Prof. Dr. Tülay Özüerman: SUSARAK BAĞIRMAK!…

ozuerman-2 Birlikte program yaptığı Hüsnü Mahalli’nin tutuklanması üzerine;
Ayşenur Arslan, Halk TV’de yayınlanan Medya Mahallesi
programında; “Türkiye’de 146 gazetecinin tutuklu hale geldiği
noktada normalmiş gibi yapamayacağım, o nedenle susarak
bağırıyorum, özgürlük dileğiyle hoşçakalın” diyerek programına
son vermiş.
Susarak, susturularak nasıl özgür olacağız?
Kendime sorduğum bu soru; Noelle-Neumann’ın “suskunluk sarmalı”
kavramını anımsattı: “Savunduğunuz fikir toplum genelinde kabul
görmüyorsa, dışlanacağınız korkusu ile söyleminizden
kendiliğinizden vazgeçersiniz. Diğerlerinin sizinle ilgili ne
düşüneceğinden korkarak, yaygın(laştırılan) görüşü benimsemeseniz
de teslim olur ve uyum sağlarsınız. Hatta giderek haksızlıklara
karşı mücadele etmek yerine, susmayı; daha ileri olarak, korkunuza
yenilerek yaygın kılınan görüş yanında saf tutmayı seçersiniz.”
Neumann, bu sarmalın hakim görüşü güçlü kıldığını söyler.
Bir makalemde şöyle diyordum: “20. Yüzyıl demokrasinin
yükselişi ile anıldı, 21. Yüzyıl “yeni totalitarizm” ile
anılmaya aday görünüyor. Kurumlar, totalitarizme tavır almak
yerine, ona uygun biçimler kazanmakta.” Şimdi buna kişiler
diye ekleme yapmak istiyorum. Öyle ya da böyle
edilgenleş(tiril)mek, sürece uygun biçim almak, bir şekilde
hakim kılınan görüşün güçlü olduğu algısının yayılmasına
hizmet eder/ediyor.

Aynı yazıda; “…Az gelişmiş ülkelerde muhafazakar değerleri
besleyen çevreler, anayasa dışında oluşturdukları yapılar ile
toplum üzerinde baskılarını sürdürürler. Türkiye’nin
modernleşme çizgisinin kesintisiz olmayışının da nedenlerinden
biridir bu özellik. Neo-liberalizm ile yükseltilen
muhafazakarlığın, fiili ve anayasayı zorlayan biçim aldığı
Türkiye’de liberal söylemler, önceden edinilmiş haklar alanını
boşaltarak, “özgürlük” adı altında özgürlüklerin frenlendiği,
ilerletilmesinin önüne yeni engellerin yığıldığı ve önceki
kurumları tehdit eden bir vesayeti ortaya çıkarmıştır.
Yaşadığımız çağda, felsefenin geri itilip, inançların egemen
ideoloji ile özdeşleştirilerek boşaltıldığı, özgürlüklerin
elimize tutuşturulan tutsaklıkların adı olduğunu ve her geçen
gün biraz daha kendimizin ne düşündüğümüzden çok, bizden ne
olmamız istendiğine göre davranışlarımızı belirlediğimizi
yadsıyamayız. Kıskacına alındığımız otomizasyonun, tüm birikmiş
değerlerin değersizleştirilme işlevini gören piyasa ile kurulup
kontrol edildiği yapıda güçlü olanın “doğru” anlayışı,
güçsüzleştirilenlerin doğrusunu yok ediyor.” tespitini
yapmıştım. Kısa sürede doğrulanmasını istemeden!..
Şimdi de, “hoşçakalın diyerek koşamayız özgürlüğe” diyorum. Bir
şekilde gücü elde edenin tembihlediğinde toplaşarak, kendi
(ortak) doğrumuzu inşa edemeyiz. Söz söyleme özgürlüğü, bir
şekilde hakim kılınan görüş için geçerli, karşı olan tüm
görüşlere kapalı ise, bunu bizden ne isteniyorsa, o tembihe
uyarak değil, özgürlüklerimize sahip çıkmakta direnerek elde
edeceğiz.
Bu Ayşenur Arslan’a eleştiri değil, destek yazısı… İsyanını
duyduk, susarak sadece bir kez “özgürlük” diye bağırmış oldu.
Susarak bağırmayı sürdüremeyecek/sürdüremeyiz. Giderek yayılan
baskı (korku) ile itildiğimiz suskunluk sarmalının daha fazla
yayılmasının önüne geçmeliyiz; susanların sayısını çoğaltarak
daha özgür olamayız.
Köklü olan görüş, az kişi tarafından dile getirilse de,
çoğunluğun desteklediği algısı ile yayılan köksüz görüşten
güçlüdür. Özgürlük adına mücadele tarih boyunca hep az sayıda
kişilerce verilmiş; hatta mücadele edenler, elde edilmesine
aracılık ettikleri hakların kullanımına tanıklık edememişlerdir.
21. Yüzyıl özgürlüklerin yeniden kazanılması için sınavla geçecek
gibi.
Başımızı suyun içine iten ve soluk almamızı önleyen baskı
ortamından, suyun içine kendi kafamızı daldırarak ve kendi
kendimizi soluksuz bırakarak mı çıkacağız?
Özgürlüklerimizi kendiliğimizden terk edişimiz, elimizden zorla
alınışından daha vahim. Muhafazakarlık adı altında, dinden
dolanarak, dini dolayarak, din üzerinden ama liberal değerlere
tutunarak ilerletilen yeni tür vesayetin inşası sürecinden
geçerken, elimizde özgürlük adına ne kaldı ise, onu koruyarak
karşı çıkacağız, vesayetin her türlüsüne!.. Söz söyleme
özgürlüğünü korumak, demokrasi istiyorsak, hepimizin ama öncelikle
iktidarın görevi.
Muhalefetin azaltıldığı bir zemin, iktidarın daha güçlü olduğu
bir yapıyı var etmediği gibi, her türlü olumsuzluğu muhalefete
yükleyen ve iktidarın yanlışlarının muhalefete giydirildiği algı
yönetimine karşın; toplumda, yozlaşan siyasetten iktidarı sorumlu
tutan anlayışın çoğalmasını önleyemiyor!…
Tüm baskılara karşın sorgulayanlara tahammülsüzlüğünü sert
uygulamalarla gösteren iktidar, tutukluluk sayısını arttırarak
daha fazla güç ve itibar kazanmış olmuyor. İtibar yitirdikçe,
baskıyı arttırarak ömrünü uzatabilmenin sınırına geldiğinde,
bundan kendisi de dahil hepimizin zarar göreceğimiz açıktır.
“….Demokrasinin erdemi, en doğru kararların alınmasının garanti
etmesinde değil, yapılan yanlışlıkların düzeltilmesinde”… diyor
John Keane… Biz şimdi tam da bu eşikteyiz. Daha fazla yanlışa
sapmadan, iktidarı ve muhalefeti ile düzeltmek adına çaba
göstermek zorunda olduğumuz bir eşik!..
“Susarak bağırmak”!… Özellikle, zamanı eğip bükerek, ülkeyi,
rejimi, toplumu geriye taşımak isteyenleri frenlemek için sesli
uyarılardan daha etkili olacak mı? Göreceğiz!…

Facebook Yorumları

One thought on “Prof. Dr. Tülay Özüerman: SUSARAK BAĞIRMAK!…”

  1. Çok önemli bir noktaya, çok güzel bir dille dikkati çekmişsiniz. Kutluyorum. Yazdıklarınıza aynen katılıyorum. Teröre, diktaya, irticaya, emperyalizme teslim olmak yok.

Bir Cevap Yazın