ANILARDA YAŞAMAK

Çağdaş ülkelerde bir gelenektir, önemli günler aynı zamanda konserlerle kutlanır.

Bizde de öyleydi. Devlet Cumhurbaşkanlığı orkestrası, devlet televizyonları, kentlerin müzik grupları, koroları, bayram günlerinde konserler düzenlerdi.

Yurtdışındaki Türkler bu geleneği sürdürüyorlar. Biliyorlar ki varlıklarını sürdürebilmek için tek dayanakları kültürleri…

Bu 23 Nisan’da, Aşağı Saksonya Atatürkçü Düşünce Derneği Türk Sanat Müziği Korosu’nun (Tebessüm) düzenlediği iki bölümlük konsere gittim. İlk bölümde 1992 yılından beri Hannover’de yaşayan müzik sanatçısı İbrahim Karaman’ın yönettiği koroyu dinledik. İkinci bölümde de, konuk TRT sanatçısı Bekir Ünlüataer’i hem dinledik, hem de şarkılarına eşlik ettik…

Açılışta,“Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz! diyen sunucumuz, “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun bu arada” diyerek bayramımızı da kutladı. “Öykülerini biliyorsanız şarkıları daha iyi hissedeceksiniz.”diyerek de koroyu, sazları, konuk sanatçıyı kısaca tanıttı.

Tebessüm Korosu, orada yaşayan, her yaştan, Türk Sanat Müziği seven vatandaşlarımızdan oluşuyor, on bir kadın, sekiz erkek. Koronun saz sanatçılarının bir kısmı yerel sanatçı, bir kısmı da Almanya’nın değişik yerlerinden çağrılı gelmişler. Konserde, TRT sanatçısı İbrahim Bergamalı klarnet, Raşit Altınocağı ile Alattin Demirlier kanun, Sadık Bayram, Osman Kavcı ud, Göksel Okay, Sinem Koldere keman, Pınar Kavcı çello, Ahmet Ertekin, Erol Eskişehirli, Süleyman Öztürk de darbuka, tef, org çaldılar.

Korodan solo (tek başına) şarkılar da söylendi. İlk önce Şükran Hoşafçı “ “Açılan bir gül gibi, gir kalbe gönül gibi” bir Dramalı Hasan Güler eseri okudu. Nuray Boyacıoğlu’ndan “Sen ellere değiştin beni”, Ali Yelaldı’dan, “Erol Sayın bestesi “ Ağlatırsa Mevlam yine güldürür”, son olarak da koro şefi İbrahim Karaman’dan, korosunun adını çağrıştıran bir Zeki Müren şarkısı dinledik: “Bir tatlı tebessümün bin vuslata bedeldir”.

Koro Rast makamı ile başladı, Gülizar; Nihavend, Uşşak, Hüseyni makamlarıyla konsere devam edildi.

Başlangıç ağır bir şarkıyla (“Hab-ı gâhı yare girdim arz için ahvalimi), bitiş “Vay Sürmeli Sürmeli” anonim türküsüyleydi.

Konserin sunucusu Elif Ergün, açılışı önce Almanca, ardından Türkçe sözlerle yaptı.

O anda, dilimizin önemi, yurdunda yaşama, ses bayrağının değeri bir kez daha başımıza dank etti. Yurdunun değerini bilmeyen, egemenliğini devretmeye çalışan insanlarımız, geçen haftaki hileli, akla ziyan halk oylaması ister istemez bir kez daha aklımıza geldi, yüreğimiz burkuldu…

Bakınız el memleketinde, özel konserinde bile kendi diline öncelik veremiyorsun, neredeyse tamamı Türk dinleyicilerden oluşan dinleyicilere önce yaşadığın egemen ülkenin diliyle sesleniyorsun.

Dilimizi ikinci plana atan, İngilizceyi öne çıkaran, Arapçaya teslim olan, yerel ağızları bölücülükte kullananlara ders olsun diyeceğiz ama ders olsaydı bu duruma getirirler miydi cânım ülkemizi…

Açılışta,“Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz! diyen Elif Hanım, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun bu arada diyerek bayramımızı da kutladı. “Öykülerini biliyorsanız, şarkıları daha iyi hissedeceksiniz.”diyerek de koroyu, sazları, konuk sanatçıyı kısaca tanıttı.

Korodaki pek çok değerli ismi yakından tanıyorum, hepsi Türk müziğine gönül vermiş gurbetçiler… Hem sesleri güzel, hem gönülleri…

Şu sözler müziği, önemini ne güzel anlatır:

“ Müzik, doğruca ruha seslenir, ruh da kendisini ancak müzik yardımıyla en iyi şekilde anlatabilir.” (Goethe’den)
Yine bir Alman düşünür müzik için özetle, “Müzik temelde bir gizli acıyı anlatır. Müzikle bu acıdan uzalaşıp onu uzaktan izleriz…” demiştir.

Eski çağdan bir düşünürden:

“Müziği değiştirirseniz, devletin (sitenin) duvarları yıkılır.”

“Duygularımı şiirle anlatamam, çünkü şair değilim. Kendimi gölgeler ve ışıkla ifade edemem, çünkü ressam değilim. Düşüncelerimi hareketlerle de açıklayamam, çünkü dansçı değilim. Ama bunların hepsini müzikle yapabilirim, çünkü ben bir müzisyenim.”ünlü sözü de Mozart’ındır.

“Müzik duyguların uğultusudur.” “Müzik seslerin mimarisidir.”sözleri, yine müziği anlatan özlü sözler…

Bizim üç tür müziğimiz var:

Türk Halk Müziği, Türk Sanat Müziği, Çağdaş (modern) Türk Müziği.

Türk Sanat Müziği’nin diğer adları, Alaturka Müzik, Klasik Türk Müziği, Tarihi Türk Müziği…

Halk Müziği iki türdür, usulsüze uzun hava, usullüye kırık hava (anonim türküler, oyun havaları) denir. Bu iki türden birbirine geçişler de vardır.

Modern Türk Müziği yirminci yüzyılın müziğidir, Avrupa müzik araçlarıyla, tekniğiyle yapılan müzik. Cumhuriyetle başlamış sayılabilir, Cumhuriyetle gelişmiştir.

Türk Sanat Müziği, Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Doğu uygarlığında gelişmiş Doğu müziğinin bir müzik dalıdır. Bu müzik, ülkemizde aydın çevrelerin müzik kültürüdür. Önceki yüzyılda Avrupa müziğinin etkisiyle yeni tarzlar geliştirmiştir. Türk Sanat Müziği tek sesli bir müziktir, Batı müziğinden çok başkadır.

Konserin ikinci bölümünde iki saate yakın sahnede kalan sanatçımız Bekir Ünlüataer, dinleyicisiyle sahnede iyi iletişim kurabilen, şarkılarını onlarla birlikte söyleyebilen çok renkli bir kişilik:

“Musiki bir meşaledir, elden ele devredilen…” sözünü dilinden düşürmezmiş. Meşale yere düşmemiş, belli oluyor, yeni kuşaklar da düşürmeyecek. Bu konserde çok genç vardı, yurttan uzakta yetişen gençlerimizin şarkılara eşlik edebilmesi, müziğimizi sevmeleri, öğrenmeleri, zevkle dinlemeleri ne sevindirici… Yaş yaşamışlarımız zaten oldum olası Türk Müziğine sevdalı kuşaklardır…

Şarkıcının, “Hayat anlardan ibaret değil midir? Mutlu anlarımızı çoğaltmalıyız.” demesi, ardından sevilen bir şarkıya başlaması… Okuduğu gazeller, güzel sesi…

Bekir Ünlüataer, çok alkışlandı, çok…

Her söylediği söz içtendi, doğaçlamaydı:

“Sizlerin müzik sevginize ve kendi aranızdaki birlik beraberlik ruhunuza hayranım. Biz malesef Türkiye‘de sizin başardığınızı, bu güzel olayı beceremiyoruz. Kırk bir yaşındayım, 23 Nisan kutlamalarını burada sizlerle yapacağım aklıma gelmezdi.” dedikten sonra günü kutladı:

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun!”

“İçimizdeki çocuğu yaşatmak zorundayız. Çocukluğun kıymetini bilelim, onlara bakıp ders almalıyız…”

Bekir Ünlüater çok genç. 1976 doğumlu. Müzik eğitimine 1992 yılında Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde başlamış. TRT gençlik korosunda yetişmiş. İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nı bitirmiş. 1999 yılında da TRT’nin ses yarışmasında İstanbul Bölgesi birincisi seçilmiş. Daha böyle pek çok birincilikleri, başarı belgeleri var. En son 2015 yılında Kültür Bakanlığınca düzenlenen bir etkinlikte, “En iyi Türk Ses Sanatçısı” ödülünü almış.

Konserde bir ara:

“İstanbul’dan buraya gelmek, dostluklarla tanışmak, burada olmak benim için büyük bir mutluluk.” diye söze başlayarak bu konseri düzenleyen ADD’ye, Nuray Hanım’a, Müzik Derneği’ne, İbrahim Karaman’a teşekkür etti. “Çok güzel insanlar, koroda da kardeşimi gördüm, dedi.” Gerçekten kızkardeşi Hatice burada korodaymış…

Bekir Ünlüataer’in konserde izleyiciyle bütünleşmesi, şakacı tavırları, sözleri dinleyicileri kendine bağladı, deyim yerindeyse “mest etti”… Bu tür sıcak, yakın tavırlar, müziğimizle gençlerin kaynaşmasına yardımcı oluyor. Gönül, bu tür konserlerin de klasik müzik konserleri gibi sessizce dinlenerek izlenmesini istiyor ama söyleyin günümüzde bu olası mı? Neleri yitirdik geçen yıllarda, ne değerlerimiz bitirildi…

Sözü fazla uzatmadan konserden bir iki anı daha anlatıp bitireyim:

Bekir Ünlüataer, “Türk Müziği büyük bir okyanus, girmek için ben yalnızca paçamı sıvarım,” benzetmesinden sonra, dinleyenlerin bir işaretle dedikleri “Allah!” seslenmesiyle ünlü, sözleri Vecdi Bingöl’e, müziği Saadettin Kaynak’a ait olan,“Çile bülbülüm çile” şarkısına başladı. Kaç kez şarkıya yeniden girdi, bu seslenme bölümünü yineletti, dinleyicileri gülümsetti, eğlendirdi…

Dinleyiciyi en çok etkileyen şarkılardan biri, sanatçının çok duygulandırarak okuduğu” Münir Nurettin Selçuk’un, Rindlerin Akşamı, “Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç” şarkısıydı…

“Ah, dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç / Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç / Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile/ Avunmak istemeyiz böyle bir teselli ile…”

Yine bir şarkıdan önce:

“Türk Müziği ucuz efkarlar vadetmiyor, gönül telimizi titretiyor…” dedikten sonra sazlardan kemancı hanımla, Osman Nihat Akın’ın “Güzel bir göz beni attı bu derin sevdaya” şarkısına başladı, bu müzikli gösteri, çok beğenildi…

Neredeyse her şarkısına dinleyiciyi kattı, Bekir Ünlüataer. En azından şarkılarında bir sözü, bir tekrar sözünü salona da söyletti.

“Üç bin şarkı biliyorum, hâlâ bilmediğim şarkılar var.” açıklamasından sonra dinleyici isteklerinden de okudu.

“Sorma ne haldeyim!” şarkısını da dinledik bu arada – tanıtımı yapıldı mı bilmiyorum, duymadım- çoğumuz bu şarkının Zeki Müren şarkısı olduğunu sanarak, şarkının günümüzde bölücü olduğunu saklamayan bir şarkıcı kadına (Sezen Aksu) ait olduğunu bilmeden, bir de alkışlayarak…

Aslında Zeki Müren’in bunda suçu yok, o şarkıyı okuyup ünlü ederken, geleceği nereden bilsin, o zamanlar bölücülük bu boyutlarda değildi, takkeler düşmemişti… Böyle bilmediğimiz daha neler neler var kimbilir veya bilip de bilmezden geldiğimiz…

Şarkıyı dinleyiciye söyletirken, sanatçının, “Bir anda sesiniz yükseldi. O kadar mı durum vahim?” sorusu düşündürdü…

“Sorma!”diye şarkıya başlıyor, bütün salon, “Ne haldeyim!” diye yanıtlıyor…

Son şarkılar Atatürk’ün sevdiği şarkılardan seçilmişti: “Kırmızı gül”, “Maya Dağ’dan kalkan kazlar.”

“Otuz beş yaş” şiirinin şairi Cahit Sıtkı Tarancı’nın dizelerinde dediği gibiyiz:

“Ne doğan güne hükmüm geçer, ne halden anlayan bulunur.”

Ülkemiz bilinmeyen bir yöne doğru savrulup giderken, anılarda yaşıyoruz, geçmişteki güzel günlerimizle avunuyoruz, gelecek kötülükleri izlemekle yetiniyoruz…

Feza Tiryaki, 30 Nisan 2017

İLK KURŞUN

https://www.youtube.com/watch?v=xecHRdQjwXA (Bekir Ünlüataer’in Mart 2017, Esenler konserinden, çoğu eser burada da okundu.)

Facebook Yorumları

Bir Cevap Yazın