“TARİH PROFESÖRÜ’NE ATATÜRK VE ÇANAKKALE DERSİ!

Atatürk’e ve Çanakkale Savaşlarına Saldırmanın Dayanılmaz İğrençliği

İddiaya göre, Sabancı Üniversitesi’nin öğrenci aileleri için düzenli olarak hazırladığı etkinlikler çerçevesinde 23 Ekim 2010 tarihinde “Çanakkale Savaşları’ konulu bir konferans düzenlenmiş. Konferansta konuşan Prof. Dr. Cemil Koçak, Mustafa Kemal Atatürk ve Çanakkale Zaferi hakkında ağzına geleni söylemiş!..

“5-10 Kişiyi Bile Yönetemezdi’

Prof. Koçak, Yarbay Mustafa Kemal’den “Yarbay Mustafa’ diye söz etmiş. “Yarbay Mustafa’dan öyle sözler ile bahsetmiş ki, aileler bu Mustafa’nın kim olduğunu anlamaya çalışmış. “Bu Yarbay Mustafa, tarih sahnesine tamamen tesadüf eseri çıkmış, aslında onu Alman komutan Gelibolu içlerinde bir yere gözden uzak olsun diye attıklarını, hayatında 5-10 kişiyi bile yönetmediğini, zaten şansı yaver gitmeseydi kahve köşelerinde emekliliğini yaşayıp gideceğini’ alaycı bir dille söylemiş

Kimdir bu tarih sahnesine tesadüfen çıkan, şansı yaver giden, hayatında 5-10 kişiyi bile yönetemeyen Yarbay Mustafa?

“Yarbay Mustafa Yeteneksizdi’

En sonunda bir öğrenci ailesi dayanamamış, “Yarbay Mustafa diye bahsettiğiniz Mustafa Kemal mi?’ diye sormuş. Koçak “Evet’ demiş Aileler şaşkın! Öğrenci ailesi devam etmiş: “Neden hiç Mustafa Kemal demediniz?’ Koçak “Tarih o gün ki oldukları görevle yazılır’ demiş ve şöyle devam etmiş “Zaten Yarbay Mustafa yeteneksizdi ve itaatsizlikten görevden alındı.’

“Çanakkale Zaferini Türkler Değil Almanlar Kazandı’

Koçak, Atatürk’e saldırısını bitirdikten sonra, Çanakkale Zaferi’ne dil uzatmaya başlamış; aslında Çanakkale Savaşı’nın galibinin Türk Milleti değil, Almanlar olduğunu söylemiş, “Türk Milleti zaferi, Almanlar kutlamaya başladıktan sonra kutlamaya başlamıştı’ diyerek tezini kanıtlamaya çalışmış.

Koçak, hezeyanlarına şöyle devam etmiş: “Kime sorsan dedesinin Çanakkale’de şehit olduğunu, bir tek savaş Çanakkale de mi olmuş, niye diğerleri anılmıyor!

Geçen gün Prof. Koçak, bir basın açıklaması yaparak bu iddiaları yalanladı.

Şimdi, “Kardeşim mademki, Prof. Koçak, bu iddiaları yalanlamış, siz neden bu iddiaları ciddiye alıp cevap yazısı yazıyorsunuz?‘ diye sorabilirsiniz. Haklısınız! Mesele sadece Prof. Koçak’ın bu iddiaları olsa çok haklısınız! Ancak, söz konusu olan Prof. Koçak ve “onun gibiler’ olunca işler biraz değişiyor!

Şöyle ki:

Akademik Tetikçiler

Prof. Cemil Koçak ve “onun gibiler’ (Dr. Taner Akçam, Dr. Halil Berktay, Prof. Atilla Yayla, Prof. Mehmet Altan) bence emperyalizmin “akademik tetikçileridir’. Onlar, Türk ulusunun 20. yüzyıldaki “yüz akı’ tarihi olaylarını ve kişilerini önce “sıradanlaştırmak’ sonra da “yok saymak’ için bir proje kapsamında bu ülkenin belli üniversitelerinde, (Bilgi, Sabancı vb.) yuvalanmışlardır. Emperyalizmin hizmetindeki bu “akademik tetikçilerin’ amacı, Türkiye’de “ulus devlet’ düşüncesini, Türkiye Cumhuriyeti’nin “kuruluş felsefesini’ ve “kurucusunu’ “eksik’, “zayıf’, “yanlış’ göstererek, halkı etkilemek ve Türkiye’yi ABD projelerine uygun olarak yeniden biçimlendirmektir.

Daha iki ay kadar önce yayınlanan CUMHURİYET TARİHİ YALANLARI adlı kitabımda bu “akademik tetikçilerin’ cumhuriyet tarihini nasıl çarpıttıklarını, bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermeye çalıştım. Yalanlarını tek tek sıralayıp belgelerle cevap verdim. Orada sıraladığım “cumhuriyet tarihini çarpıtanlar’ listesinde 15. sırada Prof. Cemil Koçak var!

Yani, anlayacağınız, Koçak’ın “Atatürk 5-10 Kişiyi Bile Yönetemezdi’ dediği iddiası, onun, Atatürk ve yakın tarih konusundaki ilk “aykırı’ açıklaması değil; bunun öncesi de var:

Peki kimdir bu Cemil Koçak:

“Prof Cemil Koçak: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksek Okulu’ndan Cemil Koçak, ‘Siyaset ve Sosyal Bilimler’ alanında doktora yapmıştır. Sabancı Üniversitesi’nde tarih hocalığı yapan Cemil Koçak, Tarih Vakfı’nın yayınladığı , ‘Toplumsal Tarih Dergisi’nin’ yayın politikasını belirlediği dört kişiden biridir. Prof Cemil Koçak, son zamanların en önemli cumhuriyet tarihi çarpıtmacılarından biridir. ‘Kurtuluş Savaşı’nda yedi düvelle savaşmadık’ diyen Cemil Koçak’ın bazı cumhuriyet tarihi yalanları şunlardır: ‘İngilizler İstanbul’a 100 bin kişi ile geldiler, ama İngilizlerle savaşılmadı! Anadolu’da çok büyük bir işgal yaşanmadı!. Batı Anadolu’da Yunan işgaline karşı savaşıldı! Kurtuluş Savaşı’nın pırıltılı hale getirilmesinin nedeni, cumhuriyete ve cumhuriyetle birlikte yapılanlara bir meşruiyet kazandırmak içindir.’

(Neşe Düzel’in Söyleşisi, Radikal, 13 Kasım 2006’dan Sinan Meydan, Cumhuriyet Tarihi Yalanları, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2010, s.24.)

Yani, Prof. Koçak’a göre, Kurtuluş Savaşı “çok önemli’ bir mücadele değildir! Antiemperyalist bir niteliği yoktur, sadece Yunana karşı savaşılmıştır! Kurtuluş Savaşı sonradan “pırıltılı’ hale getirilmiştir!

Ben burada uzun uzadıya bu “cumhuriyet tarihi yalanlarına’ cevap vermeyeceğim. Yalnız bu “palavralara’ verdiğim cevapları görmek isteyenler, daha önce yazdığım “Kurtuluş Savaşı Emperyalizme Karşı Mıydı’ adlı yazıma ve “Cumhuriyet Tarihi Yalanları’ adlı kitabıma bakabilirler.

Ben burada, Prof. Koçak, hakkındaki son iddiaya, “Çanakkale bir Türk zaferi değildir! Atatürk 5-10 kişiyi bile yönetmezdi, Çanakkale’de hiçbir başarısı yoktu! vb.’ tabirimi maruz görün ama “artık bayatlamış yobaz –liboş yalanlarına‘ cevap vereceğim.

Çanakkale Savaşı’na ve Atatürk’e Saldırmak

Öncelikle “Çanakkale Savaşlarını ve bu savaşlarda Atatürk’ün rolünü küçümseme‘ modası yeni ortaya çıkmış değildir, bu modanın kökleri bir hayli eskilere dayanır. Şöyle ki: Geçmişte, Çetin Altan, Yalçın Küçük, Kadir Mısıroğlu, Abdurrahman Dilipak, Ahmet Altan, Mete Tunçay vb. birçok isim, “Çanakkale’nin bir zafer olmadığını, zafer olsa bile bir Türk zaferi olmadığını ve Atatürk’ün bu zaferde önemli bir rolünün olmadığını’ iddia etmişlerdir.

(Ayrıntılar için bakınız. Turgut Özakman, Vahdettin, Mustafa Kemal ve Milli Mücadele, s.94 vd.)

Şimdi de gelin kısaca tarihi gerçeklere göz atalım:

1. Çanakkale Büyük Bir zaferdir:

« 27 Eylül 1914’te Çanakkale Boğazı bütün gemilere kapatıldı.

« 3 Kasım 1914’te İngiliz-Fransız Birleşik Filosu Çanakkale Boğazı giriş tahkimatını Bombardıman etti.

« 19 Şubat-17 Mart 1915 tarihleri arasında Birleşik Filo boğazın girişindeki orta kesimdeki tabyaları tahrip etmek istedi. Düşman bu sürede boğazı 14 gündüz, 21 gece aralıksız bombaladı.

« 18 Mart 1915’te, üç sıra olarak dizilmiş düşman savaş gemileri Çanakkale Boğazı’ndan Marmara’ya geçmek için ilerlemeye başladı. Yedi saat sonra düşman filosu geri çekildi. Düşmanın 16 savaş gemisinden 3’ü, Nusret’in bıraktığı mayınlara çarparak battı. 3’ü topçu ateşiyle ağır yaralanıp sulara gömüldü. Böylece Çanakkale Deniz Zaferi kazanıldı.

« 25 Nisan 1915’te 308 savaş ve nakliye gemisi Boğazın Asya kıyısına ve Gelibolu’nun çeşitli noktalarına çıkarma yaptı. Düşmanı Mustafa Kemal karşıladı. 1916 yılının başına kadar 8,5 ay süren düşman kara taarruzu, 8/9 Ocak 1916’da tamamen sona erdi. Çanakkale Boğazı’nı denizden geçemeyen düşman, karadan da geçemeyince çekilip gitti.

« Bütün savaş boyunca, subay, er şehit olanlar 250 bin değil, 57 bin 84’tür. Hastanede ölenleri de buna eklersek toplam şehit sayımız 75 bin 830 kişiye çıkar. (Özakman, age, s.99)

Yani, “cumhuriyet tarihi yalancılarının’ iddiasının aksine Çanakkale “buz gibi’ de bir Türk zaferidir. Her iki tarafta 200 bine yakın askerin 8 ile 15 metre yakınlıktaki siperlerde göğüs göğse mücadele ettikleri, düşmanın 300’den fazla savaş gemisiyle saldırdığı, 8,5 ay süren, sonunda her iki taraftan toplam 150 binden fazla kaybın yaşandığı ve düşmanın yenilgiyi kabullenerek, gemilerini ve askerlerini kaybederek çekilip gittiği bir büyük zaferin onurunu o savaşta canla başla savaşan Türk Mehmetçiklere ve cesur Türk komutanlara değil de, Türk ordusundaki Alman komutanlara vermek, kelimenin tam anlamıyla “vicdansızlıktır’.

2. Çanakkale Almanlara (Alman komutanlara) Rağmen Kazanılmıştır

« Çanakkale’de 5.Ordu’nun başında belli bir döneme kadar Alman Mareşal Limon Von Sanders Paşa vardır. Ancak, Çanakkale’de Türk ordusunu komuta etme iddiasındaki bu Limon Paşa’nın hataları neredeyse savaşın kaybedilmesine neden olacak kadar önemlidir. İşte Alman Komutan Limon von Sanders’in Çanakkale Savaşı’ndaki en ciddi hataları:

« 3. Kolordu ve Türk Tümenleri, Çanakkale’ye düşman donanmasının Sebdülbahir ve Kabatepe’den çıkacağını düşünürken, Liman Paşa, düşmanın Saroz körfezinin uç kısmından, Bolayır civarından çıkacağını düşünmüş, bütün savaş planlarını bu yanlış öngörüsü üzerine yapmıştır.

« Liman Paşa, Türk komutanların düşmanı mümkün olduğu kadar kıyıda karşılama planını değiştirerek, kuvvetleri merkezde toplayıp nereye çıkarma olursa oraya yönlendirme stratejisi izlemiştir. Bu plana bağlı olarak Türk komutanların kıyılara yerleştirdiği kuvvetleri geri almıştır. Örneğin, yarımadanın en güneyindeki Sebdülbahir’de sadece bir tümen bırakılmıştır. Bu nedenle düşman her çıktığı noktada rahatça tutunma şansı bulmuştur.

« Liman Paşa, Çanakkale’ye çıkarmanın başladığı gece, Gelibolu’daki karargahından ayrılıp Saros’a gitmiş, Mehmetçik düşmanla boğazlaşırken, Sanders Paşa, o gece orda kalarak sabah geri dönmüştür. (Liman von Sanders, s.87,88). Üstelik kimseye emir yetkisi vermemiştir. İşte o gece Mustafa Kemal kimseden emir almadan “inisiyatif kullanarak’ harekete geçmek zorunda kalmıştır.

« Liman Paşa, gelen birlikleri gece taarruzuna zorlamıştır. Gelen her yeni birliği cepheye sürmüştür. Böylece plansız programsız birlikleri eritmiştir. Örneğin, Liman Paşa’nın emriyle yapılan 19 Mayıs gecesi taarruzunda bir gecede, tam 9000 Mehmetçik telef olmuştur. Üstelik Liman Paşa anılarında bu taarruzun bir hata olduğunu şöyle itiraf etmiştir: “Bahis konusu taarruzun tarafımdan işlenmiş bir hata olduğunu itiraf ederim. Bu hatayı düşman kuvvetlerini iyi takdir edememekle ve elimizdeki az topçu kuvvetiyle ve çok sınırlı cephaneyle bu işi başaracağımızı önceden hesaplayamamakla işledim!’ (s.98.). Liman Paşa’nın hatasının yol açtığı bir gecelik kayıp, Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğindeki ve Başkomutanlığındaki Kurtuluş Savaşı’nda bütün cephelerdeki kayıplara eşittir. Alın size “Alman mucizesi!..’

« Liman Paşa’ya yönelik en ağır eleştiriler ise o sırada cephede olan Türk komutanlardan gelmiştir. 3.Kolordu Komutanı Esat Paşa’nın anıları, Kurmay Başkanı Yarbay Fahrettin (Altay)’ın, Yarbay Selahattin Adil’in anıları, Mustafa Kemal’in Enver Paşa’ya gönderdiği Liman Paşa hakkındaki yazı, Korgeneral Fahri Belen’in anıları, Liman Paşa’nın Çanakkale’de çok ciddi hatalar yaptığını ve Çanakkale Savaşı’nın onun hatalarına rağmen kazanıldığını göstermektedir.

« Mustafa Kemal, 3 Mayıs 1915’te Arıburnu’ndan Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili Enver Paşa’ya gönderdiği mektupta, Mareşal Liman von Sanders’ten şöyle söz etmiştir: “! Maydos bölgesi kuvvetlerini komuta ettiğim zaman aldığım tertibat ile, düşmanın karaya çıkmasına imkan verilmeyebilirdi. Liman von Sanders Paşa, bizim orduları, bizim memleketimizi tanımadığı, gerektiği şekilde incelemede bulunacak kadar da bir zamana sahip olmadığından, sadece ihraç noktalarını, tamamıyla açık bırakacak tertibat almış ve düşmanın karaya çıkmasını kolaylaştırmıştır! Vatanımızın savunulmasında kalp ve vicdanları bizim kadar çarpmadığına şüphe olmayan başta Liman van Sanders olmak üzere bütün Almanların fikri gücüne de itimat buyurmamanızı kesin olarak temin ederim. Bence bizzat buraya teşrif ederek, umumi vaziyetimizin gereklerine göre bizzat sevk ve idare etmeniz münasip olur kardeşim.

« Prof İsmet Görgülü, “Çanakkale İlk Günde Biterdi’ adlı çok önemli kitabında, eğer Alman Mareşal Liman von Sanders’in hataları olmasaydı, Mustafa Kemal’in savaş planlarını uygulasaydı savaşın ilk günde biteceğini belirtmiştir.

Görüldüğü gibi Çanakkale Zaferi, Almanlar sayesinde değil, Almanlara rağmen kazanılmıştır. Ordunun en tepesindeki Alman Mareşal Limon von Sanders’in hatalarından, diğer Alman komutanların hatalarına yer kalmadı! Ayrıca, Çanakkale Savaşları sırasında Türkiye’nin müttefiki olan Almanlar, hiç de sadık bir müttefik gibi davranmamışlardır; örneğin silah ve cephane sıkıntısı çeken birliklere “eski tüfekler’ ve “eski savaş araç gereçleri’ dağıtmışlardır çoğu kez! Çanakkale’de ne yeteri kadar gemimiz, ne yeteri kadar silahımız, ne de yeteri kadar cephanemiz vardır. Ne hikmetse “sadık müttefik’ Almanya bu yokluktan habersizdir! Asker yönünden de dişe dokunur bir desteği yoktur Almanların! Ha yine de, “Çanakkale’yi, öngörüsüz Liman Paşa kazandı’ diyorsanız, size söyleyecek başka sözüm yok doğrusu!…

Çanakkale’nin gerçek kahramanları Esat Paşa, Fahrettin Paşa ve Mustafa Kemal Paşa gibi cesur ve öngörülü Türk komutanlardır.

3. Mustafa Kemalsiz Bir Çanakkale Savaşları Tarihi Yazılamaz

İşte Çanakkale’deki Mustafa Kemal:

« I. Dünya Savaşı başladığında Bulgaristan Sofya’da “ateşemiliter’ olan Mustafa Kemal, “Avrupa’daki rahatını’ bırakarak “vatan ve millete borcunu ödemek için’ adeta “gönüllü’ olarak Çanakkale Savaşlarına katılmıştır. Mustafa Kemal, Kasım 1914’te, Başkomutanlık Vekaleti’ne müracaat ederek cephede aktif bir göreve getirilmek istemiş, ancak kendisine, “Sizin için orduda her zaman bir görev vardır. Ancak Sofya Ateşemiliterliği’ni daha önemli gördüğümüzden sizi orada bırakıyoruz’ cevabı verilmiştir. Bunun üzerine Mustafa Kemal, Aralık 1914’te Sofya’dan Başkomutan Vekili Enver Paşa’ya bir mektup yazarak cephede aktif görev alma isteğini yenilemiştir: “Vatanın müdafaasına ait faal vazifelerden daha mühim ve yüce bir vazife olamaz. Arkadaşlarım muharebe cephelerinde, ateş hatlarında bulunurken ben Sofya’da ateşemiliterlik yapamam! Eğer birinci sınıf subay olmak liyakatinden mahrumsam, kanaatiniz bu ise, lütfen açık söyleyiniz.’

« Mustafa Kemal, bu ısrarları üzerine, 20 Ocak 1915’te, Esat Paşa komutasındaki, 3. Kolordu’ya bağlı olarak Tekirdağ’da kurulacak 19. Tümen Komutanlığı’na atanmıştır.

« Mustafa Kemal, Çanakkale Savaşlarına “yarbay’ olarak başlamıştır, fakat beş hafta sonra 1 Haziran 1915’te “albay’ olmuştur.

« 2 Şubat 1915’te Tekirdağ’a gelen Mustafa Kemal 19. Tümeni kurma çalışmalarına başlamış, 25 Şubat 1915’te, Tekirdağ’daki 19. Tümen Komutanlığı, Maydos (Eceabat)’a nakledilmiş ve Mustafa Kemal 19. Tümen ve Maydos Bölge Komutanlığı’na getirilmiştir. (19. Tümene ek olarak, 9. Tümenin 2 piyade alayı bazı topçu birlikleri de Maydos Bölge Komutanlığı emrine verilmiştir.)

« 23 Mart 1915’te Maydos Bölgesi Komutanlığı genişletilerek, “Müstehkem Mevki Rumeli Bölgesi Komutanlığı’ adını almış ve komutanlığına Albay Halil Sami Bey getirilmiştir. Mustafa Kemal’in komuta ettiği 19. Tümen ordu yedeğine alınarak 3. Kolordu Komutanlığı’nın emrinde yine Maydos’ta bırakılmıştır. 24 Mart 1915’te Mustafa Kemal, bir aydır devam ettirdiği Maydos Bölgesi Komutanlığı’nı Albay Halil Sami Bey’e bırakarak 19. Tümen Komutanlığı’na dönmüştür.

« 18 Nisan 1915’te, Mustafa Kemal’in komutasındaki 19. Tümen, Çanakkale’ye yeni atanan Mareşal Liman von Sandersi’n komutasındaki 5. Ordu’nun yedeğine alınarak Bigalı köyüne gönderilmiştir. Böylece Mustafa Kemal, Maydos’tan Bigalı’ya geçmiştir.

« Çanakkale Savaşı öncesinde, Osmanlı ordusunun başındaki Alman General Liman von Sanders Paşa, Çanakkale’ye İngiliz çıkarmasının, Saroz Körfezi ve Anadolu kıyılarından, özellikle Bolayır’dan yapılacağını düşünürken, Yedek Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, Çanakkale’ye İngiliz çıkarmasının Anafartalar bölgesinden; Alçıtepe ve Kocaçimen’den yapılacağını belirtmiştir. Gelişmeler, Mustafa Kemal’i haklı çıkarmıştır.

« 25 Nisan 1915’te İngiliz, Fransız ve Anzak birlikleri Çanakkale’de sabaha karşı Arıburnu, Seddülbahir ve Kumkale sahillerinden çıkarma yapmaya başlamıştır. Seddülbahir’e çıkan düşman, kıyı topçusunun yoğun ateşi ve kuvvetlerimizin karşı taarruzuyla durdurulmuş, Kumkale kıyılarından yapılan çıkarma gelişememiş, Arıburnu’na çıkan düşman ise, Mustafa Kemal komutasındaki birliklerce geri püskürtülmüş ve bozguna uğratılmıştır.

Çanakkale’ye 25 Nisan 1915’te, saat 05:30 civarında ayak basan düşman çıkarma birlikleri, 09:45’te karşılarında Mustafa Kemal’i ve 57. Alayı bulmuşlardır. 25 Nisan 1915’teki ilk çıkarma başladığında Çanakkale Bigalı Köyü doğusunda Değirmenlik mevkiindeki karargahında bulunan 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, çıkarmayı haber alır almaz, (Maltepe’deki 77 Alay ve 9. Tümenden aldığı raporlarla), inisiyatif kullanarak, 07:45’de karargahından hareket etmiş ve 57. Alayla birlikte saat 09:40’da Kocaçimen’e varmıştır. Orada yaklaşık 10 dakika 57. Alayı dinlenmeye bırakarak kendisi atına atlayıp sarp araziden Conkbayırı’na gitmiştir. Buraya geldiğinde, 27. Alay 2. Taburun “Balıkçı Damlarındaki’ savunma müfrezinden arta kalan erlerin, 261 rakımlı tepeye (Conkbayırı’nın güneyindeki platonun üzerinden kuzeye) doğu geri çekildiklerini görmüştür. İşte tam o an atından inen Mustafa Kemal, düşmandan kaçan Türk erlerinin tam önünde durarak o ünlü “düşmandan kaçılmaz’ konuşmasını yapmış; kaçan erlere süngü taktırıp yere yatırarak, bozguna uğramış bir birlikten arta kalanlardan bir savunma hattı kurmuştur. Mustafa Kemal komutanlara verdiği emirde: “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve komutanlar geçebilir‘ demiştir. Türk ordusunun yeniden savaş durumuna geçtiğini gören düşman kuvveti neye uğradığının şaşkınlığını yaşarken imdada yetişen 57. Alay ve 8. Tabur düşmana saldırmıştır. Conkbayırı sırtlarında yaşanan boğaz boğaza çatışma sonunda 57. Alayın neredeyse tamamı şehit olmuş, ama düşman çıkarması da sonuçsuz kalmıştır. Mustafa Kemal’in ifadesiyle “kazandığımız an bu andır.’ Mustafa Kemal, yönettiği, 25 Nisan 1915 taarruzunu, gece saat 10:00’da 3. Kolordu Komutanlığı’na çektiği telgrafta şöyle anlatmıştır: “Sağ kanatta Alay 57, sol kanatta Alay 77, Alay 27, Arıburnu istikametinde taarruz etmektedir. Düşman mavnalara binip kaçmaya başladı. Umum cephede düşmana taarruz ve (düşmanı) takip ediyorum. Sağ kanatta taarruz eden Alay 57’yi Alay 72’den bir taburla takviye ederek hücuma sevk ediyorum.’

« Mustafa Kemal, 25 Nisan 1915’teki Arıburnu taarruzunda gösterdiği başarıdan dolayı “Arıburnu Kuvvetler Komutanlığı’na getirilmiş ve 25 Nisan 1915’ten 16 Mayıs 1915’e kadar bölgedeki tüm kuvvetleri tek başına komuta etmiştir. “Mustafa Kemal, 5-10 kişiyi bile idare edemezdi’ dediği iddia edilen “tarih profesörüne’ ithaf olunur!..

« 25/26 Nisan 1915’te düşman Arıburnu ve Conkbayırı’ndan yeni çıkarmalar yapmış ve her seferinde karşısında Mustafa Kemal’in komutasındaki Mehmetçiği bulmuştur. Örneğin, 26 Nisan tarihinde Conkbayır’na yapılan taarruzu Mustafa Kemal, daha sonra Kemalyeri diye adlandırılacak yerden yönetmiş, Kanlısırt-Kırmızısırt hattında düşmana ağır kayıplar verdirerek, düşmanı kıyıya çekilmeye zorlamıştır.

« Bu başarılarından dolayı 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa, 27 Nisan 1915’te, Mustafa Kemal’e bir kutlama telgrafı çekmiştir :”Başarınızı kutlarım. Raporlarınızı Başkomutanlık Vekaleti Yüksek Makamına arz ediyorum! Emrinize verilen 33. Alay’la birlikte düşmanı denize dökünüz. Donanmamız bizi ateşle destekleyecektir. Tanrı’nın yardımı bizimledir.’ Esat Paşa, 30 Nisan 1915’te bir kere daha Mustafa Kemal’e kutlama telgrafı çekmiştir: “Geceli gündüzlü devam eden harbi, başarı ile yöneterek her an bir başka surette belirmekte olan fedakar hizmetlerinizin devamını bekler, sizi yürekten kutlarım.’

« Mustafa Kemal, Çanakkale’deki başarılarından dolayı 30 Nisan 1915’te Gümüş İmtiyaz Madalyası almış, bunu Altın ve Gümüş Liyakat Madalyaları izlemiştir. (Mustafa Kemal’i günahı kadar sevemeyen Enver Paşa, bu madalyaları herhalde Mustafa Kemal’in mavi gözleri için vermemiştir.)

« 1 Mayıs 1915’te, Mustafa Kemal’in komutasındaki 19. Tümen, Arıburnu cephesinde düşmana taarruz etmiş, istenen sonuç alınamayınca, Mustafa Kemal, 2 Mayıs’ta taarruzu durdurmuştur.

« 9/10 Mayıs 1915’te Arıburnu cephesinin sağ yanından taarruza geçen düşman, Mustafa Kemal’in 19. Tümeni’ne bağlı birliklerce durdurulmuş ve geri püskürtülmüştür.

« 10 Mayıs 1915’te, Mustafa Kemal’in Arıburnu muharebelerini yönettiği tepeye, 3. Kolordu Komutanlığı’nın günlük emriyle- “Kemalyeri’ adı verilmiştir.

« 11 Mayıs 1915’te Başkomutan Vekili Enver Paşa, öğleden sonra 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa’yla birlikte Kemalyeri’ndeki Arıburnu karargahına gelerek cephe hakkında Mustafa Kemal’le görüşmüştür.

« 16 Mayıs 1915’te, Edirne Valisi Hacı Adil Bey, Gelibolu Mutasarrıfı Rıfat, Maydos Kaymakamı Rahmi, Keşan Kaymakamı, Gelibolu Jandarma Komutanı’nın oluşturduğu bit heyet, 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa’yla beraber Kemalyeri’nde Mustafa Kemal’i ziyaret ederek cephede gösterdiği fedakarlık ve kahramanlık nedeniyle kendisini tebrik etmişlerdir.

« 17 Mayıs 1915’te Mustafa Kemal, Arıburnu Kuvvetleri Komutanlığı’ndan ayrılarak 19. Tümen Komutanlığı’ndaki görevine dönmüştür. Ayrıca 19. Tümen, Kuzey Grubu Komutanlığı’na bağlanmıştır. Mustafa Kemal, Arıburnu Komutanlığı’ndan ayrılırken emrindeki birliklere yazdığı veda yazısında: “23 gün sevk ve idare etmek mutluluğu kazandığım siz demir kitlenin, Tanrı’ya sığınarak yaptığı hücum iledir ki düşmanın 20.000’i aşan kuvveti Arıburnu’nda yok edildi. Yirmi üç günlük ateşli ve kanlı ortak çabalarımız anısının samimi ve temiz duyguyla korunacağından eminim.’ demiştir.

« 17 Mayıs 1915’te Mustafa Kemal’e, Arıburnu muharebelerindeki başarısından dolayı padişah adına “Muharebe Altın Liyakat Madalyası‘ verilmiştir.

« Mustafa Kemal, 8 Ağustos 1915’te Anafartalar Gurup Komutanlığı’na getirilmiştir. Bu görevi Çanakkale’den ayrılacağı 10 Aralık 1915’e kadar devem etmiştir. Anafartalar Grup Komutanı olarak emrinde 3 kolordu (2.16.15. kolordular) vardır. Bu, Ordu Komutanlığı niteliğinde bir komutanlıktır. Turgut Özakman’ın da belirttiği gibi, “Çanakkale Savaşı boyunca, Liman Paşa dışında hiçbir komutan, bu kadar uzun zaman, bu kadar çok birliği ve bu kadar geniş bir alanı komuta etmemiştir.’ (Özakman, age, s. 112). “Mustafa Kemal, 5-10 kişiyi bile idare edemezdi’ dediği iddia edilen “tarih profesörüne’ ithaf olunur!… Evet! Mustafa Kemal, 5-10 kişiyi değil binlerce kişilik koca 3 kolorduyu yönetmiştir.

« 23 Mayıs 1915’te, gösterdiği başarılardan dolayı Mustafa Kemal’e Alman İmparatoru tarafından “Demir Haç’ nişanı verilmiştir.

« 30 Mayıs 1915’te, Çanakkale Ağıldere’de İngilizlerle şiddetli çarpışmalar yaşanmış, Mustafa Kemal’in komuta ettiği ordular Ağıldere muharebesini kazanmıştır.

« 1 Haziran 1915’te Mustafa Kemal’in albaylığa yükselmesi nedeniyle Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili Enver Paşa, Mustafa Kemal’e “tebrik telgrafı’ çekmiştir: “Yeni rütbenizi tebrik ederim. Bu terfi, görmekte olduğunuzu büyük ve fedakarane hizmetlerinize karşılık bir mükafat değil, ancak memlekete daha mühim ve ordumuza daha kıymetli hizmetler görebilecek mevkilere erişmek için geçilmesi gereken bir basamaktır

« 4/5 Haziran 1915’te İngilizlerin gece Arıburnu cephesindeki siperlere saldırmaları üzerine başlayan mücadeleyi, sabaha karşı Düztepe’deki karargahından Tümen cephesine gelen Mustafa Kemal yönetmiştir. 19.Tümen birlikleri, işgal edilen siperleri düşmandan geri almıştır.

« 7 Haziran 1915’te Mustafa Kemal, Kemalyeri’ne giderek 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa’yla görüşmüş ve tümeni için yeterli miktarda el bombası istemiştir.

« 29 Haziran 1915’te, Başkomutan Vekili Enver Paşa, Şehzade Ömer Faruk Efendi ve İstanbul Milletvekili Hüseyin Cahit Yalçın, Gelibolu’da 5. Ordu Karargahı’nı ve Kemalyeri’ni ziyaret etmişler. Daha sonra da Düztepe’de 19. Tümen Karargahı’nda Mustafa Kemal’i ziyaret etmişlerdir.

« 15 Temmmuz 1915’te Mustafa Kemal’e başarılarından dolayı, “Takfon’ (nikel, bakır, çinko alaşımı) Harp Madalyası verilmiştir.

« 16 Temmuz 1915’te gazeteci, yazar ve şairlerden oluşan bir heyet Gelibolu’ya gelerek 5. Ordu ve 3. Kolordu karargahlarını gezmiştir. Heyet, Cesarettepesi’ne giden yolun düşman kontrolünde olmasından dolayı Mustafa Kemal’i ziyaret edememiş, fakat telefonla konuşarak başarılar dilemiştir.

« 6/7/8 Ağustos 1915’te İngilizlerin Arıburnu cephesine ve Conkbayırı’na saldırmaları üzerine çok kanlı çarpışmalar olmuştur. Mustafa Kemal, 7 Ağustos 1915’te saat 05:05’te, Kuzey Gurubu Komutanlığı’na yazdığı raporda: “Düşman gece yarısından başlayarak topçusuyla şiddetli ateş altına aldığı 18. ve 27. Alay cephelerine, saat 04:30’da hücum etmişse de Tanrı’nın yardımıyla ağır kayıplar verdirilerek hücum sonuçsuz bırakılmıştır.’ demiştir.

« 8 Ağustos 1915’te, Conkbayırı İngilizlerin eline geçmiştir. Mustafa Kemal, saat 19:00’da Kuzey Grubu Komutanı Esat Paşa’ya, Conkbayırı bölgesindeki kritik durumu belirterek 5. Ordu Komutanı Liman von Sandersi’i ikaz etmesini bildirmiştir. Conkbayırı’ndaki durumun iyice kötüye gitmesi üzerine, 5. Ordu Komutanı Liman von Sanders adına Kurmay Başkanı Albay Kazım (İnanç), Mustafa Kemal’i telefon başına çağırarak “durumu nasıl gördüğünü’ sormuştur. Mustafa Kemal bu soruya: “Bütün mevcut kuvvetlerin, komutam altına verilmesinden başka çare kalmamıştır!’ diye cevap verince, şaşıran Kurmay Başkanı, “Çok gelmez mi?’ diye sorunca, Mustafa Kemal: “Az gelir!’ cevabını vermiştir. İşte o kritik aşamada Mustafa Kemal gece saat 21:45’te Maraşal Liman von Sanders’in emriyle Anafartalar Grubu Komutanlığı’na getirilmiş ve 9 Ağustos günü sabahın ilk ışıklarıyla taarruz emri verilmiştir. Mustafa Kemal, gece saat 01:30’da Anafartalar Grubu Komutanlığı karargahının bulunduğu Çamlıtekke’ye giderek grubun komutasını eline almıştır.

« 9 Ağustos 1915’te Mustafa Kemal’in komutasındaki kuvvetler Anafartalar bölgesinde düşmana saldırmıştır. Mustafa Kemal, 7. ve 12. Tümenlerin sabaha karşı başlayan taarruzunu, Anafartalar bölgesindeki bir tepeden başından sonuna kadar yönetmiştir. Düşman bozguna uğrayarak kaçmıştır. Taarruz sonrasında Mustafa Kemal akşamüzeri Anafartalar’dan ayrılıp Conkbayırı’na hareket etmiştir. Yol üzerinde Çamlıtekke’de, Liman von Sanders ile görüşerek akşam, Conkbayırı ile Suyatağı arasındaki 8. Tümen Karargahı’na gelmiştir. Burada son durumu inceleyerek, 10 Ağustos şafağında yapılacak taarruzun son hazırlıklarını tamamlamıştır.

« 10 Ağustos 1915’te, Mustafa Kemal, İngilizlerin 8 Ağustos’ta ele geçirdiği Conkbayırı’na taarruz etmiştir. Mustafa Kemal taarruz öncesinde askerlerine: “Askerler! Karşınızdaki düşmanı mağlup edeceğinize hiç şüphe yoktur. Fakat siz acele etmeyin. Evvela ben ileri gideyim. Siz, ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birlikte atılırsınız.’ 8. Tümen alayları tarafından başlangıçta sadece süngü hücumuyla gerçekleşen bu taarruzda 4 saat süren kanlı süngü muharebeleri sonunda Conkbayırı’nıın tamamı ele geçirilmiştir. Düşmana çok büyük kayıplar verdirilen bu savaş sırasında Mustafa Kemal, göğsündeki saate isabet eden bir şarapnel parçasıyla yaralanmıştır. Mustafa Kemal, Conkbayırı’nı geri aldıktan sonra öğleden sonra 8. Tümene veda ederek Anafartalar Grubu Karargahı’na dönmüştür.

« 16 Ağustos’ta İngilizler, Anafartalar cephesindeki Kireçtepe’ye taarruz etmiş, Mustafa Kemal ateş hattında 5. Tümen Karargahı’nın bulunduğu 161 rakımlı tepeden savaşı yönetmiştir.

« 1 Eylül 1915’te Mustafa Kemal’e, Gelibolu’daki “üstün başarılarından’ dolayı Gümüş Liyakat Madalyası verilmiştir.

« Mustafa Kemal, Çanakkale’de 20 Eylül 1915’te rahatsızlanmıştır.

« Mustafa Kemal, 27 Eylül 1915’te Liman von Sanders’e,, Anafartalar Grubu Komutanlığı’ndan istifa edeceğini bildirmiştir. İstifa gerekçesi olarak, Enver Paşa’nın son gelişinde kendisini ziyaret etmemesini göstermiştir. Ancak istifası kabul edilmemiştir.

« 31 Ekimde Enver Paşa, 3 Kasımda Ayan ve Mebusan Meclisi üyeleri Çanakkale’de Mustafa Kemal’i ziyaret etmiştir.

« 7 Kasım 1915’te, İngiliz Savaş Kabinesi Çanakkale’yi boşaltma kararı almıştır.

« 11 Aralık 1915’te Mustafa Kemal İstanbul’a gelirken, onun yerine Anafartalar Grubu Karargahı’na Fevzi (Çakmak) Paşa atanmıştır.

« 19/20 Aralık 1915’te İngilizler, Çanakkale’deki siperleri boşaltarak çekilmeye başlamışlardır.

İşte, “5-10 kişiyi bile idare edemediği’ iddia edilen Mustafa Kemal’in “Çanakkale Savaşları’ndaki “baş döndüren’ liderliği, başarıları ve kahramanlığı! Sadece büyük zaferleri; Arıburnu zaferi, Conkbayırı taarruzu, I ve II. Anafartalar zaferleri, başka hiçbir şey yapmamış olsa bile, onun adının tarihe altın harflerle yazılmasına yeter de artar bile!

Mustafa Kemal, Çanakkale Savaşları’ndaki bütün planlarını, kararlarını, emirlerini, başarılarını, yaşanan sıkıntıları ve çelik iradesini “Anafartalar Muharebelerine Ait Tarihçe’ ve “Arıburnu Muharebeleri Raporu’ adlı anılarından belgeleriyle ve bütün ayrıntılarıyla anlatmıştır. Bunlar yayınlanmıştır. Mustafa Kemal’in anlattıklarını, Çanakkale Savaşlarına katılan diğer komutanların anıları da doğrulamaktadır. Ayrıca, Çanakkale Savaşları sırasındaki “emirler, “yazışmalar’, “mektuplar’, “raporlar’ bugün elimizdedir. Bunlara bakılınca Mustafa Kemal’in Çanakkale’de nasıl bir “inanç’ ve “cesaretle’ mücadele ettiği, askerlerinin en önünde nasıl hücumlara kalktığı, nasıl savaşıp nasıl kazandığı bütün çıplaklığıyla gözler önüne serilmektedir.

Çanakkale Savaşları sırasında Mustafa Kemal’in “olağanüstü kahramanlığı’ konusunda daha önce “Atatürk Siperde Nasıl Dururdu?’ adlı yazıma bakılabilir.

Bir Yobaz-Liboş ve Tatlısı Solcusu Yalanı Daha: “Mustafa Kemal’i Çanakkale Savaşlarından Sonra Kimse Tanımıyormuş!’

Bugün “antiemperyalist’, “vatansever’ çıkışlarıyla tanıdığımız, sevdiğimiz ve görüşlerinden yararlandığımız Prof. Yalçın Küçük, bakın geçmişte ne demiş bir kitabında:

Kemal Paşa için parlak bir askeri geçmiş yaratmak için bulunabilen ve seçilen tek yer Gelibolu oluyor! Yaptıklarından dolayı zamanında bir kahraman sayılmıyor. Kahramanlığının ilanı çok sonraki yıllara denk düşüyor! Kemal’in, Anafartalar kahramanlığı, ilk kez, genç bir gazeteci yazar olan Ruşen Eşref tarafından, 1918 yılı Mart ayında ortaya atılıyor. 1919 yılı yaz ortalarına gelindiğinde bile, kahraman susuzluğu yaşayan ülkede bunun fazla tutmadığı anlaşılıyor!‘ (Yalçın Küçük, Türkiye Üzerine Tezler, 5, s. 255, 398; Özakman; age, s.112.)

Sevgili Yalçın Hoca’nın “geçmişte’ böyle düşünmesinin iki nedeni olabilir: 1. Ya sevgili hocamız, tarihi iyi araştırmamış, iyi okumamış, dolayısıyla “yobaz-liboş’ tezlerinden kolayca etkilenmiş! 2. Ya da tarihi iyi biliyor ve bilerek bu düşünceleri ortaya koyuyor! Ben hocamızın “bilerek’ Türk toplumunu yanıltacağını düşünmüyorum. Ama o zaman da “Koskoca profesöre araştırmadan, incelemeden kitap yazmak yakışır mı?’ diye sormak geliyor içimden!

“Mustafa Kemal’in Çanakkale Savaşları’nda herhangi bir başarısı olmadığı’ iddiasının “kocaman bir yalan’ olduğunu yukarıda gördük. Şimdi de gelin, “Mustafa Kemal Çanakkale’de yaptıklarından dolayı zamanında bir kahraman değildi’ yalanını deşifre edelim:

Mustafa Kemal 1919’da Anadolu’ya geçtiğinde, Havza, Amasya, Erzurum, Sivas, Anakara’da hap “kahraman gibi’ karşılanmıştır. Amasya’da halk tarafından “kırmızı halıyla’ karşılanan Mustafa Kemal’e Amasya Müftüsü, “Çanakkale’den sonra memleketi ikinci defa kurtarmaya geldiniz!’ diye iltifat eder. Demek ki, 1919’da Amasyalılar ve Müftü Hacı Hafız Tevfik Efendi, Mustafa Kemal’in “Çanakkale kahramanı’ olduğunu bilmektedir.

Mustafa Kemal’in Çanakkale Savaşlarındaki başarısını kıskanan Enver Paşa, Mustafa Kemal’in “fazla parlamaması’ için onun resminin gazetelerde basılmasını bile yasaklamasına rağmen, Mustafa Kemal adının duyulmasına engel olamamıştır.

Mustafa Kemal’in “Çanakkale kahramanı’ olduğunu bizim “yobaz-liboşlar’ dışında inanın herkes bilmektedir.

İşte, 1915-1919 arasında Mustafa Kemal’in “Çanakkale kahramanı’ olduğunu bilenler, yazanlar, söyleyenler:

Yeni Mecmua:

1918 yılında, Çanakkale Savaşlarına “özel bir sayı’ ayıran Ziya Gökalp’in Yeni Mecmua dergisinde Mustafa Kemal’in Çanakkale’deki başarıları anlatılmıştır.

Mehmet Emin Yurdakul:

Mehmet Emin Yurdakul, 15 Eylül 1915’te yayınlanan Tan Sesleri adlı kitabında, “Ordunun Destanı’ adlı manzumenin ilk dörtlüğünde Mustafa Kemal’den söz etmiştir.

Lütfi Simavi:

1924’te yayınlanan anılarında; “Bu gezide, o sırada İstanbul’da bulunan Çanakkale kahramanlarından Mustafa Kemal Paşa’da bulunuyordu!.Çanakkale’deki övünç ve gurur verici hizmetleriyle, herkes gibi ben de kendisini gıyaben tanıyordum, fakat şahsen görmemiştik. Hizmetlerinden ve başarılarından dolayı kendisini orada tebrik ettim.’

İsmail Hakkı Okday (Vahdettin’in Damadı):

“Vahdettin Efendi, bu seyahate çıkarken, kendisine refakat etmek üzere o zaman ‘Anafartalar Kahramanı’ diye anılan Mustafa Kemal Paşa’yı da yayına almıştı.’

Ruşen Eşref Ünaydın:

Mustafa Kemal’le Çanakkale Savaşlarındaki başarıları konusunda bir mülakat yapan Ruşen Eşref Ünaydın, 28 Mart 1918’de Mustafa Kemal ve Çanakkale Savaşları konusunda şunları yazmıştır:

Memleketin en tehlikeli zamanlarında can verircesine vazife başına atılan bu kahramanın elini sıktım. İçimde ona karşı derin bir hürmet, bir İstanbul çocuğu ruhuyla derin bir şükran olduğu halde yanından ayrıldım

Rıza Tevfik:

19 Ağustos 1918’de şöyle demiştir: “Aşiyan’da Tevfik Fikret’le yapılan ilk anma töreni için! geldiği zaman kendisini kapıda karşılamış ve orada bulunanlarla Tevfik Fikret’in eşine, ‘Anafartalar kahramanı meşhur Miralay Mustafa Kemal Beyefendi’ diye takdim etmiştim.’

Amiral Chaltrope:

İngiliz İşgal Kuvvetleri komutanlarından Amiral Chaltrope, 23 Haziran 1919’da, Lord Curzon’a gönderdiği bir telgrafta Mustafa Kemal’den, “Çanakkale Savaşı’nda büyük ün yapmış Mustafa Kemal Paşa’ diye söz etmiştir.

Amiral Webb:

İngiliz İşgal Kuvvetleri temsilcilerinden Amiral Webb, 28 Haziran 1919’da Sir R. Graham’a gönderdiği telgrafta Mustafa Kemal’den, “Çanakkale Savaşı’nda bir hayli ün yapan Mustafa Kemal! Samsun’a müfettiş olarak gönderildi’ diye söz etmiştir.

Yeni Gün Gazetesi:

Yunus Nadi’nin Yeni Gün gazetesi, Mustafa Kemal’in Adana’dan İstanbul’a gelişini, 14 Kasım 1918 tarihli sayısında manşetten, “Çanakkale kahramanı Mustafa Kemal bir gün önce İstanbul’a geldi’ biçiminde duyurmuştur.

L’İllustrasyon Dergisi:

26 Şubat 1921’de 4069. sayısında Mustafa Kemal’i: “Kararlı, sert ama iman etmiş olan Mustafa Kemal Paşa, dünyaya baş kaldırmıştır. Meslekten askerdir. Çanakkale’de İngilizler karşısında kazandığı büyük zafer anılmaya değer.’olarak tanımlamıştır.

Tevhid-i Efkar Gazetesi:

31 Ağustos 1921 tarihli sayısında Mustafa Kemal için, “Çanakkale’de iki defa İstanbul’u kurtarmış olan Mustafa Kemal Paşa, bu defa da vatanı kurtaracaktır.’ demiştir.

Yahya Kemal:

Yahya Kemal, 1921 yılında, Mustafa Kemal’den şöyle söz etmiştir: “Fatih’te, Aksaray’da küçük dükkanlarda, Eminönü’ne kadar bütün vitrinlerde, muzaffer kumandanlarımızın yanında Mustafa Kemal Paşa’nın da resmi bulunurdu, hatta köprüde, şapkalı satıcıların Mustafa Kemal Paşa’nın alçıdan küçük heykellerini sattıkları bilinmektedir’.

M. Zekeriya Sertel:

20 Mart 1919’da Mustafa Kemal hakkında şöyle demiştir: “Osmanlı tarihinin en şerefli bir sayfasını işgal edeceğine şüphe olmayan Çanakkale başarısı, orada çarpışan Türklük ruhunu, Türklük fedakarlığını ispat ettiği gibi, bir de Mustafa Kemal gibi büyük bir kahramana malik olduğumuzu gösterdi. Tarih, Çanakkale vakasını kaydederken hiç şüphesiz Mustafa Kemal ve Cevat Paşaların isimlerini de altın harflerle yazacaktır! Büyüklerini tanıma mecburiyetinde olan gençlik, Mustafa Kemal adını da belleklerine eklemeli ve kurtarıcılarımızdan birinin de o olduğunu unutmamalı’.

***

Bütün bu gerçekler, “kabak gibi’ ortada dururken, hala hiç utanıp sıkılmadan, hiç vicdan azabı duymadan, hiç Allah’tan korkmadan, “Çanakkale Savaşı’nı Türkler değil Almanlar kazandı!’, “Mustafa Kemal, 5-10 kişiyi bile idare edemezdi!’ “Mustafa Kemal’in Çanakkale Savaşlarında herhangi bir başarısı yoktu! Çanakkale Kahramanı olduğu sonradan uydurulmuştur’ gibi “yalanlarla’ önce kendilerini, sonra da bu milleti zehirleyenlere karşı sonuna kadar mücadele edeceğimi buradan bir kere daha ilan ediyorum.

Kaynaklar:

Cemil Conk, Conkbayırı Savaşları, Ankara, 1959.

Erol Mütercimler, Gelibolu, İstanbul, 4.bs, İstanbul, 2005.

Esat Paşa’nın Çanakkale Anıları, İstanbul, 1975.

İsmet Görgülü, Çanakkale İlk Günde Biterdi, İstanbul, 2008.

Mustafa Kemal Atatürk, Anafartalar Muharebelerine Ait Tarihçe, Ankara, 1962.

Mustafa Kemal Atatürk, Arıburnu Muharebeleri Raporu, Ankara, 1968.

Turgut Özakman, Vahdettin Mustafa Kemal ve Milli Mücadele, 6.bs, İstanbul, 2007.

Utkan Kocatürk, Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, İstanbul, 1999.

Yeni Mecmua Dergisi Özel Sayısı, 1918.


Sinan Meydan
İLK KURŞUN

Facebook Yorumları

13 thoughts on ““TARİH PROFESÖRÜ’NE ATATÜRK VE ÇANAKKALE DERSİ!”

  1. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ‘ÜN YAPTIKLARI VE SÖYLEDİKLERİNİ YEDİREMEYEN BİR AVUÇ ZAVALLILARDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL….PRF. MUŞ ATATÜRK Ü DÜNYA TANIYOR SENNN TANIMASAN NE OLUR ANDAVAL PROFFF…

  2. SY.KOCAK A TAVSIYEMIZ TÜRK MILLETININ DEGERLERI ÜZEROINE KONUSURKEN DAHA DIKKATLI VE SAYGILI OLMASI,AKSI TAKTIRDE KONUYA KENDISINDEN COK DAHA HAKIM OLAN BIR VATANDAS CIKAR KENDISINE HADDINI BILDIRIR,BENCE KENDISININ TÜRK TARIHI HAKKINDAKI BILGILERINI YENIDEN DEGERLENDIRIP GEREKIYORSA EGITIM KALITESINI ARTTIRDIKTAN BIRAZ DAHA KONU ÜZERINE DERIN BILGI VE EGITIM ALIPDA CIKIP KONUSMA YAPMASI,VEYA BILMEDIGI KONULARDA KONUSMA YAPMAMASI KENDISI ICIN DHA IYI OLUR.

    ÜNIVERSITELERDE BIRAZ DAHA SECGIN INSANLARLA CALISMALI,CAKMA PFOF.LE TARIH CARPITMALARLA KAFA KARISTIRMAKLA ADAM OLUNMAZ, EGITIM SVIYESI DÜSÜK YETERSIZ VEDE CAPSIZ PROF.LE DR.LA ANCAK GÜLÜNC DURUMA DÜSÜLÜR.

  3. Sayın Sinan Meydan’a bu tarihi bilgiler icin tesekkur ederim. Ulus Devletimize, Tarihimize bu turde yapılan saldırılar haksızlıklar hakkında bazı sorular sormak istiyorum:
    Universiteler bilimsel ozgurlugun, objektif dusuncenin en temel kurumlarıdır, ogretim uyeleri de tum soylem ve uygulamalarında bu ilkelere uymak zorundadırlar. Fakat bazı ogretim uyelerinin, bu ilkelere zaman zaman uymadıkları, ogretim uyesi kimligini kullanarak bilimsellikle, objektiflikle bagdasmayan, farklı amaclara yonelik tutumlar sergiledikleri de gorulmektedir, konu ile ilgili gazete haberinin de bu uygulamaya ozel bir ornek teskil ettigi gorulmektedir. Sayın Kocak’ın yanıtı ovgu icermese de olumludur, fakat Sabancı Universitesi ile ilgili bazı konuları da tekrar hatırlatmıstır:
    Ornegin bu yıl ‘ Sabancı Universitesi’nde Ataturk elestirilebilir’ seklinde bir duyuru cıkmıstı. Bugun eger, geri kalmıslıgın cemberinde kıvranan bir Irak, bir Suriye vatandasları gibi yasamıyorsak, bunu Mustafa Kemal Ataturk’e borclu oldugumuzu Dunya gercekleri 21. YY. da da gozlerimiz onune sermistir. Unesco tarafından ‘ Kurtarıcı- Kurucu-Devrimci’ olarak 20 Y.Y. ın en buyuk lideri secilen bir lideri, daha iyiyi daha dogruyu, daha ileriyi arastırmayı hedefleyen gercek bir universite, ancak daha iyi anlamak, daha dogru yorumlamakla ovunebilir, elestirmekle ovunemez. Universitelerde basarı-aydınlanma-ilerleme alkıslanır, gelecek nesillere dersler cıkarılır, belgelenir, kalıcı hale getirilir; basarısızlık- gericilik- geri kalmıslık ise elestirilir. Acaba Sabancı Universitesi’nin tanıdıgı, degerlendirdigi, bizlerin henuz farkında olmadıgı, bilmedigi baska buyuk liderler mi vardır ki, elestirmek icin 20 YY’ ın en basarılı liderini gundeme almaktadır?
    Tabii ki Mustafa Kemal Ataturk T.C. icin basarılıdır, tabii ki T.C. penceresinden bakınca onun sagladıgı cumhuriyetten; egitim, medeni vb. haklarından, devrimlerinden yararlanan vatandasların elestirmesi haksızlık olur.
    Ama AB- ABD penceresinden bakınca, onlara ilk antiemperyalist yenilgiyi, basarısızlıgı yasattıgı icin AB- ABD vatandasları tarafından her gun elestirilse yeridir.
    Sabancı Universitesi’nde Ataturk Bustu bulunmadıgı haberi de gazetelerde yer almıstı. ABD ile yakın ilişki icinde olan Universite Yetkilileri, ABD nin Kurucusu G. Washington’u baskentlerine isim yaptıklarını, paralarına bastıklarını gormuyorlar mıydı? Acaba Mustafa Kemal Ataturk’un bir bustu bile haketmedigi mi dusunulmekteydi? Acaba universitenizin TC ne mi, yoksa AB- ABD ye ait bir universite oldugu mu dusunulmektedir?
    Bu kadar ozgurlugun bulundugu iddia edilen Sabancı Üniversitesi’nde, ornegin Sabancı Holdingi elestirmek mumkun mudur? Sabancı Holding’in bu ulkeye hayır getiren veya getirmeyen yatırımlarını; dogru veya yanlıs uygulamalarını elestiri ve ozgurluk sevdalısı ogretim uyeleri ozgurce ortaya koyabiliyorlar mı?
    Bu kadar ozgur olduklarını iddia eden Sabancı Universitesinin Sayın Ogretim Uyeleri, acaba yakın iliski icinde oldukları AB ve ABD kokenli vakıf-dernek- siyasi yetkililer hakkında elestiri yapabiliyorlar mı? Ornegin ABD- AB’ nin Irak ve Yugoslavya’yı parcalaması hakkında ne gibi elestiriler yapmıslardır? Ornegin ABD nin kıtalar otesinden gelerek Afganistan’a saldırması; İran planları, Turkiye Fuze Kalkanı konularında objektif bilim insanlarına yakısır sekilde, bu ulkenin yararına olacak goruslerini bildiriyorlar mı?
    Universitenin degerli bilim insanlarından; oncelikle maaslarına saygıdan dolayı hic elestirmedikleri, elestirmeye cesaret dahi edemedikler Universite Patronlarına gosterdikleri saygıyı ? (suskunlugu) ; ya da AB- ABD kaynaklı olarak aldıkları proje, olanak , itibar , mevki hatırına AB – ABD cıkarlarına gosterdikleri saygıyı ? ( suskunlugu) oncelikle bize bu aydınlık gunleri saglayan T.C. nin kurucusu Mustafa Kemal Ataturk’e, bu ulkenin oz degerlerine gostermelerini beklemekteyiz. Elestirmek icin oncelikle basarısızlıkla sonuclanan konuları, ulkemizin cıkarlarına karsıt olan konuları secmelidirler, ancak o zaman gercekten bu ulkenin bilim insanları olacaklardır.

    Saygılarımla
    Ayse Uygur

  4. Eline saglik Degerli,yürekli,dürüst insan Sinan Meydan.
    O prof.!!! ün ve bugibilerin konusmasini her gittigi yerde kasete cekip izlersek iyi olur.Neme lazim,Türkün dostu var, Libos,yobaz,hain düsmani var.Sonra KIVIRIP ben onu degil bunu demek istediydim mavallarini
    dinletirler bize.Ben bir de fiyatlari merak ediyorum.

  5. 17 yıl Australya’da kaldım. Canberra’da Atatürk’ün anıtının yapıldığı ve “Atatürk Parkı” diye anılan parkın açılışna gazeteci olarak katıldım. Yıl 1975 ve Çanakkale çıkarmasının 70. yıldönümü idi.
    Sonra bır Austraylalı arkadaşım yazar Bill Gammage’nin “Broken Years” adlı kitabını hediye etti. Kitap ANZAC askerlerinin Gelibolu siperlerinden ailelerine yazılmış mektuplarından derlenmişti. Ulusumuzun kahraman askerlerinin gösterdiği yücelik beni çok etkilemişti.
    Çalıştığım Devlet Matbaasında gece vardiyası şefi iken bir baskıyı denetlerken, son sayfasında Atatürk’ün tam sayfa resmini gördüm. Altında Yrb. Mustafa Kemal yazıyordu. Gerek “Galant Australyan” adli bu kitapçıkda ve gerekse Broken Years adlı eserde Atatürk hk. sitayişle bahsediliyor ve Türk askerlerinin Almanlardan çok daha iyi savaştığı hk. sayısız örnekler veriliyordu.
    “ANZAC Siperlerinden Mektuplar” adıyla (köşe yazarlığı yaptığım tarihte) Yeni Alanya Gazetesi’nde seri halinde yayımlandı bu çalışmam.
    Mustafa Kemal’i anlamak için O’nun dediği gibi “İdrak” gerekir. Bu herif ve Sn.Sinan Meydan’ın işaret ettiği diğer trışkadan profosörlerde ne idrak vardır ne iz’an.
    Ve lanetlemeye, küfretmeye değmeyecek kadar da küçüktürler.
    Ciddiye almaya da….

  6. Sayın Ayşenin yorumunun son satırlarına da dikkat çekerim, (geldiler!İLK MEDYAYI sonra YARGIYI sonra ASKERİ derken TARİHİMİZİ aldılar BOMBOŞ BENLİĞİ BOŞALMIŞ MİLLETİ ESİR ALDILAR………)

  7. Syn. Cemil Koçak yukarıdaki tekzip yazısını kaleme almaya uğraşacağına konferansın kaydını alıp yayınlasaydı da bizde akla karayı kolaylıkla görürdük her halde………..Bir Prf. bu kadarcık düşünemiyor mu?…….

  8. Hocamız (Cemil) o kadar açıklama yapmış ama “Mustafa Kemal Atatürk gibi bir lidere laf etmem düşünülemez bile” gibilerinden hiçbir şey de yazmamış…… Belki böyle saygı gösterici içten sözler durumu biraz olsun düzeltebilirdi.

  9. YAHU…. ataturke yani TURK ULUSUNUN SEVGI SAYGI VE MINNETLE ANDIGI….
    1. DUNYA SAVASINDAN SONRA ABD DEN AFGANISTANDAN CIN E TUM DUNYA LIDERLERININ HAYRANLIKLA
    ONUNDE EGILDIGI 100 YILIN INSANINA agzina gelen kufuru soyleyip, bizi AB YALANLARI ILE KANDIRDIKLARI ICIN
    onunde sustuGUMUZ ingiliz edepsizi DUFFY E pamuk ellerle ODUL VEREN TUISAD dan bi SABANCI ve YAPANCI
    Tarihci (!)CIKMIS ISTE…..

    hindistanda sordum…KOSKOCA hindistan nasil olduda KUCUCUK INGILTERENIN SOMURGESI OLDU….

    geldiler! ILK MEDYAYI…
    sonra YARGIYI
    Sonra ASKERI
    DERKEN
    TARIHIMIZI
    ALDILAR

    BOMBOS BENLIGI BOSALMIS MILLETI
    ESIR ALDILAR…..

  10. Aklı başında bilim adamı,ağzından çıkacak sözlerin çarpıtılma ihtimalini düşünerek çok dikkatli konuşmalı.Ancak herkesin kendisini yanlış anladığını iddia eden,inkar mekanizması kullanıyor demektir.Muhakkak olan şu ki Bu Prof.Cemil Koçak makbul biri değil.Nerede Prof olmuş,nerede Doç olmuş çok merak ediyorum.Değerli yazar Sinan Meydan’a güvenim tamdır.Sabancı Üniversitesi gibi Halil Berktay ve eşine kucak açan bir yerde konuşma yapmak da bence yeterli hatadır.Bu Üniversite ABD politikasına uygun,milli şuuru zayıflatma ve ülkede tek ulus oluşumuna karşı etnik bölünmeler ve yine ABD güdümündeki STK’ları desteklenmesi prensibini benimseyen bir kuruluştur.Özellikle Sakıp Sabancı’nın ölümünden sonra kendi aile birliğinin bile korunmasını sağlayamayan bir zihniyetin desteğinde çalışmak hiç övünülecek durum değildir.Bu gün isminin başına Dr,Doç,Prof. ekleri koyan ama kafaları ve vicdanları boş,sömürgeci ve kapitalist güçlerin hizmetinde olmakla övünen kişiler çoğalmış bulunuyor ki bu yüzden kariyer itibar kaybetmektedir.Örnek vermek gerekirse;Mustafa Yıldırım’ın ”Sivil Örümceğin Ağında” adlı kitabında,NED adlı kuruluşun ”Federalizm ve Adem-i Merkeziyetçilik hedefleyen konferansta NED-FORUM’un konuk öğretim elemanı Doğu Ergil’in ”Türk Demokrasisi ve Kürt Sorunu tebliğini sunması,NED-FORUM araştırma konseyinde CİPE Türkiye Bürosunda 2. Direktör olarak gösterilen ve Türk Demokrasi Vakfı kurucularından Ergun Özbudun’un olduğu,NED Program Bölümü Ortadoğu ve Kuzey Afrika Programı asisitanı TC uyruklu Filiz Esen olduğu belirtilmektedir.Halil Berktay,Taner Akçam gibi özel tipleri ayrıca belitmekte yarar var.ABD hiç kimseyi boşuna beslemez,hiç kimseye itibar sağlamaz.Beklentilerini karşılamaya devam ettikçe,o zavallı kullanılmaya devam eder.Tarihin, olayların gerçek yüzlerini ortaya çıkarmak ve bundan gelecek nesillerin ders çıkarmasını sağlamak için olduğunu unutmamak gerekir.Olayların bir ucundan tutup,muhatap neslin geçmişlerinden utanmalarını sağlamak ve o neslin öz güvenini sarsmak bilim adamlığı değil ajanlıktır.Sabancıların kazançlarında Amerikan kaynakları varlığı ne yazık ki yaşadıkları vatanın değerini gözden kaçırmalarına sebep olmuş.Öyle olmasa idi menubu olduğu millete ihanet eden,hakaret eden işbirlikçi ve hainleri koruyup gözetmezlerdi.Aynı Üniversitenin,Boğaziçi Üniversitesi ile ortak düzenledikleri ve Ermeni Soykırımı konulu konferansı unutmuş değiliz.Nasıl konferans ki karşı düşüncenin temsil edilmesini reddetmişlerdi.Bu cesareti,iktidarlarını ve varlıklarını ABD’ne borçlu olan ve ne yazık ki oy veren çoğunluğunun bile aymazlığı ile Türk kelimesinden bile hoşlanmayan AKP yönetimine borçludur.Böyle faaliyetlerin tek faydası olacaktır.O da,yarın bu iktidarın yerine gerçek halk iktidarı gelip vatanseverlerin yönetimde yer alması sonucu yapılacak olan ayıklama ve temizlik için belirleyici olacağıdır.

  11. Bu konferansın kayıtları yok mu kardeşim? Bir de biz bakalım kim ne demiş dememiş. Ancak şaibeli bilim adamları nedense bunun gibi bir iki üniversiteden çıkıyor.

  12. Sözcü gazetesinin 14 Kasım 2010 tarihli nüshasında Sayın Kemal Baytaş’ın yazısında sözü edilen ve Sabancı Üniversitesi’nde yapılan bir konferansta ifadelerimi yansıttığı iddia edilen haber tamamen gerçek dışıdır. Birinci Dünya Savaşı’nın nedenleri, savaş ve Osmanlı cephelerine ve bu arada Çanakkale ve Gelibolu cephesine ilişkin yaklaşık ikibuçuk saat süren konferasım sırasında bu veya benzer ifadeler kullanılmamıştır. Maalesef bir dinleyicinin anlatılanları tamamen kendisine göre yorumlaması ve bu yorumları bana ait ifadeler şeklinde yansıtması üzüntü vericidir. Daha da üzüntü verici olan, medyanın bazen hiç araştırma ihtiyacı duymadan, sadece duyumlara dayanarak, bu türden gerçek olmayan ve iftira niteliğinde yazılara yer vermesidir. Son zamanlarda sık sık yapılageldigi gibi, sadece siyasi görüş ayrılıkları nedeniyle biliminsanlarına yönelik iftira ve hakaret kampanyalarından biri ile daha karşılaşmış bulunmaktayız. Maalesef konuşmam tahrif edilerek şahsıma yönelik şiddetli bir saldırı şekline dönüştürülmüştür.

    Uzun konferansım sırasında; (a) Gelibolu’nun kara savaşlarını anlattığım son kısımda benim ifademle Yarbay Mustafa Kemal Bey’den sö ettim.. Yani o dönemdeki resmi ünvanından. Tarihçilerin tarihsel dönemde kullanılan isim ve ünvanları kullanmak zorunda olduklarını, bunun tarihçiliğin ayrılmaz bir parçası olduğunu bilmem açıklamama gerek var mıdır? (b) Atatürk’ün Gelibolu cephesine yeniden atanmasının hikayesini anlatırken de, yeniden fiili askerlik hizmetine dönebilmek için ne kadar çaba harcamak zorunda kaldığını, çünkü Enver Paşa’nın başkomutan olarak ve İttihat Terakki Cemiyeti’nin önde gelenlerinin bu türden bir atamaya siyasi nedenlerle karşı durduğunu anlatmış; sonunda neden orada bulunduğunu bu sürecin sonunda belitmiştim. Kendisinin nasıl önemsiz bir komutanlıkla “ödüllendirildiği”ni anlatmışım. Benim ifadelerim bundan ibarettir. (c) Ardından 24 nisan çarpışmalarından sonra Alman ordu komutanı Sanders’in nasıl olup da takdirini kazandığını ve ilk çarpışmalardan sonra cephe gerisine komutanlıktan alındığında onu koruyup kollayan kişinin de Sanders olduğunu belirtmiştim. Aksi halde, iş Enver Paşa’ya kalsa, belki de emekliye ayrılmak zorunda kalacağını ve ömrünün geri kalanında sivil olarak geçireceğini bir ihtimal olarak zikretmiştim. İfademde Enver Paşa’nın o sıradaki değerlendirmesini aktarmakla yetinmiş, çünkü bundan sonraki siyasal süreçte Enver Paşa ile siyasal mücadelede bunların bilinmesinin tarihi anlamak bakımından önemli olduğunu açıklamış, bunun nasıl askeri ve siyasi bir hakızlık olduğuna dikkat çekmiştim. Yani yeteneksizlik ifadesi bana değil, Enver Paşa’ya aittir. Sanırım anlamak istemeyince hiçbir şey anlaşılamıyor ve korkarım önyargılar insanların gözünü kör ediyor. Ama maalesef körlüklere karşı yapabileceğim pek az şey vardır. (d) Ayrıca; Çanakkale zaferinin Almanlar tarafından 1930’larda bir Alman zaferi olarak nitelenmeye ve sahip çıkılmaya başlanınca, Almanya ile diplomatik bir kriz patlak verdiğini, bunun üzerine Çanakkale’ye sahip çıkılmaya ve törenlerin başladığını anlattım. Birinci dünya savaşı cephelerinin bundan ibaret olmadığını, aksine pek çok farklı cephede çok sayıda kayıp verildiğini, en son olarak Sarıkamış’ın son yıllarda anılmaya başlandığını örnek vererek anlattım ve diğer kayıplar için de tören yapılmasını gereğinden söz ettim.

    Bütün bunların uyduruk bilgi olduğunu söylemek için gerçekten de tarih bilgisinden tamamen yoksun olmak lazım gelir. Şevket Süreyya Aydemir Tek Adam kitabının ilk cildinde yıllar önce bütün bunları yazmıştı bile… Maalesef tarihin günlük siyasette suistimali sürdükçe, bütün bu anlamamazlıklar da sürecektir.

    Ayrıca Sabancı Üniversitesi öğrencileri ve yakınları için on yıldan uzun bir zamandır düzenlediğim Gelibolu gezisine katılmış binlerce öğrenci ve velisi, yakını ile bu gezilerin basındaki yankıları da benim bu konulardaki gerçek görüşlerimin canlı şahididirler.

    Bu vesileyle otuz yıla yakın zamandır yakın tarihimiz konusunda yaptığım araştırmalarım ve yayınlarımı merak edenler ve dolayısıyla bu alandaki görüşlerimi gerçekten öğrenmek isteyenler olursa, editörlüğünü yaptığım ve Sabancı Üniversitesi tarafından yayınlanan Birinci Meclis kitabıma; Türk Tarih Kurumu’nca yayınlanan Türk-Alman İlişkileri kitabıma ya da iletişim yayınları tarafından yayınlanan Türkiye’de Millî Şef Dönemi, Belgelerle İktidar ve Serbest Cumhuriyet Fırkası, Belgelerle Heyeti Mahsusalar, Umumi Müfettişlikler, Geçmişiniz İtinayla Temizlenir, İkinci Parti kitaplarımı okuyabilirler. Binlerce sayfa okumaya zamanı olmayanlar, gazete röportajlarım ve televizyon programlarımla yetinebilirler. Duyduğunu yanlış anlayan ve aktararanlar ile hiç vakti olmayıp da hiçbir araştırma külfetine katlanmayarak her duyduğunu gerçekmiş gibi yazanlar için bu satırların yeterli olduğunu ümit ediyorum. Okuyucuların doğru bilgilendirilmesinin ise ahlaki bir zorunluluk ve görev olduğu kanısındayım.
    Saygılarımla

    Prof. Dr. Cemil Koçak

    Sabancı Üniversitesi

    Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi

Bir Cevap Yazın