“Dünyada hiç bir devlet bu tür saldırıya tahammül gösteremez.”
4 Ekim 2008′de Aktütün Karakolu’na PKK’nın saldırısı ile ilgili olarak, 5 Ekim’de Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesi yukarıda okuduğunuz başlığı atmıştır. Hatırlarsanız bu saldırıda 17 askerimiz şehit olmuştur.
Şöyle dönüp arkama baktığımda hangi cepheye mensup olursak olalım, milletçe bir çok şeye tahammül ettiğimiz, hatta tahammülün çok ötesinde sabırla karşıladığımızı görmekte ve devletin bu konuda Gines Rekorlar Kitabı’na girmek için tüm çabayı gösterdiğini izlemekteyim.
Örneğin 2007′de Irak’ın kuzeyine operasyon yapılabilmesi için TBMM’den “Tezkere” çıkmasına rağmen, 5 Kasım 2007 Erdoğan-Bush görüşmesini bekledik. Daha sonra da “abi”mizin belirlediği noktalara atış yaptık.
Sabrettik ve tahammül ettik.
Askerlerimizi şehit eden PKK’nın, Amerika bize izin verene kadar keyif çatmasını, yeni sığınaklara taşınmasını, Irak’ın kuzeyindeki kent ve köylerdeki sivil halkın arasına karışmasını seyrettik, içine sürüklendiğimiz bu savaş oyununa sessiz kaldık.
PKK militanı ve/veya yandaşı olduğu iddiası tutuklu bulunan Sebahat Tuncel’in milletvekili seçilip salıverilmesine, üstelik tüm ayrılıkçı vekiller gibi bizim ödediğimiz vergilerden maaş almasına ve devletin polisini tokatlamasına da tahammül ettik.
Bununla da kalmadık, Mustafa Balbay’ın, Mehmet Haberal’ın ve Engin Alan’ın milletvekili seçilmelerine rağmen tutukluluk hallerinin devamına ses çıkarmadık.
Üstelik bu Sebahat Tuncel denilen kadın bir komiseri tokatlamıştı da, polis , emniyet ve devlet sabretmiş, biz de sonsuz bir tahammülle rıza göstermiştik bu olaya..
Aslında biz “Ne Mutlu Türk’üm Diyene sözünü her yere yazmak ilkelliktir.” ve şehitlere “kelle”, bölücü başına “sayın” diyenlere bile tahammül ettik. Tahammül etmek bir yana, onları baş tacı edip, devletin en önemli makamlarına oturttuk.
Bir de AB Uyum Yasaları’na tahammül ettik, katlandık, verdiğimiz oylarla teslimiyete rıza gösterdik.
Örneğin “Yabancılara Toprak Satışı Yasası” çıktığı zaman, “Ne yani, topraklarımızı sırtlarına alıp, memleketlerine mi götürüyorlar?” diyen siyasetçilerimizi sabırla dinledik. Tüm bölücü yasalara örneğin “İkiz Sözleşmeler”, “Vakıflar Yasası” ve benzeri tüm uyum yasalarına eyvallah dedik.
Bir “Terörle Mücadele Yasası” çıkarıldı ki evlere şenlik… AB istedi, “Büyük Abi” emretti diye, askerin, jandarmanın, hatta polisin yetkileri de iktidarın çıkardığı yasa sayesinde kısıtlanmıştır.
Daha da ileri gidilerek, askerin, jandarmanın malum insan hakları bahane edilerek, kamyonların gizli bölmelerinin araması yasaklamıştır.
Biz gene göz yumduk, tahammül ettik.
Amerika’nın maaşlı memuru, aşiret reisi, her fırsatta Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne hakaret eden Talabani’yi, Çankaya’da, Atatürk’ün makamında ağırlanmasına da ses çıkarmadık.
Biz milletçe nelere tahammül etmedik ki…Örneğin Gül ve Erdoğan’ın Suudi Kralı’nın kaldığı otele, ayağına gitmelerini, Piro kod adlı Salman Kurtulan’ın karısı Fatma Kurtulan’ın Meclis kürsüsünden Türk milletine alenen hakaret etmesine de tahammül ettik, rıza gösterdik.
Hatta terörü sıfır noktasında devralan iktidarın dokuz senelik iktidarında sayısı bine oluşan şehitlerimizin ardından, “Vatan sağ olsun” dedik, biraz gözyaşı döktük, feysbuktaki profillerimize, Türk bayrağı ekledik ve çok büyük bir iş başarmış insanların gönül rahatlığı ile günlük hayatımıza devam ettik.
Adı sadece milli olan eğitimin başındaki kişi Atatürk’ü, ilke ve devrimlerini, Cumhuriyet’i ve hatta İstiklal Marşı’nı, eğitimden, kitaplardan silip attı. Gene tahammül ettik.
5 Kasım 2007′de Bush’un Oval Ofis’inde dizinin dibinde oturan Erdoğan’a tavsiye ettiği gibi Türk ordusu kuşatılmış, bir suç odağı olarak tanıtılmış, Hasdal ve Silivri’deki tutukluluğu cezaya dönüşen muvazzaf subayların, general ve amirallerin sayısı bin beş yüze yaklaşmıştır. Ordu komutansız ve moralsiz bırakılmış, Türk milleti ile arasındaki bağ koparılmaya çalışılmıştır.
Biz buna bile tahammül ettik, bir kaç cılız gösteriden başka hiç bir şey yapmadık, yapamadık.
En önemlisi devletin başı olduğunu özellikle defalarca vurgulayan iktidar, İmralı’daki mahkum ile müzakere safhasını çoktan geride bırakmış, mütareke masasına oturmuştur.
Bu mütarekenin sonucu olarak Habur rezaleti sahneye koyulmuş ve hukuk PKK’lılar için ihlal edilmiştir.
Biz gene bu olayın yarattığı infialin ardından, biraz diklendik ama tahammül etmeye devam ettik…
Peki, bu tahammül ve sabır nereye kadar devam edecektir?
Murat Karayılan, “Terörle mücadele, siyasetle müzakere eden Erdoğan”ı “kaçak savaşmakla” itham ederken, görüşme sürecinin daha derin detaylarının ellerinde olduğu bilgisini vermektedir.
Aysel Tuğluk ise, 2006′dan bu yana 2011 seçimlerine kadar bu görüşmelerin ( Oslo ve Öcalan) devam ettiğini ve hatta bu konuda bilgilerinin olduğunu, mektupları okuduklarını hatta uzlaşma noktasına gelindiğini iddia etmiştir.
Ancak Şerafettin Elçi’nin söyledikleri doğru ise Başbakan’ın özel görevlisi MİT Müsteşar Yardımcısı Hakan Fidan”ın, devlet adına toplantıda dile getirdiği öneriler gaflet, delalet ve hatta hıyanetin de ötesindedir.
Şerafettin Elçi’nin söylediklerine göre:
*MİT’den başka devletin en üst düzeydeki bürokratları Öcalan’la görüşmüşlerdir.
*Öcalan’ın önerisi üzerine üzerinde belki de mutabakata varılan protokol MİT tarafından Kandil’e götürülmüştür.
*Dönemin Başbakanlık Müsteşarı, zamanın MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın BDP’nin uygulatmak istediği “ÖZERKLİK”i, PKK’ya protokolün bir maddesi olarak ileri sürmüştür.
*Hakan Fidan, PKK ile yapılan görüşmelerde, Kürtlerin kırmızı çizgisi olan ana dilde eğitim meselesinin yerel yönetimlere verilecek özerklikle kendiliğinden çözülebileceğini söylemiştir.
Şerafettin Elçi’nin Devlet ve PKK’nın, koordinatör ülke temsilisi denetimi altında yapılan görüşmelerinin kırılan şifreleri ve milletten bucak, bucak saklanan detaylarına devam etmeden önce, bir noktayı, çok önemli bir noktayı hatırlamak zorundayız.
“Ankara’nın yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olarak çıkarmak zorunluğunu” kabul eden CFR’nin mektubunu yol haritası kabul eden Mr. Erdoğan, Ak Kitap’ta bu isteği aynen kopyalamıştır.
AK Kitap Sayfa 12: “Partimiz eğitim hizmetlerinin yerelleşmesinden ve özelleştirilmesinden yanadır.”
Bu küresel patronların, CFR’nin emridir. Böylece iktidar tüzüğüne koyduğu maddelerle, bölücü programı, birilerinden çok önce, varılması gereken hedef olarak kabul etmiştir.
AK Kitap’da yazılanlar, “TÜZÜK” maddesi olarak ilan edilenler, içinde ABD’nin de bulunduğu tüm dünyayı idare eden küresel sermayenin patronlarının isteğidir, CFR’nin emridir.
Görüldüğü gibi eğitim için verilen sözler sadece bölücülerin ve PKK’nın isteği değildir. Eğitimin yerelleştirimesi ve gayrı milli olması iktidar partisinin tüzüğünde de vardır. İktidar partisnin isim babası ise CFR’dir.
Hata PKK eğitimin yerelleştirilmesi ve ana dilde eğitim konusunu hayaller bile edemezken, küreselleşmenin diğer adı şehirleşmenin gereği, eğitimin önce valiliklere daha sonra da belediyelere devredilmesi, CFR’ye verilen sözler gereği iktidar partisi tarafından yapılarak, uygulanmak istenmiştir.
Şerafettin Elçi‘nin anlattıkları devletin ve kendini devletin başı olarak ilan eden Erdoğan’ın durdukları noktanın deşifre edilmesidir. Bu konuya ” Tahammül Edilemez!-2” başlıklı yazımızda devam edeceğiz.
Karnını bizim verdiğimiz vergilerden aldığı maaşla doyuran, yemin etmeyen bir vekil,“Türkler bizden korksun” diye göz dağı vermeye kalkmıştır.
Pardon, sen kimsin be kadın? Kimsin veya kendini ne zannediyorsun? Kendine gel… Yedi düvele diz çöktüren Türk milleti, senin temsil ettiğin üç-beş çapulcudan mı korkacak?
Ne sana, ne senin ağa babalarına, ne Öcalan’la ne de PKK ile mütareke yapanlara tahammül etmeyeceğiz.
Çünkü vatanın tamamı, ülkenin ve milletin istiklali gerçekten tehlikededir. Bütün Türk milleti Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin bir ferdi olarak, vatanı savunacağız.
Bu vatan bize dedelerimizin mirası değil, torunlarımızın emanetidir. Emanete asla hıyanet etmeyeceğiz. Beyinlerimize adeta asla silinmemek üzere yazılmış olan Mustafa Kemal’in bağımsızlık anlayışı yol göstericimiz olacaktır.
Ne zaman mı? Hemen bugün, şimdi… Hadi davranın..
Figen Özen
İLK KURŞUN

