Pardon, Kimin Evlatlarını Feda Edersiniz?

fft99_mf4983457
“Ben isterim bulutlar ağlasın çocuklar ağlamasın. Ben isterim güller atılsın gülleler atılmasın, dünyanın hiçbir yerinde insan kanı akmasın” diye bir şarkı kalmış çocukluğumdan kulaklarımda. Kim yazmış, kim söylüyordu hatırlamıyorum, ama öyle bir dünyayı kim istemezdi ki?

Kim istemezdi ki öyle olsun. Çocuklar ağlamasın, anneler ağlamasın, sadece bulutlar ağlasın, bereket getirsinler. Ben isterdim. Ama kefeni bile zırhlı tasarlanmış adam bunu istemezdi. O ülkemizi ve halkımızı değil, sadece kendini koruyup kollamayı bildi. Bu uğurda bizim ve atalarımızın uğruna mücadele ettiği değerlerimizden vazgeçti. Binlerce sivilin canına kıyıp, insanlık suçu işlemişleri kızdırmamak adına, bu millete aidiyet hissi duyanları, yok saydı. Ölmeye ve öldürmeye programlanmış, şiddeti yöntem edinmiş, millet sözcüğünü görmeye tahammülü olmayan bir terör örgütü ile işbirliği yaparak, değerlerimize savaş açtı. Onunla başbaşa verip sırf kendi siyasi ikbali, başkanlık sevdası için hesaplar yaptı. Son seçim sonuçlarına kadar kendince çözümü “ver-kurtul”a indirgemişti ki, istediği olmayınca “vur-kurtul” seçeneğine döndü. Sonuç mu, felaket oldu.

Referandum döneminde hukukçu olmayan herkes nasıl hukukun en teknik ve çetrefilli, şakaya gelmez konularında ahkam kesmekte beis görmemişlerdi hatırlayın. Hatta bizim gibi olacakları görüp uyaranlar, yapılacak değişiklikler ve cemaat-AKP yargısı ile Türkiye’nin açık bir cezaevine dönüşeceğini söyleyenler “iki cihanda lekeli” olmakla suçlandı. Sonunda ne acıdır ki, bizim öngörülerimiz gerçekleşti. Eski dostlar devleti paylaşırken, adalet bekleyen halkı unuttu, kanlı bıçaklı oldu, olan masumlara oldu. Yine bir zaman geldi, bu kez, hayatında Ankara’nın doğusunu hiç görmemiş, bölge dinamiklerini bilmeyen herkes bir bölge uzmanı kesildi başımıza. Herkes mi ama herkes mi açılım uzmanı olurdu azizim, evet hepsi oldu.

İzinden görev yaptığı şehirlere çoluk çocuk dönüş yolunda kaçırılanlar, aracı yakılanlar, katledilenler, Samsa boğazından geçerken yüreği ağzında, batı nüfusuna kayıtlı olduğunu gizlemek için kimliğini saklayanlar gördüm oysa ben. Yıllarca orada yaşadım. Lojmanı bombalanırken bizi Varto’dan telefonla arayıp, helalleşen meslektaşlarımız için yüreğim titredi. Sabah elini sıkıp şans dilediğiniz, Amanos sırtlarındaki Hınzırlı yaylasına keşifte beni korumak için dağ yollarına düşen, ama pusuda terör kurbanı olan gencecik insanların öğlen cenazelerinin kalktığına tanık oldum. Küçücük çocuklarının çığlıkları günlerce uykularımı böldü. Bölgede özellikle terör baronları ile işbirliği içinde devlet görevlileri yok muydu sanıyorsunuz? Silahın olduğu her yerde çil çil kirli paranın şehvetine kapılmışlar olmaz mı hiç? Vardı elbet. Uyuşturucu ticaretinden pay alan devlet görevlisi alçaklar yok muydu? “Bir kilo toz, bir otobos” sözü bir efsane miydi sanıyorsunuz. Halka zulmedenler yok muydu, onlarla da mücadele ettim. Herşeyi gördüm, şehitleri de, vahşeti de, yakılmış güzelim ormanları da, tertemiz masum, hayatının derdinde insanları da. Orada kimlerin ne istediğini de. Ama ben böylesini, böyle bir teslimiyeti hiç görmedim.

Özellikle de son yıllarda uygulanan politikalarla koca bir coğrafyanın kontrolü devlet eliyle bir terör örgütüne bırakılıverdi. Habur’da prova edilen yöntem gerçekleştirildi, derinleştirildi. Örgüt bu hoşgörüden yararlanarak, tabanını genişletti. İktidar ve avanesi ile geziyi aynı onlar gibi “darbe” diye niteleyen PKK’nın siyasi kanadı birlikte çalıştı. Ana Muhalefet te “kredi açarak” bu rezilliğe açık destek verdi. PKK elde silah kentlerde kimlik kontrollerine, yargılamalara başladı. Bölgede görev yapan genç yargıç arkadaşlarım arayıp “başkanım biz burada yargılama yapamıyoruz, sadece basit suçlar geliyor, gasp, cinayet, hırsızlık gibi önemli suçların yargılamalarını KCK yapıyor, bize ise dalga geçer gibi basit suçları yargılayın diye gönderiyorlar” diyorlardı. Yargı bölgede devre dışı bırakıldı, güvenlik güçleri hareketsiz kılındı. Tek mücadele edilen şey artık eski dost paraleldi. Yine söyledim, biz teröriste terörist deriz, silah bırakmamış bir terör örgütüne bu kadar kredi açmak dünya yüzünde görülmemiştir dedim. Reyhanlı, paravan örgüt IŞİD, Suruç, PKK bunların her biri birbiri ile mutlak bağlantılıdır dedim. Aynı pis kaynaktan besleniyor bunlar dedim. IŞİD’ine de PKK’ sına da teröre bu kadar yüz verirseniz, gözünüzü oyarlar dedim. bu durumun ileride daha büyük kalkışmalar yaratabileceğine, her yerde bombaların patlayabileceğine dikkat çekmeye çalıştım. Her gün şehit haberleri gelmeye başlayacaktı, bu kaçınılmazdı. Bu konuda “ben demiştim,” haklılığını ömrümün sonuna kadar hiç yaşamamayı isterdim. Yine mutlu muyum sanıyorsunuz öngörülerimin gerçekleşmesinden.

Söyledim de ne oldu? Bugün başbakan, “evlatlarımızı feda ederiz,” diye sallıyor: “Evlatlarımızı feda ederiz.” Pardon kimin evlatlarını? Ateşe attığı bu ülkenin yoksul çocukları ve daha silah tutmayı yeni öğrenmişken adres sormayan kurşunlara, bombalara hedef oluyorlar. Öteki ne diyor? Hani şu ana muhalefet yapıyormuş gibi görünüp yıllardır AKP’ye gizli hayranlık duyan? sadece kapalı salonlarda masalara attığı dersimli kemal tadında yumruklarıyla ama gerçekte korkak siyasetiyle gözdolduran? Bırakmış ülkedeki yangını, sırf iktidara ortak olmak için “her türlü ödünü vermeye hazırız,” diyor. Bir diğeri TBMM’de AKP’yi destekliyor. En küçüğüne gelince sırf olası bir erken seçimde erimemek için. “eller tetikten çekilsin” filan diye zırvalarken bir türlü “PKK terör örgütüdür, silah bırakmalıdır” diyemiyor. “Silah bıraksın değil de, silahı elinde tutsun ama elini tetikten çeksin” tadında bir çağrı yapıyor. Bakın ben silah bırakmak diyorum. Gerçekten silah bırakmak. Bunu yıllardır söylüyorum. Bir terör örgütü silah bırakmadan devletle görüşme, uzlaşma dünya yüzünde olmamıştır diyorum.

Evlatlarımız ölüyor beyler. “Petrolümüz yok ama genç bir nüfusumuz var” demiştiniz bir zamanlar. “yakacak petrolümüz yok, ama yakacak gencecik hayatlarımız çok” der gibiydiniz. En az üç çocuk istiyordunuz ki, bozdur bozdur harcayabilesiniz. Ama piyon değil bu çocuklar, sizin çocuklarınız falan da değiller. Sizin çocuklarınız “bedellerini” ödedi askerliklerinin. “Onlar şimdi asker” değil, gemicikleriyle, yatlarıyla, şirketleriyle, lüks arabalarıyla onlar şimdi Boğaz civarındalar.

Reyhanlı katliamında da uyarmıştım. MİT’in işini özellikle doğru yapmadığını, ölenlerin devletin umurunda olmadığını, o zamanın başbakanı, şimdinin saray sakininin derdinin savaş çıkarmak olduğunu haykırdım, ama dinleyen olmadı. Terörün eskisinden de beter hortlayacağını illa yaşayarak mı görmemiz gerekiyordu? Bu öngörüleri şehit cenazeleri çağırmakla, kan üzerinden siyasetle suçladılar. Kimler çağırıyormuş şehit cenazelerini, kimler kana susamış şimdi gördünüz mü? Kimler saz çalıp, stand up yaparken sizi kandırıyormuş, kendini palazlandırmak dışında barış, kardeşlik kimin umurundaymış gördünüz mü? Bir sözüyle binlerce kişiyi sokağa çıkarıp, savaşa, onlarca insanın cinayetine çağıranlar iş barışa gelince hiç de etkili değillermiş gördünüz mü? Mecliste ‘biz teröriste terörist deriz” dediğimde saldıranlar şimdi turuncu koltuktaki yerlerini kapmış, utanmadan oturuyorlar, yetmiyor, uyuyorlar bile.

Anneler ağlamayacaktı öyle mi? Her gün, silahla, canlı bombayla katledilen, organlarını kaybedip, ömrünü rehabilitasyon merkezlerinde geçirecek olan gençlerimizin ve annelerinin vebali şimdi kimde?

Meydanı PKK’ya bırakanlar, elebaşını “kült lider, sevgi kelebeği” sayanlar kadar bu rezilliğe “kredi açan” genel başkan yardımcısının müvekkili Öcalan olan, bir diğer yardımcısı ailecek HDP’ye oy veren o ana muhalefete de sorun. Meclisi göstermelik toplantıya çağırıp, ama koalisyon şirinliği uğruna bir türlü “ey AKP eline kan bulaşmıştır” diyemeyen ana muhalefetin hiç mi sorumluluğu yok.

Sizi gidi timsah gözyaşçıları sizi! Annelerin gözyaşlarının sorumlusu sizlersiniz!

Şimdi yine uyarıyorum sizleri, sorumlular, yetkililer, siyasetçiler, meclisteki işe yaramaz kifayetsiz muhteris dörtlü koalisyon ve her kimseniz: Şimdilik asker ve polisi hedef alan PKK, etkisini artırmak için bir süre sonra sivillere de saldırabilir. Öyle sadece “eller tetikten çekilsin” filanlara hayır. Çünkü biz çatışmasızlık, ateşkes adı herneyse o filmi gördük, izledik, yeniden izlemek istemiyoruz. PKK bir terör örgütüdür. Silah bırakmalıdır. Devlet tüm imkanları ile PKK’yı silah bırakmaya zorlamalıdır. Sizinkiler malum, ama bizim çocuklarımızın kefeni zırhlı tasarlanmış değil beyler.

Emine Ülker Tarhan

Facebook Yorumları

Bir Cevap Yazın