Röportaj: İPEK ÖZBEY / AKŞAM

Tuncay Özkan 4 yıldır cezaevinde. 225 gündür tecrit hücresinde. Ergenekon terör örgütünün amaçları doğrultusunda faaliyet göstermekle suçlanıyor. Şimdi bir kitap yazdı, hapiste yatacaklara öğütler veriyor. ‘Aşkıma inancım, yaşamak sevincimden usanmamı yasakladı bana’ diyen Özkan’a aşkını sorduk; ‘Duygu benim solukdaşım, ciğerparem, çilekeşim’ cevabını aldık.

Günlerden pazartesi…
Tuncay Özkan’ın kitabının çıktığını öğrendim. Adı ilginçti, ‘Hapiste Yatacak Olana Öğütler’… Tıpkı Nazım Hikmet’in şiirindeki gibi… Nazım Hikmet’in şiirini açtım, tekrar hatırlamak istedim. ‘Dünyadan memleketinden insandan/umudun kesik değil diye/ipe çekilmeyip de/atılırsan içeriye/ yatarsan on yıl on beş yıl/ daha da yatacağından başka/sallansaydım ipin ucunda/ bir bayrak gibi keşke/ demeyeceksin/ yaşamakta ayak direteceksin…’ diyordu usta şair. Kitabı birkaç yere sordum, bulamadım, ‘Henüz gelmedi’ dediler.

Sonunda Mephisto’nun yeni çıkanlarına yerleştirilirken gördüm, aldım. O gece, sabaha kadar okudum, altını çize çize, üstüne basa basa… Bazen gülerek, bazen durarak, bazen üzülerek… Salı sabahı, elime telefonu aldım ve Tuncay Özkan’ın avukatı Celal Ülgen’i aradım. ‘Tuncay Bey’e sorularım var, onları ulaştırır mısınız?’ dedim. Sorularım gitti, üç gün sonra cevaplar elimdeydi. Cevaplar benim elime Duygu Dikmenoğlu aracılığıyla ulaştı.

Hatırlıyorsunuz değil mi? Bir zamanların dünyalar güzeli haber spikeri Duygu Dikmenoğlu… Tuncay Özkan’ın biricik aşkı. Özkan’a onu da sordum, bu röportajda aşkına dair cümleleri de okuyacaksınız. Açıkçası, bu röportajdan önce, ‘Bu güzelim kadın, hayatını nasıl böyle bekleyerek, acı çekerek geçiriyor’ diye düşünürdüm. Gülerken gördüğümüz o bebek yüzünü göremez olmuştuk, üstelik acı çektiğini duyuyordum tanıdıklardan, hep çok ağladığını… Ama bu röportajdan sonra anladım. Kaç kadına erkeği, ‘Solukdaşım, ciğerparem, çilekeşim’ diye sesleniyor ki günümüzde.

Bu röportajı Tuncay Özkan’la yüz yüze yapmayı çok isterdim, ‘Aşkım’ derken gözlerini görmeyi, eşofman bile giymeyerek ‘dik durma’ oyununu nasıl sürdürdüğünü gözlerimle görmeyi çok ama çok isterdim.

Ama şartlar… Mektupla röportaj yapmak zordur, meslektaşlarım bilir. Çünkü bir cevap vardır, başka bir soruyu beraberinde getirir. Mektupta o soruyu sorma şansınız yoktur. Soramadığım nice sorum var Tuncay Özkan’a, başka bir güne saklayalım diyorum. Ve cezaevinde yazdığı ‘secret’a dair söyleşimizle baş başa bırakıyorum sizleri.

- Tuncay Bey, bu kitapla beni şaşırttınız. Hadi en başından başlayalım. Kitap, Nazım Hikmet’in ‘Hapiste Yatacak Olana Bazı Öğütler’ şiiriyle başlıyor. Bize bu şiirin sizdeki hikayesini anlatır mısınız? Nasıl tanıştınız bu şiirle, cezaevinde mi?

Nazım’ın bu şiiriyle ortaokulda tanıştım. O yıllar Nazım’ı çok çok okuyordum. Hatta ‘Güneşe Akın’ diye bilinen şiirini öğrenci toplantılarında ezberden ben okurdum. Şaşkınlığınız beni şaşırtmadı. Artık dördüncü yılına giren tutukluluğumda, ne kendi şaşkınlıklarıma ne de sizinkilere şaşırmıyorum.

- Kitabın çıkış noktası da Nazım’ın bu şiir mi oldu?

Hayır. Kitap yeni gelen tutuklamalarda insanların halini görünce, onlara yardımcı olma konusundaki düşüncelerimden doğdu. Şiir başlangıç oldu.

- Siz bu kitapta öğütlediğiniz gibi mi yaşıyorsunuz?

Evet. Ne yaşıyorsam onu yazdım. Yoksa ölürdüm.

- Kitapta ‘Kavgadan kaçamazsınız. O sizi bulur. Cezaevi sistemi sizi mutlaka sınayacaktır’ diyorsunuz. Siz sınandınız mı?

Evet. Ama onlar anlatılmaz, yaşanır.

TAKIM ELBİSEMİ HİÇ ÇIKARMADIM

- ‘Yamalı da olsa şıklığınızı bozmayın, eşofman kolaylığına sapmayın’ diyorsunuz. Ne yani cezaevinde hiç eşofmanla dolaşmadınız mı?
Hayır hiç dolaşmadım. Takım elbisemi hiç çıkarmadım. Sadece kravatı çıkardım. Boyasız ayakkabı ile bile gezmedim.

- Evi unutun diyorsunuz, siz unuttunuz mu?

Evi unuttum ama evdekileri hiç unutmadım. Yoksa üç adıma bir adımlık hücrede nasıl yaşanır? Sevdanızı canlı; isteklerinizi ölü göreceksiniz. Her sabah fikrinizde öleceksiniz. Yoksa ne güne hükmünüz geçer ne halinizden anlayan olur. Burası mezarlık! Bilip ona göre erdemleneceksiniz. Fikren ölmeden; canlı canlı mezarlıkta nasıl sürer hayat?

- Bir de öğütleriniz arasında kimlerle kalacağınıza dikkat edin diyorsunuz. Buna mahkum karar verebiliyor mu?

Evet; girişte ‘hasım’ yani ‘düşmanın’ var mı diye soruyorlar. Orada bu konuda dilekçe verince, o kişilerle yan yana getirmemeye çalışıyorlar.

- Daha önce hiç tuvalet temizlemiş miydiniz?

Her tuvalet kullanımından sonra mutlaka temizlik yaparım. Kastınız genel temizlik ise, evet Kanaltürk’te de kendim temizlerdim.

- Tuvalet temizliği ya da mutfak temizliğini anlatmaya neden gerek duydunuz?

Hapiste hastalıklar bu iki noktanın iyi temizlenmemesinden yayılır da ondan. Kibrimden değil. Kitapta bunu anlattım.

- Yıkanacağınız suya on beş litreye iki kapak ölçüsünde tentürdiyot koyun diyorsunuz. Nereden öğrendiniz bunları. Ben anneme sordum, bilmiyor örneğin?

Ben ilkyardım ve sağlık, özellikle koruyucu sağlık konusunda bilgiliyimdir. Ama benim annem tentürdiyot konusunu bilir. Herhalde yetişme şartları ve koşulların dayatması bazı insanları bazı konularda daha bilgili kılıyor.

- Cezaevinde kafayı temizlikle mi bozdunuz ya da kafayı bozmuş olabilir, misiniz?

Temizlik hastası değilim. Delirmedim. Ama içinde bulunduğumuz koşullar ‘iti bağlasan durmaz’ noktasında. Tecrit hücremi tam dört kez tuvalet bastı. Bok içinde uyandım. Hala hücre tadilatı sürüyor. Eğer temizlik konusunda titiz ve disiplinli olmazsanız; hastalık sizi yere serer. Burada revir kuyruğundaki insanları ve hastalıklarını bir kez görün neden temizlik dediğimi anlarsınız. Yürek de akıl da dayanmaz yaşananlara.

- Bulaşık yıkamayı da kafa dağıtmak için öneriyorsunuz. Bulaşık yıkarken ne düşünüyorsunuz?

Hapis hayal kurmadan, meşgale olmadan geçmez. Bulaşık hayal yeridir. Hayaller sınırsızdır. Hapisteki adamın tek özgürlüğü hayalleridir. Nereye, neyi isterseniz o an sizindir. Aşkımı, kızımı, dostlarımı, yurdumu ve gelecek güzel günleri düşünüyorum.

- Kızınız Nazlıcan, size ‘muhtıra’ veriyor. ‘Bunları mı sevindireceksin, acil kilo al, sakın zayıflama…’ 17 gün sonra 84′ten 97′ye, 8 ay sonra 108 kiloya çıkıyorsunuz. Sonra da spora başlıyorsunuz. Nasıl spor yapıyorsunuz? Cezaevine girmeden de yapar mıydınız?

O canımın canı; o ne derse o olur. ‘Kilo al’ dedi mi alınacak! Sonra ‘Spor yap’ dedi, spora başladım. Tutuklanmadan önce çok aktif bir yaşantım vardı. Değil spora, uykuya zaman bulamıyordum. Uyku dahi son yirmi yılda hiç 4 saatin üstüne çıkmadı. Arabalarda konferanslara giderken hallediyordum.

- En çok kimleri özlüyorsunuz?

En çok aşkı, özgürlüğü ve barışımı özlüyorum. Sokaklarımı, yurdumu özlüyorum. Kavgamın özgür sesini özlüyorum.

- İlk ziyaretin şok olduğunu söylüyorsunuz. Adlarını bildirdiğiniz üç kişi girebiliyor. İlk kimlerin adlarını bildirdiniz?

Üç yakın ve yakınlarıma sevdamı iletecek dostum.

ÖNÜMDE KURAN HEP AÇIK

- 34 ayda 2 binden çok kitap okudunuz.

‘Cezaevinde önce dini kitaplar okuyacak içerdeki adam’ diyorsunuz. İlk kitap Kuran… Okudunuz mu? Daha önce okumuş muydunuz?
Kuran benim 7 yaşımdan bu yana hep okuduğum bir kitaptır. İlk kez mahallenin Kuran Kursu’nda okumaya başlamıştım. Burada hep önümde açık.

- En çok aşk için yazın diyorsunuz. Aşkınızı çok özlüyor musunuz?

Aşk; özlemekten ötedir. Özlemek dostluktan, aşk solukdaşlıktan gelir. Yaşamak gibidir. Aşk ölmemektir.

- Duygu Dikmenoğlu, yani aşkınız. O aşkı için büyük fedakarlık yapan kutsal sevgili mi?

Solukdaşım! Ciğerparem! Çilekeşim. Gülden ağır söylemem ona. Anlatmak mümkün olsa anlatırım. Ama yetmez kelimeler. Zamanı gelince elbet açılır bir gün dizeler.

- Cezaevinde düşmanınız oldu mu?

Ben düşman bilmiyorum. Benim düşmanım insanlar değil. Ben düşman diye zalimliği, zulmü, sömüren düzeni biliyorum. Ben bütün insanları seviyorum.

- Haberleri izlediğinizi söylüyorsunuz. Kanaltürk’ü izliyor musunuz? Ne hissediyorsunuz?

Burada yayını yok. Ama hislerim çok yoğun!

YANIMA ‘AHMET’İ VERDİLER

- İçeri giren Tuncay Özkan kimdi, bugün dışarı çıksanız hangi Tuncay Özkan’ı tanıyacağız? Orada kaldığınız iki yılın sonunda, ‘Asla bir daha yapmam’ dediğiniz ne oldu?

Asla; asla dememeyi öğrendim.
İçerden çıkan herkes mutlaka değişir. Bende bu nasıl olacak ben de merak ediyorum. Gerçek dünyayı, benim ona nasıl tepki vereceğimi inanın en çok ben merak ediyorum. Aynadaki ben saçlarımın bembeyaz olduğunu söylüyor. Benim ilk adım Ahmet, yani Ahmet Tuncay Özkan’ım. ‘Hala tek mi kalıyorsun?’ diyenlere, ‘Yok yanıma Ahmet’i de verdiler’ diyorum.

Ahmet hücrede bana bakıp duruyor, ‘Bu Tuncay çıkınca ne yapar?’ diye. Tuncay geçen gün Ahmet’e: ‘Asıl azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar, çünkü aslı ayrandandır’ diyordu.
Bakalım; yaşayıp göreceğiz. Özümüzü koruyalım da; gerisi teferruat olur. Hayata; üstü kalsın diyecek kadar umutlu bakıyorum. Hepinizi hasretle kucaklıyorum.

Aşk, özlemekten ötedir. Aşk ölmemektir

AŞKIM! GÜLDEN AĞIR SÖYLEMEM ONA. ANLATMAK MÜMKÜN OLSA ANLATIRIM. AMa YETMEZ KELİMELER. ZAMANI GELİNCE ELBET AÇILIR BİR GÜN DİZELER.

Tuvalet temizliği nasıl yapılır? Salata nasıl yıkanır?
Tuncay Özkan, kitapta içeri gireceklere bazı tavsiyelerde bulunuyor. Kitapta temizlik ve spor çok önemli bir yer tutuyor.

- Tuvalet ve banyolar için uygulama şu: Ozon ile her yer yıkanacak. Sonra deterjanlı su ile üzerinden geçilecek. Kireçli ve kararmış bölgeler için kireç çözücü asit kullanılacak. Bunun için idare özel teknik ekip gönderiyor, onlarla yapacaksınız. Yoksa zehirlenirsiniz.

- Cezaevinde en önemli şey çöpünüzü biriktirmeden atmanızdır. Siyasi suçlular çöpe attıklarına dikkat etmelidir. Oradan yeni suçlar çıkabilir. Çöpünüzü sıkı sıkı atın. Çöp kovanızı yıkayın. Poşetin kalınca bir plastikten olmasına dikkat edin. Yoksa delinir, parçalanır.

- Çamaşırlarınızı soğuk suya bastınız, renkliler için 10 dakikadan çok tutmayın. Beyazlar için sıcak suda 15 dakika. Nemli çamaşır giymeyin, sağlığınızı bozar.

- Kantinden üç tane paspas sapı alın. Bunlardan birinin ucuna 5 litrelik su şişelerinden ikişer tane bağlayın. Böylece 20 kiloluk bir halteriniz olacak. Bu halter ağırlık çalışmalarınızın vazgeçilmezi.

- Sirkeyi bol kullanın. Bal niyetine. Ama yeşillikleri sirkeli suda fazla tutmayın, çürür. Hem de inanılmaz bir hızla.

- Aşa sevda katın…

Aşk için yazın, aşkınız için yazın!

Tuncay Özkan, kendine ve aşkına sürekli mektup yazdığını dile getiriyor. Yalnızlığı, aşkı, ziyaretlerin mahkum için anlamını dile getiriyor.

- Hapis, güven,inanç ve sevdayla biter. Özgürlük için, ziyaret günlerine ve ziyaretçilerinize bayram çocukları gibi hazırlanın. Onlarla her ziyaret bayram, unutmayın.

- Hapiste yalnızlık yoktur. Sizi asla yalnız bırakmazlar.

- Gardiyanlara şucu, bucu diye bakmayın, onlara emekçi ve insan olarak bakın.

- Bol bol yazın, not tutun. Yorum yapın. Kitap yazın. Yazdıkça, acınız hafifler. Yaralarınız kabuk bağlar. Mahpus yaza yaza geçer. En çok da aşk için yazın. Aşkınıza yazın. Aşk ile yazın…

Facebook Yorumları

Diğer Yorumlar

Bir Yorum Var

  1. ramo diyor ki:

    ÇELİŞİK!
    çilekeş
    duygular….
    -kur’an okuduğunu niye söylemek zorundasın?..
    -düşmanını iyi bilemeyen dostunu iyi bilmez mi ?..
    -tuvalet temizliğini bu kadar ayrıntıya dökmek gazetecilik mi?..
    BAZILARI İYİCE BİLENİR…
    BAZILARI DA…

Bir Cevap Yazın