AYDINLIK BASKINI BAŞKA ÜLKEDE OLSA…Yine baskın… Yine kuşku!

İsveç’te sabaha karşı bir gazetenin sahibinin evi polis tarafından basılsa…

O polis alınıp götürülse…

Evi didik didik edilse…

İsveç ayağa kalkar! Ertesi gün tek bir gazete bile yayınlanmaz… Tüm gazeteciler emniyetin önünde sabaha kadar bekleyerek ülkenin en büyük eylemini gerçekleştirir.

***


İngiltere’de gün tam ağarırken polisler ellerindeki arama ve gözaltına alma emriyle emekli bir binbaşının evine dalsa…

Binbaşının kendisine bile neyle suçlandığı söylenmese…

Evin altı üstüne getirilse…

İngiltere’de ordu ayağa kalkar!

***

Amerika’da gecenin kör karanlığında emekli bir hâkimin evinin kapısı çalınsa…

Polisler o yaşlı adamı ve karısını kenara itip, kitaplıklardaki rafları, çamaşır çekmecelerini, yatakların altını, dolapların üstünü birbirine katsa…

Sonra da o emekli hâkimi bileğine kelepçe takarak gözaltına alsa…

ABD’deki tüm yargıçlar ve savcılar, buna izin veren meslektaşlarını analarından doğduğuna pişman eder!

***

Fransa’da kuşlar bile kahvaltılarını yapmadan, askeri savcılıktan emekli olup avukatlık yapan bir Fransız’ın ofisi baskını uğrasa…

Tüm dava dosyalarına el konulsa…

Özel hayatı ayaklar altına serilse…

Ve o eski savcı, yeni avukat; gözaltına alınsa…

Fransa’daki tüm askerler, savcılar ve avukatlar Paris’te hayatı durdurur.

***


Belçika’da horozlar bile ötmeden, bir siyasi partinin herhangi bir ilçe örgütüne onlarca polis tarafından baskın yapılsa…

Tüm evraklara el konulsa…

Üyelere ait bilgiler alınıp götürülse…

Sadece Belçika’daki değil; Avrupa Birliği üyesi bütün ülkelerdeki siyasi partilerin temsilcileri o ilçeye koşar ve bu gözaltının demokrasiye ve özgürlüklere insanlık dışı bir saldırı olduğunu haykırır…

***

Ama; bizde…

Bu olayların hepsi birden aynı anda gerçekleşir; askerler de hukukçular da gazeteciler de siyasetçiler de sivil toplum örgütü yöneticileri de halk da görmezden gelir!

Hatta ülkede yaşayanların yüzde 80’inin böyle bir “zincirleme baskın”dan haberi bile olmaz!

Ne yazık bu son yazdıklarımın tamamı doğru:

Dün sabaha karşı Ergenekon soruşturması kapsamında Aydınlık Gazetesi’nin sahibi ve Genel Müdürü Mehmet Sabuncu’nun, emekli Askeri Hâkim B. B. ile emekli Binbaşı Z. Ş’nin evleri arandı; üçü de gözaltına alındı.

Ayrıca, İşçi Partisi Çorlu İlçe Örgütü’nün binası basıldı, askeri savcıyken emekli olup avukatlık yapmaya devam eden Yarbay Bahadır Berk’in hukuk bürosunun altı üstüne getirildi.

İşçi Partisi Çorlu İlçe Başkanı Ertuğrul Orta ile eski İlçe Başkanı Zafer Şen ve Bahadır Berk gözaltına alındı. Büyük bir olasılıkla İstanbul’daki ve Çorlu’daki baskınlarda gözaltına almaların sayısı, ilerleyen saatlerde daha da artacak.

Ve göreceksiniz; başka ülkeleri ayağa kaldıracak önemdeki bu haberleri, birçok televizyon kanalı 15’inci haber olarak verecek, gazetelerin çoğu ise iç sayfalarına gizleyecek…

***

Peki neden?

“Neden”i belli…

Korkağız, ürkeğiz, olan biteni yorumlayacak demokrasi bilincine sahip değiliz!

***

Dünkü gözaltına almaların tamamı, İşçi Partisi’ne ve bu partiye yakınlığıyla bilinen bir gazeteye yönelikti…

Bu baskınlar için talimat veren Sayın Savcı:

Son dört yıl içinde İşçi Partisi’ne ve ona yakın medya gruplarına onlarca baskın yaptınız…

Sorum çok basit:

Kaç tüfek, kaç bomba, kaç mitralyöz, kaç tank, kaç uçaksavar, kaç tabanca buldunuz?

Bunlardan vazgeçtik:

Kaç sapan yakaladınız?

Gazeteden, kasetten, kitaptan, dergiden… Yani “yazı”dan ve “söz”den başka “suç kanıtı” ele geçirdiniz mi?

Geçirmediyseniz…

Demokrasinin olmazsa olmazlarından siyasi partiler özgürlüğünü ve basın-yayın özgürlüğünü “ihlal” anlamına gelecek bu “zincirleme baskın” talimatlarını…

Hangi suç kanıtına dayanarak veriyorsunuz?

Daha açık sorayım Sayın Savcı:

Olması gerektiği gibi, “suçtan ve kanıttan” yola çıkarak mı suçluya gidiyorsunuz?

Yoksa kafanızda ya da elinizde listeler var da… O listelerdeki isimlerin ev ve iş yerlerine sürekli baskın yaparak “suç ve kanıt” mı üretiyorsunuz?

Lütfen yanıt verin Sayın Savcı:

Dünkü ve önceki baskınları hangi “kanıt”lara dayanarak gerçekleştirdiniz?

Eğer tek kanıtınız, bu insanların “örgütlü muhalefet yapmaları”ysa…

Siyasi partilerin işi zaten bu değil midir?

Suç nerede söyleyin Sayın Savcı…

Söyleyin ki; Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Yargı, iktidarın arka bahçesi haline geldi” sözlerine tepki veren Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun haksız olmadığını gösterin!

*****


GÜNÜN SORUSU

AKP Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, şike cezalarında indirim öngören ve Cumhurbaşkanı tarafından bir kez daha görüşülmek üzere TBMM’ye iade edilen yasa için, “Biz yasayı aynen Köşk’e göndermekten yanayız” demiş… Sorum; günlerdir Abdullah Gül’ün, Cumhurbaşkanlığı görevinin ardından tekrar AKP’nin başına geçip Başbakan olacağına dair senaryo yazan arkadaşlara:

Hâlâ aynı görüşte misiniz?

Mustafa Mutlu
Vatan

Facebook Yorumları

Bir Cevap Yazın