Prof. Dr. Tülay Özüerman: GERÇEĞİN YALANLA İMTİHANI

ozuerman-2 “Post-truth” Oxford sözlüğü tarafından, sonuna geldiğimiz yılın kelimesi seçilmiş, Türkçe’ye “gerçek sonrası”, “gerçek ötesi” …. diye çevriliyor. Yanlışlar ve yalan üzerine kurulu düzensizliğin sürgit halinin süslü ifadesi diye de özetleyebiliriz. Yalanla inşa edilen herşeyi anlatan bir kelime türetmişler. Ne kadar çok yalan söyleyebiliyorsanız o kadar fazla yer kaplıyorsunuz da diyebiliriz.
Post-truth politics (gerçek ötesi siyaset); gerçeğin, doğruların, olguların önemini yitirmesini anlatan bir kavram olarak günümüz sürecini özetliyor… Gerçeklerden ve doğrulardan hızla uzaklaştığınız, uydurulan yalanları doğruların ve gerçeğin yerine ikame ettiğiniz…
“Söylenenin yalan olduğunu bildiğiniz halde, onu önceki doğrunuzun yerine yerleştirmelerine seyircilik etme hali” için de bir kelime icat edildi mi onu bilmiyorum. Öncekinin önemsiz ve değersiz olduğunu anlatıp, elinize “bu senin yeni doğrun” diye tutuşturulanla ilerleyenin peşinden gitmenin adına, “gerçeklerden kaçış” diyebiliriz, ya da gerçeğin yalanla imtihanı!… Önceki sizi var eden değerleri boşaltıp, kendinizin terk ettiği alan yarattıkça sizi yeniden inşa eden yalanlarla kuşatılma halinden söz ediyorum.
Dünya sistemi dönüş(türül)ürken, yeniden kurgulanan düzen(sizliğ)i meşrulaştıracak ne kadar çok süslü kavram üretildi!..
Önceki süreçleri anlatan, açıklayan, doğrular üzerine inşa edilmiş ne varsa, hepsini kendimizin terk etmemiz tembih edilirken, yeni bir dilin inşası üzerinden önceki kavramlar, süreçler, kişiler, kurumlar….. sorgulanıyor. Gerçeklerin üstünü tam örtemiyor, ama olsun; yalanın üzerine yeni bir şey inşa edilebiliyor.
İdeolojilerden artık kimse söz etmiyor; “önceki siz”i sürekli kuşatan hızlı bir döngünün içinde, karşı ideolojinin inşa sürecine dahil ediliyorsunuz bir şekilde. Önceki ideolojinin temel kurum ve değerlerini boşaltarak, “ben geliyorum” demeden ilerliyor. Benliğinizi tanımladığınız ortak değerlerin sürekli aşındırılışına tanıklık eder buluyorsunuz kendinizi. Anılarınız siliniyor. Bakıyorsunuz, önceki yaşadığınız yerlerin adlarını, yollarını, binalarını bir bahane ile değişmiş buluyorsunuz.
“Yeni” kavramı ile, rejimin, yani devleti var eden ideolojinin dönüştürüldüğünü anlatmaya çalışırlarken, bir yandan da, önceki süreçlerle ilgili karalayıcı propagandaya da maruz bırakılıyorsunuz. Bazen dizilerle, bazen doğrudan siyasetle, bazen de siyasetin memur ettikleri ile yoğun bir tek yönlü propaganda ağı ile kuşatılmış beyinleriniz, diğer yandan sürekli ama çeşitlenen içerikli terör başlıklı felaketlerle, bir de sınırlarınızda yoğunlaşmış savaş tehdidi altında, her gün yitirilen canlarla başka bir Türkiye’nin inşa sürecine tanıklık eder buluyorsunuz kendinizi. Bu arada, Başkanlık, Cumhurbaşkanlığı derken…. süreci kalıcılaştıracak BOP Anayasası’na doğru çalışmalar hız kesmeden devam ediyor.
Siyasal rejimin dönüşümü için, bir yandan önceki sistemin işleyişi zorlaştırılırken, diğer yandan yeniden inşa edilenin üretilmesini sağlayacak koşullar yaratılır.
Türkiye, BOP sürecinde yaratılan ideolojik kırılmayı, anayasa ile meşrulaştırmaya sürükleniyor. Aslında; bugün yaşayan ikna edilmiş halkın oylarıyla egemenliğin geniş yetkilerle donatılmış tek kişiye devrini öngören bir ön değişiklikten sonra, köklü dönüşüm sürecine geçişi o(na)ylamayı konuşuyoruz. Buna, sandıktan çık(arıl)ınca, “milli irade” deniliyor. Ancak iradeler karşı duruş ile var ediliyorsa, o “milli irade” sayılmıyor; susturulması gereken irade sınıfına giriyor.
İktidar yanında olanın iradesi makbul; diğerleri, yok hükmünde!…
Taraf olmayanı bertaraf ederek var edilen, ne kadar “irade” sayılırsa?!…

Anayasa ile var olanlar, anayasa dışına çıkarak ve sistemden dolanarak rejimi zorlamaktalar. Cumhuriyetin niteliğinin dönüştürülmesi demek, laiklik yerine, dine dayalı ideolojinin yerleştirilmesi demek. Değişiklik onaylanınca; sıra İslam devletinin resmen ilanına gelecek.
Batı’ya kafa tutuyor, yüzümüzü doğuya dönüyoruz; ama bir yandan da tam da Batı’nın istediği gibi, Ortadoğu’ya örnek bir İslam devleti olma yolunda ilerliyoruz.
Düşününce; kendisine yapıştırılan post-truth kelimesi, sadece geride bırakacağımız yılı değil, içinden geçtiğimiz süreci en iyi tanımlayan olduğu konusunda desteği hak ediyor.
* * * * *
Tüm bunları düşündüren, Rize’de Atatürk heykelinin yerinden sökülüp, “yer değişikliği” adı altında taşınması oldu. İsimlerin değiştirilmesinden sonra, heykellerin yıkılması aşamasına geçişin provası gibi.
Belli ki; tepkiler ölçülüyor!.. Kısaca; zaman ayarlı dönüşüm de denilebilir.

Dileyelim sadece Rize ile sınırlı kalır ve sorgulanır… Diğer iller bu yıkma fiilini kapsama alanları dışında tutarlar.
Türkiye, bugün Atatürk’le var edilen ulus devlete her zamankinden daha fazla muhtaç.
Bunu göremeyenlere gösterecek akıl hala var. İş, bu aklı devreye sokacak iradeyi ortaya koymakta. Muhalefete çok iş düşüyor. Sadece siyasal değil, toplumsal muhalefeti de yeniden var etmek ve görünür kılmak için ne çok sebep var!…

İLK KURŞUN

Facebook Yorumları

Bir Cevap Yazın