Melih Aşık: 10 Kasım günlüğü

epYG2n

Aynı zamanda dürüst ve titiz bir araştırmacı olan emekli diplomat Bilal Şimşir, tarihe ışık tutan sayısız kitabına kısa süre önce “10 Kasım Günlüğü”nü ekledi. Kitap, Atatürk’ün hastalığının başladığı günlerden itibaren tarihe düşülen notların bir kronolojisi niteliğinde. Doktor raporları, cenaze töreni, dış dünyanın yankıları, üzüntü mesajları, hakkında yazılanlar, kitapta belgelerle yer alıyor. Satırlar arasında birkaç ilginç noktayı aktarıyoruz… Örneğin…

Selanik Belediyesi Atatürk’ün ölümü üzerine yaptığı toplantıda O’nun doğduğu evin bulunduğu Apostolu Pavlu Sokağı’na “Kemal Atatürk” adını vermeyi kararlaştırmış. Ancak bu karar daha sonra uygulanmamış.

Cenaze namazı 19 Kasım’da Saray’ın tören salonunda kılınmış, naaşı oradan Sarayburnu’na götürülerek Zafer Torpidosu’na, ardından da Yavuz Zırhlısı’na nakledilmiş.

Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı topu topu 15 yıl sürmüş, Atatürk’e bir anıt kabir yapılması da 15 yılı almış, Anıtkabir onun ölümünden 15 yıl sonra 1953’te tamamlanmış…

Avrupa’daki en uzun direk olan 30 metrelik, hilali altın kaplama olan bayrak direğini, Amerika’da bayrak direkleri imal eden Nazmi Celal adlı yurttaş göndermiş… Türk bayrağı 2003 yılına kadar bu direkte dalgalanmış.

Hiçbir ülkeye özel temsilci daveti gönderilmemiş. Buna rağmen 17 ülke özel temsilci 9 ülke askeri birlik 6 ülke savaş gemisi göndermiş, ABD’nin törende yalnızca büyükelçi ile temsil edilmesi Ankara’da burukluk yaratmış…

Kalküta Fahri Konsolosluğu 18 Kasım gününün Hindistan’da “Kemal Günü” ilan edildiğini ve o gün “bütün İslam dükkânlarının, mekteplerinin ve amme (kamu) müesseselerinin kapanmış ve buna gayrimüslim Hinduların da iştirak etmiş olduğunu” bildiriyor.

İngiltere Büyükelçisi Percy Loraine, İngiliz Dışişleri’ne gönderdiği notta, Atatürk’ü uzun süre görme ve tanıma şansına sahip olduğunu belirtirken, şöyle diyor:
“Acı olaylar silsilesi göstermiştir ki, Atatürk’ün vizyonu netti, kararları doğruydu ve o yanılmamış, hata yapmamıştı. Atatürk’ü diktatörlerden ayıran özelliği şudur ki, o kendisinden sonra yaşayacak bir sistem yaratmıştı.”

Başbakan’ın şerefi

Atatürk’ün bir bölümünü bizzat yazdığı ve okullarda ders kitabı olarak okutulmasını istediği “Medeni Bilgiler” adlı kitapta “Başbakan” bakınız nasıl tanımlanıyor:
“Başbakan devlet yönetiminde maddi ve manevi yükümlülüklerinin en büyüğünü omuzları üstünde taşıyan kişidir. Bu nedenle devlete ait başarılardan doğacak en büyük şeref de başbakana ait olur…”
Bu kitabın yazıldığı tarih 1931… Atatürk Cumhurbaşkanı, İnönü Başbakan… Devlete ait başarıların şerefi başbakana bırakılmış. Bir diktatör tavrı mıdır bu?
O tarihte uygulamada olan 1924 Anayasası da yetki ve sorumluluğu büyük ölçüde başbakana bırakmıştır. Bizim bildiğimiz diktatörler veya başkanlık hevesi içinde olanlar başbakan ve bakanları önemsiz ve basit birer uygulayıcı olarak görürler.

ATA

Atatürk’ü ölümünün 76. yıldönümünde bir kez daha sonsuz saygı ve sevgi ile anıyoruz…
Mustafa Kemal çoktan tarihin saygın bir köşesinde yerini alması gerekirken günümüzde hâlâ tartışma gündemindedir.
Halifeliği kaldırdığı ve laikliği getirdiği için İslami düzen özlemcileri, emperyalizme karşı bağımsızlık bayrağını açtığı için emperyal devletler, dış tahrikli isyanlara izin vermediği ve sertçe bastırdığı için etnik unsurlar onunla hâlâ savaş halindedir. Bu savaş tarihi çarpıtma, O’nu diktatör gibi gösterme, 76 yıldır düzeltilmeyen işlerin sorumluluğunu sırtına yükleme şeklinde kendini gösteriyor. Laik Cumhuriyeti yıkmayı hedefliyor. AKP iktidarı bu süreçte koçbaşı görevi yapıyor. Bazı liberal aydınlar her türlü aydın namusunu bir kenara bırakarak bu savaşa çarpıtma malzemesi taşıyor. Ne var ki Atatürk inkâr edildikçe ve Cumhuriyet ruhu yıkıldıkça ülkenin de yıkıma doğru gittiği açıkça görülüyor.
Bunu herkesin görmesi dileğiyle…

Ak Saray’ın ilk konuğu Papa Francis olacakmış!
Artık ne kadar çok günaha girildiyse…
Günah çıkartmaya bizzat Papa’nın kendisi geliyor…
Akif Kökçe

SAVAŞ

Atatürk, kıyısına yaklaştığımız “savaş” konusunda bakınız neler diyor:
“Savaş yalnız ve ancak milletin hayat ve bağımsızlığı ve ülkenin korunması, yalnız bu temiz, soylu ve yüksek menfaatler uğruna yapılır. Savaşa öncülük eden siyasetin bu çok nazik hal ve zorunlukta uzman olması ve durumu anlaması ve tam zamanında kalemi kılıçla değiştirmesi hayati bir meseledir. Savaş milletin bütün varlığı ile yerine getirilmesini zorunlu kıldığına göre, savaşa katılanların tamamı, ona kurban olacakların tamamı, kısaca bütün milletin onu uygun bulması gerekir. Savaş millet savaşı olmalıdır. Savaşa girmek için sebepler gerçekten büyük ve kuvvetli olmalıdır.”

Milliyet

Facebook Yorumları

Bir Cevap Yazın