BOYUN EĞME YOK!

 

Ülkemiz geriye götürülürken, kurumlarımız teslim alınırken, yalan değil, yurtdışındaki Türkler direniyor.

23 Nisan’da iki etkinliğe katıldım orada. Bayramlarımızla ilgili o kadar çok yazı yazdım ki, bu son bayramı bir yerde izlemeden, gördüklerimi yazmadan olmazdı.

Aynı gün öğle üzeri başlayan, konuşmalar, şiirler, şarkılarla süren “23 Nisan” bayram kutlamasına katılmak, akşam üzeri de, AS Atatürkçü Düşünce Derneği’nce düzenlenen, Türkiye’den gelen TRT sanatçısı bir konuk sanatçının (Bekir Ünlüataer) konserini, yerel müzik derneği (Tebessüm Korosu) konseriyle birlikte izlemek.

Her iki etkinliğe de görev gereği gittim. Kim verdi o görevi derseniz, kendime biçtiğim görev bu, ulusal bayramlarımıza nerede, nasıl olursak olalım mutlaka katılmak, en azından ben buradayım, varım diye tören alanlarında boy göstermek.

Konsere de, bazı özel nedenlerle kaç aydır sosyal yaşamı olmayan biri olarak, buradaki Türk toplumunu görmek, bir de canlı müzik dinlemenin eşsiz tadını bir parça duyumsamak, içimizin acıdığı bu zor günlerde diri kalabilmek, kendimize gelebilmek için gittim.

Bayramı Cumhuriyet Halk Partisi’nin buradaki kolu düzenlemiş. Derneğin başkanı Nihat Yazıcı’yı, yine derneğin kadınlar kolu başkanını tanıdım orada. Rastlantıya bakın, kadınlar kolu başkanı Seyla, eski bir öğrencim çıkmaz mı? Lisedeyken Türkçe derslerime gelirdi, okumasının güzelliğiyle ünlüydü, bir okuma parçasını verin eline, dinleyin, sanırsınız radyoda spiker okuyor, öylesine güzel tınılı, vurgulu, kulağa hoş gelen bir sesle okurdu. Çok da çalışkandı.

Şimdi doktor olmuş, bir hastanede çalışıyor, evlenmiş, üç de Atatürkçü çocuk yetiştiriyor. Büyüğü Açelya üniversitedeymiş.

Bayram kutlaması çimle kaplı büyük bir spor sahasında yapıldı. Girişte kapalı tek katlı bir yapı, ötede tahtadan yeme içme için ortası masalı oturma sıraları, çimenlerin üstünde bayramı izleyenler ıslanmasın diye üstü kapalı bir bölüm, arkalarda yiyecek içiçecek ikramı yapılan tezgaha dönüşen arabalar. Vatansever Türk yiyecek firmaları ürünlerini göndermiş, bayrama katkı sağlamışlar.

Sahaya girerken kapının epey üstünden sarkıtılan kocaman bir Atatürk resmi karşılıyor gelenleri.

Her yaştan çocuk koşuşturuyor ortalıkta. Anneler, kızlar, oğlan çocukları… Yürüteçlerde küçük çocuklar, bebek arabalarıyla getirilmiş bebeler… Babalar da gelmişler ama sayıca kadınlardan çok çok azlar… Çoğu ötelerde bekledi. Kulağıma geldi bir ara şöyle bir yorum: “Oğlanlarımız top oynasın, babalar evde kalsınlar, yine ne varsa kadınlar da, kızlar da var… Bu kötü gidişe kadınlar dur diyecek… Bu kez ülkemizi kadınlar kurtaracak!”

Bayramın kutlanacağı üstü kapalı bölümde toplanılmış, müzik ses sitemi orada kurulmuş. Açıkta, yanda bir panoda kırmızı üstüne beyaz altı oklu afiş, en başta Atatürk resmi asılı. Küçük de bir kürsü bulunmuş, üstü kara örtüyle sarılmış, önüne bayrak sarkıtılmış, üstüne taştan ağırlık konarak. Çocuklar kürsünün önünde, bayrağın yanında okudular şiirlerini, şarkılarını da yağmur altında burada açıkta söylediler. Güneş, tören bitmeye yakın açtı, o zaman da serbestçe çayırlarda koşup oynadılar.

Bayram konuşmaları alışıldık şekilde değildi; nasıl olsun? Bir hafta önce en olmayacak şey yapılmış, ne oylandığı anlatılmadan, baskıyla, yoksulluktan yararlanılarak, devlet kesesinin ağzı açılarak, particilik yaptırılarak sandığa gidilmiş, tartışmalı, yasaların çiğnendiği ulus önünde belgeli, ayrıca hileli olduğu konuşulan bir halk oylaması yaşanmış, Atatürk’ün 23 Nisan 1920’de Türk Ulusu’na verdiği egemenlik elimizden kağıt üzerinde de olsa şimdilik, geri alınmıştı.

Kimseden çekinmeden, korkmadan, özgür bireyler olarak konuşanlar, bu duruma değindiler törende. Buna boyun eğilmeyeceği özellikle belirtildi. Şöyle seslenildi annelere babalara:

“Çocuklarınıza Mustafa Kemal Atatürk’ü anlatın!

Cumhuriyeti anlatın!..

Cumhuriyet, akıl ve bilim ışığında ilerlemek, sonsuza kadar var olabilmektir…”

Bayrama ne güzel sözlerle başlandı:

“Büyük Önder Atatürk’ün önünde saygıyla eğiliyor, hoşgeldiniz diyorum!”

Saygı duruşu ve İstiklal Marşına ne yazık ki yetişememişim.

Çocuklar şiirler okuyorlar. Önce biri:

“Yolumuz Gazi yolu” diye başlıyor şiirine, kendinden sonra okuyacak olanın adını diyerek mikrofonu ona veriyor. “Nasıl çarpmaz yürekler” dizeleriyle sözü alan, şiirini bitirince arkadaşını ünlüyor: “ Kuşlar gibi uyandım/ Sabah sabah erkenden”, bir diğer küçük: ”Bugün 23 Nisan / Atamızdan armağan” Tüm gücüyle bağırıyor, söz veriyor küçükler: “Sesimiz göğü aşsın / Atamıza ulaşsın!..”

Sırayla Selin, Masal, Lara, bensu, Eylül, Miray, Ela, Hanzade, Eda… ezberledikleri şiirlerini okuyorlar…

Ülkemizdeki eski bayram kutlamaları gibi…

Bu konuşmayı dinleyenin gözleri yaşarmaz mı? Ulusal Egemenlik nedir anlatılıyor:

“ Bizim ülkemizin adı Türkiye. Ulus kocaman bir aile demektir. Bizim kocaman ailemiz olan ulusumuzu başkaları yönetemez! Egemenliğimizi elimizden alamazlar.”

Çocuklarımız geleceğimiz, bunları söyleyen kızımızla nasıl onur duyulmaz? Ya çocuklarımızın Türkçelerinin güzelliği?

Ülkemizde, ders kitaplarından yenice çıkarılan, iktidarca sakıncalı bulunan en ünlü Bayrak şiirimizi bir grup çocuk okuyor, her bölümü birisi, sırayla:

“Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü, / Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,/ Işık ışık, dalga dalga bayrağım!/ Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.” Arif Nihat Asya’nın bu güzel şiiri her dinleyişte küçüğe büyüğe aynı heyecanı verir, gözleri yaşartır…

Çocuklar şarkı söylüyor, gelenler hep birlikte “İzmir’in Dağlarında Çiçekler Açar”marşını çocuklarıyla söylüyorlar. Dört yaşındaki ikiz kızlar Aygül ile Eylül, “Yaşa Mustafa Kemal Paşa Yaşa” derlerken yerlerinde duramıyorlar, çalınan marşa eşlik ediyorlar, elleri havada…

Tören, özgürlüğümüz için birleşelim dileğiyle bitiriliyor…
*
Aynı anlarda ülkemizde buruk mu buruk bir kutlama var. “Egemenliği kutladığımız gün!” derken çocuklarımız, büyükleri bir sıkıntı basıyor, o egemenliği elimizden almak üzereler, bir oyuna getirildik çocuklar, diyecekler, diyemiyorlar.

Küreselci “Uluslararası Çocuk Şenliği” numarasına bu arada sarılan sarılana. Utanmayı unutan, neleri unutturmadım diye gevrek gevrek gülüyor. Yüzümüze soruyor: “Hani nerde “Andımız?” “Nerede ortaöğretimdeki “Milli Güvenlik Dersi?” “Nereye gitti yüksek okullarda zorunlu Devrim Tarihi Dersi?” Askeri okullar ne alemde, yüzlerce yıllık tarihi okullar hani? Polis okullarından haberiniz var mı? “Nerede kesintisiz zorunlu temel eğitim?” Kaldı mı Milli Eğitimde Atatürk ilkelerine göre öğrenci yetiştirmek ilkesi?”

Eğitimde birlik çoktan tarih olmadı mı? İmam yetiştirmesi gereken imam okullları neredeyse her mahalleyi sarmadı mı, yakında bu okullar her Türk çocuğuna mecbur edilmeyecek mi? Ulusallık kalır mı, ulusal egemenlik giderse…

Gelip gidip, her yerde, adını koymadan, ulusa, bu millet diyenler, Türk Ulusu diyemeyenler, ülkemizin yapısı bozulsun diye, değişik etnik unsurları, vatanlarından kaçan, ne oldukları belirsiz kalabalıkları, Suriyelileri orantısız bir şekilde içimize dolduranlar, Atatürk’e Atatürk diyemeyenler mi cumhuriyetimizi bundan böyle, hiçbir denetleyici güç olmadan koruyup kollayacak?

Bu geçen “23 Nisan,” tarihe geçen bir belge gibi. Kimi yerde hiçbir şey değişmemecesine bayram coşkuyla kutlanmış. Kimi yerde “Kutlu Doğum”la, bilerek, yine çarpıştırılmış, Atatürk’ün 1933’te başlattığı gelenek, o gün çocuklara yönetim makamlarını devretme, geçen yıllarda bu iktidarca bir duyuruyla kaldırıldığı halde, tuhaftır, iktidarca yer yer uygulanmış, bazı sahneler çocuklara oynatılmış… Meclise, küçücük bir türbanlı kız başkanlık etmiş örneğin… Mesajlar açık, iyice göze sokuluyor artık…

Kimi yerde, uluslararası şenlik anlayışı, içi boşaltılmış, tek çocuk bayramı kısmı bırakılmış anlayış, bayrama egemenmiş…

Geçen yılın 29 Ekim’inde bir şekilde Cumhuriyet Bayramı’nın yanısıra kutlatılan, fototoğraf sergileriyle bu bayrama sokulan, iktidarın, adına, Devlet Opera ve Balesi’nce 29 Ekimde konserler düzenlettiği o “darbemsi” bilinmeyen gün, bu bayramda da çocuklara kutlatılmış. Temsili tankların önüne yatılmış, çocukların eline oyuncak silah verilmiş, savaş oyunu oynatılmış.

Hepsi hepsi dört ulusal bayramımız vardı, ikisinin yerine bir şekilde geçirildi ülkemizi anayasa değişikliğine razı eden çöküşün başlatıldığı gün olan 15 Temmuz. 19 Mayıs’ta da boş durulmaz, sonra gelir 15 Temmuz’un yıldönümü. Demedi demeyiniz, siz bayram görün o zaman bayram!.. Her darbe kendi anayasasını yaptırır diyor bilen kişiler. Bu, yıllardır sözü edilen ama bir türlü yaptırılamayan anayasa değişiklikleri – üstelik bunlar ülkemize hiç gerekmezken, zaten ülkemizi çoktandır tek adam yönetirken- neden hallkoyuyla büyük bir hızla onaylatılmaya çalışıldı dersiniz?

Bu bayramdan sonra, gelecek yıl şu dizelerin artık anlamı kalmayacak:

“Bu gelen bizim bayram / Yükseldi bak ünümüz./ 23 Nisan bizim / En şerefli günümüz!”

“Seneler kutlu bana,/ Aylar umutlu bana./ Her an haykırıyorum:/ Türk’üm ne mutlu bana.”

23 Nisan’ı tam anlamıyla çocuklarımıza anlatan, onlara görev veren şu şiiri de unutmamız gerekecek:

“Bu yurdun, bu devletin,/ Yüce Cumhuriyetin/ Sahibiyiz çocuklar./ Bunları koruyacak,/ Bu ülkeye uyacak/ Yine biziz çocuklar! / Yirmi Üç Nisanların / Zevki çok, fakat yarın / Güç işimiz çocuklar! /Bu göklerin, bu yerin,/Kutlu emanetlerin /Bekçisiyiz çocuklar!”

Ya bu en bilinen, bu günü güzel özetleyen şu şiir? Hasan Âli Yücel’den:

“Yurdu koruyan,/ Yarını kuran,/ Sen ol çocuğum./ Eskiyi unut,/ Yeni yolu tut,/ Türklüğe umut, /Sen ol çocuğum./ Bizi kurtaran,/ Öndere inan, / Sözünü tutan,/ Sen ol çocuğum./ Küçüksün bugün,/ Yarın büyürsün / Her işte üstün /Sen ol çocuğum. / Çalışıp öğren,/ Her şeyi bilen / Yurduna güven / Sen ol çocuğum.”

Bugün gazetelere düşen şu haber gelecek günlerin ipuçlarını veriyor. Kurtuluş Savaşı ile başarısız (!) darbemsi arasında hangi akıl bir ilişki kurabilir? Kuramazsa bu yapılan nedir?

“Öğrencilerin Kurtuluş Savaşı ve 15 Temmuz temalı oratoryo sahnelediği programda, 15 Temmuz gecesi kamyonla darbe girişimini engellemeye giden Gümüşhaneli Şerife Boz ve kamyonunun maketiyle temsili gösterimi yapıldı.”

Hâlâ başımıza getirileni anlamayan varsa ne demeli!

Bir yandaş gazete, 23 Bayram şiirleri başlığıyla en üste şu şiiri yayınlamış, şiirin (Altan Özyürek) baş tarafını, sonunu okusak anlayacağımızı anlarız. Daha da anlayamazsak ümitsiz vakayız, yapacak bir şey yok…

Daha bayramın adıyla başlıyor yamulma:

“Dünya Çocuk Bayramı”

“Kiminin saçı siyah, / Kiminin saçı sarı…/ Ankara’da buluştu,/ Dünyanın çocukları.”
“Her Yirmi Üç Nisan’da / Tekrarlanır bu olay./ Buluşma nedenini,/Açıklamak çok kolay.”
“Türkiye konuklarla, / Kalpler sevgiyle dolsun./ Dünya Çocuk Bayramı Herkese mutlu olsun!”

Görüyor musunuz bizler uyurken ta otuz sekiz yıl önce 1979’da, ilk, TRT’nin öncülüğünde bugünlerin hazırlığı yapılmış… Plan uzun vadeli…

Geri dönüşü çok zor bu gidişin, ipin ucu çoktan kaçmış…

Dönüştürücüler aya, biz yaya…

Şu an yurtdışındaki resmi kutlamaları, kutlama haberlerini izledim de gördüm, resmen bu ulusal bayram, dünya çocuk şenliğine dönüştürülmüş. Berlin’de koltuğa oturtulan çocuklardan Mehmet demiş ki: “Dünyadaki tüm çocuklara mutluluklar dilerim, tüm çocuklar 23 Nisan’ın tadını çıkarsınlar.”

Aferin çocuğum, tadını çıkarın bakalım 23 Nisan’ın, bayramın içini boşaltarak… Yalnız başın dik kalır mı bundan böyle, onu da sor, söylesinler!

Feza Tiryaki, 27 Nisan 2017

İLK KURŞUN

Facebook Yorumları

Bir Cevap Yazın