<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İlk Kurşun Gazetesi &#187; Mümtaz Soysal</title>
	<atom:link href="http://www.ilk-kursun.com/konu/cumhuriyet/mumtaz-soysal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ilk-kursun.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 21 Mar 2010 11:42:03 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Zehirli Otun Çevresi</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/zehirli-otun-cevresi/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/zehirli-otun-cevresi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Mar 2010 05:40:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mümtaz Soysal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=35123</guid>
		<description><![CDATA[EN SONUNDA, AKP iktidarının istediği oluyor galiba.
Anayasaya madde sokuşturma heveslilerinin himmetiyle.

Olup biteni anlamak için sürecin başlangıçlarını şöyle bir anımsayalım:
AKP ve şimdi onun da katıldığı yolda ta 1950’lerden beri aynı şekilde düşünmeyi sürdürenler özde ne istemektedir?
İstedikleri “Cumhuriyetin Kemalist özünü yerle bir etmek” değil mi? Yani ulus-devletin temel özelliklerini ortadan kaldırmak için her şeyden önce ulus kavramına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>EN SONUNDA, AKP iktidarının istediği oluyor galiba.</p>
<p>Anayasaya madde sokuşturma heveslilerinin himmetiyle.<br />
<span id="more-35123"></span><br />
Olup biteni anlamak için sürecin başlangıçlarını şöyle bir anımsayalım:</p>
<p>AKP ve şimdi onun da katıldığı yolda ta 1950’lerden beri aynı şekilde düşünmeyi sürdürenler özde ne istemektedir?</p>
<p>İstedikleri “Cumhuriyetin Kemalist özünü yerle bir etmek” değil mi? Yani ulus-devletin temel özelliklerini ortadan kaldırmak için her şeyden önce ulus kavramına aykırı olarak etnik hakları öne çıkarmak, Anadolu mozaiği ve “Çingeneye Roman demek” gibi şıklıkların gerisinde vatandaşları olabildiğince bölmek, ulusal egemenliğin aslında “hikâye” olduğunu söyleyerek bağımsızlık ilkesinin köküne kibrit suyu dökmek, planlı kalkınma ve karma ekonomi modeli yerine dünyada bile foyası meydana çıkmış küreselci emperyalizmin yolunu açık tutmak, kuruluş ilkelerinin bekçisi bir orduyu olabildiğince yıpratmak.</p>
<p>Kısacası ülkenin geçmişini ve bugünkü halini düşününce nelerin yapılmaması akla geliyorsa, onların hepsini inadına yapmak.</p>
<p>Böyle bir niyetin önünde hukuk engelleri olarak neler ve hangi kurumlar kalmıştı? Bazı anayasa maddeleri, Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay gibi yüksek yargı organları değil mi?</p>
<p>Kurullardaki üyelerinin seçilişlerini siyasal iktidarın işine gelecek biçimde değiştirmek, yetkileriyle oynamak, bunları “milli irade” önünde engel sayarak kollarını kanatlarını kırmak.</p>
<p>Kısacası yargı bağımsızlığını biraz daha daraltmak.</p>
<p>Bütün bunlar gün gibi ortadayken ve iktidarın asıl amacı o “sözde engelleri” yıkmakken, “anayasa değişikliği” denen demetin ortasındaki dikenli ve zehirli otun çevresini göz alıcı çiçeklerle donatmak neden?</p>
<p>Aman yarabbi, neler var neler: 12 Eylül’den kalmış ve yaşamlarının sonlarına yaklaşmış insanları dava zamanaşımını da çiğneyerek yargılamaktan “Türkiye milletvekilliği” gibi suyu çıkmış ve 1995’te Anayasa Mahkemesi’nden dönmüş bir hilkat garibesine kadar ve Yüksek Askeri Yargı kararlarının yargısal denetiminden siyasal partilerin kapatılmasını siyasilerin keyfine bırakmaya kadar akla gelebilecek neler varsa bunların hepsini demete eklemek, yutturulmaya çalışılan zehiri tatlı drajeye dönüştürmek değildir de nedir?</p>
<p>Aklı ve sağduyusu kaybolmuş bir Türkiye, yalnız akıl almaz saçmalıklara değil, sonu bilinmez tehlikeli yollara da sürüklenmiş gidiyor. Böyle bir gidişin sonuçta AKP’ye de yaramayacağını söylemek felaket tellallığı mı sayılır?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/zehirli-otun-cevresi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Virüsün Numarası</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/virusun-numarasi-2/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/virusun-numarasi-2/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Mar 2010 07:41:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mümtaz Soysal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=34965</guid>
		<description><![CDATA[KAMU hizmetlerinin ticaret konusu yapılmadan kamu kuruluşlarınca yerine getirildiği eski günlerde, bir kişinin veya kurumun telefon numarasını öğrenmek istiyorsanız, fazla bayatlamamış bir rehbere bakar ya da bilinmeyen numaraların numarası olan 118’i arayıp sorardınız. Aslında hep kamu işletmesi olarak kalması gereken PTT’nin T’si çeşitli aşamalardan geçirilerek sermaye çoğunluğu yabancı elinde bir şirkete devredileli, bu hizmet de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>KAMU hizmetlerinin ticaret konusu yapılmadan kamu kuruluşlarınca yerine getirildiği eski günlerde, bir kişinin veya kurumun telefon numarasını öğrenmek istiyorsanız, fazla bayatlamamış bir rehbere bakar ya da bilinmeyen numaraların numarası olan 118’i arayıp sorardınız. Aslında hep kamu işletmesi olarak kalması gereken PTT’nin T’si çeşitli aşamalardan geçirilerek sermaye çoğunluğu yabancı elinde bir şirkete devredileli, bu hizmet de acayipleşmiştir.<br />
<span id="more-34965"></span><br />
Numarayı öğrenmenizden önce, zaten hayli yüksek olan ücreti daha da yükseltmek için kurnazca bulunmuş yöntemlere şimdi bir yenisi eklendi. Önce 118’e 11 eklenerek uzunlaştırılmış, sonra başka rakamlarla çeşitlendirilerek taşeronlaştırılmış, “yardımcı” başka şirketlerin nemalandırılması sağlanmıştır.</p>
<p>Ekonomik sisteme bulaştırılan “özelleştirme” virüsünün daha nerelere varacağı ve Türk halkının daha nasıl soyulacağı henüz belli değil.</p>
<p>Siyasal sisteme bulaştırılan yeni virüs daha da tehlikeli. Onun etkisini her gün gözle görülürcesine somut olarak yaşamaktayız: Türkiye Cumhuriyeti, her organizmada bulunması istenen bütünlüğünü yitiriyor, organların uyumu bozuluyor, organ içlerine kadar giden bölünme bünyenin her yanını zayıflatıyor.</p>
<p>Etkisini ve sonuçlarını gözlemlediğimiz, ama adını ve kaynağını tam kestiremediğimiz bir virüs bu. Numarasını öğrenmek istesek, o virüsü üretenler, müttefik de olsalar, sır vermezler. Ama, tahmin etmek kolaydır.</p>
<p>Sonuç, Türkiye’nin zayıflatılması ise, bunu isteyebilecek olanlar bellidir:</p>
<p>Dünyanın en kritik coğrafyasındaki bir devleti zayıflatmayı düşünenler, kendi çıkarlarına ya da bölgede oynamak istedikleri role karşı çıkanları zayıflatmak isterken bütün bünyeyi zayıflatıcı bir virüs kullanmış olabilirler; ya da bu zayıflatma cumhuriyetçi ilkelerden memnun olmayanlarca başlatılmıştır. Belki de, ikisi birden. Ellerindeki olanakları bir araya getirerek. Bunları düşününce, Atlantik ötesinde bir büyük devleti ve onun koruması altında bir tarikat merkezini akla getirmeden edemiyor insan. Böyle olunca, virüsün başarısını sağlayan adımların ihbar şebekeleri, belge imalathaneleri, haberalma mekanizmaları ve Türk asıllı sosyal psikoloji uzmanlarıyla bilimsel ve teknik açıdan bu ölçüde donanımlı olması hiç şaşırtıcı sayılmaz.</p>
<p>Konu bu kadar kritik ve derin olduğu halde, sistemi derleyip toparlayarak devlet-içi uyumu yeniden sağlaması ve dış oyunları boşa çıkarması gereken bir devlet başkanının, sanki başka çare yokmuş gibi, son tartışmadan kalkarak yine iktidarca özlenen “yargı reformu” düşüncesini gündeme getirmesi çok ilginçtir.</p>
<p>Şu iktidar döneminde anayasa değişikliğiyle gerçekleştirilecek bir yargı reformunun, Cumhuriyeti zayıflatma girişimleriyle başlatılan yangına körükle gitmekten başka bir sonuç vermesi düşünülebilir mi?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/virusun-numarasi-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çizgi Ekonomisi</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/cizgi-ekonomisi/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/cizgi-ekonomisi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Mar 2010 07:57:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mümtaz Soysal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=34653</guid>
		<description><![CDATA[MEĞER, artık başka âlemlere göçmüş bir Turhan Selçuk’un evrenselliğini anlamak için yurtdışında sadece iki gün geçirmek bile yetiyormuş.

Yalnız insan tipleriyle, olaylarıyla, hatta kafalarda gezinen düşünceleriyle baştan aşağıya “karikatür” olan Türkiye’de değil, başka ülkelerde de o kadar çok karikatürlük tip, olay ve düşünce var ki, ister istemez Turhan’ı düşünüp “En ekonomik çizgiyle o bunu nasıl anlatırdı?” [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>MEĞER, artık başka âlemlere göçmüş bir Turhan Selçuk’un evrenselliğini anlamak için yurtdışında sadece iki gün geçirmek bile yetiyormuş.<br />
<span id="more-34653"></span><br />
Yalnız insan tipleriyle, olaylarıyla, hatta kafalarda gezinen düşünceleriyle baştan aşağıya “karikatür” olan Türkiye’de değil, başka ülkelerde de o kadar çok karikatürlük tip, olay ve düşünce var ki, ister istemez Turhan’ı düşünüp “En ekonomik çizgiyle o bunu nasıl anlatırdı?” diye zihin yormaktan kendinizi alamıyorsunuz.</p>
<p>Ekonomi, Yunanca kökenleriyle “ev idaresi”, yani en az giderle bir hane kalabalığını yaşatma becerisi ise, Turhan yaptığı da sayfalarca sürebilecek bir laf kalabalığına gitmeden en az çizgiyle bir karakteri, durumu ya da düşünceyi anlatmak değil miydi?</p>
<p>O buluşa hayran olurdunuz.</p>
<p>Buluşun ne kadar zaman almış olacağını düşünmeden.</p>
<p>Saniyenin bilmem kaçta biri kadar kısa bir süre olabilirdi bu; ya da saatlerce süren bir düşünme emeğinin ürünü olabilirdi. Her iki durumda da zekânın parıltısına ve emeğin kutsallığına saygı duymalıydınız.</p>
<p>Hiç kuşkusuz, Turhan Selçuk karikatür alanında başlı başına bir “okul”un kurucusu olarak sanat tarihine çoktan geçmiştir. Öyle bir alan ki bu, zaten özünde uzun hicivleri daracık bir çerçeveye sığdırabilmek ve en az çizgiyle çok şey anlatabilmek becerisi yatar. Bir Türk karikatüristinin bu alanda doruğa çıkabilmiş olması bütün bir halka gerçekten gurur verici bir başarı sayılmalıdır. Dillere Arapçadan geçirilmiş bir sözcükle “idraksiz” ilan edilen ve sık sık küçümseyici vasıflandırmalarla anılan bir kavim adına başka suratlarda patlatılmış bir Osmanlı tokadıydı onunki.</p>
<p>Selçuk kardeşlerden birine reva görülmüş hoyratlıklara onun yıllar öncesinde yazdıklarını her gün hiç aksatmadan yayımlayarak düşüncenin doğruluğuyla yanıt veren bu gazete, bundan sonra şimdi giden kardeşin eskiden çizdiklerini gelecek günlerin düşündürücü olaylarına ve tutumlarına uygulamakta da güçlük çekmeyecektir herhalde.</p>
<p>Nasıl bir ülke ki şu bizim Türkiye, hep hem tuhaf hem de düşündürücü olan bir yığın olaya sahne olmakta, ama aynı zamanda da o olayların tuhaflığını ve düşündürücülüğünü en iyi anlatan harika insanlar yine bu ülkede yetişmekte?</p>
<p>Keşke ülkenin bu tür çelişkiler yaratma özelliğinin yerini başka beceriler alabilse de insanlarımızın başını böylesine ilginç çelişkiler olmadan hep dik tutabilsek.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/cizgi-ekonomisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Acayip Gelişmeler</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/acayip-gelismeler/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/acayip-gelismeler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Mar 2010 09:10:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mümtaz Soysal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=34376</guid>
		<description><![CDATA[SON günlerde Kıbrıs konusunda tuhaf gelişmeler oluyor.
Önce, Strasbourg’dan bir haber geldi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi şimdi Güney Kıbrıs’ta oturan ve KKTC’nin anayasasıyla yasalarına uygun olarak yapılmış mal mülk düzenlemesini tanımayan Rumların açtığı davalara ilişkin bir karardı bu. Artık, bıraktıkları malların kendilerine geri verilmesi ve tazminat ödenmesi amacıyla Strasbourg mahkemesine başvuracak olanların yerel yargı yollarını tüketmiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>SON günlerde Kıbrıs konusunda tuhaf gelişmeler oluyor.<span id="more-34376"></span></p>
<p>Önce, Strasbourg’dan bir haber geldi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi şimdi Güney Kıbrıs’ta oturan ve KKTC’nin anayasasıyla yasalarına uygun olarak yapılmış mal mülk düzenlemesini tanımayan Rumların açtığı davalara ilişkin bir karardı bu. Artık, bıraktıkları malların kendilerine geri verilmesi ve tazminat ödenmesi amacıyla Strasbourg mahkemesine başvuracak olanların yerel yargı yollarını tüketmiş sayılmaları için KKTC topraklarında kurulmuş bir Mal Mülk Komisyonu’ndan geçmeleri neredeyse zorunlu kılınmaktaydı. Daha doğrusu, oraya başvurulmazsa sürecin uzayacağı belirtilerek önceliğin o başvuruyu yapmış olanlara verileceği söyleniyordu.</p>
<p>Yaratılmak istenen izlenim, bunun KKTC’yi tanımaya doğru atılmış bir adım olduğuydu. Belli ki, Anadolu’daki ve Kıbrıs’taki Türklerin “sevindirik” olması istenmekteydi. Olundu da.</p>
<p>Oysa, içte ve dışta girişilen büyük çarpıtma seferberliğine karşın değişen pek bir şey yoktu. Komisyon KKTC toprağındaydı ama aslında Türkiye’ye karşı açılan davalar sürecinin içine oturtulmuştu. Hem de bağrındaki yabancı üyelerle. Zaten mahkeme de orayı “Türk işgali altında tutulan” Kıbrıs Cumhuriyeti toprağı sayıyordu.</p>
<p>Tuhaf olan, bu yanıltıcı tutum değişikliğinde bile hiç payı olmayanların büyük olasılıkla İngiltere’nin çabalarıyla varılan bir sonuçtan kendilerine pay çıkarmayı hiç ihmal etmemiş olmalarıydı.</p>
<p>İkinci acayip gelişme, Kuzey Kıbrıs’ta Hristofyas’la Derviş arasında geçmesi beklenen bir cumhurbaşkanlığı seçimi için aday sayısının birdenbire artması ve adaylardan birinin Türkiye’ye kadar gelip Abdullah Gül’ce kabul edilmesiydi.</p>
<p>Belli ki, kendisini ulusal kahraman ilan edip seçime bağımsız olarak gireceğini açıklayan Talat’ın kazanması için her şey yapılacak.</p>
<p>Niçin bu çabalar? Çünkü, Talat kaybeder ve ardından dikte edilmek istenen çözüm için yapılacak halkoylamasından olumsuz oy çıkarsa artık gerçekten iki devletli bir çözüme sıra gelecektir de ondan.</p>
<p>Haklı ve güçlü olduğu bir davayı kaybetmeye doğru giderken sevindirik olan bir ülke görülmemiştir. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/acayip-gelismeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kıbrıs’a Dikkat</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/kibris%e2%80%99a-dikkat/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/kibris%e2%80%99a-dikkat/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2010 00:13:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mümtaz Soysal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=34091</guid>
		<description><![CDATA[DİKKAT ederseniz, Kıbrıs’la ilgili nutukların çoğunda Atatürk’ten de söz etmek gerektiğinde hep şu anlatılır: Manevralardan birinde “Savaş çıktığında dış dünyayla ulaşım bakımından en büyük tehlike ne olabilir?”  diye sorulmuş, genç subaylar biraz tereddüt geçirince Gazi haritanın başına geçmiş ve “Kıbrıs’a dikkat edin”  demiş.
Böylesi, elbette Kıbrıs bakış türlerinden sadece biridir. O zamandan beri yaşananlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>DİKKAT ederseniz, Kıbrıs’la ilgili nutukların çoğunda Atatürk’ten de söz etmek gerektiğinde hep şu anlatılır: Manevralardan birinde “Savaş çıktığında dış dünyayla ulaşım bakımından en büyük tehlike ne olabilir?”  diye sorulmuş, genç subaylar biraz tereddüt geçirince Gazi haritanın başına geçmiş ve “Kıbrıs’a dikkat edin”  demiş.<span id="more-34091"></span></p>
<p>Böylesi, elbette Kıbrıs bakış türlerinden sadece biridir. O zamandan beri yaşananlar çook başka ve değişik bakış açılarını gündeme getirdi.</p>
<p>Her şeyden önce de, “sosyal psikoloji” açısından Kıbrıs’a bakmak.</p>
<p>Bunun ne demek olduğunu anlamak için, daha yakın bir tarihe, 1974 yılının 20 Temmuz gününe dönmek gerekir.</p>
<p>O dönemde yaklaşık yirmi yıldır süren Kıbrıs sorununun kritik günü. Ortak cumhuriyetin çöküşünü izleyen günlerin sıkıntılarından ve ırkçı katliamlardan sonra bir de Samson adında bir serdengeçtinin darbesi yaşanmakta, onun arkasındaki Atina’nın albaylar cuntası Adayı Yunanistan’a bağlama hesaplarının sonuçlanmasına sevinmektedir. Devlet başkanı Başpiskopos Makarios Malta’ya kaçmıştır.</p>
<p>Ankara’daki hükümet, öbür garantici devlet İngiltere’yi birlikte harekete ikna edemeyince iş başa düşmüş ve Türk askeri denizden ve havadan Kıbrıs’a müdahale etmiştir.</p>
<p>12 Mart sonrasının ilk yıllarını yaşayan Türkiye’de o darbe hükümetinin eziyetleri ve yanlışları henüz unutulmuş değildir; siyaset manzarası da pek açıcı sayılmaz. Toplum henüz kendini toparlamış sayılmaz, dağınıklık sürmektedir.</p>
<p>Fakat, mucize: Askerin Kıbrıs’a müdahalesiyle o karamsarlığı ve dağınıklığı ortadan kaldırmış, iktidarı ve muhalefetiyle, sivili ve askeriyle, genci ve yaşlısıyla, hatta sağcısı ve solcusuyla bütünleşmiş bir Türkiye ortaya çıkmış, acılar küskünlükler unutulmuştur.</p>
<p>Niçin? Çünkü Türkiye uzun yıllardan sonra ilk kez hakkını korumak için gücünü kullanmaktadır.</p>
<p>Haklılık ve güçlülük.</p>
<p>Bütün eziklikleri gideren, sinmişliği, mazluma soyunmayı sona erdiren, özgüveni arttıran bileşim. Kıbrıs, bu mucizeyi yaratan olaydı. Bir süre öyle kaldı. Ama, aradan geçen yıllar, sanki haklılık ve güçlülük bir sorunu çözmeye yetmiyormuş gibi, sorunun altından kalkmak için neredeyse başkalarına yalvaran, itilip kakılan, sanki kabahatli oymuş gibi suçlanan bir Türkiye doğurdu. Kıbrıs davasının kaybı özgüvenin büsbütün kaybına yol açacağı için sosyal psikoloji açısından yıkım demektir. Mutlaka önlenmelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/kibris%e2%80%99a-dikkat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yararsız Oyalanmalar</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/yararsiz-oyalanmalar/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/yararsiz-oyalanmalar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 07:37:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mümtaz Soysal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=33882</guid>
		<description><![CDATA[REFERANDUM sözcüğü yine ortalıkta dolaşmakta. Anayasa değişikliğinin halkın oyuna başvurmadan gerçekleşemeyecek olmasını bilenler halk yığınlarını yeniden sandık başına gelmeye çağırıyorlar.

Sandığı sevmenin kötü bir tutku olduğunu söyleyen pek çıkmaz. Tersine bunun iyi bir alışkanlık olacağını, insanların gitgide demokrasiyi günlük yaşamın gereklerinden biri olarak görmekle daha uygar, daha yurtsever, daha aydınlaşmış olacağını söyleyenler çok olur.
Bir bakıma, kişiyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>REFERANDUM sözcüğü yine ortalıkta dolaşmakta. Anayasa değişikliğinin halkın oyuna başvurmadan gerçekleşemeyecek olmasını bilenler halk yığınlarını yeniden sandık başına gelmeye çağırıyorlar.<br />
<span id="more-33882"></span><br />
Sandığı sevmenin kötü bir tutku olduğunu söyleyen pek çıkmaz. Tersine bunun iyi bir alışkanlık olacağını, insanların gitgide demokrasiyi günlük yaşamın gereklerinden biri olarak görmekle daha uygar, daha yurtsever, daha aydınlaşmış olacağını söyleyenler çok olur.</p>
<p>Bir bakıma, kişiyi yücelten, yaptıklarının önemli olduğuna inandıran bir yanı da vardır işin. Sandığa giden kişi iyi bir şey yaptığını düşünür, kendini beğenmeye ve önemsemeye başlar. Böyle düşündükçe, sandığa en fiyakalı gidişin devlet başkanını seçmek olduğu da düşünülür hep.</p>
<p>Seçen böyle düşünür de, seçilen başka türlü mü düşünecektir? Arkasında milyonlarca kişinin bulunduğunu bilmek herhalde çok yüceltici bir duygu olmalıdır. Böylelikle, farkına varılmadan, herkes kendini önemseye önemseye, hep birlikte demokrasiden uzaklaşılır, geriye dönülmesi çok zor bir diktatörlüğe gidilir. Bir bakarsınız, en demokratik olduğu sanılan bir yöntem birdenbire ürkütücü bir zorbalık doğuruvermiş olur.</p>
<p>Son yılların Türkiye’si galiba nereye gitmekte olduğunu bir türlü kestiremeyen şaşkın bir toplum oldu. Günlük yaşantının küçük sıkıntıları arttıkça, insanlar büyük çözümler aramaya, devlet sistemini değiştirmekten başka şey düşünemez olmaya yöneliyorlar galiba. Bir anayasa tartışmasıdır gidiyor örneğin. Herkes bununla meşgul.</p>
<p>Oysa, herkesi böyle konularla meşgul edenler, aslında kendi küçük hesaplarını gerçekleştirme peşindeler. Örneğin “milli iradenin önündeki engeller”den söz edenler, başkaları bu büyük kavram kalabalığında yollarını şaşırmışken kendileri bencil hedeflerine daha kolay yaklaşabiliyorlar.</p>
<p>Ne tuhaf, böylesine şaşkınlıklar ortamında bocalayan toplumların imdadına yetişen doğa olayları hiç eksik olmuyor. Tufan yağmurları, korkunç seller, birdenbire gelip her şeyi sarsan depremler.</p>
<p>Büyük konuları tartışırken küçük önlemleri ihmal etmiş toplumları uyarıveriyor doğal afetler. Caddelerin altındaki su kanallarının tıkanıklığını, evlerimizin entipüftenliğini öyle durumlarda fark ediyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/yararsiz-oyalanmalar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yanlış Bayram</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/yanlis-bayram/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/yanlis-bayram/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 06:48:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mümtaz Soysal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=33538</guid>
		<description><![CDATA[STRAZBURG’daki mahkeme bir karar verdi, geçen haftadan beri bir bayramdır gidiyor. Çok tirajlı gazetelerin başyazarlarıyla dış politika “uzman”ları da bu şenliğin içinde.
Neymiş, mahkeme Kuzey Kıbrıs’ta kurulan o acayip mal mülk komisyonunun yetkisini kabul etmiş de böylece Avrupa Konseyi yargısında açılan davalar yüzünden Ankara’nın her defasında milyonlarca “Avro” tazminat ödemesi önlenmiş ve KKTC’nin tanınmasına doğru önemli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>STRAZBURG’daki mahkeme bir karar verdi, geçen haftadan beri bir bayramdır gidiyor. Çok tirajlı gazetelerin başyazarlarıyla dış politika “uzman”ları da bu şenliğin içinde.<span id="more-33538"></span></p>
<p>Neymiş, mahkeme Kuzey Kıbrıs’ta kurulan o acayip mal mülk komisyonunun yetkisini kabul etmiş de böylece Avrupa Konseyi yargısında açılan davalar yüzünden Ankara’nın her defasında milyonlarca “Avro” tazminat ödemesi önlenmiş ve KKTC’nin tanınmasına doğru önemli bir adım atılmış oluyormuş. Oranın şimdiki “devlet başkanı”, bu zaferi kendi lehine kullanırcasına, nisandaki Cumhurbaşkanlığı seçimine büyük ulusal kahraman olarak “bağımsız aday” katılacağını erkenden ilan etti bile.</p>
<p>Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, Türkiye’deki yabancı muhabirler ve onlardan pek farklı düşünmeyen bazı yerli diplomatlar, birtakım hesaplar yaparak Hazine’nin bu sayede tam 23 milyar “Avro” tasarruf edeceğini başka diller konuşanlara duyurmaktan kendilerini alamadılar.</p>
<p>Ayrıca, Kuzey Kıbrıs’ın Ulusal Birlik Partisi üyelerinden eski Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu, muhalif oyları bölücü ve Talat’ın ekmeğine yağ sürücü sürpriz bir çıkışla, nisanda aday olacağını ilan edip Gül’le görüşmek üzere Ankara’nın yolunu tuttu.</p>
<p>Kısacası, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararını işlerine geldiği gibi yorumlayanların sayısı arttıkça arttı.</p>
<p>İşin kötüsü, kimse çıkıp da o kararı doğru yorumlayarak Kıbrıs davası açısından ne anlama geldiğini Anadolu’nun insanlarına ve Kıbrıs’ın Türk halkına anlatmak zahmetine katlanmıyor. Oysa, sorulacak sorular var.</p>
<p>Birincisi, Kuzey Kıbrıs’taki mal mülk komisyonunun yetkisi nedir? Orası Avrupa Mahkemesi’ne başvurulmadan “süreç içinde mutlaka tüketilmesi gereken bir başvuru mercii” sayılsa bile, vereceği karar kesinlik kazanmış oluyor mu? Yoo, Mahkeme’ye başvuru yolu yine hep açık kalmakta.</p>
<p>İkincisi, içinde Kıbrıs ve garantici devletler dışındaki ülkelerden gelme iki yabancı üyenin de bulunduğu o tuhaf komisyon, KKTC’ye değil Türkiye’ye yönelik bir dava sürecinin parçası sayılmakla, KKTC’nin tanınmasını kolaylaştırmak şöyle dursun, tanınmamışlığı bir kez daha vurgulamıyor mu?</p>
<p>Durum böyleyken, insanları yersiz ve yetersiz bir zafer havasıyla yanıltmak koskoca insanlara hiç mi hiç yakışmıyor.</p>
<p>Bütün bunlar, Loizidu davasındaki sonuç karşısında çaresiz kalıp haksız tazminatı ödemekle büyük hata işlemiş olanların kusurunu asla unutturamaz. Hele aynı diplomatların, herkesi aptal yerine koyarak şu son kararın muzafferleri olarak ortalığa çıkmaları, olup bitenleri keyifle seyredenlerin dillerindeki bir anlatımla “yaraya bir de hakaret eklemek” sayılmaz mı?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/yanlis-bayram/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kamyon</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/kamyon/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/kamyon/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 10:06:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mümtaz Soysal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=33236</guid>
		<description><![CDATA[YÜK ambarlarının önünde rastlarsınız onlara. Anadolu’nun kentleriyle kasabalarına, kapıdan kapıya teslim mal götürmek üzeredirler. Koca kamyonlar ya çok ağır bir tek mal yüklenirler ya da her türden bir yığın parça: Beyaz eşya, mobilyalar, çamaşır ve giysi balyaları, hatta meyve ve sebze çuvalları.

Öyle bir tepe oluşur ki kamyon kasasında, ancak sağlam brandayla örtülüp kalın iple sarılmazsa, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>YÜK ambarlarının önünde rastlarsınız onlara. Anadolu’nun kentleriyle kasabalarına, kapıdan kapıya teslim mal götürmek üzeredirler. Koca kamyonlar ya çok ağır bir tek mal yüklenirler ya da her türden bir yığın parça: Beyaz eşya, mobilyalar, çamaşır ve giysi balyaları, hatta meyve ve sebze çuvalları.<br />
<span id="more-33236"></span><br />
Öyle bir tepe oluşur ki kamyon kasasında, ancak sağlam brandayla örtülüp kalın iple sarılmazsa, yol sarsıntısıyla hepsinin dökülüp dağılması işten değildir.</p>
<p>Gelen geçenler bu görüntüden endişelenir ve fazla yük konmaması için uyarmaya kalkarsa, klasik karşılık “Korkma amca, bir şey olmaz” olacaktır.</p>
<p>İşin kötüsü, kamyon tam hareket etmek üzereyken, ya mal sahiplerinden biri de birlikte gitmek üzere çıkagelir; yüklenişi o da tehlikeli bulduğunu söylese, şoför mahalline sıkışırken ona da “Korkma abi, bir şey olmaz” denir.</p>
<p>Ama, o hengâmede, frenleri kontrol etmek kimsenin aklına gelmemiştir.</p>
<p>Sonrası, “filanca rampadan inerken frenleri patlayan bir otobüs…” diye başlayıp zarar ziyanla süren kaza haberinin konusudur: Ölü ve yaralılar, kırılan eşya, yırtılan çuval, çevreye dağılan zerzavat falan resmi.</p>
<p>Anayasa değişikliği haberlerini izlerken ister istemez bunlar geliyor insanın aklına. Hele uzlaşma girişimlerini duyunca.</p>
<p>İktidardaki asıl amacın yargının yapısını değiştirip yetkilerini kısarak Anayasa Mahkemesi’ni zayıflatmak olduğu belli. Ama bu amaca varmak için, öbür partilerin değişiklik isteklerine de pakette yer verilerek uzlaşmaya gidileceği ve böylece halkoylamasına geçişin herkese benimsetilebileceği söylenmekte. CHP’nin milletvekili dokunulmazlığını sınırlandırmayı, MHP bir uyum komisyonunu kurdurmayı, BDP’nin seçim barajını düşürmeyi istediği de biliniyor. Öyle anlaşılıyor ki, Başbakan kısmen bu istekleri de değişiklik kamyonuna yüklemek ve kendi amacına doğru böyle yola çıkmak peşindedir.</p>
<p>Peki, kamyonun frenleri? Herkes, mal sahipleri ve yolcular hep bilmek zorundadırlar ki, AKP’nin “milli irade önünde engel” diyerek zayıflatıp kaldırmak istediği kurumlar ve kurallar, aslında aşırı hız ya da hırs yüzünden başa gelebilecek kazaları önlemek için konmuş birer frendir. Onları kaldırmak, gerekli önlemleri almadan yola çıkmak demektir. Uzlaşma manevrasını fırsat bilip anayasa değişiklikleri listesine kendilerinin ya da halk yığınlarının bazı beklentilerini de koydurmayı marifet sayacak olanlar bu oyuna gelmiş sayılacaklarını hesaba katmalıdırlar.</p>
<p>Kısacası, şu sırada bazı hevesler uğruna yargı organlarının sistem içindeki frenleyici işlevini kısmak, tıpkı ülke bağımsızlığının bekçisi olan askerin özgüvenini sarsmak gibi cumhuriyetle birlikte bütün ulusu tehlikeye atmaktan farksız bir girişim olacaktır. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/kamyon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şantaj Üç: Avrupa Birliği</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/santaj-uc-avrupa-birligi/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/santaj-uc-avrupa-birligi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 23:38:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mümtaz Soysal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=32987</guid>
		<description><![CDATA[BAZI konular gerektiğinden fazla önemsenirse, onlardan devletin temel vizyonuymuş gibi söz edilirse, bazı hedefleri gerçekleştirememiş olmak büyük ulusal felaket sayılırsa, o zaman bütün bu duygular ve endişeler başkaları için çok elverişli ve sonuç verici birer şantaj aracına dönüşmüş demektir.

Ama öyle yapacağınıza tam tersine bunları umursamaz görünerek ve heveslerinizi içinizde saklayarak olmazsa olmazlar listesinden çıkarmış görünürseniz, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>BAZI konular gerektiğinden fazla önemsenirse, onlardan devletin temel vizyonuymuş gibi söz edilirse, bazı hedefleri gerçekleştirememiş olmak büyük ulusal felaket sayılırsa, o zaman bütün bu duygular ve endişeler başkaları için çok elverişli ve sonuç verici birer şantaj aracına dönüşmüş demektir.<br />
<span id="more-32987"></span><br />
Ama öyle yapacağınıza tam tersine bunları umursamaz görünerek ve heveslerinizi içinizde saklayarak olmazsa olmazlar listesinden çıkarmış görünürseniz, şantajcıların oyunları sıfırlanır, o yola başvuranlar gülünçleşir.</p>
<p>Şimdiki durumda, olmazsa olmazlarımız arasına Avrupa Birliği’ne tam üyeliği oturtmuş görünüyoruz. Üstelik, tam üyeliğin ne anlama geldiğini, ne verip ne alacağını bilmeden, hatta birçok kusurumuzun düzeltilmesi için tek çare saydığımızı çevreye yayarak ve sağır sultanlara bile duyurarak.</p>
<p>Hatta, neredeyse yalvararak, o hedefe varmak için birçok tutumdan vazgeçebileceğimizi belli ederek.</p>
<p>Sayın Başbakan, büyük olasılıkla AB’ye girme çabalarında “bir adım öne geçmiş” görünmek için, “Kıbrıs’ta çözüm olursa askerimizi de çekeriz” demekten kendini alamadan.</p>
<p>Adada asker bulundurmanın başlangıçtan beri bize tanınmış bir hak olduğunu, her görüşmede bunu tekrar etmeye özen gösterdiğimizi unutarak.</p>
<p>Hem de AB’nin en güçlü iki ülkesinin, Almanya’yla Fransa’nın hâlâ “Taş çatlasa Türkiye tam üye yapılamaz; ayrıcalıklı ortaklık verelim” demeye devam ettikleri halde.</p>
<p>Bizdeki bu aşırı heves ve ağzını tutamamazlık sürdükçe, siz AB üyesi devletlerden biri olsanız, şantaja başlamaz mısınız? Bir yandan Türkiye’yi tam üye yapmaya bugünden hazır olduğunuzu söylerken, bir yandan da Ankara’ya dönüp “Bunu da ver, şunu da ver” diyerek şantajın en kibar görünüşlüsüne soyunmaz mısınız?</p>
<p>Yunanistan’ın, politika değiştirip on beş yıldır yaptığı gibi.</p>
<p>İşin en kötü yanı, bizdeki bu havayı sezenler, yalnız “Kıbrıs’ı Rumlara verin, askerinizi çekin, limanlarınızı ve hava sahanızı Kıbrıs Cumhuriyeti’nin gemilerine ve uçaklarına açın” demekle yetinmeyip, “Etnik haklar bataklığına girin, Heybeliada Papaz Okulu’nu açın, Patrikhane’ye Vatikan gibi özerklik, hatta bağımsızlık verin” diyerek Cumhuriyetimizin köküne kibrit suyu dökme aşamasına bile kolaylıkla girebilmişlerdir.</p>
<p>Bu tutum, artık, AB konusundaki zayıflığımızı kullanarak “Şunu şunu yapmazsanız” diye başlayan bir şantajdan da öteye gitmiş, “Siz aptalsınız” demeye gelen bir hakarete dönüşmüştür. Buna bile isyan etmeyeceksek, neye edeceğiz?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/santaj-uc-avrupa-birligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şantaj İki: Kıbrıs</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/santaj-iki-kibris/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/santaj-iki-kibris/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 08:34:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mümtaz Soysal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=32790</guid>
		<description><![CDATA[İNSANLARI istemedikleri bir duruma düşürmekle tehdit edip bu tehdidin korkusuyla yine istemedikleri bir başka durumu kabullenmeye zorlamak da bir çeşit şantajdır. Bir katliamı önlemek için uluslararası hukuka uygun olarak müdahale hakkını kullanan Türkiye’yi “işgalci” ilan ederek acayip mahkeme kararlarıyla sürekli tazminat ödettirmek şantajın bir başka türü değildir de nedir?

Ada halkını birbirine düşüren, savaşı başlatan, haksızlığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İNSANLARI istemedikleri bir duruma düşürmekle tehdit edip bu tehdidin korkusuyla yine istemedikleri bir başka durumu kabullenmeye zorlamak da bir çeşit şantajdır. Bir katliamı önlemek için uluslararası hukuka uygun olarak müdahale hakkını kullanan Türkiye’yi “işgalci” ilan ederek acayip mahkeme kararlarıyla sürekli tazminat ödettirmek şantajın bir başka türü değildir de nedir?<br />
<span id="more-32790"></span><br />
Ada halkını birbirine düşüren, savaşı başlatan, haksızlığı sürdüren Rum tarafı, bu şantaj sayesinde Türk tarafını sonu gelmez bir müzakere girdabına sokmayı becermiştir. “Uzlaşmaz” ilan edilme korkusuyla yarım yüzyılı aşkın bir süredir masadan kalkamayan, çözüm üstüne çözüm üretme zorunda kalan, Rumları görüşmelerde tutabilmek amacıyla yalvar yakar olan ve devlet olmanın onurunu yaşayamayan hep Türk tarafı oldu.</p>
<p>Tıpkı “Ermeni soykırımı” suçlaması gibi sürüp giden bu ters duruma da son verme zamanı gelmiştir.</p>
<p>Nüfus mübadelesi 1974’teki “ateşkes” sonrasında halkın eziyet çekmesini durdurmak için uygulanan geçici bir önlem olma niteliğini çoktan yitirmiş, kalıcı bir yerleşme düzenlemesi olma niteliği kazanmıştır. Çözümsüzlüğün bu gerçekliği değiştirmesi artık söz konusu olamaz. Böyle bir durum yeryüzünde ilk kez de yaşanmıyor. Mal mülk konusunda Türk tarafınca önerilen toplu çözüm, bütün pratikliğine karşın kabul edilmemiş ve sorun dıştan seyredenlerin burunlarını sokmasıyla büsbütün içinden çıkılmazlaşmışsa, bunun vebali Türk tarafına yüklenemez.</p>
<p>Türk askerinin Adadaki varlığını bir işgal ordusununkine benzetmek için vakit geçmiştir. Kırk yıllık bir sürede karşılıklı olarak sadece bir-iki kayıpla sürdürülmüş işgal nerede görülmüştür? Kolordu, başlangıçta kendisine tanınan sıfata uygun olarak artık tam bir “barış gücüdür” ve KKTC’nin yaşama hakkını temsil eden bir simge olmaktan öteye bir amacı kalmamıştır. Çözümü “asker gitsin” şamatasına bağlamak kadar yanlış bir beklenti olamaz.</p>
<p>Daha da önemlisi, Türkiye’nin AB üyeliği sevdasını, sanki bir yığın başka neden ve bahane yokmuş gibi, Kıbrıs’ta çözüm koşuluna bağlamak da olmayacak duaya amin demek değil midir?</p>
<p>Kısacası, Kıbrıs şantajını sonuç vermemiş bir tertip saymaktan ve onun ezikliğinden kurtulup Ada’da iki bağımsız devletin barış içinde yan yana yaşaması dışında çıkış yolu kalmadığını cümle âleme duyurmaktan başka çare yoktur. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/santaj-iki-kibris/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
