<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İlk Kurşun Gazetesi &#187; Mustafa Balbay</title>
	<atom:link href="http://www.ilk-kursun.com/konu/cumhuriyet/mustafa-balbay/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ilk-kursun.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 21:07:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Mustafa Balbay:  Silivri’den Sesleniş&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/haber/95016</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/haber/95016#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 13:54:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Balbay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=95016</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/95016"><img align="right" hspace="5" width="180" src="http://www.gercekgundem.com/img/news/mustafabalbay9902.jpg" class="alignright wp-post-image tfe" alt="" title="" /></a>Hapisteki bir kişi için zorluklardan ikisi şu: 1- Kendisine yönelik suçlama ve eleştirilere hemen yanıt verememek. 2- Sık sık kendisini anlatmak durumunda kalmak. Her ikisiyle de sık karşılaşıyorum. Medyanın, sadece kalemiyle yaşamını sürdüren meslektaşlarımızın bugün karşı karşıya kaldıkları durum, artık gizlenemez şekilde ortadayken, belki biraz da bunu gölgelemek için arada bir şu söyleniyor: - Balbay’ın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.gercekgundem.com/img/news/mustafabalbay9902.jpg" class="alignnone"/>Hapisteki bir kişi için zorluklardan ikisi şu:</p>
<p><strong>1- Kendisine yönelik suçlama ve eleştirilere hemen yanıt verememek.</p>
<p>2- Sık sık kendisini anlatmak durumunda kalmak.</strong><span id="more-95016"></span></p>
<p>Her ikisiyle de sık karşılaşıyorum.</p>
<p>Medyanın, sadece kalemiyle yaşamını sürdüren meslektaşlarımızın bugün karşı karşıya kaldıkları durum, artık gizlenemez şekilde ortadayken, belki biraz da bunu gölgelemek için arada bir şu söyleniyor:</p>
<p><strong>- Balbay’ın yaptığı gazetecilik miydi?</strong></p>
<p>Bu soruyu ortaya atarken de ne geçmişteki köşe yazılarımdan, ne kitaplarımdan ne de televizyon-radyo yorumlarımdan söz ediliyor. Varsa yoksa <strong>“Balbay’ın bilgisayarından çıkan notlar”</strong>.</p>
<p>Türkiye tarihinin neredeyse bütün aşamalarındaki yargılamaları ağır dille eleştirenler, bugün benim notlarımdan delil üretilerek tutuklu kalmamı seyretmekle yetinmiyorlar <strong>“bir tekme de bizden” </strong>deyip sicil amirliğine soyunuyorlar.</p>
<p>Gazetedeki odamdan alınan bilgisayarlarla ilgili tartışmalı durumları mahkemeyle ve kamuoyuyla paylaştım. Avukatlarımızın aldığı iki bilirkişi raporu bilgisayarların <strong>“delil hukukuna”</strong> göre zedelenmiş olduğunu söylüyordu.</p>
<p>Mahkeme bunları dikkate almayınca Şubat 2011’de mahkemenin bilirkişi tayin edip inceletmesini talep ettik. Bu rapor da 3 Ocak 2012’de mahkemeye ulaştı. Rapor, bizim baştan beri vurguladığımız gerçeklere hak veriyor. Üstelik bir saptama daha yapıyor; 14 Ocak 2010’da bilgisayarlara müdahale edildiğini söylüyor. Bunun önemi şurada; henüz delillerin değerlendirilmesi aşamasına gelinmedi.</p>
<p>***</p>
<p>İşi hukuka boğmak istemiyorum. Zaten yeterince boğulmuş durumda.</p>
<p>Her şeyi bir yana bırakıyorum, bana saldıran meslektaşları empati yapmaya çağırıyorum ve sesleniyorum:</p>
<p><strong>8-10 yıl boyunca tuttuğumuz binlerce nottan sadece birkaç yüzü bir araya getirilse, bilgisayar ortamında yeniden kurgulansa, bütün bu notların oluşum tarihi aynı olsa, ortaya nasıl bir şey çıkar?</p>
<p>Bir gazetecinin arşivi, notları bir anlamda mesleki yatak odasıdır. Gazeteci gündemde olan herkesle görüşür. Ortaya çıkarmak istediği gerçekler için her yere gider.</strong></p>
<p>Aynı meslektaşlara bir soru daha:</p>
<p><strong>Haber kaynaklarının sözlerinden oluşan, yeniden düzenlenmiş bu notlar sanki sizin sözleriniz, görüşlerinizmiş gibi sunulsa ne yaparsınız?</strong></p>
<p>Çoğunlukla bunu yapmaktasınız.</p>
<p>Böylesine her aşaması tartışmalı bu notlar üzerinden <strong>“darbeci” </strong>yaftalamasını en azından mesleğe hakaret sayıyorum.<strong> Gazeteciler görüştükleri kişi ya da kesimler üzerinden suçlanırsa ortada gazetecilik kalmaz.</strong></p>
<p>Dünyadaki darbe yargılamalarına bakın, hiçbiri Türkiye’deki gibi değil. Bu ayrı bir yazı konusu.</p>
<p>***</p>
<p><strong>Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Sertel</strong>’le birlikte İzmirli meslektaşlar <strong>Ali Ekber Yıldırım, Serdar Kızık, Ünal Ersözlü, Kaya Çelikkanat, Işık Ersan, Bülent Demirsoy, Nüvit Tokdemir, Okan Yüksel ve Halil Hüner</strong> ziyaretimize geldi. Hapisteki öteki gazetecilerle ve benimle ayrı ayrı görüştüler. <strong>Geçirdiğimiz bir saat, özgürlük gibi bir şeydi. Hapiste böylesi dayanışmalar, birinin yüreğinizi tutması gibi bir şey.</strong></p>
<p><a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/92722">Onlara da kalemi ne olursa olsun bırakmayacağımı anlatırken yeni sorumluluğumun yani İzmir milletvekilliğinin hakkını verememekten yakındım. Elimde olmayan nedenlerle bile olsa bu sorumluluk beni ayrıca gererken CHP’nin tarihiyle yaşıt kimi insanların, “Aklanmadan aday yapılmamaları gerekirdi” yorumları gerginliğin üstüne tuz-biber ekiyor.</p>
<p>Silivri’den milletvekili çıkmasının CHP’nin yükü değil, gücü olduğuna inanıyorum. Haksızlığa ve siyasal saldırıya verilebilecek en güzel yanıtlardan biri buydu.</p>
<p>Biraz çileli de olsa zaman bunu en güzel şekilde doğrulayacak.</p>
<p>Varlığımı buna adadım&#8230;</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/haber/95016/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mustafa Balbay: Bu Örgütü Bulun!</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/haber/94319</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/haber/94319#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 18:10:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Balbay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=94319</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/94319"><img align="right" hspace="5" width="180" src="http://1.bp.blogspot.com/-7TjgaOYb_Ck/TTmns3RVzTI/AAAAAAAAAmU/MF6lQdvuXoY/s1600/mustafa+balbay.jpg" class="alignright wp-post-image tfe" alt="" title="" /></a>Hrant Dink cinayeti sürecinde meydana gelen suikastların ortak özelliklerinden biri de şuydu: Failler, tetiği çekenler kısa sürede bulundu ama bir adım ötesine gidilemedi. O dönemdeki yorumlarda bu noktaya şu şekilde vurgu yaptığımı anımsıyorum: “Dileriz tetiği çekenlerin arkasındaki ellere de bu kadar kolay ulaşılır. Zira Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı cinayetlerinde de gördük ki sadece kullanılanlara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-7TjgaOYb_Ck/TTmns3RVzTI/AAAAAAAAAmU/MF6lQdvuXoY/s1600/mustafa+balbay.jpg" class="alignnone" />Hrant Dink cinayeti sürecinde meydana gelen suikastların ortak özelliklerinden biri de şuydu:<br />
Failler, tetiği çekenler kısa sürede bulundu ama bir adım ötesine gidilemedi.<br />
O dönemdeki yorumlarda bu noktaya şu şekilde vurgu yaptığımı anımsıyorum:<span id="more-94319"></span><br />
<strong>“Dileriz tetiği çekenlerin arkasındaki ellere de bu kadar kolay ulaşılır. Zira Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı cinayetlerinde de gördük ki sadece kullanılanlara ulaşmak olayı aydınlatmaya yetmiyor.”</strong><br />
Aradan 5 yıl geçti, ne yazık ki ilk aşamada alınan yolun çok ötesine gidilemedi.<br />
Böyle olunca da her türlü yorum serbest hale geldi.<br />
***<br />
CHP Denizli Milletvekili İlhan Cihaner’in İzmir Aliağa’da <strong>“Demokrasi İçin Adalet” </strong>konulu söyleşide yaptığı konuşmadan şu sözlerin altını çizelim:<br />
<em>“Uğur Mumcu davasının aydınlatılabilmesi için Dink davasını pilot olarak görebiliriz. Bu davada her şey aydınlatılabilirse Uğur Mumcu ve üstü örtülen cinayetler de aydınlığa kavuşur. Devletin birçok istihbarat örgütü var. Örneğin şimdi içinde işadamı, askeri, gazetecisi, bilim adamı çok geniş kitleyi kapsayan bir yapılanmadan, sözde illegal bir durumdan, Ergenekon’dan bahsediyorlar. Madem bu kadar büyük ve kapsamlı bir oluşum var, o zaman devletin istihbarat birimleri nerededir?”</em><br />
Bu sorunun yanıtlanması gerekir. Silivri mahkemelerinde benim de her fırsatta vurguladığım nokta bu.<br />
Mahkeme heyeti daha yargılamaların başında böyle bir “terör örgütüne” üye olmakla, hatta yönetmekle suçlanan sanıkların da talebi üzerine devletin terörle mücadelede doğrudan görevli, sorumlu birimlerine yazı yazdı.<br />
Dedi ki:<br />
<strong>“Böyle bir örgütün varlığına, faaliyetlerine, örgütlenme yapısına dair elinizde ne kadar bilgi, belge, doküman varsa mahkememize iletiniz.”</strong></p>
<p>Özel yetkili mahkemelerden (ÖYM) bilgi saklamak suç. Bu mahkemelerin kuruluş yasasına göre belli bir zaman diliminde bilgi vermek zorunlu.<br />
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 21.01.2009 tarih B.05.1.EGM.0.14.05.04.146-78/355-20854 sayılı yanıtının özü:<br />
“… İddianamede adı geçen örgüte ilişkin bilgilerin, iddianamede var olan bilgilerle sınırlı olduğu…”<br />
Genelkurmay Başkanlığı’nın 14.01.2009 tarih, 3050-491-08/0.0 sayılı yanıtının özü:<br />
<em>“Ergenekon tipi bir yapılanmaya ait herhangi bir bilgi ve belgenin Genelkurmay Başkanlığı’nda mevcut olmadığı…”</em><br />
Jandarma Genel Komutanlığı’nın 31.12.2008 tarih 1500-461619-08 sayılı yanıtının özü:<br />
“Jandarma sorumluluk bölgesinde örgüte ait herhangi bir suç bilgisine rastlanmadığı…”<br />
Aynı dönemde Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan (MİT) da benzer içerikte bir yazı mahkemeye ulaştı.<br />
Bütün bu yazıların ardından yargılamayı yapan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 21.01.2009’da, 41. celsede şu kararı aldı:<br />
<strong>“Bu dava açılıncaya kadar ‘Ergenekon Terör Örgütü’ isimli herhangi bir örgütün olup olmadığı hususu ilgili birimlerden sorulmuş ve bulunmadığı yönünde cevap verildiği anlaşılmış, bu hale göre böyle bir örgütün varlığı ancak yargılama sonucu açıklığa kavuşacağından, böyle bir örgütün var olduğu yönündeki ifadeler yerine, iddia olunan tabirinin kullanılması…”</strong><br />
***<br />
<a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/92722">Araya hiç yorum katmaksızın durumu bilgileriyle, belgeleriyle aktardım… Varlığı devletin dört farklı güvenlik kurumunca kanıtlanamamış bir “terör örgütünün” üyesi olduğu iddiasıyla tutuklu yargılanan bir kişi olarak haykırıyorum:<br />
Bütün yargı süreçleriyle henüz sıcaklığını korumakta olan Hrant Dink olayı tüm yönleriyle aydınlatılsın…<br />
Saldırının arkasında kimler, hangi organizasyonlar var, açıklığa kavuşturulsun…<br />
Gerçeğin peşine düşmeden her şeyi Ergenekon çuvalına koymak, “faili meçhul” kavramından bile kötüdür. Zira gerçek faillerin peşini tümüyle bırakmış, olayı daha da karanlığa gömmüş oluyorsunuz.</a><br />
<strong><br />
Mustafa Balbay/Cumhuriyet</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/haber/94319/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mustafa Balbay: Uğur Mumcu Az İlerde&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/haber/93804</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/haber/93804#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2012 12:50:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Balbay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=93804</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/93804"><img align="right" hspace="5" width="180" src="http://www.muhalifgazete.com/resimler/24.01.2012_5983088_6_43_.jpg" class="alignright wp-post-image tfe" alt="" title="" /></a>Uğur Mumcu Az İlerde&#8230; Uğur Mumcu’nun katledilişinin üzerinden 19 yıl geçti. Onun “araştırmacı gazeteci”, “Kalpaksız Kuvvacı” kişiliği dikkate alındığında Türkiye’nin bugünkü görünümüne bakıp şu yorumu yapabiliriz: Uğur Mumcu’nun kanı akmaya devam ediyor! Zira araştırmacı gazetecilik de, ‘Kalpaksız Kuvvacılık’ da her türlü riski göze almayı gerektiren bir kimlik haline geldi. Ancak hemen şunu da ekleyelim; her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.muhalifgazete.com/resimler/24.01.2012_5983088_6_43_.jpg" class="alignnone"  /><strong>Uğur Mumcu Az İlerde&#8230;<span id="more-93804"></span></p>
<p>Uğur Mumcu</strong>’nun katledilişinin üzerinden <strong>19 yıl</strong> geçti. Onun <strong>“araştırmacı gazeteci”, “Kalpaksız Kuvvacı”</strong> kişiliği dikkate alındığında Türkiye’nin bugünkü görünümüne bakıp şu yorumu yapabiliriz:</p>
<p><strong>Uğur Mumcu’nun kanı akmaya devam ediyor!</strong></p>
<p>Zira araştırmacı gazetecilik de, ‘<strong>Kalpaksız Kuvvacılık’</strong> da her türlü riski göze almayı gerektiren bir kimlik haline geldi.</p>
<p>Ancak hemen şunu da ekleyelim; her ikisi de hâlâ çok değerli ve Türkiye’nin geleceğinde yeri var.</p>
<p>Hedef haline gelmesinin nedeni de bu zaten.</p>
<p>***</p>
<p>Bugün kalemini satmayan, onu sadece gerçekleri halka ulaştırmak için kullanan gazetecilerin, aydınların karşı karşıya kaldığı durumu geçen gün, mezarı başında <strong>Metin Göktepe</strong>’nin annesi şöyle dile getirdi:</p>
<p><strong>“Eskiden öldürüyorlardı, şimdi tutukluyorlar&#8230;”</strong></p>
<p>Neden?</p>
<p>Çünkü gazeteciler, öldürülünce ölmüyor!</p>
<p><strong>Uğur Mumcu öldürülünce ölmüyor!</p>
<p>Kimliğiyle, duruşuyla, değerleriyle, temsil ettiği düşüncelerle yaşamaya devam ediyor. </strong></p>
<p>Bu anlamda<strong> Uğur Mumcu’</strong>nun yerini doldurmak diye de bir kavram olamaz; zaten yaşamaya devam ediyor. Yanı sıra pek çok gazeteci de onu örnek alıp <strong>“araştırmacı gazetecilik”</strong> kimliğini canlı tutuyor.</p>
<p>Nasıl ve nerede olursa olsun.</p>
<p><strong>Güldal Mumcu’</strong>nun,<strong> Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı</strong>’nı kurup onlarca gencin yetişmesini sağlamasıyla birlikte <strong>Ali Sirmen </strong>takılmadan edememişti:</p>
<p><strong>“Yanlış kişiyi öldürdüklerini düşünecekler!”</strong></p>
<p>Tutuklamalara dönersek&#8230;</p>
<p>İçinden geçtiğimiz dönem gelecekte sonuçlarıyla birlikte yazılacak, yorumlanacak. Süreç devam ettiği için kesin kanılar ortaya koymak erken olabilir.</p>
<p>Ancak tutuklamalarla birlikte oluşan korku ikliminin öldürümlerden daha keskin sonuçlar doğurduğunu söylemek abartma olmaz.</p>
<p>Gazetecinin önüne şöyle bir seçenek konuyor:</p>
<p><strong>Ruhunu öldür, canın sağ olsun!</strong></p>
<p>Ortada bir cinayet yok, ülkeyi yönetenleri zora sokacak bir asayiş sorunu yok. Gazeteci kendi rızası ile ruhunu teslim etmiş!</p>
<p>Olayın bir boyutu böyle&#8230;</p>
<p>Madalyonun öteki yüzü ise<strong> ne olursa olsun ruhunu teslim etmeyenler, mesleğini bir yaşam biçimi aşkıyla yapmaya devam ederler.</strong></p>
<p><strong>İşte onlar Uğur Mumcu’lar&#8230;</strong></p>
<p>Onların içine gazeteci örgütlerinin ayakta kalan temsilcilerini de katmak gerek. Bugünkü ortamda onlar mesleğimizin sis lambaları.</p>
<p>***</p>
<p><strong>Uğur Mumcu’</strong>nun <strong>“araştırmacı”</strong> kimliği sadece <strong>“habercilikte” </strong>değildi. Haber araçlarında da araştırmacı bir ruhu vardı.</p>
<p>Bugünkü dijital medya ortamının altyapısı 1980’lerin sonunda belirmeye başlamıştı. Bunu ilk fark eden ve yaşamına katan gazeteci <strong>Uğur Mumcu </strong>oldu.</p>
<p><strong>Uğur Mumcu</strong> yaşıyor olsaydı, <strong>“sosyal medya”</strong> diye adlandırılan bu sonsuz mecrada neler yapardı?</p>
<p>Neler yapmazdı ki!</p>
<p><strong>Uğur Mumcu’</strong>nun <strong>“tek kişilik ordu” </strong>diye de adlandırabileceğimiz donanımlı kimliği sosyal medyaya da kesinlikle damgasını vururdu.</p>
<p><strong>Uğur Mumcu</strong>’nun tariflerinden biri de buydu zaten:</p>
<p><strong>Hem Türkiye Cumhuriyeti’nin kökenlerindeki bütün değerlere sahip çıkmak hem de sürekli en yeniyi aramak.</p>
<p>‘Kalpaksız Kuvvacılar’,</strong> araştırmacı gazeteciliği şiar edinenler, Atatürk devrimlerini savunanlar, yolunuzdan dönmeyin, yılgınlığa kapılmayın&#8230;</p>
<p><strong>Uğur Mumcu az ilerde&#8230;</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/haber/93804/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mustafa Balbay:Denktaş’ın Doğumu&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/haber/93567</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/haber/93567#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Jan 2012 14:53:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Balbay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=93567</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/93567"><img align="right" hspace="5" width="180" src="http://1.bp.blogspot.com/-7TjgaOYb_Ck/TTmns3RVzTI/AAAAAAAAAmU/MF6lQdvuXoY/s200/mustafa+balbay.jpg" class="alignright wp-post-image tfe" alt="" title="" /></a>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ölümüyle birlikte yeniden doğdu. Başka deyişle, yurttaş Rauf Denktaş öldü, toprağa verildi; dava adamı Rauf Denktaş doğumunu tamamladı. Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili düşünceleri ne olursa olsun sağduyu sahibi herkesin üzerinde birleştiği görüş şu: Denktaş, davasına hiç ihanet etmedi. Kendisine en büyük dayanak olması gerekenlerin kenara çekildiği, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-7TjgaOYb_Ck/TTmns3RVzTI/AAAAAAAAAmU/MF6lQdvuXoY/s200/mustafa+balbay.jpg" class="alignnone" /><strong>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ölümüyle birlikte yeniden doğdu.<br />
Başka deyişle, yurttaş Rauf Denktaş<br />
öldü, toprağa verildi; dava adamı Rauf Denktaş doğumunu tamamladı.</strong><span id="more-93567"></span></p>
<p><strong>Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili düşünceleri ne olursa olsun sağduyu sahibi herkesin üzerinde birleştiği görüş şu:<br />
Denktaş, davasına hiç ihanet etmedi. Kendisine en büyük dayanak olması gerekenlerin kenara çekildiği, hatta karşısına geçtiği anlarda bile düşüncelerinden, inandığı çözüm sürecinden milim ödün vermedi.</strong><br />
Bir devlet adamı için bundan daha mükemmel bir doğum olamaz.<br />
***<br />
Denktaş’ın yaşamının hangi dilimi çileli, hangi dilimi rahat ve huzurlu geçti diye bir ayrıma girişilse, sanırım işin içinden çıkılamaz. Belki de en çok çile çektiği dönem, en huzurlu zamanlarıydı… Belki de en rahat göründüğü zamanlar, en huzursuz dönemleriydi. Öylesine dalgalı bir yaşam savaşı verdi.<br />
Bu süreçte sık sık dile getirdiği ciddi kaygısı şuydu:<br />
<strong>Kıbrıs’ın Girit’e benzemesi!</strong><br />
Evliya Çelebi’nin tanımlamasıyla, “Akdeniz’in demir kapısı” Girit’te ne olmuştu da Denktaş sürekli uyarma gereği duymuştu?<br />
Denktaş’ın anısına saygıyla, Girit’in kilometre taşlarını satırbaşlarıyla aktaralım:<br />
<strong>- Osmanlı’nın Girit sorunu 1821’de başladı, 1913’te Girit’in tümüyle kaybedilmesiyle sonuçlandı. 92 yıl sürdü.<br />
- 1821’de Mora’da başlayan isyan hareketi aynı yıl Girit’e sıçradı.<br />
- 1830’da Londra Konferansı’yla Yunanistan bağımsız devlet oldu. Girit’teki Hıristiyanlar ya Yunanistan’a bağlanma ya tam bağımsızlık tezini ortaya attı.<br />
- 1866’da Girit’te ayrı bir meclis oluşturuldu, Yunanistan’a ilhak kararı alındı. İngiltere ve Fransa buna karşı çıktı.<br />
- 1878’de Berlin Konferansı’nda, Girit’e Osmanlı’nın atayacağı valinin bir Hıristiyan bir Müslüman yardımcısının olması, 49’u Hıristiyan 31’i Müslüman olmak üzere 80 kişilik bir meclisin kurulması, meclis ve yargı dilinin Rumca olması, vali dışındaki tüm memurların yerel halktan seçilmesi, toplanan verginin adada harcanması karara bağlandı.<br />
- 1896’da adadaki yönetim dengesinin Rumların lehine değişmesiyle Türk askerlerine saldırılar yoğunlaştı.<br />
- 1897’de Türk-Yunan savaşı sonucunda Girit’e özerklik verildi. Buna göre, adaya büyük devletlerin onayladığı bir Hıristiyan vali atanacak, Osmanlı askerleri adım adım çekilecekti.<br />
- 1908’de Yunanistan adayı ilhak ettiğini açıkladı. İstanbul’da büyük Girit mitingleri düzenlendi.<br />
- 1913’te Londra Barış Konferansı’nda Osmanlı, Girit’in Yunanistan’a verilmesini kabul etti.</strong><br />
***<br />
Her satırbaşı ayrı bir yazı konusu olabilecek Girit kronolojisinin yorumunu okura bırakalım, bugüne gelelim…<br />
Ankara’da gazetecilik yapıp Denktaş’la tanışmamış kişi olduğunu sanmıyorum. Ben, İzmir’deki gazetecilik günlerimde tanımıştım. 1987’de KKTC’nin 5. kuruluş yıldönümü nedeniyle İzmir Gazeteciler Cemiyeti adına bir grupla Lefkoşa’ya gitmiştik. Yaklaşık 3 saatini bize ayırmış, “dava”da gelinen noktayı enine boyuna anlatmıştı.<br />
Daha sonra değişik zamanlarda görüştük. Denktaş’ın ödüllendirildiği bir organizasyonda bana da bir ödül uygun görülmüş; Ergenekon iddianamesinin eklerinde “suç unsuru” olarak duruyor!<br />
<a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/92722">AKP iktidarı ile birlikte Ankara’da hızla yalnızlaşan Denktaş, bu dönemde de hem Türkiye’ye bağlılığından hem de düşüncelerinden ödün vermedi.<br />
O günlerdeki hava şuydu:<br />
Denktaş gidecek, çözüm gelecek.<br />
Öyle olmadı. Gerek Denktaş sonrası KKTC yönetim kademesi, gerekse Ankara adım adım Denktaş’ın çizgisine geldi.<br />
Türkçemizde bir deyim var:<br />
Görürsün Hanya’yı Konya’yı.<br />
Konya Orta Anadolu’da Mevlana şehrimiz. Hanya ise Girit’te çok güzel bir Akdeniz şehri.<br />
Denktaş, her ikisini de biliyordu ve herkese gösterdi.</a><br />
<strong><br />
Mustafa Balbay/Cumhuriyet</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/haber/93567/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mustafa Balbay:Siyaset Kaçakçılığı!</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/haber/92284</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/haber/92284#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Jan 2012 20:28:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Balbay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=92284</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/92284"><img align="right" hspace="5" width="180" src="http://www.konsensushaber.com/wp-content/uploads/2011/03/mustafa-balbay2-414x270.jpg" class="alignright wp-post-image tfe" alt="" title="" /></a>Türkiye klasiklerden biridir;korkunç bir olay meydana geldiğinde,sonrasında yaşananlar daha vahim olur. Uludere&#8217;de de benzer durumla karşı kamayız. Önce şu noktanın altını çizelim; 35 kışının ölümüyle sonuçlanan böylesine acı bir olay bite, yöre halkının karşı karşıya olduğu zor yaşam koşullannı gündemin birinci sırasına çıkaramadı. Hükümetin terörle mücadele üzerinden de yürüttüğü &#8220;siyaset mühendisliği&#8221; her şeyin önüne geçti. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.konsensushaber.com/wp-content/uploads/2011/03/mustafa-balbay2-414x270.jpg" class="alignnone" /><strong>Türkiye klasiklerden biridir;korkunç bir olay meydana geldiğinde,sonrasında yaşananlar daha vahim olur.<br />
Uludere&#8217;de de benzer durumla karşı kamayız.</strong><span id="more-92284"></span></p>
<p><strong>Önce şu noktanın altını çizelim; 35 kışının ölümüyle sonuçlanan böylesine acı bir olay bite, yöre halkının karşı karşıya olduğu zor yaşam koşullannı gündemin birinci sırasına çıkaramadı. Hükümetin terörle mücadele üzerinden de yürüttüğü &#8220;siyaset mühendisliği&#8221; her şeyin önüne geçti.</strong><br />
Hükümet çevrelerinin de yarım ağızla kabul ettiği &#8220;kaçakçılık&#8221; gerçeği etrafında yaşananlar. 5-6 günlük dizi yazıya malzeme olacak zenginlikte görünüyor.<br />
<strong>Gazetelerin farklı sütunlarında yer alan &#8220;kaçakçılık&#8221; motifli haberleri alt alta koyduğumuzda ortaya şöyle bir tablo çıkıyor:</strong><br />
Yöre halkının sigara ve mazot kaçakçılığı yapmasına devletin resmi kurumlan göz yumuyor.<br />
Güvenlik güçleri operasyona çıkacağı zaman, kaçakçılara haber veriyor, &#8220;şu şu bölgelere girmeyin&#8221; diyor.<br />
Kaçakçılık yapanlar günde 50 lira kazanıyor. Yani 6 paket Marlboro parası. Getirilen ürün çok daha kıymetli olduğuna göre, kaçakçılığın asıl rantını alanlar kim?<br />
Terör örgütünün sınır kaçakçılığından pay aldığı farklı biçimlerde ifadelendinliyor. Bu durumda, devlet kaçakçılığa göz yumarken terör örgütü de pay mı alıyor?<br />
<strong>Sigara, mazot kaçakçılığını çekici kılan hükümet. Çünkü her ikisinin de yaklaşık yüzde 70-80&#8242;i vergi. Böylece vergisiz kaçak ürün çok kârlı.</strong></p>
<p>***</p>
<p><strong>Silivri&#8217;deki 10 hapishaneden 2&#8242;s.nde. ağırlıklı olarak uyuşturucu kaçakçılığı suçundan tutuklananlar yatıyor. Geçimini çok büyük ölçüde sigara, mazot, çay, şeker kaçakçılığından sağlayan yöre halkı arasından işin dozunu kaçırıp uyuşturucu &#8220;işine&#8221; giren de oluyor.</strong><br />
Bu suçtan tutuklu olanlar, &#8220;Biz zaten ilk hükmü şehir plakasından yiyoruz. Nüfus cüzdanında doğum yeri Van, Diyarbakır, Kilis, Sımak, Hakkâri yazıyorsa, elde yeterli delil olmasa bile, hâkimler, bu adam bu suçu işlemiştir, diye düşünüyor. Cezayı basıyor&#8221; diyorlar.<br />
Uludere&#8217;nin sadece kaçakçılık boyutunu ele alırken nerelere geldik.<br />
<strong>Uludere olayının ardından hükümetin İzlediği terörle mücadele politikası bir kez daha yüksek sesfe dife getirildi.<br />
Başta Başbakan&#8217;ın konuşmaları olmak üzere hükümet çevrelerinden yapılan açıklamaları Turkçeye şöyle çevirebiliriz:<br />
&#8220;Güneydoğu merkezli siyaset yapan partiye ihtiyaç yoktur, öteki muhalefet partilerine Güneydoğumda ihtiyaç yoktur. Hazır devlet de AKP&#8217;li olmuşken bölge halkı da aynı çizgiye gelsin, bu iş bitsin. Bunu benimserlerse her bakımdan önlerin acarız. Hükümet programının Kürtçesini okumalarına bile izin veririz!&#8221;<br />
Hükümet bu anlayıştan vazgeçtiği gün, çözüm için ilk adım atılmış olur.</strong></p>
<p>***</p>
<p>Devletten kaçakçılık izni alarak, terör örgütüne haraç vererek ayakta kalmaya çalışan bölge halkının B planı göç. Doğduğu topraklarda umudunu yitirenler soluğu ya Güneydoğu&#8217;nun büyük kentlerinde ya da BatTda alıyorlar.<br />
Bir başka açıdan bakıldığında bu durum bile başlı başına &#8220;birlikte yaşama iradesinin&#8221; yansıması. Ne yapıp edip çözümü bu toprakların içinde bir yerlerde arıyorlar.<br />
Uludere olayı, bölge insanının birinci sorununun ekonomik olarak ayakta durabilmek olduğunu gösteriyor. Terör örgütü de bu gerçeğin üzerinden besleniyor.<br />
<a href="http://www.ilk-kursun.com/cagri">Hükümet ise işine gelmeyen her türlü muhalefeti terör çizgisine sokma çabası içinde. Yıllardır büyük anlamlar yükleyerek açıkladığı politikaların hiçbirinden sonuç alamayan hükümet, şimdi bir kez daha yeni açılımlar-kapanımlar peşinde. Ancak şunu da kabul etmek gerekir ki, bunlarla Güneydoğu dahi), tüm Türkiye&#8217;den oy almayı başarıyor.<br />
Şöyle bir kavram üretsek, abartmış mı oluruz:<br />
Siyaset kaçakçılığı!</p>
<p>Mustafa Balbay/Cumhuriyet</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/haber/92284/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mustafa Balbay:Demokrasi Krizi&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/haber/91685</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/haber/91685#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2012 13:45:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Balbay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=91685</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/91685"><img align="right" hspace="5" width="180" src="http://www.konsensushaber.com/wp-content/uploads/2011/03/mustafa-balbay2-414x270.jpg" class="alignright wp-post-image tfe" alt="" title="" /></a>Aralık ayında kendime bir haftalığına yurtdışına çıkış izni verdim! O zaman diliminde öncelikli olarak Türkiye dışında olup bitenlerle ilgili yorumları, gözlemleri, araştırmaları okudum. Sözüm ona ülke gündeminin de olabildiğince dışına çıkacaktım, başka başka konularla ilgilenmiş, bilgilenmiş olacaktım. Ne yazık ki öyle olmadı. Dikkatimi çeken her konunun bir ucu içimizde yaşananları çağrıştırıyordu. İkisini paylaşmak isterim: Macaristan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.konsensushaber.com/wp-content/uploads/2011/03/mustafa-balbay2-414x270.jpg" class="alignnone" /><strong>Aralık ayında kendime bir haftalığına yurtdışına çıkış izni verdim! O zaman diliminde öncelikli olarak Türkiye dışında olup bitenlerle ilgili yorumları, gözlemleri, araştırmaları okudum.</strong><span id="more-91685"></span><br />
<strong>Sözüm ona ülke gündeminin de olabildiğince dışına çıkacaktım, başka başka konularla ilgilenmiş, bilgilenmiş olacaktım.<br />
Ne yazık ki öyle olmadı. Dikkatimi çeken her konunun bir ucu içimizde yaşananları çağrıştırıyordu.<br />
İkisini paylaşmak isterim: Macaristan ve Mısır.</strong><br />
***<br />
<strong>Macaristan, 1990’da Doğu Bloku’nun çökmesinin ardından Baltık cumhuriyetleriyle birlikte hızla AB bünyesine katılan ülkelerin başında geliyor.</strong> Sınırının bir ucu Ukrayna’ya öte ucu Avusturya’ya dayanan bu ülke, Doğu Avrupa’nın Batı’nın parçası olmasını sağlamak için önemli ülkelerden biriydi. Kopenhag kriterleriyle birlikte ekonomisi liberalleştirilen Macaristan’a doğal olarak demokrasinin, çoğulculuğun, kısacası AB’nin temel değerlerinin de kısa sürede yerleşmesi bekleniyordu.</p>
<p>Sözü uzatmayalım, Macaristan’da 2012 başı itibarıyla gelinen noktayı satırbaşlarıyla aktaralım:<br />
<strong>- Merkez sağdaki Fidesz Partisi 2011 yılı başında yapılan seçimlerden yüzde 53 oy alarak çıktı, bu oranla parlamentonun yüzde 68’ine sahip oldu.<br />
- Fidesz’in ilk icraatı yargının tamamen iktidara bağlanmasını sağlayacak değişikliklerdi. Bunun için art arda anayasa değişiklikleri yaptı. Yargıçların emeklilik yaşıyla ve ikamet ettikleri yerlerle ilgili oynamalar yaparak önemli konumlardaki 250 kadar yargıcın emekli olmasını sağladı.</strong><br />
<strong>- Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısını arttırarak tamamen iktidar yanlısı yargıçların yeni koltuklara oturmasını sağladı. Onların kabulüyle mahkemenin yetkilerini daraltıp sembolik hale getirdi.<br />
- Yazılı, görsel tüm medya organlarının yayınlarını denetleyen, tüm atamaları başbakanın yaptığı ayrı bir kurum oluşturdu. Kurum, para cezası dahil her türlü yaptırım yetkisine sahip.<br />
- İktidara alternatif olabilecek iki parti var. Sosyalist Parti ve ırkçı Jobbik Partisi. Anayasaya ırkçı partilerin kapatılabileceğine dair bir madde koyarak, bu partinin pasifize edilmesini sağladı. Geçmişteki Komünist Partisi’nin tam bir suç şebekesi olduğunu ilan ettikten sonra “Sosyalist Parti onun devamıdır” dedi.<br />
- Seçim yasasını yeniden düzenledi. Siyaset bilimcilere göre başka bir partinin iktidara gelmesini adeta olanaksız hale getirdi.<br />
- Bütün bunları yaparken AB’den gelen, “Bu değişikliklerin anlamı nedir” sorularına, “<em>ilerleme</em>” karşılığını verdi.</strong><br />
***<br />
<a href="http://www.ilk-kursun.com/cagri">Mısır’da yapılan seçimlerin ardından, bu ülkeye giden gazetecilerin tümü, Müslüman Kardeşler’in ve onlardan daha katı olan Selefilerin seçim zaferinin ardında yatan gerçekleri araştırıyor.<br />
Amerikalı bir gazetecinin gözlemlerinden bölümler aktaralım:<br />
“Oyların üçte ikisini alan Müslüman Kardeşler’in ve Selefilerin başarısına dair ilk ipucu, bürolarının birer sosyal hizmet kuruluşu olması. Vatandaşlar kışlık battaniye istemek için uğradığında, parti onlara battaniyelerle birlikte seçim broşürü verdi. Hastane faturasını ödemek için yardım isteyen birkaç kişinin isteği karşılandı&#8230; Seçmenlerin önemsediği, şeker ve pirincin fiyatı&#8230;”<br />
Amerikalı gazetecinin tercümanı Mısır kökenli başı açık bir Amerikalıymış. “Siz iktidarı ele aldığınızda o başını örtmek zorunda kalacak mı” diye sormuş. Müslüman Kardeşler temsilcisi, “Bu onun vereceği karar” yanıtını verirken, Selefi politikacı, “Bu kadının biraz öğüt alması gerekir” demiş.<br />
***<br />
AB üyesi Macaristan’la Ortadoğu’nun ve Kuzey Afrika’nın kilit ülkesi Mısır’ın birbirinden çok farklı konumları, yaşadıkları değişimler, Türkiye’deki sancıların da sadece iç dinamiklerin eseri olmadığını ortaya koyuyor.<br />
Dünyadaki genel dalgalanmayı iyi analiz etmeden Türkiye’deki iktidarın dayanaklarını ve uluslararası konumunu netleştiremeyiz. Bunu yapacak bağımsız, cesur siyaset bilimci çok az.<br />
Ben de salt gözlemlere dayalı olarak, kesin kanılar ortaya koyma hakkını kendimde görmüyorum.<br />
Ancak şu kesin:<br />
Dünyada ekonomik kriz kadar ciddi bir demokrasi krizi var .</a></p>
<p><strong>Mustafa Balbay/Cumhuriyet</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/haber/91685/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
<!-- WP Super Cache is installed but broken. The path to wp-cache-phase1.php in wp-content/advanced-cache.php must be fixed! -->
