<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İlk Kurşun Gazetesi &#187; İlhan Selçuk</title>
	<atom:link href="http://www.ilk-kursun.com/konu/cumhuriyet/ilhan-selcuk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ilk-kursun.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Sep 2010 08:12:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Haziran Soykırımı  ve Ötesi&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/haziran-soykirimi-ve-otesi/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/haziran-soykirimi-ve-otesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Sep 2010 06:23:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlhan Selçuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=55933</guid>
		<description><![CDATA[1982’nin haziranı Filistin halkı için soykırım ayı oldu. Batı basını (ki bu basın kesiminde Yahudi sermayesi inanılmaz ölçüde etkindir) soykırımı açıklıyor. Önceden serinkanlılıkla tasarlanmış “Galile’yi Kurtarma Operasyonu” büyük yetkinlikle yürürlüğe konmuştur. Suriye pısmış, olan bitenleri izliyor. Tutucu Arap yönetimleri için için seviniyorlar. “Operasyon” için Tel Aviv ABD ile anlaşmıştır. İsrail için ne büyük başarı!.. * [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1982’nin haziranı Filistin halkı için soykırım ayı oldu. Batı basını (ki bu basın kesiminde Yahudi sermayesi inanılmaz ölçüde etkindir) soykırımı açıklıyor. Önceden serinkanlılıkla tasarlanmış “Galile’yi Kurtarma Operasyonu” büyük yetkinlikle yürürlüğe konmuştur. Suriye pısmış, olan bitenleri izliyor. Tutucu Arap yönetimleri için için seviniyorlar. “Operasyon” için Tel Aviv ABD ile anlaşmıştır.<br />
<span id="more-55933"></span><br />
İsrail için ne büyük başarı!..</p>
<p>*</p>
<p>İsrail’in 1980 yılında toplam dışalımı 8 milyar dolar, dışsatımı 5 milyar doları aşkın. Dış borçlar 10 milyar dolar. Alım-satımda ABD başta geliyor. Enflasyon oranı 1980’de yüzde 130’u aşıyor. 1975’te savunma harcaması 4 milyar dolar. Nüfus 1965’te 2.6 milyonken 1980’de 4 milyona yükselmiş. Ancak bu yükseliş doğal değil. İsrail’in yayılmacılık siyasası yüzünden nüfusu artıyor. İsrail’e göç eden Yahudi akımının durması yönetimi kaygılandırırken, 4 milyona yaklaşan nüfus içinde Arapların 1.5 milyona yükselmesi sorun yaratmaktadır.</p>
<p>Buna karşılık, Filistin halkı hızla çoğalmaktadır. Önceki günkü Cumhuriyet’te Filistinlilerin dökümü yapıldı. Hesaba göre Ortadoğu’da 4.5 milyon Filistinli yaşıyor. Yalnız İsrail sınırları içinde 600 bine yakın Filistinli var. Batı Şeria’da bir milyona, Gazze’de yarım milyona yaklaşık Filistinli bulunuyor. Lübnan’daki Filistinlilerin sayısı 400 bine yakın.</p>
<p>*</p>
<p>Filistin halkı 1948 savaşıyla topraklarından sürüldü. Uzun süre kendisini toparlayamayan Filistinliler zorlukla örgütlenebildiler. FKÖ (Filistin Kurtuluş Örgütü) bu çabanın sonucudur. FKÖ’nün “Filistin halkını temsil eden meşru örgüt sayılması” bir dönüm noktasıdır. Bugün topraksız bir devlet gibidir FKÖ ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu çoğu ülkede temsilci bulundurmaktadır. FKÖ’yü bir terör örgütü sayarak politika yapmak artık yeryüzünde olanaksızlaşmıştır. Bu görüş ancak Siyonistler için geçerlidir. Türkiye, İsrail gibi, FKÖ’yü terör örgütü sayarak dış politika oluşturamaz; çünkü devletler hukuku geçerlidir ve Ankara’da FKÖ temsilciliği vardır. Bir halkın kurtuluş savaşında uluslararası forumda benimsenen bir örgüt kurabilmesi çok önemli bir aşamadır. Biz bunun ne demek olduğunu iyi biliriz. Emperyalistler Anadolu’daki Kemalist hareketi başlangıçta eşkıyalık sayıyorlardı ve devletler hukuku dışında tutmaya özen gösteriyorlardı. Kemalistlerin uluslararası alanda meşruluk kazanıp tanınması, kanlı ve çileli bir yolu aşmakla gerçekleşebilmiştir.</p>
<p>*</p>
<p>Ne var ki FKÖ’nün konumu, Arap devletleri kesiminde de çoğu yönetimi tedirgin etmektedir. Bu tedirginlik nereden doğuyor? Filistin kurtuluş savaşında devrimci bir içerik vardır. Filistin halkının aydın ve teknokrat kadroları bütün Arap ülkelerine yayılmışlardır. Tutucu Arap rejimleri ise varlıklarını sürdürmek için her tür çağdaş ve devrimci gelişmeye karşıdırlar; hem Siyonizme karşı olmak, hem de devrimci akımları engellemek ikilemi içinde zorlanırlar.</p>
<p>Lübnan’daki soykırımın sanıldığı gibi FKÖ’nün sonu olacağına inanmak kolay değildir. Olayın tepkileri İslam dünyasında derinleşecek, Arap ülkelerindeki radikalleşme hızlanacaktır.</p>
<p>Bugünkü dünyada büyük dengelerin hesabı yapılırken insancıl yaklaşımlara girilmiyor. Tüm hesaplar, petrol kaynakları üstünde yaşayan Arap rejimlerinin nitelikleri üzerinedir. İran’dan sonra Lübnan olayları da Körfez monarşilerindeki radikal eğilimleri pompalayacaktır.</p>
<p>(23 Haziran 1982 tarihli yazısı)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/haziran-soykirimi-ve-otesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Duyarlı &#8211; Duyarsız</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/duyarli-duyarsiz/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/duyarli-duyarsiz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Sep 2010 05:56:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlhan Selçuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=55780</guid>
		<description><![CDATA[Kebapçıya girdim, masaya oturdum. - Buyur abi. - Bir buçuk Adana. - Acılı mı? - Acılı. Seslendi: - Bir buçuk Adana, acılı&#8230;. Geldi Adana acılı, çatalımın ucuyla ağzıma atınca genzim yandı, yüreğim kalktı. İnsanın yüreği evreni kapsayan sonsuzluk radarı gibidir; soğan keserken gözyaşı dökersin ve acılı kebap yerken gırtlağından geçmez olur lokmalar. Acıdır, acılı kebap. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kebapçıya girdim, masaya oturdum.<span id="more-55780"></span></p>
<p>- Buyur abi.</p>
<p>- Bir buçuk Adana.</p>
<p>- Acılı mı?</p>
<p>- Acılı.</p>
<p>Seslendi:</p>
<p>- Bir buçuk Adana, acılı&#8230;.</p>
<p>Geldi Adana acılı, çatalımın ucuyla ağzıma atınca genzim yandı, yüreğim kalktı. İnsanın yüreği evreni kapsayan sonsuzluk radarı gibidir; soğan keserken gözyaşı dökersin ve acılı kebap yerken gırtlağından geçmez olur lokmalar.</p>
<p>Acıdır, acılı kebap.</p>
<p>*</p>
<p>Acının kuyusu karanlıktır göz gözü görmeyesice; ve derindir, inersin inebildiğince.</p>
<p>Acının memeleri doludur.</p>
<p>Em emebildiğince.</p>
<p>Acı, durmuş saatin sarkacıdır; sallanır gün ağarırken; ve horozlar ötmez olurlar vakitsiz öten horoza saygılarından.</p>
<p>Nasırlaşır acının acısı can kafesinde; yürekler bağnazlığın döküm kalıplarında taşlanır; köpekler dolaşır ortalıkta kaz adımlarıyla.</p>
<p>Kitabın yaprağı sonbahardır; sararmış benziyle vurur aklın kapısını:</p>
<p>- Kim ooo?</p>
<p>- Ben.. diyemezsin, “biz” diyemedikten sonra yalnızlığın acısında kıvranarak.</p>
<p>Gözyaşının elmasını deler sabahın ilk ışığı.</p>
<p>Öter fabrikaların düdükleri; bacalar savurur emekçinin kara soluğunu göklerin yedinci katına. En az ücretin hesabında küçülür banknotlar utancından.</p>
<p>Özgürlüğün sirenlerini çala çala koşar cankurtaranlar. Bilinçsiz kalabalık yol verir taş arabasına. Yığınlar büyür kadınsı erkeklerle erkeksi kadınların çokluğunda.</p>
<p>Dikerler acının şamdanına haksızlığın mumunu; cılız aydınlığın gölgesi dört duvara vurur.</p>
<p>*</p>
<p>Acı çırpınır ana yüreğinin salladığı beşikte.</p>
<p>Uyusun da büyüsün yavrum.</p>
<p>Acının hamur tahtasında açılan yufka, büyüyüp yürek olur incecik.</p>
<p>İncecikten bir kar yağar umutlara.</p>
<p>Gün ağarırken utanmaz suratların makyajı başlar güneşi aldatmak için. Yüreğin atışı duyulmaz avuç içi kaşınınca. Altından çakmaklarla onurunu yakarlar insanın; dumanını savururlar havaya. En yüksek faizin orantısında erdemler sıfırlaşır. Yoksa zincirinin halkaları, gemi hangi limana demir atabilir? Yelkenden yoksunsa yürek, hangi kıyıdan denize açılabilir? Olumsuz utkunun altını çizer sıradan kişinin duyarsızlığı; ama kalın parmaklar banknot sayarken parmak uçları duyarlıdır.</p>
<p>- Ve acının duyarlığı uçup gider aklın gücü egemenleştikçe; savaşımın güdüsü tüm benliği sarıp bencilliği dağıtınca.</p>
<p>*</p>
<p>Acılı Adana bitti.</p>
<p>Dikildi başıma garson:</p>
<p>- Abi tatlı ister misin?</p>
<p>- İsterim, ne var?</p>
<p>- Künefe var, hoşaf var.</p>
<p>- Getir bir hoşaf.</p>
<p>Künefe kenefle çağrışım yapıyor, hoşaf eşekle. Acı ne ki? Tatlı yiyip tatlı konuşacaksın.</p>
<p>(19 Haziran 1982 tarihli yazısı)</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/duyarli-duyarsiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslam Bankacılığı</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/islam-bankaciligi/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/islam-bankaciligi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 06:48:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlhan Selçuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=55476</guid>
		<description><![CDATA[Çorumlu “Hindi Bankeri” Kâmil Karataş’ın öyküsünü bilmem ki bizim gazetede izlediniz mi? Sayın Karataş’a “Hindi Bankeri” adını takmışlar. Niçin? Kâmil Karataş, bankerlik firmasına 700 lira yatıran kişiye bir yıl sonra faiz olarak üç hindi ödüyormuş. İşlerini tıkır tıkır yürütürken kafasına bir soru takılmış: - Yaptığım iş caiz midir? Diyanet İşleri Başkanlığı’na bir dilekçeyle başvurmuş, İslamda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çorumlu “Hindi Bankeri” Kâmil Karataş’ın öyküsünü bilmem ki bizim gazetede izlediniz mi? Sayın Karataş’a “Hindi Bankeri” adını takmışlar. Niçin? Kâmil Karataş, bankerlik firmasına 700 lira yatıran kişiye bir yıl sonra faiz olarak üç hindi ödüyormuş. İşlerini tıkır tıkır yürütürken kafasına bir soru takılmış:<span id="more-55476"></span></p>
<p>- Yaptığım iş caiz midir?</p>
<p>Diyanet İşleri Başkanlığı’na bir dilekçeyle başvurmuş, İslamda faizciliğin caiz olmadığına ilişkin bir yanıt alınca Sayın Karataş şaşırmış. Sonunda emekliye ayrılmış bir din adamı bulmuşlar, konuyu “Hindi Bankeri”nin istediği biçimde yorumlayıp işin içinden çıkmışlar. Artık Kâmil Karataş firması, 700 lira karşılığında bir yıl sonra üç hindiyi “faiz” olarak değil, “ortaklık payı” olarak veriyor; yaptığı iş Müslümanlığa ters düşmüyormuş.</p>
<p>*</p>
<p>Sayın Kâmil Karataş’ın öyküsünü bizim gazetede okuyunca benim de kafama bir soru takıldı. İstanbul’da İslam Kalkınma Bankası guvernörler toplantısı var. İslam Konferansı’na üye ülkelerin merkez bankalarının başkanları bir araya geldiler; sorunlarını konuşacaklar.</p>
<p>- Peki, İslam Bankası nasıl oluyor? Bankacılık faizcilikle yürür; faiz haram değil mi?</p>
<p>Kuran’da “Bakara Suresi” şu ayet-i kerime’yi içerir:</p>
<p>“- Faiz yiyenler mahşerde şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların ‘zaten alışveriş faiz demektir’ demelerindendir. Oysa Allah alışverişi helal, faizi haram kıldı. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizcilikten geri durursa, geçmişi kendisinedir, onun işi Allah’a aittir. Kim faizciliğe dönerse, işte onlar cehennemliktir, onlar orada temelli kalacaklardır. Allah, faizi eksiltir, sadakaları bereketlendirir.”</p>
<p>Kapitalizm, bankacılıkla gelişmiştir. İslam dünyasının kapitalizm sürecine girmekte geç kalışında, belki bu olayın da etkisi vardır. Ancak İslam Bankası nasıl kuruluyor?</p>
<p>Çorumlu “Hindi Bankeri Kâmil Karataş” gibi dünyadaki 42 Müslüman devlet de bir yolunu bulup bankacılığı benimsemişlerdir.</p>
<p>*</p>
<p>Ancak yeryüzündeki 42 İslam ülkesinin bir olmadığını biliyoruz. Kimileri yoksul, kimileri çok zengindir Müslüman toplumların ve bir örgütte buluşuyorlar. Petrol zengini Arap ülkeleri İslam bankacılığının patronudurlar. Bu devletleri şeyhler, emirler, krallar yönetirler. Sultanların aileleri de çok geniştir; oğul, yeğen, amca, bacanak binlerce kişiden oluşur egemen monarşinin üyeleri ve bunlar petro-dolarlarını Batı’nın “Katolik bankalarına, Protestan şirketlerine” yatırmakta birbirleriyle yarışırlar.</p>
<p>Niçin?</p>
<p>Basra Körfezi’nden başlayıp Arap çöllerine uzanan feodal sultanlıklarda temel ve ortak bir politika stratejisi oluşmuştur. Eğer petrol satışlarından sağlanan milyarlarca dolar ülke içinde sanayi yatırımlarına dönüşürse işçi sınıfı gelişir, sosyal fikirlerin tohumları atılır, cumhuriyetçilik akımı güçlenir, çağdaşlaşma süreci hızlanır. Bu süreç sultanlar için tehlikelidir. Bunun için petro-dolarlar Amerikan, İsviçre, İngiltere bankalarına ve çokuluslu şirketlere yatırılıyor.</p>
<p>İslam ülkelerinde halk, şeriat koşullarında yaşasın, kadınlar çuvaldan çarşaftan çıkmasın diye&#8230;</p>
<p>*</p>
<p>Ne var ki çağın gelişmesine karşı durulamaz. İslamda faizcilik yasak olsa da İslam Bankası kurulacak, sultanların işine gelmese de toplumlar değişecek, şeriat koşullarıyla çağdaşlaşma arasındaki çelişki çözülecek&#8230;</p>
<p>Kaçınılmaz gidiş budur. İsterseniz bu gidişe yazgı diyebilirsiniz; ama, bilimsel yasaların gerçekleşmesi derseniz daha doğru olur.</p>
<p>(24 Mayıs 1982 tarihli yazısı)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/islam-bankaciligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kale Gibi Gazete&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/kale-gibi-gazete/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/kale-gibi-gazete/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 22:30:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlhan Selçuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=55369</guid>
		<description><![CDATA[Zarfı açtım. İçinden “Pencere” çıktı. Bir okurum yazıyı kesmiş, kötü baskı yüzünden çürük dişler gibi sırıtan ya da dökülen harfleri, sözcükleri, satırbaşlarını ve sonlarını kırmızı kalemle işaretlemiş; “Arif olan anlar” diye yollamış. Gün geçmiyor ki buna benzer mektuplar almayalım. Kimi okur boydan boya bütün gazeteyi gözden geçirip baskının kötülüğünü vurguluyor: Başyazarımız Nadir Nadi’den başlayarak hepimize [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zarfı açtım. İçinden “Pencere” çıktı. Bir okurum yazıyı kesmiş, kötü baskı yüzünden çürük dişler gibi sırıtan ya da dökülen harfleri, sözcükleri, satırbaşlarını ve sonlarını kırmızı kalemle işaretlemiş; “Arif olan anlar” diye yollamış.<span id="more-55369"></span></p>
<p>Gün geçmiyor ki buna benzer mektuplar almayalım. Kimi okur boydan boya bütün gazeteyi gözden geçirip baskının kötülüğünü vurguluyor: Başyazarımız Nadir Nadi’den başlayarak hepimize yansıyan yakınmaların ardı arkası kesilmiyor; yaşlı bir okurum diyor ki:</p>
<p>- Harfler çok küçük, mürekkep soluk; gazetenin yazılarını okurken canım çıkıyor.</p>
<p>- Okuma öyleyse&#8230;</p>
<p>- Olur mu? Cumhuriyet benim için hava gibi, su gibidir; soluk alır gibi, içer gibi okurum onu..</p>
<p>Şu Tanrı’nın işine bakın!.. Terör ve anarşi döneminde Cumhuriyet’i okuyan hayatını tehlikeye atıyordu. Kimse gazetesini bırakmadı. Şimdi 20 lira olduk, satışımız artıyor. Geçen ayın ortalaması, 105 bin net satıştı. Ne var bu gazetede yahu? Soluk mürekkep, kötü baskı, görünmeyen fotoğraf&#8230; Ben bizim okurlara şaşıyorum, öteki gazeteler neler de neler vermiyorlar?.. Renkli ekler, güzel armağanlar, yüz milyonluk piyangolar, resimli aşk romanları, baldır bacak fotoğrafları, pin-up posterleri&#8230;</p>
<p>Bunların hiçbiri Cumhuriyet’te yok&#8230;</p>
<p>Bari temiz bir baskı versek ya&#8230;</p>
<p>Neyse haber ve köşe yazılarını dizdiğimiz harflerin puntolarını biraz büyüttük; daha kolay okunma olanakları yarattık; geleceğe dönük (bir yıl içinde) dizgi ve baskı tekniğini geliştirecek önlemler alınıyor; biraz daha dişimizi sıkalım.</p>
<p>*</p>
<p>Cumhuriyet, dünya görüşünde Atatürkçü, çağdaş, devrimci bir gazetedir. İşletmeciliğinde baskı düzeninde tutucu kalmıştır. Bana sorarsanız Türkiye gibi bir ülkede savurganlığın ve tüketim şampiyonluğunun simgesini oluşturan boyalı basına gerek yoktu. Gazetelerin siyah-beyaz yayınlanması nemize yetmezdi?</p>
<p>- Olur mu abi? Elektronikle yönetilen baskı makinelerini dizi dizi sıralayacaksın. Bir yandan vereceksin kâğıdı, bir yandan vereceksin boyayı, bir yandan basacaksın düğmeye&#8230; Oooh, saatte 25 bin Nesrin Topkapı, 25 bin Ajda, 25 bin Muazzez Abacı, 25 bin Bo Derek, kaymak gibi pırıl pırıl&#8230; Spor-Loto, geçim-toto, eypi ile yupiyi de şavulladın mı yarım milyon tiraja bana mısın demezsin&#8230;</p>
<p>- Eypi nedir?</p>
<p>- AP Ajansı..</p>
<p>- Yupi?</p>
<p>- Yumurta piliç Amerikan&#8230; Sonra Türkiye’de 24+12 ile ekonomide ne büyük atılımlar yapıldığını söyleyen, işadamlarının fotoğraflarını da eksik etmemek gerek&#8230;</p>
<p>*</p>
<p>Sakın yukarıdaki satırları okuyunca basınımızın yeni gelişmelerini yadsıdığımı sanmayın. Aramıza katılan Güneş gazetesine de başarılar dilerim. Bu gazetede değerli arkadaşlarım çalışıyorlar. Ancak Babıali’de tekelcilik tehlikesi de gittikçe büyüyor. 1970’lerde bazı gazeteler holdingleştiler; şimdi bazı holdingler gazeteleşiyorlar. Yirmi-otuz şirketin sözcülüğünü yapan gazetelerimiz var. Daha da kötüsü, artık gazete sahipleri de değil, bazı yazarlar işadamlığına, tüccarlığa sıvandılar.</p>
<p>Paranın yüzü sıcak ve tatlıdır. Ama para ve özçıkarla doğrular ve gerçekler çatıştığı zaman yazar hangisini yeğleyecek?</p>
<p>İşte temel sorun&#8230;</p>
<p>Cumhuriyet’in böyle bir sorunu yok; kale gibi holding ya da banka değiliz; ama kale gibi gazeteyiz&#8230;</p>
<p>(20 Şubat 1982 tarihli yazısı)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/kale-gibi-gazete/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bağımsızlığın Modası Geçti mi?</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/bagimsizligin-modasi-gecti-mi/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/bagimsizligin-modasi-gecti-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 06:41:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlhan Selçuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=55192</guid>
		<description><![CDATA[Çok tirajlı bir gazetenin 11 Şubat 1982 günlü sayısında kocaman kara harflerle ilk başlık: “Devlet Başkanı Evren ‘Günümüzde her ülke ister istemez bir yere bağımlı olacaktır, başka türlü yaşayamazsınız’ dedi.” Okur okumaz çarpıldım. Devlet başkanı böyle bir şey söylemezdi. Telefona sarılıp sordum; soruşturdum; Ankara Büromuzdan Yalçın Doğan’dan aldığımız habere göre Sayın Evren böyle konuşmamıştı. Bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çok tirajlı bir gazetenin 11 Şubat 1982 günlü sayısında kocaman kara harflerle ilk başlık: “Devlet Başkanı Evren ‘Günümüzde her ülke ister istemez bir yere bağımlı olacaktır, başka türlü yaşayamazsınız’ dedi.”<br />
<span id="more-55192"></span><br />
Okur okumaz çarpıldım.</p>
<p>Devlet başkanı böyle bir şey söylemezdi. Telefona sarılıp sordum; soruşturdum; Ankara Büromuzdan Yalçın Doğan’dan aldığımız habere göre Sayın Evren böyle konuşmamıştı. Bir yanlışlık söz konusuydu.</p>
<p>Ne var ki o günden bu yana basınımızda yeterli bir tepki görmedim. Oysa ortada çok duyarlı bir konu vardı. Ya hiç kimse Sayın Evren’in böyle konuştuğuna inanmıyordu ya da bağımsızlık kavramına herkes boş veriyordu. Biz tarihte ilk bağımsızlık savaşını veren ulus değil miydik? Mustafa Kemal Atatürk “tam bağımsızlık” kavramını devletin temeli yapan, önder değil miydi?</p>
<p>*</p>
<p>İtiraf etmek zorundayız ki bu alanda duygularımız nasırlaşmış, coşkularımız körlenmiş, mantığımız saptırılmıştır. Yeni anlayışa göre “bağımsızlık” günümüz dünyasında modası geçmiş bir deyimdir. İki süper devletten birine dayanmadan yaşamak olanaksızdır. Türkiye “jeopolitik” ve “jeostratejik” konumundan ötürü ABD’ye bağlanmak zorundadır. Bilim ve teknolojinin gelişmesi süperleri güçlendirmiş, küçük devletlerin ulusal savunma güçlerini kısıtlamıştır. Sürüden ayrılanı kurt kapar. Ancak “bloklar içinde güvence” sağlamak olasıdır. Blok içinde bağımsızlık yoktur, karşılıklı bağımlılık vardır.</p>
<p>Evet bu bağımlılık ideolojisinin genel çizgileri bunlardır ve sık sık yinelenir.</p>
<p>*</p>
<p>Oysa böylesine yaklaşım büyük yanılgıdır.</p>
<p>Yeryüzünde küçük devletler için bağımlılık İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkmış bir kavram değildir. Vaktiyle dünyayı avuçlarına alıp paylaşan “Düvel-i Muazzama” tarihsel bir olgudur. Osmanlı Devleti’nin son yüzyılında Babıâli, kimi zaman İngiltere’ye, kimi zaman Fransa’ya, kimi zaman Almanya’ya bağlanarak ve dayanarak varlığını korumaya çabalardı. Dünyadaki bütün halklar ve uluslar da sömürgeler, mandalar ve benzeri bağımlılık düzenleri içinde yaşıyorlardı.</p>
<p>Bağımsızlık akımı çağdaş toplumların dünya görüşüdür. “Üçüncü Dünya” 20’nci yüzyılda oluşmuştur. Bloklar dışı ülkelerin varlığı ve çokluğu da çağımızda, en çarpıcı gerçektir. Bağımlılık geçmiş çağların, bağımsızlık 20’nci yüzyılın kavramıdır. Yeryüzünde yalnız Doğu Bloku, Batı Bloku yok; koskoca bir “bloklar dışı dünya” var.</p>
<p>*</p>
<p>Türkiye’nin “jeopolitik ve jeostratejik” durumu da bağımlılık için değil, bağımsızlık için bir avantajdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu gerçeği keşfettiği için Tanzimat kafasının mantığını ezdi; “Devlet-i Muazzama”ya boyun eğerek varlığını korumaya çalışan Babıâli’ye karşı çıktı: Tarihte ilk kez ulusal bağımsızlık savaşını gerçekleştirdi. “İstiklal-i tam” ilkesini devletin temeli yaptı. Üçüncü Dünya’nın temelini Atatürk atmıştır. Günümüzde İslam dünyası; Avrupa, Amerika, Sovyetler, Çin gibi odaklarda yeniden oluşan yeni güçler dengesinde bağımsızlık ilkesinin olanakları çok büyümüştür.</p>
<p>*</p>
<p>Ne var ki günümüz Babıâli’sinde çoğu kişi hem bağımsızlığa modası geçmiş bir kavram diye bakar hem de Atatürkçülüğü elden bırakmaz.</p>
<p>İşte bu açık bir çelişkidir.</p>
<p>Bağımsızlığı aşılmış ve aşınmış bir kavram diye değerlendirenler, “Atatürk vaktiyle tam bağımsızlığı savunmuş, ama zaman değişti; bu fikir aşıldı” diyebiliyorlar mı?</p>
<p>(19 Şubat 1982 tarihli yazı)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/bagimsizligin-modasi-gecti-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Soru ile Yanıt  Bir Bütündür&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/soru-ile-yanit-bir-butundur/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/soru-ile-yanit-bir-butundur/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 07:24:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlhan Selçuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=55086</guid>
		<description><![CDATA[Çocuk konuşmasını öğrenirken bıkmadan usanmadan soru sormayı sürdürür: - Bu ne? - Cici.. - Bu?.. - Teyze&#8230; - Şu?.. - Ağaç.. Çevresini tanımak için sorar çocuk; yavaş yavaş dünyayı algılamaktadır. Boy atıp serpilince, okula gidip abece’yi sökünce çocuğun soruları değişir: - Metre ne demek? - Belediyenin anlamı nedir? - Cumhuriyet neye denir? Çocuğun soruları çocukluğunun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk konuşmasını öğrenirken bıkmadan usanmadan soru sormayı sürdürür:<br />
<span id="more-55086"></span><br />
- Bu ne?</p>
<p>- Cici..</p>
<p>- Bu?..</p>
<p>- Teyze&#8230;</p>
<p>- Şu?..</p>
<p>- Ağaç..</p>
<p>Çevresini tanımak için sorar çocuk; yavaş yavaş dünyayı algılamaktadır. Boy atıp serpilince, okula gidip abece’yi sökünce çocuğun soruları değişir:</p>
<p>- Metre ne demek?</p>
<p>- Belediyenin anlamı nedir?</p>
<p>- Cumhuriyet neye denir?</p>
<p>Çocuğun soruları çocukluğunun ürünüdür; doğal karşılanır; yetişmesi, öğrenmesi, eğitilmesi için soruları yanıtlanır; çocuğun adamlaşması sorularla yanıtlarda bütünleşen bilgi ve bilinç oluşumuyla gerçekleşir.</p>
<p>*</p>
<p>Ne var ki soru-yanıt ikilisi çocukluğa ilişkin bir süreçte başlayıp bitmez.</p>
<p>İnsanoğlu bütün yaşamı boyunca sorar ve yanıtlar; ya da sormaya ve yanıtlamaya çalışır. Bu diyalektik süreç tükenmez; kuşaktan kuşağa zincirleme sürer gider. İnsanlığın birikimleri sonsuzluğa uzanır. Sorular yanıtlanmadıkça, yanıtların yaratacağı yeni soruların süreci başlar. Uygarlık böyle kurulmuştur; böyle sürmektedir. Her soru gerçekte yanıt gibidir. Diyelim ki bir toplantıda konuşuluyor. Voltaire’in adı geçti. Orada bulunanlardan birisi sordu:</p>
<p>- Voltaire de kim?</p>
<p>Çevredekiler az buçuk okumuş yazmışlarsa, sorgucuyu ayıplarlar. Çünkü biraz mürekkep yalamış herkesin Voltaire’i tanıması gerekir. Öyleyse Voltaire’i soran, karşısındakileri sorguya çekmek yerine kendisini ele vermiştir. Ortaçağ engizisyon mahkemesi Galile’ye sormuştu:</p>
<p>- Söyle bakalım Galile; evrenin merkezi dünya mıdır, yoksa bir başka yıldız mı? Güneş mi dünyanın çevresinde dönüyor; yoksa dünya mı güneşin çevresinde deviniyor?</p>
<p>Sorunun içeriği, sorgucunun niteliğini hem tarihe yazdı; hem de kara yobazlığın siciline&#8230;</p>
<p>*</p>
<p>Soru vardır, soranı büyütür; soru vardır, soranı yalnız küçültmez, alçaltır.</p>
<p>Beş yaşında çocuk bahçedeki bir çiçeğe yumuk ellerini uzatarak sorabilir:</p>
<p>- Bu ne?</p>
<p>- Çiçek, gül&#8230;</p>
<p>Sorunun niteliğiyle çocuğun yaşı, bilgisi, ve saflığı arasındaki uyum güzeldir. Ama kazık kadar herifin her sorusuna benzer hoşgörü gösterilebilir mi? Böyle durumlarda kocaman adamların olmadık soruları ya gelişmemişlik kanıtıdır, ya kurnazlık yöntemidir ya da eskilerin “tecahül-ü arifane” dedikleri soydandır. Ne olursa olsun, soruların niteliği, soranın kimlik belgesini oluşturur. Soru sora sora koca adamların ufaldıkları, küçüldükleri, bilisizliğin karanlığına gömüldükleri ve yok oldukları çok görülmüştür.</p>
<p>*</p>
<p>Sorunun karşısında yanıt var.</p>
<p>Yanıt var, yanıtlayanı küçültür; yanıt var yanıtlayanı büyütür; devleştirir.</p>
<p>Kimi zaman soru bir yanıt niteliği taşır; kimi zaman yanıt bir soru niteliği içerir. Soruyla yanıt ve yanıtlamayla sorgulama arasındaki bütünleşmede öyle bir gerçek ortaya çıkar ki kimin sorduğunu, kimin yanıtladığını bilemezsiniz; kim kime ne soruyor, neden soruyor ve neden sordukça küçülüyor diye düşünürsünüz.</p>
<p>(31 Mayıs 1982 tarihli yazısıdır)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/soru-ile-yanit-bir-butundur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Elips ve Çember</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/elips-ve-cember/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/elips-ve-cember/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Sep 2010 06:41:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlhan Selçuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=54896</guid>
		<description><![CDATA[Darwin’i çoğu kişi okul sıralarından tanır; en çok mürekkep yalamış birisi: - Haaa, diye anımsar, Darwin insanın maymundan türediğini söyleyen bilgin değil mi? Yalan yanlış da olsa Darwin’i tanımayan yoktur; benliğimizi altüst eden bu bilgin, sokaktaki adamın kafasına bir dizi soru çengeli takmıştır. Acaba dedemizin dedesinin dedesinin dedesi nasıl bir yaratıktı? Bugünkü yapımıza çok uzun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Darwin’i çoğu kişi okul sıralarından tanır; en çok mürekkep yalamış birisi:<br />
<span id="more-54896"></span><br />
- Haaa, diye anımsar, Darwin insanın maymundan türediğini söyleyen bilgin değil mi?</p>
<p>Yalan yanlış da olsa Darwin’i tanımayan yoktur; benliğimizi altüst eden bu bilgin, sokaktaki adamın kafasına bir dizi soru çengeli takmıştır. Acaba dedemizin dedesinin dedesinin dedesi nasıl bir yaratıktı? Bugünkü yapımıza çok uzun bir evrimle mi ulaştık? Eğer insan evrimle insan olduysa ruh ne zaman oluştu?</p>
<p>Maymuna baktıkça insanlığın geçmişini anımsamak acılı gülünçlü çağrışımlara yol açmıyor mu?</p>
<p>*</p>
<p>Pavlov da bu alanda Darwin’den aşağı kalmıyor.</p>
<p>Çağımızda ruh hastalıkları yüzünden doktora giden çoktur. Hele Amerika’da neredeyse herkesin birer psikiyatrı var. Bunlar Katolik papazları gibi müşterilerin günahlarını dinliyorlar, ruhsal dengelerini sağlamaya çabalıyorlar. Oysa ünlü bilgin Pavlov hayvanların ruh sağlıkları alanında şaşırtıcı bilgileri insanlığa sunmuştur.</p>
<p>19’uncu yüzyılın ortalarında doğup 20’nci yüzyılın ilk çeyreğinde etkinliğini sürdüren Pavlov neler yapmış?</p>
<p>Çok şey&#8230;</p>
<p>*</p>
<p>Bir küçük köpek üzerinde deneyler yaparmış Pavlov; yemek vermeden önce hayvana çember biçiminde ve elektrik şoku vermeden önce de elips biçiminde parlak bir ışık gösterirmiş, köpek akıllı bir yaratık olduğundan kısa sürede koşullanmış; parlak çemberi görünce seviniyor, kuyruğunu sallıyor; elipsi görünce havlamaya, hırlamaya, ulumaya başlıyormuş.</p>
<p>Bilgin, yavaş yavaş elipsi (ovallığını gidererek) çemberleştirmeye başlamış. Köpek önceleri çemberleşen elipsle gerçek çemberi birbirinden ayırmakta olağanüstü bir yetkinlik göstermiş, ama öyle bir noktaya gelmiş ki köpekçiğin ayrım gücü azalmış, kuşkuları yoğunlaşmış. Yaklaşan ışık elips mi?.. Çember mi?.. Yani, elektrik şoku ne zaman gelecek?.. Yemek ne zaman sunulacak?.. Hayvan bilemiyor. Şaşırıyor. Yemek beklerken elektrik şokuyla karşılaşıyor, acı duyuyor; şok geliyor derken yemek sunuluyor. Hayvan huysuzlaşmaya başlamış. Eskiden uslu uslu otururken durmadan çırpınmaya, yuvarlanmaya, ulumaya yönelmiş.</p>
<p>Bir çeşit ruh hastası olmuş?..</p>
<p>Acaba köpekte ruh var mı?..</p>
<p>Pavlov deneyi tersine çevirip elipsin biçimini iyiden iyiye ovale dönüştürdükten sonra görmüş ki köpeğin iyileşmesi ve eski durumuna dönüşmesi çok zordur. Hayvanın kendine gelmesi, benliğinin durulması, eski dengelerinin sağlanması kolay değil.</p>
<p>*</p>
<p>Pavlov’un bilimsel verilerinin anlamları bu köşenin çerçevesini aşar. Ne var ki insanoğlunu ister maymundan türemiş sayın, ister aşağılık bir köpeğin koşullarıyla değerlendirin, belirsizlik karşısındaki tutumu bellidir. Akşam hangi suratla kapıyı çalacağını bilmediği kocasını beklerken tedirgindir; eşinin kendisini aldattığını sanan kocanın tepkileri olumsuzdur.</p>
<p>Toplumsal yaşamda neyin ne olduğunun bilinmesi, kişinin ruhuna dinginlik, topluma da dirlik düzenlik verir. Sözgelimi her Tanrı’nın günü işinden kovulmak korkusuyla yaşayan kimsenin ruhsal dengesinin bozulması doğaldır.</p>
<p>Önce hukuk devletinin ve ardından sosyal devletin oluşması bu yalın gerekçeden doğmuştur.</p>
<p>İnsanca bile değil, hayvanca bir içgüdünün dürtüleriyle kişioğlu tarih boyunca güvence aramıştır. Güvence olmayan yerde en zor durumda olanlar da yöneticilerdir. Çünkü Pavlov’un köpeği bir deney hayvanıydı ve zincirle bağlıydı.</p>
<p>Oysa çağımız dünyasında milyonlarca insanı bağlamaya olanak yok.</p>
<p>(18 Ocak 1982 tarihli yazı)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/elips-ve-cember/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>El Ele&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/el-ele/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/el-ele/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 07:13:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlhan Selçuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=54772</guid>
		<description><![CDATA[Bir bayram günüydü sanırım. Alacalı bir anı. Güneşli bir hava. Babam elimden tutmuş, yürüyoruz. İlk kez büyüdüğümü duyumsadım; sıkıldım babamın tutmasından elimi; çektim, koşmaya başladım. Ardımdan bağırdı: - Dur oğlum, nereye? Nereye mi? Çevre kalabalık. Kaldırımlar dopdolu. Tramvaylar çan çan. Dükkânlar sıra sıra. Ötekine berikine çarpıyorum. Yürüyenlerin gölgeleri üstümden geçtikçe gözlerim kamaşıyor. Güneşi bir görüyorum, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir bayram günüydü sanırım. Alacalı bir anı. Güneşli bir hava. Babam elimden tutmuş, yürüyoruz. İlk kez büyüdüğümü duyumsadım; sıkıldım babamın tutmasından elimi; çektim, koşmaya başladım.<span id="more-54772"></span></p>
<p>Ardımdan bağırdı:</p>
<p>- Dur oğlum, nereye?</p>
<p>Nereye mi?</p>
<p>Çevre kalabalık. Kaldırımlar dopdolu. Tramvaylar çan çan. Dükkânlar sıra sıra. Ötekine berikine çarpıyorum. Yürüyenlerin gölgeleri üstümden geçtikçe gözlerim kamaşıyor. Güneşi bir görüyorum, bir yitiriyorum.</p>
<p>Nereye?</p>
<p>Bilmiyorum ki gideceğim yeri, yürüyeyim. Babam yetişti, elimden tuttu:</p>
<p>- Bırakma sakın!..</p>
<p>Yan yana yürümeye başladık yine; ama içimde bir sıkıntı. Çekmek istediğim elimi babam bırakmıyor; huysuzlanıyorum, duruyor babam, bana bakıyor:</p>
<p>- Ne istiyorsun?</p>
<p>- Hiç&#8230;</p>
<p>*</p>
<p>Aradan yıllar geçti.</p>
<p>Büyüdüm.</p>
<p>Liseye gidiyorum.</p>
<p>Bir ilkyaz günü&#8230;</p>
<p>Okul yolunda ağaçlar var. Güneş bir görünüyor, bir saklanıyor ağaçların ardına; benimle saklambaç oynuyor. Çiçek kokusu duydum birden&#8230;</p>
<p>Başım dönüyor.</p>
<p>Koşmaya başladım&#8230;</p>
<p>Nereye?</p>
<p>İçimden çantayı yere vurmak, okulu asmak, kırlarda yatıp yuvarlanmak geliyor.</p>
<p>Birden bir ses duyar gibi oldum:</p>
<p>- Dur oğlum, nereye?</p>
<p>Döndüm baktım, kimse yok.</p>
<p>Babam elimi tuttu sanki:</p>
<p>- Bırakma sakın!..</p>
<p>Kendime geldim, okul yolunda yürümeye başladım, güneş ağaçların ardında bir görünüyor, bir kayboluyor.</p>
<p>*</p>
<p>Mahkemedeyim.</p>
<p>Sanık sandalyesinde oturuyorum.</p>
<p>Tam karşımda bir yargıç&#8230;</p>
<p>Öylesine bir yargıç&#8230;</p>
<p>Emir kulu, dar gelirli, bürokrat, üstünden emir almış, mahkûm edecek beni&#8230;</p>
<p>Pencereden bakıyorum, masmavi bir gök, bulutlar uçuşuyor; birden tepem atıyor: Kalk ulan, şu herifin ne aşağılık bir böcek olduğunu suratına haykır&#8230;</p>
<p>Tam kalkacakken, birisi omuzumdan bastırıp soruyor:</p>
<p>- Nereye?</p>
<p>Tutukluyum.</p>
<p>Arkama dönüyorum, hiçbir görevli yok. Beni yerime oturtan görevliler değil&#8230;</p>
<p>Peki, kim?..</p>
<p>Babam.</p>
<p>Uzun yıllar önce öldü babam; ama ne zaman bir çocukluk etmeye kalksam yetişiyor.</p>
<p>*</p>
<p>Belki o her yerde bana yetişen, babam değil, benim; içimdeki ikinci benim.</p>
<p>Her insan gibi ben de büyüdükten sonra benliğimde baba-oğul yaşıyoruz. Oğul ne zaman bir yaramazlık yapmaya kalksa, baba işe karışıyor:</p>
<p>- Dur bakalım!..</p>
<p>O zaman elinden tutuyorum, tıpış tıpış, uslu uslu yanında yürümeye başlıyorum.</p>
<p>(5 Ağustos 1987 tarihli yazısıdır)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/el-ele/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nereden Nereye?..</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/08/nereden-nereye-2/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/08/nereden-nereye-2/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 08:10:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlhan Selçuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=54609</guid>
		<description><![CDATA[Enver Bey 29 yaşında. Berlin’de askeri ataşe. İmparator Wilhelm, genç kurmaya önem veriyor, Türkiye’nin gelecekteki önderi sayıyor, bu hava saraya yayılıyor. İmparatorun genç yeğenlerinden bir Alman prensesi, Türk binbaşısına ilgi duyuyor. Ancak tüm kadınca yaklaşma çabalarına karşı Enver’in yaptığı tek şey, prensesin karşısında dikilip topuklarını birbirine çarpmak, mahmuz şıkırtısıyla genç kadına yanıt vermek&#8230; Prensesin konağındaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Enver Bey 29 yaşında. Berlin’de askeri ataşe. İmparator Wilhelm, genç kurmaya önem veriyor, Türkiye’nin gelecekteki önderi sayıyor, bu hava saraya yayılıyor.<span id="more-54609"></span></p>
<p>İmparatorun genç yeğenlerinden bir Alman prensesi, Türk binbaşısına ilgi duyuyor. Ancak tüm kadınca yaklaşma çabalarına karşı Enver’in yaptığı tek şey, prensesin karşısında dikilip topuklarını birbirine çarpmak, mahmuz şıkırtısıyla genç kadına yanıt vermek&#8230;</p>
<p>Prensesin konağındaki bir “kabul günü”ne Enver çağrılıdır. Prenses odasına çekilir, hafif ve açık bir giysiyle divana uzanır, havaya aşk kokusu sinmiştir; ama, Enver kapıdan girip durumu görünce yine hazır ola geçer, topuklarını birbirine çarpıp ayakta dikilir..</p>
<p>Prenses divandan fırlar, yüzü mosmor kesilir, öfkeyle atar kendisini dışarı:</p>
<p>“- Fakat bu bir manken!..”</p>
<p>Şevket Süreyya bu olayı iki tanıktan dinledikten sonra yazmış&#8230;</p>
<p>Genç zabitin utangaç davranışını doğal saymak gerekir. O yılların Osmanlı delikanlısını daha küçük yaştan etkileyen töreler, davranışları belirliyordu. Enver Bey sonunda İkinci Abdülhamit’in kardeşi Şehzade Süleyman Efendi’nin kızı Naciye Sultan’la evlendirilir.</p>
<p>*</p>
<p>Naciye Sultan anılarında o günleri anlatıyor:</p>
<p>“Yazları Nispetiye Köşkü’nde, kışları Feriye Sarayı’nda otururduk. Yan yana olan kardeş saraylarının arasında bile yüksek duvarlar vardı. Her çocuğa maaş bağlanırdı. Her çocuğun kalfası, arabası, lalası ve tablacısı vardı. Bir aile sofrası görmemiştik. Hepimiz kendi başımıza yemek yerdik. 40-50 odalı saraylarda bile yemek odası diye bir şey yoktu. Herkesin yemek tablası kendi odasına gelirdi. Şehzadeler ve sultanlar için mektep de yoktu. Dışardaki mekteplere de tabii gönderemezlerdi. Biz gene saraya gelen özel hocalardan bazı dersler alırdık. Hülasa serbest hayatın hasretini çekerdik. Nitekim bugün düşünüyorum da, her şey pahasına, tekrar o hayata dönmek istemem.”</p>
<p>Naciye Sultan 30 yaşındaki Enver Bey’le nişanlandığı zaman 12 yaşındadır.</p>
<p>1911’de nikâh kıyılır.</p>
<p>Enver Bey Naciye Sultan’ı ancak 1914 yılında görebilecek, düğün de o yıl yapılacaktır.</p>
<p>*</p>
<p>Son yıllarda 1923 Devrimi’ne karşı çeşitli kesimlerden saldırı başladı. Cumhuriyet ile demokrasiyi birbirinden ayırıp 1923 Devrimi’nin Türkiye’ye hiçbir şey getirmediğini söyleyecek kertede aklını yitirmiş olanlar ortaya çıktılar.</p>
<p>Oysa 1923 Devrimi’nden önceki yaşam, ülkenin tepesindeki saraylarda bile ilkeldi.</p>
<p>Cumhuriyet yeni bir insan yarattı.</p>
<p>Yeni bir kadın&#8230;</p>
<p>Cumhuriyet devrimini gerçekleştiren kuşaktan gençlerin evlenecekleri kızı ancak nikâhtan sonra gördüklerini düşünmek, yaşananların derinliğini bize anlatabilir.</p>
<p>Ama bu yeterli mi?..</p>
<p>*</p>
<p>Türkiye bir yana, günümüzde Türkiye’ye ders vermeye kalkışan sözde ileri toplumlarda bile kadın ile erkeğin eşitliği sağlanamadı.</p>
<p>Peki, kadın-erkek eşitliğinin sağlanamadığı bir toplumda demokrasi eksik değil midir?..</p>
<p>1923’te kurulan Cumhuriyet kadın hukukunda inanılmaz bir demokratik devrimi gerçekleştirdi.</p>
<p>Yine de tüm insanlıkla birlikte yürüyeceğimiz yol çok uzun&#8230;</p>
<p>(6 Eylül 1998 tarihli yazısı)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/08/nereden-nereye-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anadolu Müslümanlığı</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/08/anadolu-muslumanligi/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/08/anadolu-muslumanligi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 08:05:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlhan Selçuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=54455</guid>
		<description><![CDATA[“Türk Müslümanlığı” olur mu?.. Olmaz mı?.. Son günlerde bu tartışma dallanıp budaklanı­yor; bağnazlar hop oturup hop kalkıyorlar. Neden?.. Çünkü kafaca bir ümmetin kulluğuna talim eden kişi için “kavmiyetçilik” kötüdür, bölücülüktür. Ancak dinlerin çeşitli coğrafyalarda çeşitli renk­lere büründüğü de bir gerçek&#8230; İran’da Müslümanlığın adı ne?.. Şiilik!.. * “Türk Müslümanlığı” olmaz.. Peki, ne Müslümanlığı olur?.. Sünni Müslümanlığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Türk Müslümanlığı” olur mu?..</p>
<p>Olmaz mı?..<span id="more-54455"></span></p>
<p>Son günlerde bu tartışma dallanıp budaklanı­yor; bağnazlar hop oturup hop kalkıyorlar.</p>
<p>Neden?..</p>
<p>Çünkü kafaca bir ümmetin kulluğuna talim eden kişi için “kavmiyetçilik” kötüdür, bölücülüktür.</p>
<p>Ancak dinlerin çeşitli coğrafyalarda çeşitli renk­lere büründüğü de bir gerçek&#8230;</p>
<p>İran’da Müslümanlığın adı ne?..</p>
<p>Şiilik!..</p>
<p>*</p>
<p>“Türk Müslümanlığı” olmaz..</p>
<p>Peki, ne Müslümanlığı olur?..</p>
<p>Sünni Müslümanlığı olur..</p>
<p>Hanefi Müslümanlığı olur..</p>
<p>Şii Müslümanlığı olur..</p>
<p>Nakşibendi Müslümanlığı olur..</p>
<p>Süleymancı Müslümanlığı olur..</p>
<p>Nurcu Müslümanlığı olur..</p>
<p>Alevi Müslümanlığı olur mu?..</p>
<p>Olmaz!..</p>
<p>Laik Cumhuriyeti Sünni diktasına dayanan din­ci devlete dönüştürmek isteyen yobaz kafasının mezhepler ve tarikatlar kılavuzu kendine özgü­dür.</p>
<p>*</p>
<p>Müslümanlık coğrafyası, mağrıptan maşrıka dek dünyaya serpilmiş&#8230;</p>
<p>Kimisi beş vakit namaz kılıyor..</p>
<p>Kimisi üç vakit.</p>
<p>Afganistan’da Müslümanlık kaç vakit?.. Birbiri­ni boğazlamaya kalkışanların hangisi daha Müs­lüman?.. Hangisi daha az Müslüman?.. Taleban Türkiye’ye gelse, türbanla üniversite kapılarında eylem yapmaya kalkışan kızları meydan dayağın­dan geçirip çuvala sokar, evlerine hapsedip tümü­ne okumayı yasaklardı; çünkü türban yüzü açık­ta bırakıyor.</p>
<p>Peki, Afgan Müslümanlığı olur mu?..</p>
<p>Oluyor&#8230;</p>
<p>Afgan Müslümanlığında televizyon izlemek bi­le yasak değil mi!..</p>
<p>İran ne yapıyor?..</p>
<p>Devlet zoruyla kadını çarşafa sokan İran’da Müslümanlık Şiilik demek&#8230;</p>
<p>Ama İran, Afganistan Müslümanlığına yan göz­le bakmaya başladı; sınıra yığınak yapıyor; Ayetullah, Irak’tan sonra bir de Afgan Müslümanıyla çatışır mı?..</p>
<p>*</p>
<p>İslamın kutsal kitabı Kuran!..</p>
<p>Ne var ki Müslümanlık, yayıldığı ülkelerin top­lumsal ve tarihsel doğasına göre biçimlenmiş, renklenmiş, uyum sağlamış, içerik kazanmış&#8230;</p>
<p>Kutuplara dek yayılmamış İslam, yoksa ‘ramazan’ı ilan etmek için Müslüman yeni Ay’ın doğu­şunu boşuna bekleyecek, oruç açmak isteyen mümin iftar topuna kulak verirken günler geçecek­ti; hiç kuşkusuz kutuplardaki İslam, Arap çöllerin­den çok daha değişik biçimlere bürünecekti.</p>
<p>Peki, Müslümanlıktan önce Türk’ün töresi, göreneği, geleneği yok muydu?.. Anadolu’daki Müslümanlığın Arap çöllerinden değişik olması, doğa yasasından kaynaklanan bir zorunluluk&#8230;</p>
<p>*</p>
<p>Anadolu’nun Sünnisi de Alevisi de Arap şeriat­çılığına uyum sağlayamaz; Anadolu Müslümanlı­ğı ülkemizin gerçeğidir, yobazlığa geçit vermeye­cek bir inanç yapısının bu coğrafyada benimsen­mesi, Türkiye’nin güzelliğidir.</p>
<p>(8 Eylül 1998 tarihli yazısı)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/08/anadolu-muslumanligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
