayıcı bulunması, bunlar bağlamında kimi “suç unsuru” oluşturan dosyanın mahkemeye taşınması şu soruyu öne çıkarıyor: Hiç mi bir şey yok, baksanıza silahlar var?..</p>
<p>Anadolu’da orta büyüklükte bir kasabanın, orta büyüklükte bir mahallesinin, orta büyüklükte bir sokağını kuşatıp arama yapsanız onlarca silah, geçmişte adam yaralamaktan vergi kaçırmaya kadar pek çok suça bulaşmış kişi ele geçirirsiniz. Bunların da tümünü birleştirirseniz, alın size örgütlü suç!</p>
<p>***</p>
<p>Silivri’de tutuklu yargılananlardan biri de bir emlakçı. Dükkânını kiraya vermiş, depo olarak kullanılmış. Dükkânda silah ele geçirilmiş.</p>
<p>Avukatı bu davaya müvekkilinin nasıl dahil edildiğini duruşmada anlattığı bir fıkra ile açıklamaya çalıştı.</p>
<p>Büyük bir orman yangını güçlükle söndürülmüş, sonrasında orman içinde hasar tespit çalışması yapılırken bir dalgıç cesedi bulunmuş.</p>
<p>Ormanda dalgıç!</p>
<p>Meğer, yangına denizden su taşıyan helikopterlerden biri suyla birlikte denizdeki dalgıcı da alıp yangına atmış!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/aydin-kiyimi-meslek-hastaligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rahatsızlıkları Yazmıştım Hâlâ Devam Ediyor&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/rahatsizliklari-yazmistim-hala-devam-ediyor/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/rahatsizliklari-yazmistim-hala-devam-ediyor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Feb 2010 08:14:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mustafa Balbay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=31559</guid>
		<description><![CDATA[HABERTÜRK’ten Balçiçek Pamir, 8 Şubat Pazartesi günü Silivri’ye geldi, ertesi gün gözlemlerini yazdı.
Daha önce de vurgulamıştım, davayla ilgili düşünce üreten, yorum yazan meslektaşlarımızınbir kez olsun, Silivri’ye gelip duruşma izlemelerini öneriyorum.
8 Şubat’ta sorgusu yapılan sanıkla ilgili olarak kimi yayın organlarında şu tür haberler yapılmıştı:
- 200’e yakın cinayetten sorumlu&#8230;
- Hizbullah kurucusu&#8230;
- DHKP-C itirafçısı&#8230;
- Gazi olaylarının provokatörü&#8230;
Suç-haberler uzayıp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>HABERTÜRK’ten Balçiçek Pamir, 8 Şubat Pazartesi günü Silivri’ye geldi, ertesi gün gözlemlerini yazdı.</p>
<p>Daha önce de vurgulamıştım, davayla ilgili düşünce üreten, yorum yazan meslektaşlarımızın<span id="more-31559"></span>bir kez olsun, Silivri’ye gelip duruşma izlemelerini öneriyorum.</p>
<p>8 Şubat’ta sorgusu yapılan sanıkla ilgili olarak kimi yayın organlarında şu tür haberler yapılmıştı:</p>
<p>- 200’e yakın cinayetten sorumlu&#8230;</p>
<p>- Hizbullah kurucusu&#8230;</p>
<p>- DHKP-C itirafçısı&#8230;</p>
<p>- Gazi olaylarının provokatörü&#8230;</p>
<p>Suç-haberler uzayıp gidiyordu. Sorgu başladı. Bir günde bitti. Yukarıda aktardığım suçlamaların hiçbiriyle ilgili delil ortaya konmadığı gibi net, somut bir olaya ilişkin soru da sorulmadı.</p>
<p>Sorgulanan sanık yıllar önce birkaç olaya karışmış, yakalanmış, cezasını çekmiş. Onların üzerine Ergenekon soruşturmasıyla birlikte yeni “suçlar” eklenmiş.</p>
<p>Deyim yerindeyse olağan şüpheli!</p>
<p>Delillendirilmiş suçlamalara elbette diyeceğimiz bir şey yok. Ama medya mahkemesinde manşet manşet gündeme gelen “seri olayların” Silivri mahkemesinde soru olarak bile gündeme gelmemesinin yorumunu okura bırakıyorum.</p>
<p>***</p>
<p>Balçiçek Pamir’in HABERTÜRK gazetesindeki yazısı, gazetenin internet sitesinde de yayımlanmış. Bizim interneti görme olanağımız yok. Cumhuriyet okuru dostlarım avukatlar aracılığıyla internetteki habere ilişkin okur mesajlarını da bana ulaştırdılar.</p>
<p>Mesajların çok büyük bir bölümü haberi olumluyor, genel gidişe ilişkin kaygılarını iletiyor.</p>
<p>Bazılarını paylaşmak istiyorum:</p>
<p>“Gazetecilik bu olsa gerek; herkesin yakmak için odun topladığı sırada suyu aramak.”</p>
<p>“Şimdi benim kafamın almadığı bir şey var. İçeride tutuklu olan kişiler mahkeme sonucu beraat ederlerse bu yattıkları yılın adını ne koyacaklar.”</p>
<p>“Allahım inanamıyorum. Sanki 80’leri yaşıyormuşum gibi&#8230;”</p>
<p>“Olmayan darbe, yıkılmayan hükümet&#8230; Ama içeri atılan insanlar&#8230; Yazık.”</p>
<p>“Bu ülkenin aydınları geçmişte de çok büyük haksızlıklara uğramıştır. Ancak tarih onların haklı olduğunu her seferinde kanıtlamıştır.”</p>
<p>“Masumiyet karinesi tersine döndü. Suçsuzluğu kanıtlanıncaya kadar herkes suçludur artık.”</p>
<p>Doğrudan bana yönelik de pek çok mesaj vardı. Tümünü okuduğumda kendi kendime şunu söyledim:</p>
<p>“Arkadaş, medyada estirilmek istenen baskın havaya bakma, toplumun önemli bir bölümü gerçeklerin farkında, neyin ne olduğunu biliyor, görüyor.”</p>
<p>Bütün bu mesaj akınlarının üstüne Ankara Büro’muzdan Fırat Kozok’un mektubunu da okuyunca boğazım düğümlenmedi dersem yalan olur&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>HABERTÜRK’le başladık, öyle devam edersek&#8230;</p>
<p>Fatih Altaylı, Genelkurmay Başkanı’yla yaptığı beş saatlik görüşmeyi gazetesinde haberleştirdi. Genelkurmay Başkanı çok ciddi rahatsızlıklardan söz ediyordu, kurumuna yönelik saldırıların devam etmesi halinde kendilerinin de ellerindeki bilgileri kamuoyu ve hukukla paylaşacaklarını söylüyordu.</p>
<p>Eğer Altaylı, Orgeneral Başbuğ’u ellerinde ne tür bilgiler olduğunu sormadıysa, benim adım Mustafa Balbay değil!</p>
<p>Başbakan da yine gazetecilerin soruları üzerine Org. Başbuğ’a gerekirse bu bilgileri sorabileceğini söyledi.</p>
<p>Ortada iyi gitmeyen bir şeylerin olduğu kesin.</p>
<p>Askerin de hükümetin de rahatsızlıkları var.</p>
<p>AKP’nin iktidara gelişinin ilk yıllarında bugünkü tablonun daha farklı renkleri dikkati çekiyordu. Ben de Cumhuriyet’in Ankara Temsilcisi ve köşe yazarı olarak ulaşabildiğim bilgileri, doğrulatabildiğim ölçüde okurla paylaştım.</p>
<p>Keşke bugün kurumlar arası ilişkiler tam rayında olsaydı da, ben 2000’li yılların başını anlatmakta zorlansaydım.</p>
<p>Ne yazık ki yaşananların özü çok değişik değil. Genel rahatsızlık devam ediyor. Bunu zamanında yazmış olan Balbay tutuklu olarak yargılanıyor!</p>
<p>Bu gerçeği bir kez daha kamuoyuyla ve meslektaşlarımla paylaşıyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/rahatsizliklari-yazmistim-hala-devam-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düşünmek Zor İştir</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/dusunmek-zor-istir/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/dusunmek-zor-istir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Feb 2010 07:34:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mustafa Balbay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=30164</guid>
		<description><![CDATA[Şakir Eczacıbaşı deyince benim aklıma ilk, Bernard Shaw gelir.
Şakir Bey 1950’de Londra’da eczacılık eğitimi görüyormuş. 2 Kasım 1950 sabahı Londra şu haberle sarsılmış:
Bernard Shaw öldü!
Haftalarca herkes Shaw’u konuşmuş. Shaw’un düşünürlüğü, yazarlığı, eleştirmenliği&#8230;
Şakir Bey Shaw’u araştırmayı, Türkçeye kazandırmayı kendisine iş edinmiş. 200’e yakın eserinden, ayrıca konuşmalarından, röportajlarından “sözler” derlemiş.
Eczacıbaşı’nın bu çalışması 1995’te “Gülen Düşünceler” adıyla yayımlandı.
Kimi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Şakir Eczacıbaşı deyince benim aklıma ilk, Bernard Shaw gelir.</p>
<p>Şakir Bey 1950’de Londra’da eczacılık eğitimi görüyormuş. 2 Kasım 1950 sabahı Londra şu haberle sarsılmış:</p>
<p>Bernard Shaw öldü!</p>
<p>Haftalarca herkes Shaw’u konuşmuş. Shaw’un <span id="more-30164"></span>düşünürlüğü, yazarlığı, eleştirmenliği&#8230;</p>
<p>Şakir Bey Shaw’u araştırmayı, Türkçeye kazandırmayı kendisine iş edinmiş. 200’e yakın eserinden, ayrıca konuşmalarından, röportajlarından “sözler” derlemiş.</p>
<p>Eczacıbaşı’nın bu çalışması 1995’te “Gülen Düşünceler” adıyla yayımlandı.</p>
<p>Kimi kitaplardan 2 tane alırım, biri gazetedeki odam için, biri evim için. Gülen Düşünceler de bunlar arasındaydı. Evden Silivri’ye ilk istediğim kitaplardan biri buydu.</p>
<p>Kitabın adı beni içine çekmeye yetmişti. Ülkemizde ne yazık ki düşünce deyince akla olumlu şeylerden çok olumsuz şeyler geliyor. Alın size birkaç örnek:</p>
<p>Kara kara düşünmek&#8230; Düşünceye dalmak&#8230; Düşün düşün çoktur işin&#8230; Düşünce suçu!..</p>
<p>***</p>
<p>Şubat ayının ilk haftasını kendime, Bernard Shaw haftası ilan ettim. Eczacıbaşı’nın kitaplar dolusu bir kitaplık çalışmasını altüst ettim.</p>
<p>Gülen Düşünceler’de Shaw’un, insan, çağdaş yaşam, siyasal düzen, özgürlük, savaş, barış, suç, ceza, sanat, eğitim, kadınlar, erkekler, düşünce, bilim, din, sanat üzerine söyledikleri yer alıyor.</p>
<p>Altını çizdiğim bazı düşünceleri paylaşmak isterim:</p>
<p>- Savaş, özgürlüğü tehlikeye, cinayeti erdeme dönüştürür.</p>
<p>- Hiçbir şey yaratmadım, sadece gerçek yaşamın dramını ortaya çıkardım.</p>
<p>- Ahlak kuralları da dişlere benzer: Ne kadar çürürse dokunmak o kadar acıtır.</p>
<p>- Yaşam, yana yana sönen ve her çocuk doğduğunda yeniden parlayan bir alevdir.</p>
<p>- Eleştirinin, intihara göre bir üstünlüğü vardır. İntiharda kendine, eleştiride başkalarına kıyarsınız.</p>
<p>- Gazetecilik bir bisiklet kazasıyla uygarlığın çöküşünü birbirinden ayıramayan bir alandır.</p>
<p>- Yüzümüzü görmek için aynaya, ruhumuzu görmek için sanat yapıtına bakınız.</p>
<p>- Köle gibi yetiştirilenler, köle gibi yönetilebilirler ancak.</p>
<p>- Ağır ceza düzenimiz karaya kara katarak beyaz elde etmeye yönelik bir örgütlenmedir.</p>
<p>- İnsanın kaplan öldürmesine spor, kaplanın insan öldürmesine canavarlık diyoruz.</p>
<p>- Hırsızların kusurları, bankerlerin nitelikleridir.</p>
<p>- Gerçekten yardımsever her kişi dilencilere sadaka vermekten tiksinir.</p>
<p>- Savaşları kazanabilir, kentleri zaptedebilirsiniz, ama ulusları fethedemezsiniz.</p>
<p>- Demokrasi okurken güzel, oynanırken kötüdür.</p>
<p>- Hukuk hepimizin karşısında eşittir, ama biz hukuk karşısında eşit değiliz.</p>
<p>- Yaşam bir serüvendir, hazır reçete değil.</p>
<p>- Geçmişimizin anılarıyla değil, geleceğimizin sorumluluklarıyla akıllanırız.</p>
<p>***</p>
<p>Bernard Shaw, bunca üretimi nasıl başardığını soranlara kısa bir yanıt verirmiş:</p>
<p>- Günde 3-4 saat düşünerek!</p>
<p>Düşünmek kolaymış gibi görünse de, hiç de öyle değil!</p>
<p>Şakir Eczacıbaşı’nın bir kez daha aklına, emeğine sağlık derken, sorsak:</p>
<p>- Günde ne kadar düşünüyorsunuz?</p>
<p>Hiç düşündünüz mü?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/dusunmek-zor-istir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Haberden Suç Çıkar mı?</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/haberden-suc-cikar-mi/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/haberden-suc-cikar-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 08:16:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mustafa Balbay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=29959</guid>
		<description><![CDATA[İkilem şu:
Türkiye’de yakın geçmiş sorgulanıyor mu, yoksa yakın geçmişe ilişkin kimi iddialar aba altından gösterilip, yeni bir yakın gelecek mi oluşturuluyor?
Herkes bu ikilemden birine göre konuşlanmış durumda. Bu konuşlanmadan gazeteciler de payını almış, karşısındakine çıkışıyor:- Konuş lan!
Konunun kara mizah yanına girersek çıkamayız. Siyasi boyutunu aralayalım.
2002-2004 arasında kimi senaryoları duyduğunu, kendisine bu tür bilgiler geldiğini kamuoyu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İkilem şu:</p>
<p>Türkiye’de yakın geçmiş sorgulanıyor mu, yoksa yakın geçmişe ilişkin kimi iddialar aba altından gösterilip, yeni bir yakın gelecek mi oluşturuluyor?</p>
<p>Herkes bu ikilemden birine göre konuşlanmış durumda. Bu konuşlanmadan gazeteciler de payını almış, karşısındakine çıkışıyor:<span id="more-29959"></span>- Konuş lan!</p>
<p>Konunun kara mizah yanına girersek çıkamayız. Siyasi boyutunu aralayalım.</p>
<p>2002-2004 arasında kimi senaryoları duyduğunu, kendisine bu tür bilgiler geldiğini kamuoyu ile paylaşanları o dönemdeki görevleriyle birlikte anımsayalım:</p>
<p>Başbakan Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Meclis Başkanı Bülent Arınç, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat.</p>
<p>Yeniden altını çizelim, adını aktardığımız sorumluların tümü son bir yıl içinde değişik zamanlarda, “Bize de bilgi gelmişti” diye başlayıp düşüncelerini açıkladılar. Gazeteler yazdı. Arşivlerde mevcut.</p>
<p>***</p>
<p>Erdoğan şubat ayının ilk haftası içinde bir adım daha ileri gitti. Dedi ki:</p>
<p>“Bazı şeyleri belki daha sonra kaleme alacağım.”</p>
<p>Başbakan’ın bu sözü, 4 Şubat günü gazetelerin büyük çoğunluğunda yer aldı.</p>
<p>Bu tümce de ister istemez girişte aktardığımız ikilemi akla getiriyor. Erdoğan’ın kriteri, “ülkenin bugün bunları kaldıramayacağı.”</p>
<p>Ne zaman kaldırır?</p>
<p>Ya da ne zaman kaldıracak noktaya gelir?</p>
<p>Bunların her biri ayrı yazı-yorum konuları. Ben günlük gelişmelere Silivri’de devam eden davalar açısından da bakıyorum. Bana ilişkin olarak kamuoyunda öne çıkan durumlardan biri şu:</p>
<p>“Balbay o dönemde olup bitenlerden haberdarmış.”</p>
<p>Bu yaklaşımdan sonra yorumlar ayrıca çatallaşıyor. Ben bu notların nasıl oluşturulduğunu, nasıl tek boyutlu hale getirilip, özel bir hava verildiğini, hem bu sütunlarda hem savunmamda dile getirdim. Bütün bunları bir kenara bırakıyorum. Bir gazeteci, her türlü bilgiye ulaşabilir. Bunlardan doğruluğuna inandıklarını yazar, inanmadıklarını yazmaz. Bazılarını -tıpkı Erdoğan’ın yaptığı gibi- ileride yazmayı düşünebilir. Bunlardan nasıl suç üretilebilir?</p>
<p>Denk geldikçe ben de ilgiyle izliyorum. Televizyonlarda sık sık gazetecileri konu alan filmler yayımlanıyor. Geçtiğimiz aylarda yayımlanan filmlerden birinde bir gazeteci cinayet olayının üzerine gidiyor ve kimi delillere polislerden önce ulaşıyor. Bu durumda gazeteciyi cinayete ortak mı edeceğiz?</p>
<p>Malum soruşturmaların mantığı bu!</p>
<p>Daha doğrusu, en hafif anlatımla bu. Dosyanın ayrıntılarına bakıldığında kimi iddialar var, delili yok; bilgisayar ortamında herkesin kolaylıkla ulaşabileceği bilgiler de “gizli belge” statüsüne girmiş!</p>
<p>***</p>
<p>Bir başka ayrıntıya geçelim.</p>
<p>Velev ki bendeki notlar suç unsuru. Bu notların yüzde 99’u, konuştuğum kişilerin sözlerinden oluşuyor. Onların da tümü hayatta!</p>
<p>Bu, ayrıntının bir boyutu. Öteki boyutu da şu:</p>
<p>Bir gazeteci, olayın asıl muhataplarından daha ileri bilgi sahibi olabilir mi?</p>
<p>Olamaz&#8230;</p>
<p>Dönemin Başbakanı, Genelkurmay Başkanı, Meclis Başkanı, pek çok bakanı “Bizim kulağımıza da çeşitli duyumlar geldi” diyor. Onların ne bildiği, bu bildikleriyle ilgili ne yaptığı sorulmuyor.</p>
<p>Ama bir gazetecinin notlarından ipucu aranıyor.</p>
<p>Bu gerçekten ipucu aramak mıdır, yoksa ipin ucunu tutup onunla oyun oynamak mıdır?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/haberden-suc-cikar-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yazınca da Kızıyorlar Yazmayınca da&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/yazinca-da-kiziyorlar-yazmayinca-da/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/yazinca-da-kiziyorlar-yazmayinca-da/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 08:42:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mustafa Balbay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=28295</guid>
		<description><![CDATA[Gazeteci, tarih taslağının ilk aşamasını yazar.
Bu, gazetecinin güncel haberciliğine ilişkin yerinde bir tanımdır.
Bazen de gazeteci o güncel taslağı alır, mayalar ve kalıcı &#8211; belgesel kitap haline getirir. O kişiye de “gazeteci-yazar” denir. Cüneyt Abi tanıma çok bozulur, “Gazeteci zaten yazan adamdır, yazardır, ne demek gazeteci-yazar” diye söylenir ama, yerleşmiş bir kez.
Ben de gazete sayfalarında kalan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gazeteci, tarih taslağının ilk aşamasını yazar.</p>
<p>Bu, gazetecinin güncel haberciliğine ilişkin yerinde bir tanımdır.</p>
<p>Bazen de gazeteci o güncel taslağı alır, mayalar ve kalıcı &#8211; belgesel kitap haline getirir. O kişiye de <span id="more-28295"></span>“gazeteci-yazar” denir. Cüneyt Abi tanıma çok bozulur, “Gazeteci zaten yazan adamdır, yazardır, ne demek gazeteci-yazar” diye söylenir ama, yerleşmiş bir kez.</p>
<p>Ben de gazete sayfalarında kalan kimi haberlerimi, dizi yazılarımı genişletip, elimdeki belgeleri değerlendirip kitap haline getirdim. Bunların bazıları suç unsuru olarak iddianamelere konduğu ve medyada tartışma yarattığı için okurla konuyu paylaşmak istiyorum.</p>
<p>23 kitabımdan 8’i dünya gezilerine dayalı inceleme kitabı, 6’sı da belgelere dayalı inceleme kitabı&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>1990’ların sonunda banka boşaltmaları ve yolsuzluklarla ilgili gelişmeler öne çıkmıştı. Doğal olarak benim gündemim de bu oldu. Turizm Bankası otellerinin (TURBAN) bitirilmesi öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) bünyesinde araştırma konusu oldu. Burada kurulan komisyona gelen belgeler inanılır gibi değildi. O belgelere dayalı olarak, “TURBAN Kime Kurban” başlıklı bir kitap yazdım. O dönem yolsuzluk olayları öylesine yaygındı ki aklımdan “hırsıziye roman” serisi bile geçmişti.</p>
<p>Ardından bankalarla ilgili tartışma gündemin göbeğine oturdu. Binlerce sayfalık belgelerden süzüp, “Yürü-t Ya Kulum” dedim&#8230;</p>
<p>2000’li yıllar Türkiye gündemini değiştirdi. Din siyaset ilişkileri, ABD’nin Irak operasyonu, İran’ın nükleer çalışmaları iç-dış gündemin en önemli konuları oldu.</p>
<p>Siyasi partilerin içinde etkinlikleri açıkça konuşulan tarikatların durumunu gündeme aldım. Uzun süren araştırmalarımın ardından 22 Kasım 2006’dan itibaren “Devlet Arşivlerinde Tarikatlar ve Radikal İslam” başlığıyla 10 günlük dizi yazım yayımlandı. Bu dizideki bilgi ve belgeleri “Devlet ve İslam” adıyla kitaplaştırdım.</p>
<p>Irak, öteden beri hem iç hem dış gündemimizin ana başlığıydı. Özellikle 2003-2004’teki gazeteye defalarca manşet olan haberlerimi birleştirdim, haber kapsamını aşan belge ve raporları da bir araya getirip, “Irak Bataklığında Türk Amerikan İlişkileri” kitabını yazdım. Irak’ta da görev yapan bir diplomatımız bu kitapla ilgili şunu söylemişti:</p>
<p>“Irak’ta yaşanan gerçek durumu ve bizim konumumuzu en iyi ortaya koyan kitap.” Konuyu günlük yazı yazma kaygısıyla deştim. Deştikçe renklendi. Değişik kanallardan ulaştığım belgelerle 23 Ocak 2006’da “Belgelerle İran’ın Nükleer Yolculuğu” dizisini hazırladım. Ardından “İran Raporu” kitabını yazdım. Benzer süreç “Suriye Raporu” kitabı için de işledi&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>Yazdıklarımla ilgili belgelerin yanında bir de yazmadıklarımla ilgili tartışma var. Malum iddianameye göre eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek’in günlükleri benim arşivimde de var. Medya bu durumu şöyle işliyor:</p>
<p>“Balbay madem bu günlüklere ulaşmıştı, neden kullanmadı?”</p>
<p>İddianame ve ekleri ortada. Bende o günlüklerin az bir bölümü vardı. O günlerde medya bunu konuşmaya başlamıştı. Bana da bir haber kaynağından dolaylı olarak geldi.</p>
<p>Doğrulatmayı denedim, olmadı.</p>
<p>Derken Nokta dergisi kullandı. Ben bu günlükleri Alper Görmüş kadar görmemiştim. Bu gazeteciliğinin bedelini tatsız biçimde ödeyen Görmüş, belgeleri bir fırında yaktığını söyledi. Bendekiler değil bir fırın küçük bir sobayı bile doldurmazdı. Kaldı ki günlüklerle ilgili tartışma bitmiş değil, Örnek kabul etmiyor.</p>
<p>Özet şu ki; bana eleştirel bakan meslektaşlarım yazdığım belgeler için niçin yazdı, yazmadıklarım için de niçin yazmadı diye soruyor.</p>
<p>Her türlü tartışmaya ve eleştiriye varım ama, bunun kadar şunu da gündeme almanız gerekmez mi:</p>
<p>Bir gazeteci mesleki faaliyetleri nedeniyle tutuklu! </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/yazinca-da-kiziyorlar-yazmayinca-da/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
