<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İlk Kurşun Gazetesi &#187; Ali Sirmen</title>
	<atom:link href="http://www.ilk-kursun.com/konu/cumhuriyet/ali-sirmen/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ilk-kursun.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 10 Mar 2010 21:09:59 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>GS, FB ve BJK’nin Kıymetlerini Bilelim</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/gs-fb-ve-bjk%e2%80%99nin-kiymetlerini-bilelim/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/gs-fb-ve-bjk%e2%80%99nin-kiymetlerini-bilelim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 06:39:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Sirmen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=33368</guid>
		<description><![CDATA[Neyse ki naklen yayın vardı, her şey herkesin gözü önünde oldu da kimsenin olayı saptıracak hali kalmadı. Olay derken, cumartesi günkü iptal edilen Diyarbakır-Bursaspor karşılaşmasından söz ettiğimi belirtmeye gerek yok sanırım.
Bu olaydan sonra, Diyarbakır’ın hükmen yenik ilan edilmesi ve sahasının uzun süre kapatılması, dolayısıyla da takımın çok çok büyük olasılıkla küme düşmesi ihtimal dışı değil. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Neyse ki naklen yayın vardı, her şey herkesin gözü önünde oldu da kimsenin olayı saptıracak hali kalmadı. Olay derken, cumartesi günkü iptal edilen Diyarbakır-Bursaspor karşılaşmasından söz ettiğimi belirtmeye gerek yok sanırım.<span id="more-33368"></span></p>
<p>Bu olaydan sonra, Diyarbakır’ın hükmen yenik ilan edilmesi ve sahasının uzun süre kapatılması, dolayısıyla da takımın çok çok büyük olasılıkla küme düşmesi ihtimal dışı değil. Hatta yöneticilerinin, takımı hemen ligden çekmeleri de mümkündür.</p>
<p>Bu sonuçların hiçbirinin iyi olmayacağı çok açık. Ama yapacak bir şey de yok.</p>
<p>İstenmeyen sonuçlar doğmasın diye hareketlerin karşılığı olan yaptırımların uygulanmaması daha da büyük sakıncalar doğuracaktır.</p>
<p>Ama daha şimdiden söyleyebiliriz ki, artık futbolun bölgecilik veya etnik ayrım konusunda caydırıcı olumlu değil, tam tersine azdırıcı olumsuz etkisinin duyulacağı bir aşamaya varılmıştır.</p>
<p>***</p>
<p>Futbola dudak bükerek sosyal işlevini yadsımak ne kadar sosyal bir körlük ise, onun siyasal ve sosyal olaylardan soyutlanarak salt spor çerçevesinde kalacağını sanmak da, o kadar büyük toplumsal bir saflıktır.</p>
<p>Futbol bir sosyal vakıa olarak vardır. Önemli olan onu nasıl kullanacağınızı bilmektir.</p>
<p>Küreselleşen kapitalizm, onu hem bir kâr hem de küreselleşme ortamı yaratma aracı olarak başarıyla kullanmaktadır.</p>
<p>Siyasetçiler de, fenomenden kendilerine düşen payı çıkarmak için ellerinden geleni artlarına koymamaktadırlar. Tabii bunlar arasında yerel yöneticiler, hatta yerel mütegallibe ve egemenleri de saymak gerek.</p>
<p>Küreselleştikçe, mikro milliyetçi ve bölgeci olan dünyada, futbolun da, kimi zaman bu eğilimleri güçlendirecek bir etken olduğu görülebilir.</p>
<p>Yaptıkları analizler, ülkeye uymasa da, “zarar yok ülke analizime uysun” fütursuzluğu içinde toplumu güya irdeleyenler, bir zamanlar Eskişehirspor örneğinden başlayıp, sonra başarıları daha uzun ömürlü olan Trabzonspor’u dayanak alarak yola devam edip ortaya garip fikirler atmışlardı.</p>
<p>Bu şaşkınlar, saf ve bakir Anadolu’nun “Bizans Dükalığı”na karşı isyanı teorisini geliştirerek, sistemle, sosyal yapıyla hiçbir ilişkisi olmayan, Türk futbolunun gerçeklerini hiç görmeyen, saçma analizlerle bölgecilik, ayrımcılık, ve ayak kokan hödük popülizm çukuruna battıkları gibi birçok kişiyi de peşlerinden sürüklemişlerdi.</p>
<p>Analiz ne Türkiye’ye uyuyordu ne kapitalist sistemin gerçeklerini yansıtıyordu, ne de Türkiye’nin bire bir kopyası olan ve otoktonunun on misli göçebe barındıran İstanbul’un yeni durumuyla bağdaşıyordu. Neyse onu geçelim bir kalem.</p>
<p>***</p>
<p>Üstelik de, o “tu kaka” edilen Bizans Dükalığı’nın üç büyüklerinin önemli işlevleri vardı ve onlar “Süper Lig” takımları içinde, kaçınılmaz olarak yaygınlaşan bölgecilik ve Diyarbakır örneğinde görüldüğü gibi etnik kimlik eğilimlerinin tersine, bölgesi, etnik kökeni, dili, dini ne olursa olsun, herkes için toplumsal bir ortak kimlik yaratmak gibi kendine özgü ve önemli bir rol yükleniyorlardı.</p>
<p>Alın size, densiz “İstanbul Dükalığı” zırvasının kenara atılması için bir neden daha.</p>
<p>Üç büyüklerin yukarıda belirttiğimiz işlevlerinin en çarpıcı örneği, Galatasaray’ın büyük Avrupa başarısı döneminde, Cimbom’un zaferlerinden sonra, İstanbul, Ankara, İzmir ve Diyarbakır’da aynı nedenle, aynı anda, aynı ortak coşkunun yaşanmasıydı.</p>
<p>Futbolun toplumsal yaşama olumlu bir katkısıydı bu.</p>
<p>Olay yalnızca Galatasaray’a özgü değil, Beşiktaş ve Fenerbahçe de, ortak bir kimlik yaratmak işlevi açısından aynı konumdadırlar.</p>
<p>Bu yüzdendir ki, Galatasaraylı olmama karşın, Beşiktaş ve Fenerbahçe’ye de, ayrı bir dikkat ve ihtimam ile eğilir, onları da gerçekten içtenlikle severim.</p>
<p>- Evet, saçma sapan İstanbul Dükalığı analizlerini, “üç büyükler” karşıtlığını bırakalım da Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın kıymetlerini bilelim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/gs-fb-ve-bjk%e2%80%99nin-kiymetlerini-bilelim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Balbay Kimin  İçin Yatıyor?</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/balbay-kimin-icin-yatiyor/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/balbay-kimin-icin-yatiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 01:29:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Sirmen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=33096</guid>
		<description><![CDATA[Sevgili,
Bizim adımıza acı çeken, bizim günahlarımızın yükünü sırtlanan İsa esprisine aşina olmak için illa Hıristiyan olmak gerekir mi bilmiyorum.
Ama az ya da güdük gelişmiş toplumlarda, birileri bütün toplum adına çarpıklıkların, aksaklıkların ceremesini yüklenip taşırlar&#8230;
Özellikle geçiş dönemlerinde bu duruma sıkça rastlanır. Baskıcı yönetimlere gözdağı vermek, sindirmek ya da kendisini haklı gösterecek bahaneler bulmak için kimi kurbanlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili,</p>
<p>Bizim adımıza acı çeken, bizim günahlarımızın yükünü sırtlanan İsa esprisine aşina olmak için illa Hıristiyan olmak gerekir mi bilmiyorum.<span id="more-33096"></span></p>
<p>Ama az ya da güdük gelişmiş toplumlarda, birileri bütün toplum adına çarpıklıkların, aksaklıkların ceremesini yüklenip taşırlar&#8230;</p>
<p>Özellikle geçiş dönemlerinde bu duruma sıkça rastlanır. Baskıcı yönetimlere gözdağı vermek, sindirmek ya da kendisini haklı gösterecek bahaneler bulmak için kimi kurbanlar gereklidir, onlar bulunur ve sonra rejimsel kader ağlarını örmeye başlar&#8230;</p>
<p>Kurban kimi zaman başına gelenlere bir anlam veremez ve şaşkınlık içinde sorar:</p>
<p>- Neden ben?.. Neden?.. Neden?..</p>
<p>Sorunun yanıtı bütün anlamsızlığını ortaya koyar:</p>
<p>- Neden olmasın ki?..</p>
<p>Burada anlatılmak istenen şudur:</p>
<p>- Sen olmasaydın, bir başkası olacaktı, neden sen olmayasın ki, şansına küs!..</p>
<p>Tabii bu söylemesi kolay, çekmesi zor bir durumdur ve her dönemin bir değil, birden çok hatta birçok “şansına küsmesi gerekeni” vardır.</p>
<p>Önceki gün hapiste birinci yılını dolduran arkadaşım Mustafa Balbay, tıpkı ondan daha uzun süredir, orada olan arkadaşım Tuncay Özkan, geçenlerde bu köşede mektuplarını okuduğum genç meslektaşlarım Deniz Yıldırım ve Ufuk Akkaya gibi bu dönemin şanslarına küsecek kişileri&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>Mustafa orada gazeteciliğinden dolayı yatıyor, tıpkı adını andığım diğer meslektaşlarım gibi&#8230; Üstelik onlar bu mesleği bilerek ve isteyerek seçip, yine bilerek ve isteyerek toplumun yararı doğrultusunda icra ettiklerinden “neden ben” diye soracak konumda da değiller.</p>
<p>Mustafa bir yıldır özgürlüğünden yoksun.</p>
<p>Aslında gazetecinin mesleğini yaparken sahip olduğu özgürlük, kendi kişisel özgürlüğü değil, kamunun ortak haber alma özgürlüğüdür. Bu durumda Balbay bizim özgürlüğümüzü vekâleten kullanmaktadır.</p>
<p>Ve elhak, Balbay bu özgürlüğü asıl sahibine ihanet etmeden, onun çıkarı doğrultusunda kullanmıştır.</p>
<p>Balbay gazetecilik yaparken nasıl bizim olan özgürlüğü kullanıyor idiyse, hapis yatarken de bizim adımıza yatıyor, tıpkı öbür arkadaşlarımız gibi&#8230;</p>
<p>Sanıyorum, içimizde bu gerçeği, arada sırada da olsa, Balbay’ı anımsayıp, birden kendini demir parmaklık arkasında hissedip içine kor düşenler hiç de az değil. Bunların duyguları ve isyanları, Silivri’ye kadar uzanıyor mu bilemem.</p>
<p>***</p>
<p>Diğer meslektaşlarım gibi, tutuklu olarak içeride bulunan Balbay’ın da davası sürüyor, ama artık onun için beraat imkânı yok.</p>
<p>Daha doğrusu hukuken var olan beraat olasılığının, fiilen bir kıymeti harbiyesi yok.</p>
<p>Çünkü Mustafa Balbay, tutukluluk yoluyla bir yıllık hapis süresini doldurduğu şu anda, zaten üç yıllık mahkûmiyetin infaz olarak karşılığını yatmış durumda. Tuncay Özkan için ise bu süre daha da uzun.</p>
<p>Duruşmanın sonunda şu ya da bu şekilde, beraat etseler bile, yasada yazılı maddesi bulunmayan bir suçtan mahkûm olmuş muamelesi görmüş olacaklar.</p>
<p>Bu suç hangisi ve kimin?</p>
<p>Yasanın uygulanması söz konusu olduğuna göre, tutuklama kararını talep eden ve ona hükmedenlerin suçundan söz etmek mümkün değil tabii ki&#8230;</p>
<p>Hatta “yasanın uygulanması söz konusu olduğuna göre ortada suç da yok yasal bir durum var” diyebilir miyiz?</p>
<p>Durumun yasal olduğunu kabul etmemiz, onun hukuka uygun olduğu sonucunu da doğurur mu?</p>
<p>İşte bu sonuncuya evet demek mümkün değildir. Çünkü güdük gelişmiş toplumlarda yasaya uygunluk her zaman hukuka uygunluğu da getirmiyor.</p>
<p>Demek ki, burada suç güdük gelişmişlikten doğuyor.</p>
<p>Bu durumda suçlu da güdük gelişmişliği düzeltemeyen bizler oluyoruz.</p>
<p>Demek ki, bizim haber alma özgürlüğümüzü vekâleten kullanan Balbay, bizim adımıza hapis yatarak, kendi kişisel özgürlüğünden de yoksun kalıyor. Üstelik cezasını çektiği suç da bizim suçumuz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/balbay-kimin-icin-yatiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu İktidar Ermenistan Sınır Kapısını Açar</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/bu-iktidar-ermenistan-sinir-kapisini-acar/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/bu-iktidar-ermenistan-sinir-kapisini-acar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 23:39:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Sirmen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=32991</guid>
		<description><![CDATA[Bu işte en çok dikkatimi çeken ve canımı sıkan da, Ermenistan’ın bizi ve oyunun kurallarını çok iyi bilmesi.
Bu işten kastımın, Ermeni soykırım tasarısının ABD Temsilciler Meclisi Dışilişkiler Komisyonu’nda bir oy farkla kabulü olduğunu söylememe bilmem gerek var mı?

Ezelden beri başvurduğumuz klasik mazeret ve tesellileri artık bırakalım bir yana.
- Komisyon Başkanı Howard Bermann taraf tuttu, yoksa! [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu işte en çok dikkatimi çeken ve canımı sıkan da, Ermenistan’ın bizi ve oyunun kurallarını çok iyi bilmesi.</p>
<p>Bu işten kastımın, Ermeni soykırım tasarısının ABD Temsilciler Meclisi Dışilişkiler Komisyonu’nda bir oy farkla kabulü olduğunu söylememe bilmem gerek var mı?<br />
<span id="more-32991"></span><br />
Ezelden beri başvurduğumuz klasik mazeret ve tesellileri artık bırakalım bir yana.</p>
<p>- Komisyon Başkanı Howard Bermann taraf tuttu, yoksa! falan gibi nafile yakınmalara başvurmayalım.</p>
<p>Kanımca, bundan sonra ne olacağı da önemli değil. Şimdi konu Temsilciler Meclisi Genel Kurulu’nda görüşülür mü, görüşülmez mi, görüşülürse kabul edilir mi gibi soruların aslında önemi yok.</p>
<p>Varsayalım ki görüşülmedi, varsayalım ki görüşüldü de kabul edilmedi.</p>
<p>Eee peki gelecek yıl ne olacak?</p>
<p>Daha kaç yıl, bu böyle devam edecek?</p>
<p>Genç zarif meslektaşım Ece Üner, hazırlayıp Haber Türk’te perşembe akşamları 20.00’de sunduğu haber analiz programı “Olduğu Gibi”de önceki gün şöyle diyordu:</p>
<p>- Her yıl baharın geldiğini Ermeni tasarısının ABD Kongre gündemine girmesinden anlıyoruz.</p>
<p>Bu zeki ve zarif benzetme aynı zamanda gerçeği çok çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.</p>
<p>***</p>
<p>İktidarın Ermeni tasarısının komisyonda kabulü karşısında gösterdiği tepkinin çok sert olacağı, Türk kamuoyuna duyuruldu.</p>
<p>Bu cümleden olmak üzere, Washington Büyükelçimiz Namık Tan durumu görüşmek üzere Ankara’ya çağrıldı, kimi silah siparişlerinde de, bazı Amerikan firmalarının saf dışı edilecekleri, daha önce bu şirketlere duyurulmuştu.</p>
<p>Bunlar olurken, Ermenistan tarafı ile diyaspora, ABD’ye şöyle güvence veriyorlardı:</p>
<p>- Merak etmeyin bu Türkler böyledir, bağırır çağırır, ama aslında bir şey yapamazlar. Bütün bu jestler aslında iç kamuoyuna yönelik.</p>
<p>İşte beni en çok üzen, illet eden de bu sözlerin hiç de yanlış olmaması.</p>
<p>Erivan da diyaspora da, olayın bu yönünü çok iyi biliyorlar ve hesaplarını bunun üstüne oturtuyorlar.</p>
<p>Yine her ikisinin de iyi bildiği bir başka gerçek de, genelde büyük güçlerin, özelde ABD’nin baskı uygularken, onu en kırılganın üzerinde yoğunlaştırdığıdır. 12 Mart döneminde haşhaş ekimi yasağı sırasında da, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı gelişmelerinde de, bu kuralın uygulamalarına tanık olduk. İlk olayda, baskı ona daha fazla boyun eğen Türkiye’ye yöneldi, ikincisinde ise, Türkiye’nin direncini gören ABD, önleyemediği operasyonu öğrenir öğrenmez, baskısını Atina’ya yöneltti.</p>
<p>***</p>
<p>Bu gerçeklerin ışığında hareket eden Ermenistan, Türkiye’den isteklerini almakla yetinmedi, imzalanan protokollerin yürürlüğe girmesinin önündeki engellerin aşılmasında, ödünü kendi vermeyip Ankara’nın sırtına yüklemek için, uzlaşmaz sert bir tavır sergilemeye de özen gösterdi.</p>
<p>Protokollerin imzalanması sırasında, Ermenistan Dışişleri Bakanı’nın işi yokuşa sürer görüntüsü, ardından Cumhurbaşkanı Sarkisyan’ın tutumu, Anayasa Mahkemesi’nin kararı hep Ermenistan’ın ne pahasına olursa olsun baskıya direnecek sert taraf olduğunu gösterip, ABD’ye “Sen baskını Erdoğan iktidarına yönelt!” mesajını iletmeye yönelikti.</p>
<p>Ankara’nın muhalefetin ve yandaş olmayan medyanın tüm uyarılarına karşın protokolleri, hiçbir karşılık almadan imzalaması ise, “yes man”in kim olduğunu çok iyi gösteriyordu.</p>
<p>Bekleyin şimdi, Washington şokunun üzerinden biraz süre geçsin, göreceksiniz, artık “Şu protokolleri Meclis’ten geçirip kapıları açın!” yolundaki baskılar nasıl hafiften başlayıp artarak sürecek&#8230;</p>
<p>Yine göreceksiniz ki, bu AKP iktidarı, her şeye karşın sınır kapısını da açacaktır.</p>
<p>Üzücü ama ne yazık ki, öyle!</p>
<p>Sevgili Okurlar,</p>
<p>Bu satırları yazarken, Sevgili Macide Tanır telefon etti ve Deniz Som’u da aradığını belirttikten sonra şunları ekledi:</p>
<p>- Niye şaşıyorsunuz? Ülkemizin okumuşları da, soykırımı Amerika’dan önce kabul edip Ermenilerden özür dilememişler miydi?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/bu-iktidar-ermenistan-sinir-kapisini-acar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CHP Bu Sorunu Kendi İçinde Tartışıp Çözmeli</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/chp-bu-sorunu-kendi-icinde-tartisip-cozmeli/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/chp-bu-sorunu-kendi-icinde-tartisip-cozmeli/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 08:37:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Sirmen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=32796</guid>
		<description><![CDATA[Bugün, korkunç işsizliği mi, yoksula yıllık yüzde 20’lerin üstünde yansıyacak olan yıllık enflasyonu mu, yoksa yargı reformu ile referandumu mu tartışalım derken, Mersin CHP’li kadın üyelerinin hilafetin kaldırılmasının 86. yılı dolayısıyla yaptıkları gösterilerin haberi çarptı gözüme.

CHP’li kadınlar, bu yıldönümü dolayısıyla alanda çarşaf yakmışlar. CHP Kadın Kolları Başkanı Havva Ongunsel bu gösteri sırasında konuşmada, şunları söylemiş:
- [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün, korkunç işsizliği mi, yoksula yıllık yüzde 20’lerin üstünde yansıyacak olan yıllık enflasyonu mu, yoksa yargı reformu ile referandumu mu tartışalım derken, Mersin CHP’li kadın üyelerinin hilafetin kaldırılmasının 86. yılı dolayısıyla yaptıkları gösterilerin haberi çarptı gözüme.<br />
<span id="more-32796"></span><br />
CHP’li kadınlar, bu yıldönümü dolayısıyla alanda çarşaf yakmışlar. CHP Kadın Kolları Başkanı Havva Ongunsel bu gösteri sırasında konuşmada, şunları söylemiş:</p>
<p>- Ülkemiz üzerinde kara bulutlar dolaşıyor. TC’yi tehdit edenlere karşı birlik olmaya ve devrimlerimize sıkı sıkıya bağlı kalmaya devam edeceğiz.</p>
<p>Saptama doğru, konuşma güzel.</p>
<p>Türkiye’nin üstünde kara bulutlar dolaşıyor&#8230;</p>
<p>Vatandaş pahalılıktan, yoksulluktan bizar&#8230;</p>
<p>Vatandaş işsizlik karşısında umarsız&#8230;</p>
<p>Vatandaş terörden şekvacı&#8230;</p>
<p>Vatandaş tek adam diktasından korkuyor&#8230;</p>
<p>Eli kalem tutan herkes tehdit altında&#8230;</p>
<p>Dini siyasete alet edenler, duruma egemen olmuşlar, soygun ve talan düzenlerini sürdürüyorlar&#8230;</p>
<p>Bunlara karşı mücadele şart. Burada CHP’ye de, öncelikle görev düştüğü kesin.</p>
<p>***</p>
<p>Ama söyler misiniz bana, bu mücadelenin yolu, alanlarda çarşaf yakmak mı?</p>
<p>Söyler misiniz şu anda halkın bir numaralı sorunu çarşaf mı?</p>
<p>Çarşaf sorununu tartışırken, çarşaf ile başörtüsünün bilerek karıştırıldığını, geniş kitlelerin kafalarının bulandırıldığını yadsımak mümkün mü?</p>
<p>Kamu alanında dinsel simgeleri teşhir etmek sorununun, bazı yanlışlardan da yararlanarak, kimi çevrelerce “insanların başörtüsüne karışıyorlar” biçiminde sunulup, mağdur havası yaratıldığını bunca olaydan sonra görmemek mümkün mü?</p>
<p>Bütün bunlar karşısında, laiklikten yana olanların gerçekleri daha iyi anlatmak için bu mağduriyet söyleminin balonunu patlatmaları gerekmez mi?</p>
<p>Bütün bu gerçekler ortada, halkı yakan gündem apaçık önümüzdeyken, tesettür konusunu öne çıkarmak, din sömürücüleri yararına gündem saptırmak değil mi?</p>
<p>İyi niyetlerinden ve çalışkanlıklarından zerrece şüphe olmayan CHP’li kadınlarımız 3 Mart 1924’ün 86. yılını kutlarken ortaya attıkları çarşaf meselesinin partilerinin 4. Kongresi’nde 1935’te Atatürk’ün huzurunda da gündeme geldiğini biliyorlar mı?</p>
<p>Partinin adının Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan, Cumhuriyet Halk Partisi’ne çevrildiği, bu 4. Kongre’de peçe ve çarşaf konusunda 16 Mayıs günkü oturumda kürsüye çıkan dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın sözlerine Soner Yalçın “Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor” adlı yapıtının 71. sayfasında yer veriyor. Kitabı herkese tavsiye ederim.</p>
<p>Yalçın’ın da belirttiğine göre, Şükrü Kaya bu konuda şunları söylemişti:</p>
<p>- Eğer bu mesele büyük ve önemli olsaydı, bu büyük inkılabı yapan, onu da programına koyar lazım gelen kararı alırdı.</p>
<p>***</p>
<p>Çarşaf ve başörtüsü konusu kimi çevreler tarafından alabildiğine sömürüldü, kamu alanında, dinsel simgeler teşhiri konusu ustaca saptırıldı ve sözde “mağdurlar” yaratıldı.</p>
<p>Geçenlerde bir programda, Türkiye’nin gündemi ve sorunlarıyla ilgili olarak, bu konudan başka konuşacak bir şeyi olmayan bir hanım, bunu tartışmaya açmak istedi.</p>
<p>- Çankaya’ya türbanın sokulduğu bir ortamda, ben böyle bir konuyu tartışmam, bu konuda mağdur edebiyatına gerek yok. İktidar bunu kullanıyor. Sorun tartışma sonucunda varılacak bir toplumsal mutabakatla çözülebilir, diye yanıtladım, hanımı.</p>
<p>Gerçekten de yapılması gereken budur ve bu konuda CHP’ye görevler düşmektedir.</p>
<p>Türbanın Çankaya’ya sokulduğu bir ortamda, CHP başörtüsüyle uğraşıyor görüntüsü vermeden, sorunun çözümüne önayak olmalıdır. Bu tabii ki, tesettürlü hâkim ve yargıçlar dönemine yol açacak bir çözüm olmayacaktır.</p>
<p>“CHP laikliği korumak ve savunmaktan vazgeçsin!” demiyoruz. Böyle bir tavır onun kendisini inkârı demektir ve yok olmasına yol açar.</p>
<p>Ama CHP, laikliği korurken işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk gibi halkın her gün canına okuyan konuları da gündemdeki yerlerinden geriye atmayarak, başörtüsü sorununu aslında çözmeye hiç niyetli olmayıp, sömüren bir iktidarın maskesini de düşürmelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/chp-bu-sorunu-kendi-icinde-tartisip-cozmeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Affedersiniz Ama  Biz Ne Demiştik ki?..</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/affedersiniz-ama-biz-ne-demistik-ki/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/affedersiniz-ama-biz-ne-demistik-ki/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 08:12:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Sirmen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=32692</guid>
		<description><![CDATA[Kötü bir şey olduğunda insan üzülür ama meydana gelecek olan kötülüğü, daha önceden haber vermişse kişi, o zaman kulak asılmamış olmasına daha çok sinirlenir.
Hasıl olacaklar konusunda daha önce etrafını uyardığını hatırlatırken “Ben dememiş miydim, demekten nefret ederim ama&#8230;” diye başlayan kimi yazarların aksine, “ben dememiş miydim,” demeye bayılırım. Çünkü “Behey gafil seni bu kadar uyardık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kötü bir şey olduğunda insan üzülür ama meydana gelecek olan kötülüğü, daha önceden haber vermişse kişi, o zaman kulak asılmamış olmasına daha çok sinirlenir.</p>
<p>Hasıl olacaklar konusunda daha önce etrafını uyardığını hatırlatırken “Ben dememiş miydim, demekten nefret ederim ama&#8230;” diye başlayan kimi yazarların aksine, “ben dememiş miydim,” demeye bayılırım. Çünkü “Behey gafil seni bu kadar uyardık ama kalın kafalılığı sürdürdün” demek gereklidir ki, şaşkın aynı şaşkınlığı sürdürmesin.<span id="more-32692"></span></p>
<p>Şu AKP iktidara geldiğinden beri, “sivil darbe” girişimi içinde olduğunu yazdık. Aradan uzun süre geçti, onlarda demokrat arayanlar, iş işten geçince diktatörü görerek keramet sahibi oldu. Her neyse, yine de hiç değilse gerçeği gördüler ya!</p>
<p>Şimdi de, Ermeni “soykırımı” tasarısının Amerikan Temsilciler Meclisi önüne gelmesi üzerine bir kez daha içimden şöyle haykırmak geliyor:</p>
<p>- Ey gafiller biz size, bunları imzalamayın! dememiş miydik? Ama imzaladınız bakın şimdi ne dediysek onlar oldu mu? Bari yanlışı anladınız mı?</p>
<p>***</p>
<p>Türkiye, ABD’nin hemen ardından tanıdığı Ermenistan ile sınırlarını, bunların Dağlık Karabağ’a saldırarak, o bölgeyi ve dışındaki bir kısım Azerbaycan toprağını işgal etmesi üzerine kapatmıştı.</p>
<p>Tayyip Erdoğan da, bu politikaya sahip çıktıklarını, Ermenistan ile sınırların açılmasını Azerbaycan koşuluna bağladıklarını açıklamıştı.</p>
<p>Bütün bunların yanı sıra, Ermenistan diyaspora ile birlikte, soykırım iddialarıyla Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya, uluslararası platformda güç duruma düşürmeye çalışmaktaydı.</p>
<p>Ermenistan aynı zamanda anayasal belge niteliğindeki Bağımsızlık Bildirgesi ile, TC’nin doğusundaki kimi topraklar üzerinde de, “Batı Ermenistan” deyimiyle hak talep etmekteydi.</p>
<p>Türkiye’nin “Herkes arşivlerini açsın, objektif belgeler üzerinden araştırma yapılsın, gerçek siyasi mülahazalara kurban edilmeden ortaya çıksın” taleplerini kulak arkası eden Ermenistan görülüyor ki, sadece tarihle yüzleşme değil, aynı zamanda Türkiye’den toprak ve tazminat talebi peşindeydi.</p>
<p>Ekonomik çıkmazdan bir türlü kurtulamayan Ermenistan yurttaşı 75.000 kişi de şu anda Türkiye’nin göz yummasıyla topraklarımız üzerinde kaçak işçi olarak çalışmaktaydı.</p>
<p>Ama başta ABD olmak üzere, Batılı ülkeler, bunlara aldırmadan daha çoğunu istiyor, Türkiye’ye Ermenistan ile sınır kapılarını açması için baskı yapıyorlardı.</p>
<p>***</p>
<p>Burada baştan belirteyim ki, Türkiye ile Ermenistan arasında iyi ve yakın ilişkileri, yaşanan acı olaylara karşın, tarihimizin bir vecibesi olarak görmekteyim ve Ankara-Erivan yakınlaşmasını candan desteklemeye hazırım, yeter ki, Erivan art niyetinden, düşmanca emellerinden sıyrılsın!</p>
<p>Ama Tayyip Erdoğan iktidarı bütün bunlar olmadan, Batılıların baskısına boyun eğerek, İsviçre’de mümzilerin (imza sahiplerinin) baskıcıların önünde utanmadan poz verdikleri bir törenle, Erivan ile sınırların açılmasını öngören protokolü imzaladı.</p>
<p>Başbakan da sıkışınca dedi ki,</p>
<p>- Canım eğer işgal ettikleri Azerbaycan topraklarından çekilmezlerse TBMM de onay vermez.</p>
<p>Onaylanmayacak protokolü imzalamanın anlamı olmadığını, bu imzanın bizi yükümlülük altına sokacağını anlatmaya çalıştık, olmadı.</p>
<p>Bir TV programında, Sayın Şükrü Elekdağ, Ermenistan’ın bu anlaşmayla halihazır sınırları da tanımadığını söyledi, AKP’nin diplomasi üstatlarından Murat Mercan itiraz etti.</p>
<p>Çok geçmedi, Ermenistan Anayasa Mahkemesi, Sayın Elekdağ’ın haklılığını vurgulayan, Sayın Mercan’ı yalanlayan bir kararı kabul etti. Ermenistan Cumhurbaşkanı’nın da tutumuyla protokoller muallakta kaldı.</p>
<p>Şimdi ABD, soykırım iddiasının Temsilciler Meclisi’nde görüşülmesini, protokolleri onaylaması için Türkiye’ye baskı aracı olarak kullanıyor.</p>
<p>- Şimdi gördünüz mü ey ehli safiyan?! Biz bunu daha önce kaç kez söylemiştik! </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/affedersiniz-ama-biz-ne-demistik-ki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Devletin Yerine  Hizmet Verenler</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/devletin-yerine-hizmet-verenler/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/devletin-yerine-hizmet-verenler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2010 08:05:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Sirmen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=32371</guid>
		<description><![CDATA[Müjdat Gezen’in böyle bir armağan beklentisi içinde olduğunu sanmıyorum, ama ellinci yıldönümü dolayısıyla, yazılan yazılardan ikisi çok ilgimi çekti.
Bunlardan birincisi Emre Kongar’ın, bu kez çok lezzet aldığım 22 Şubat 2010 tarihli yazısı, ikincisi de Zeynep Oral’ın 28 Şubat Pazar tarihli makalesiydi.

Zeynep, Müjdat’ı bir magazin figürü gibi algılayanları eleştirdiği ve bu müstesna sanatçının yaşam boyu gerçekleştirdiklerini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Müjdat Gezen’in böyle bir armağan beklentisi içinde olduğunu sanmıyorum, ama ellinci yıldönümü dolayısıyla, yazılan yazılardan ikisi çok ilgimi çekti.</p>
<p>Bunlardan birincisi Emre Kongar’ın, bu kez çok lezzet aldığım 22 Şubat 2010 tarihli yazısı, ikincisi de Zeynep Oral’ın 28 Şubat Pazar tarihli makalesiydi.<br />
<span id="more-32371"></span><br />
Zeynep, Müjdat’ı bir magazin figürü gibi algılayanları eleştirdiği ve bu müstesna sanatçının yaşam boyu gerçekleştirdiklerini sıralayan yazısında, onun sinema ve tiyatronun emektarları için 2000 yılında kurduğu huzurevinden söz ederken, şunları söylüyordu:</p>
<p>- Devletin yapamadığını o yaptı.</p>
<p>Yazının o bölümüne gelince şöyle bir durakladım ve devletin yapması gerekeni kendileri sırtlanan kişileri düşündüm.</p>
<p>Aklıma da kuşağımın çok şeyler borçlu olduğu Yaşar Nabi Nayır geldi.</p>
<p>***</p>
<p>Varlık Dergisi’nin ve Yayınları’nın yaratıcısı olan Yaşar Nabi Nayır, bana hep, devletin yerine kaim olup, onun boşalttığı bir alandaki hizmeti kendi sırtlanan insanın harikulade macerasını düşündürür.</p>
<p>Son temsilcisi Erol Güney’in de geçenlerde İsrail’de bu dünyaya veda ettiği Türk rönesansı, gericiler, çıkarcılar, eyyamcılar tarafından baltalanmadan önce, Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel önderliğindeki Tercüme Bürosu, hem klasikleri yayımlıyor, hem de Tercüme Dergisi’ni çıkarıyordu.</p>
<p>Devletin desteklediği bu girişimin kısa sürede sona ereceğini, Tercüme Bürosu’nun kapanacağını doğrusu o anda kimse düşünemezdi ama ne yazık ki oldu.</p>
<p>Bir lira gibi cüzi bir fiyata okura iletilen kitapların yayımlanması sona erince, varlığını elli yıldan fazla sürdürerek, dünyada bile parmakla gösterilebilecek Varlık Dergisi’nin sahibi Yaşar Nabi Nayır, yine bir liraya satılan Varlık Kitapları’nı yayımlamaya başladı.</p>
<p>Bugün, kimi annemden kalma, kimi benim aldıklarım, kimisi de evlenirken Mine’nin kitaplığından getirdiği Varlık Yayınları, MEB’in klasikleri yanında kütüphanemizdeki yerlerinde dururlar. Ve onlara her baktığımda bizi bir sürü değerli yazar ve eserleriyle tanıştırıp yaşamımızı zenginleştiren Yaşar Nabi Bey’i minnetle anarım.</p>
<p>***</p>
<p>Bir toplumda, devletin yapması gereken veya öyle olduğunu sandığımız hizmetlerin alanları boşalınca, kimse itmeden dürtmeden, salt kendi dürtülerinin itisiyle, o alana fırlayıp, hizmeti sırtlananlar ne kadar artarsa o toplum o kadar ileri gider.</p>
<p>Yalnız huzureviyle değil, ayrıca Müjdat Gezen Sanat Merkezi ile de devletin hizmetini üstlenmiş Müjdat Gezen’e benzeyen bir başka dostum da Prof. Dr. Coşkun Özdemir’dir.</p>
<p>Nöroloji Profesörü olan Coşkun Özdemir, Türkiye Kas Hastalıkları Derneği’ni 1978’de kurdu. 1992 yılında zamanın Belediye Başkanı Prof. Nurettin Sözen derneğin bugün kullanmakta olduğu Yeşilköy’deki binasını yaptırdı, ondan sonra gelen Ali Talip Özdemir, binayı daha da geliştirdi.</p>
<p>Benzersiz hizmetler gören derneğin, kas hastalarının evde bakımları projesine Oxford Üniversitesi’nden destek geldi, dernek bütün dünyada yankı uyandırdı.</p>
<p>Ama bütün bunlara rağmen, geçen yılın sonunda, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, anlaşılmaz bir şekilde derneğin belediyeye bağlı binasının tahliye edilmesini talep edince, sivil toplum örgütleri, meslek odaları ve sanatçılardan büyük tepkiler geldi.</p>
<p>Dün tahliye için son gündü ki, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan bir açıklama ile işlem durduruldu.</p>
<p>Dernek Başkanı Coşkun Özdemir’in de belirttiği gibi, çok vahim bir hatadan dönülmüştür. Ama bu yetmez, Kadir Topbaş, en kısa sürede Dernek Başkanı Coşkun Özdemir ile görüşmeli, derneği ziyaret ederek, yapılanları yerinde görmeli ve kuruluşa destek vermelidir.</p>
<p>Böyle bir girişimde bulunduğu takdirde, bunları hem kamuoyuna duyurmak, hem de Başkan’a destek olmak için üzerimize düşeni yapacağız.</p>
<p>Türkiye Kas Hastalıkları Derneği’ne sahip çıkan bütün bilinçli yurttaşlar ile kuruluşları kutlarım. Bu mücadele onların sayesinde kazanılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/03/devletin-yerine-hizmet-verenler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eski Günler ve Avatar</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/eski-gunler-ve-avatar/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/eski-gunler-ve-avatar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Feb 2010 00:32:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Sirmen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=32100</guid>
		<description><![CDATA[Sevgili,
Ön koltukta hemen yanında oturduğum taksi şoförü delikanlı, şöyle yarım yan dönüp beni süzdükten sonra, yanıtı bildiği izlenimini verdiği soruyu yapıştırdı:
- Siz daha iyi bilirsiniz, eskiden her şey daha güzeldi değil mi?
Hoppala! Gel de çık işin içinden. Onun benden beklediği kendisini onaylamam, yaşım ve görünümüm de öyle gerektiriyor.
Yaşlılara düşen bu; herkes sizden şöyle konuşmanızı bekliyor:
- [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili,</p>
<p>Ön koltukta hemen yanında oturduğum taksi şoförü delikanlı, şöyle yarım yan dönüp beni süzdükten sonra, yanıtı bildiği izlenimini verdiği soruyu yapıştırdı:</p>
<p>- Siz daha iyi bilirsiniz, eskiden her şey daha güzeldi değil mi?<span id="more-32100"></span></p>
<p>Hoppala! Gel de çık işin içinden. Onun benden beklediği kendisini onaylamam, yaşım ve görünümüm de öyle gerektiriyor.</p>
<p>Yaşlılara düşen bu; herkes sizden şöyle konuşmanızı bekliyor:</p>
<p>- Ahhh neydi o eski günler?!..</p>
<p>Aslında “ah neydi?” dediğimiz eski günler mi, yoksa eski günlerdeki gençliğimiz mi?</p>
<p>Yaşlılar, eskiden hayatın daha içinde olduklarından, yaşlanınca biraz daha kıyıya çekildiklerinden veya itildiklerinden, eski günleri özlüyorlar. Gerçekte asıl özledikleri, yaşamı dolu dolu yaşamaları.</p>
<p>Eğer böyle bir durumun yoksa, eski günler edebiyatına sarılmıyorsun, ürperdiğinde paltona sarılman misali&#8230;</p>
<p>Ben de eski günler edebiyatı yapmamaya çalışıyorum. Biraz kendimi henüz yaşamın dışında saymadığımdan (belki de hüsnükuruntudur) biraz da öyle olmamaya çalıştığımdan&#8230;</p>
<p>Benden eski günler methiyesi bekleyen delikanlıyı başımı her anlama gelecek şekilde sallayarak, geçiştiriyorum.</p>
<p>***</p>
<p>Aslında, bana sık sık eski günleri sormalarına da fazla alınmıyorum. Birkaç yıl önce (yoksa yıllarca önce miydi?) Antalya’da, bir söyleşi sonrasında dinleyicilerin bir bölümü birlikte fotoğraf çektirmek istemişlerdi. Oraya gelip, eski eserler önünde fotoğraf çektiren turistler geldi aklıma, içimden güldüm, ama bozuntuya vermedim.</p>
<p>- Olur buyurun çektirelim, demekle yetindim.</p>
<p>Böyle diyorum, ama hep eskilerin sorulması içimi burkmuyor da değil. Neyse çok şükür ki, henüz şu tür sorularla karşılaşmıyorum:</p>
<p>- İkinci Meşrutiyet günleri nasıldı? Hareket ordusunu gelirken gördünüz mü?</p>
<p>Ben hep eskinin övgüsünü dinleyerek yetiştim. Kendi kentim İstanbul’un yozlaşması da, eskiye özlememi pekiştiren ögelerden biri oldu.</p>
<p>Ama bir gün bir fotoğrafa bakarken aydım. Sarıyer’de deniz içinde iskeleler üzerine kurulmuş Beyaz Park diye bir restoran gazino vardı, zamanının lükslerindendi, çocukluk yıllarımdan anımsarım. Bir gün oranın denizden çekilmiş bir fotoğrafını gördüm, tuvalet olduğunu sandığım aşağı kattaki yerin önüne çuvaldan bir örtü gerilmişti.</p>
<p>Şaştım kaldım!</p>
<p>Biz anılarımızda, o çuvalı atlıyor, yukarıdaki beyaz örtüleri anımsıyorduk galiba.</p>
<p>Sonra eskinin fotoğraflarına eleştirel gözle bakmaya, eskiyi eksikleriyle anımsamaya çalıştım.</p>
<p>O zaman, sonrasını bilip karşılaştıramadığın için olağan saydığın birçok şeyin ne denli eski ve köhne olduğunu görüyorsun öyle yapınca.</p>
<p>Yavaş yavaş kafamdaki eski efsanesi solmaya başladı böylece.</p>
<p>***</p>
<p>Şoför delikanlının eskinin daha güzel olduğu yanıtını almayı umduğu sorusuyla karşı karşıya kalmamdan bir gün önce, üstümdeki etkisi hâlâ kaybolmamış olan “Avatar” filmini izlemiştim.</p>
<p>Üç boyutlu muhteşem bir görsel şölendi.</p>
<p>Aklım eskilere taa Homeros’lara kadar gitti. Düş gücümü birkaç kez katlayan o muhteşem görüntüleri izlerken teknolojiyle, elde etmeyi başardıkları görüntüleri acaba eskiden fevkalade gelişmiş bir muhayyilenin düşlemesi mümkün müdür diye düşündüm; yanıtını bulamadım. Ama insanın sürekli geliştiği gerçeğini de görmezden gelemedim.</p>
<p>Eskiyi fotoğraf ya da film kareleri gibi tutabilsek belleğimizde, onu süzgeçten geçirmeden koruyabilsek, belki de, anılarını “özlemin artık eski tadı yok” başlığıyla kaleme alan Simone Signoret bile geçmişin gerçek yüzünü daha iyi görebilirdi.</p>
<p>Kısacası Sevgili, yaşlandıkça, herkes bana daha fazla geçmişi sormaya başlıyor (çok da uzatarak yanıtlarsam kimse de dinlemiyor ha), ben ise geçmişin daha iyi olduğu savının tevatür olduğuna daha fazla inanır oluyorum.</p>
<p>Yine de kimseye elimi sallayıp, dudaklarımı bükerek, şöyle yanıt vermiyorum:</p>
<p>- Boş ver sen o eskiyi, her şeyin daha iyi olduğu da doğru değil, günü yaşamaya bak!</p>
<p>Oysa bana gerçek o imiş gibi görünüyor artık. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/eski-gunler-ve-avatar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tutuklu Mektubu</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/tutuklu-mektubu/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/tutuklu-mektubu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Feb 2010 08:36:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Sirmen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=31957</guid>
		<description><![CDATA[Silivri Cezaevi’nde bulunan tutuklu iki meslektaşımdan mektup aldım. Önemine binaen sizlerle paylaşmak gereğini duydum.
“Sayın Sirmen,

Başbakan Erdoğan’ın sevmediği haberleri yaptığı için tutuklanan gazeteciler olarak size bu mektubu yazıyoruz. 9 Kasım 2009 tarihinden bu yana tutukluyuz. Nedeni, Başbakan Erdoğan’ın telefon kayıtlarını haber yapmamız. 19 Ekim 2009 tarihinde, evimiz ve işyerimiz, Tayyip Bey’in ses kayıtları gerekçe gösterilerek Ergenekon [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Silivri Cezaevi’nde bulunan tutuklu iki meslektaşımdan mektup aldım. Önemine binaen sizlerle paylaşmak gereğini duydum.</p>
<p>“Sayın Sirmen,<br />
<span id="more-31957"></span><br />
Başbakan Erdoğan’ın sevmediği haberleri yaptığı için tutuklanan gazeteciler olarak size bu mektubu yazıyoruz. 9 Kasım 2009 tarihinden bu yana tutukluyuz. Nedeni, Başbakan Erdoğan’ın telefon kayıtlarını haber yapmamız. 19 Ekim 2009 tarihinde, evimiz ve işyerimiz, Tayyip Bey’in ses kayıtları gerekçe gösterilerek Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların talimatıyla arandı. 20 gün sonra birdenbire gözaltı kararı çıkarıldı. Gözaltı gerekçesi bu sefer ‘Ergenekon örgütü üyesi olma, örgüt adına faaliyette bulunma’ oldu. 19 Ekim 2009’daki gerekçe ise ‘Başbakan Erdoğan’ın telefon konuşmalarının yasadışı kaydedilmesiydi!’</p>
<p>Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Zekeriya Öz’ün tutuklama istemiyle mahkemeye sevk gerekçeleri ise bambaşkaydı: ‘Terör örgütü üyesi olmak, özel hayata ilişkin görüntü ve sesleri ifşa etmek, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları kaydetmek, kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yayımlamak.’</p>
<p>Hayatını bu mesleğe veren biri olarak, telefon kaydını haber yapan bir gazetecinin tutuklandığına şahit oldunuz mu?</p>
<p>Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’a ait ses kayıtlarının ortaya çıkması Ergenekon soruşturması savcılarının görevlerini kötüye kullandığını kanıtladı.</p>
<p>Ses kaydı haberi Genelkurmay Başkanı’nın olunca gazetecilik, Başbakan Erdoğan’ın olunca terör örgütü üyeliği iddiası ile tutuklama!</p>
<p>***</p>
<p>Sizin de bildiğiniz gibi kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek suçu, TCK’nin 135’inci maddesidir ve asliye cezalık suç kapsamındadır. Burada özel yetkili savcılık ve mahkemeler görevsizdir. Bütün hukuksuzluğa rağmen İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi Hâkimi İdris Asan 9 Kasım günü tutuklanmamıza hükmetmiştir.</p>
<p>Böylece ‘özel hayatın gizliliğini ihlal etmek’ suçundan tutuklanan ilk gazeteciler olduk.</p>
<p>Peki, Başbakan Erdoğan’ın telefon konuşmalarını kim ortaya çıkardı?</p>
<p>Bu kayıtları ortaya çıkaran İşçi Partisi’dir. 17 Ekim 2009 tarihinde İP Genel Başkan Vekili Mehmet Bedri Gültekin, partisinin genel merkezinde açıklamıştır. Bir gün sonra Aydınlık dergisi de bu açıklamayı kapak haberi yapmıştır. HaberTürk gazetesi de İP’nin bu açıklamasına ( 18 Ekim 2009) geniş yer vermiştir.</p>
<p>Ancak kısa bir araştırma yaptık. Tayyip Bey’in bu ses kayıtları herkeste varmış. Özellikle Ankara’da elden ele dolaşıyor. İnternete bile düşmüş. Bakınız Vatan gazetesinin 28 Mart 2009 tarihli sürmanşetinin başlığını okuyalım: “Erdoğan’ın ses kaydı var mı?” Başlık altı: “Erdoğan önceki gece Show TV’de ‘Beni de dinliyorlar. Telefonda rahat değilim’ dedi… Aynı dakikalarda ona ait olduğu ileri sürülen bir ses kaydı internete düştü.”</p>
<p>Dikkat ediniz! 2009 Mart’ında yayımlanıyor bu haber. İşçi Partisi ise 7 ay sonra açıklama yapıyor. Haberin ayrıntılarını okumanızı rica ederiz.</p>
<p>Şimdi biz İşçi Partisi’nin açıklamasını haber yaptığımız için tutuklandık. Bu inanılır gibi değil!</p>
<p>***</p>
<p>Bu bir gazetecilik faaliyeti olduğu için konunun mağdurlarının şikâyette bulunması şartı ile soruşturma açılabiliyor. Ancak bugüne kadar Başbakan Erdoğan ne şahsımız ne de yayın grubumuz hakkında herhangi bir şikâyette bulun(a)mamıştır. Sayın Erdoğan şikâyette bulunsa telefon kayıtlarını kabul edecek. O kayıtlarda KKTC’yi ‘biçimlendirme’ (bitirme) planları, Aydın Doğan’a şantaj konuşmaları ve Başbakan’ın işadamı Remzi Gür’e ‘Kızıma 20-25 lazım’ dediğini Gür’ün de ‘Tamam efendim’ yanıtını verdiğini dinliyoruz.</p>
<p>Sonuç olarak Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım ve Ulusal Kanal Haber-İstihbarat Müdürü Ufuk Akkaya gazetecilik faaliyeti kapsamında tutuklandı. Hem meslek örgütlerimiz hem de basın camiamız bu duruma karşı kalemlerini oynatamayacak mı? Deniz Yıldırım ve Ufuk Akkaya gazeteci değilmiş gibi davranmayı sürdürecek mi? Türk basınının geldiği bu utanç verici duruma son vermeyecek mi?</p>
<p>3 aydır tutukluyuz! Hakkımızdaki soruşturma da 4 aydır sürüyor. Hâlâ ortada bir iddianame yok! Bu basın özgürlüğü açısından utanç vericidir. Tutukluluk cezaya dönüştürülüyor, basınımız ve meslek örgütlerimiz buna göz yumacak mı?</p>
<p>Basınımızın bu skandalın üzerine gitmesini beklemekle çok mu şey istiyoruz!</p>
<p>Saygılarımızla</p>
<p>Deniz Yıldırım, Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni,</p>
<p>Ufuk Akkaya, Ulusal Kanal Haber-İstihbarat Müdürü</p>
<p>Silivri 4 No’lu Kapalı Cezaevi, B-9 Alt Koğuş”</p>
<p>İşte memleketimden insan manzaraları. Başbuğ’un konuşmasını yayımlamak gazetecilik, Başbakan’ın konuşmasını yayınlamak cezalık. Bu da hukuk devleti.</p>
<p>Buyurun bir de buradan yakın!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/tutuklu-mektubu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sorun Yalnız Aylin Olsa&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/sorun-yalniz-aylin-olsa/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/sorun-yalniz-aylin-olsa/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2010 07:20:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Sirmen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=31820</guid>
		<description><![CDATA[- Biraz da iyi bir şeyler yaz ve söyle, be kardeşim!
Kaç kez bu tür çağrılarla karşılaşır bir gazeteci bilseniz. Bazen bunu böyle dile getirmeseler bile bakışlarıyla belli ederler.
Oysa gazeteci, haberleri yapan değil, yazandır. Olayları başkaları oluşturur, o yansıtır.
Dün Türkiye’nin karanlık ortamında, bir gün önceden sarkan bir güzel haber buldum.
Aylin Duruoğlu’nun tutukluluk halinin kaldırılması ve tahliyesi, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>- Biraz da iyi bir şeyler yaz ve söyle, be kardeşim!</p>
<p>Kaç kez bu tür çağrılarla karşılaşır bir gazeteci bilseniz. Bazen bunu böyle dile getirmeseler bile bakışlarıyla belli ederler.</p>
<p>Oysa gazeteci, haberleri yapan değil, yazandır. Olayları başkaları oluşturur, o yansıtır.<span id="more-31820"></span></p>
<p>Dün Türkiye’nin karanlık ortamında, bir gün önceden sarkan bir güzel haber buldum.</p>
<p>Aylin Duruoğlu’nun tutukluluk halinin kaldırılması ve tahliyesi, birçok gazeteci arkadaşını sevindirmişti. Hatta uğraşı “lay lay lom” türünden yazılar olanlar bile neşeden uçuyorlardı.</p>
<p>Ama hemen hepsinde de bir burukluk vardı. Çünkü Aylin Duruoğlu, artık serbestti ama 10 ayını tutuklu olarak geçirmişti. Sedat Ergin de yazısının başlığında şu soruyu soruyordu:</p>
<p>- Aylin’in hayatından alınan 302 gün iade edilebilir mi?</p>
<p>Yanıtı belli bir soruydu ve aslında bu soru şu şekilde de sorulabilirdi:</p>
<p>- Aylin sonunda beraat da etse, aslında, daha şimdiden kaç yıllık mahkûmiyetin karşılığını yatmış oldu?</p>
<p>Soru aslında yerindedir, unutmayalım ki, Aylin, duruşma savcısının hazırlanan iddianameyi okuduktan sonra tahliyeyi talep etmesi üzerine serbest bırakılmıştır.</p>
<p>***</p>
<p>Yani bir sanık, salt duruşmaya çıkıp daha ilk celsede savcının tahliye talebi üzerine serbest bırakılabilmek için 10 ay yatmıştır.</p>
<p>Bu, yaklaşık iki yıl, cezanın infazdaki karşılığına tekabül eder.</p>
<p>Bu durumda, Aylin Duruoğlu’nun hiçbir suçu olmadığı mahkeme kararıyla sabit olsa bile, o 2 yıl hapse mahkûm edilmiş muamelesini daha şimdiden görmüştür.</p>
<p>Geçmiş olsun!</p>
<p>Aylin Duruoğlu, basında çalışan, tanınan, sahipsiz olmayan biri; düşünün, o bile bu duruma karşın on ay yatıyorsa&#8230;</p>
<p>Türkiye’de hapiste yatanların yarıdan çoğu tutuklu, yarıdan azı hükümlüdür.</p>
<p>Hiçbir uygar ülkede görülmeyen bir olaydır bu. Çünkü uygarlık ölçütüne sığmaz.</p>
<p>Uygar, çağdaş demokrasilerde, özgürlük ve aksi kanıtlanana kadar masumiyet esastır.</p>
<p>Bizde ise tutuklama kurumu sayesinde aksi geçerlidir.</p>
<p>Bizde tutuklama otomatiğe bağlanmış olarak uygulanır. Suçun niteliği yeterli sayılır.</p>
<p>Örnek aldığımızı ileri sürdüğümüz demokrasilerde ise durum tersidir.</p>
<p>Ancak suçun niteliğinin yanı sıra sanığın kaçması, delilleri karartması, sanık ve tanıklar üzerinde baskı oluşturabilmesi olasılıklarının güçlü olması halinde tutuklamaya başvurulur.</p>
<p>***</p>
<p>Aylin Duruoğlu, artık özgürlüğüne kavuştu. Benim kendisine tavsiyem, tutukluluğu hakkında çıkan bütün yazıları toplaması ve saklamasıdır.</p>
<p>Çünkü bir gün onları çocuklarına, torunlarına gösterip şunları söyleyebilir:</p>
<p>- Bir zamanlar bizde tutuklanma infaz kurumu olarak kullanılırdı. Benim tutuklanmam da o kadar dikkati çekmiş, hakkımda o kadar yazı yazılmıştı ki, bu durumun düzelmesine katkısı oldu. Kısacası bu güzel çorbada benim de tuzum var.</p>
<p>Evet, Aylin Duruoğlu özgür artık. Artık o, yeniden sokakta yürümenin, denizi seyretmenin, ağaçlara bakmanın, kuşları duymanın, sabah evinde uyanıp aceleyle işe koşuşturmanın, bugüne dek olağan saydığı ama ne denli olağanüstü olduğunu anlayarak tadını çıkarabilecek.</p>
<p>Eğer sorun yalnız Aylin Duruoğlu olmuş olsaydı bir ölçüde de olsa çözülmüştü artık. Olanları sineye çekip “Bari bundan böyle olmasın!” demek mümkün olurdu.</p>
<p>Ama sorun bir tek Aylin değil ki&#8230;</p>
<p>Arkada daha nice Aylin’ler var. Onlar ne olacaklar?</p>
<p>Onlar ki, kimileri Kuddusi Okkır gibi, hiçbir hüküm giymeden yattıkları cehennemden canlı olarak çıkamadılar bile&#8230;</p>
<p>Duyuru: Bugün saat 21.00’de, Cem TV’de, Prof. Dr. Süheyl Batum’la birlikte, Türkiye Barolar Birliği Başkan Yardımcısı Av. Berra Besler ile yargı reformunu tartışacağız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/sorun-yalniz-aylin-olsa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ne Amaçlanıyor?</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/ne-amaclaniyor/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/ne-amaclaniyor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Feb 2010 08:15:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Sirmen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=31565</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye, tarihinin şimdiye dek gördüğü en büyük krizini yaşıyor. Böyle sürerse, daha beterini de görmesi kaçınılmaz.
Artık hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti devleti’nin, laik sosyal hukuk devletinden geriye kalanların ne olacağını söyleyebilecek durumda değildir.
Sivil darbenin önündeki olası engelleri yıkmak amacıyla, AKP iktidarı devletin bütün kurumlarına karşı savaş ilan etmiş bulunmaktadır.
Büyük bir korku ortamı yaratılarak herkes sindirilmek istenmektedir.
Kimse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, tarihinin şimdiye dek gördüğü en büyük krizini yaşıyor. Böyle sürerse, daha beterini de görmesi kaçınılmaz.</p>
<p>Artık hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti devleti’nin, laik sosyal hukuk devletinden geriye kalanların ne olacağını söyleyebilecek durumda değildir.<span id="more-31565"></span></p>
<p>Sivil darbenin önündeki olası engelleri yıkmak amacıyla, AKP iktidarı devletin bütün kurumlarına karşı savaş ilan etmiş bulunmaktadır.</p>
<p>Büyük bir korku ortamı yaratılarak herkes sindirilmek istenmektedir.</p>
<p>Kimse darbe soruşturmasını bahane olarak ileri sürmesin!</p>
<p>Bu soruşturma bahane edilerek bir terör ortamı yaratılmak istenmektedir. Önceki gün Beşiktaş’taki adliye binası çevresinde yapılan gösterişli polis aramaları da bunun bir parçasıdır.</p>
<p>Her şey, her önlem vatandaşa şu korku dolu soruyu sordurmak için yapılıyor:</p>
<p>- Ne oluyor? Nereye gidiyoruz?</p>
<p>Mizansen ona göre ayarlanmakta, yandaş medya ona göre yönlendirilmekte, gündem ona göre kurgulanmaktadır.</p>
<p>***</p>
<p>Can Ataklı önceki gün birlikte çıktığımız bir TV programında bir noktaya dikkati çekti. Sabah karanlığında evlerinden alınan komutanlara bu devlet kolordular, ordular teslim etmiştir. Aynı adamların ifadelerinin alınması sırasında herhangi bir adi suçlu, bir hırsızlık şüphelisi gibi muameleye tabi tutulmalara yadırgatıcı, tedirgin edici, daha da ötesi dehşete düşürücüdür.</p>
<p>Hukuk otoriteleri, ceza hukuku uzmanı hocaların da belirttiği gibi, komutanların çağrılarak ifadelerinin alınması mümkündür. Normal olanı da budur.</p>
<p>Bu insanlar, yedi yıl önce, bir darbe ile sonuçlanması kimilerine muhtemel görünen kimi harp oyunları ve planları dolayısıyla ifadeye çağrılıyor, kaçma şüpheleri yoktur. Bu durumda çağrılıp ifadelerine başvurulması, sonra da tutukluluk yoluyla infaza başvurulmadan yargılamalarının yapılması mümkündür.</p>
<p>Ama bu yapılmamaktadır.</p>
<p>Emekçisiyle, yargısıyla kavgalı olan iktidarın egemen olduğu dönemde, TSK’ye karşı topyekûn bir asimetrik saldırı söz konusudur.</p>
<p>Türkiye’de kimileri son dönemlerinde sürekli olarak şu çağrıyı yapmaktadırlar:</p>
<p>- PKK ile barış TSK ile savaş!</p>
<p>Cumhuriyet tarihinin en hazin, en hain, en alçak sloganıdır bu.</p>
<p>***</p>
<p>Bu durumda haklı olarak şu soruyu sorabiliriz:</p>
<p>- Amaç ne? Ne yapılmak isteniyor?</p>
<p>Görünen o ki, AKP gerginlikten korkmuyor, hatta onu istiyor, seviyor, kendisi açısından yararlı görüyor ve mümkün olduğunca gerginlik yaratacak yollara başvuruyor.</p>
<p>Görünen o ki, AKP bütün cephelerden saldırıyor ve karşı olduğu ne varsa bedelini hesaplamadan, yıpratmaya, burnunu sürtmeye çalışıyor; ister ordu olsun, ister yargı yöntem değişmiyor.</p>
<p>Ve AKP yoluna devam ederek Türkiye’ye giriyor. Gerginlikten medet umuyor?</p>
<p>Burada şu soru da geliyor akla:</p>
<p>- Türkiye bu gerginliği daha ne kadar kaldırabilir? Gerginlikle amaçlanan nedir? Ya bu kadar çekiştirdikten sonra inceldiği yerden koparsa ne olacak?</p>
<p>Belki de AKP’nin de amaçladığı zaten bu, yani inceldiği yerden kopmasıdır.</p>
<p>Allah herkese, bundan böyle, şimdiye kadar vermediği aklı versin!</p>
<p>Amin!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/02/ne-amaclaniyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
