Demokrat olmak bir yana demokrat olma iddiası bile bulunmayan faşist iktidarlar derin devlete gereksinim duymaz. Çünkü ele geçirdiği devlet gücünü istediği gibi ve gizleme gereği de duymaksızın kullanır. Örneğin Adolf Hitler ve Augusto Pinochet en acımasız katliamlarını ya da uygulamalarını bile gizlememiştir. Onların gizliliği ile derin devletin gizliliği birbirinden farklıdır. Onlar çoğunlukla herkesin gözü önünde ve açıkça yapılanlarının halka duyurulmasını engeller. Başka bir anlatımla basın özgürlüğünü ortadan kaldırır. Eylemlerinin gizliliği buradan gelir.

Faşistlerin aksine, demokrat rolü yapan iktidarlar, daima örtülü/gizli faaliyetlere dolayısı ile de derin devlete gereksinim duyar. Çünkü bir yandan halka/dünyaya demokrat görünmeye çalışır öte yandan da birçok antidemokratik, hukuk dışı iş ve işlemler yapar. Bu tür iş ve eylemlerini devlet dışında gizli bir örgüt eliyle yapabilecekleri akla gelir ise de, bu durumda devlet güçleri ile bu gizli örgütler arasında çatışma çıkması kaçınılmaz olur. Bu nedenle de gizli örgütlenmeler devlet dışında değil de devlet kurum ve görevlileri arasında yapılır. Bunlara devlet içinde devlet anlamına gelen derin devlet denmesinin nedeni de budur.

Derin devlet iktidarın ya da içindeki bir grubun/koalisyonun hukuk dışı güç kullanmaya başlamasıyla ortaya çıkar. Bu nedenle de derin devlet hiçbir zaman iktidardan dolayısı ile de devletten bağımsız olarak kurulamaz ve yaşayamaz. Derin devletin iktidar ya da onun bir kanadı tarafından değil de ona rağmen ya da ona karşı olarak var olması ancak iktidarın devlet edememesi/iktidar olamaması durumunda söz konusu olabilir.

Derin devlet uygulamalarının 1950’li yıllardan sonra soğuk savaş ortamında ortaya çıktığı ve tüm NATO ülkelerinde çeşitli biçimlerde şekillendiği bilinmektedir. NATO’nun yönlendirmesi ile bu ülkelerdeki iktidarlar, “ülkelerini komünizme karşı korumak adına” solcu kişi ve kuruluşlara karşı hukuk dışı uygulamalar yapmışlardır. Bunlar demokrat rolü yapan faşistler olduğu için, hukuk dışı iş ve eylemlerinde klasik devlet organlarını kullanmak yerine devletin çeşitli güç ve memurları arasında kurdukları gizli örgütü/devleti kullandılar. Bazı hallerde devlet dışı güçlerle ve hatta suçlu kişi ve örgütlerle bile işbirliği yaptılar. Hem demokrat görünmek adına hem de uygulamanın doğası gereği tüm bu tür çalışmalarını klasik devlet güçlerinden ve halktan gizli olarak yürüttüler.

Doğu Blok’unun dağılması, antikomünist savaşın gereksiz hale gelmesiyle birlikte bu ülkelerinin çoğunda derin devlet uygulamasına son verildi. Ancak bazılarında ve bu arada da Türkiye’de derin devlete son verilmediği ve varlığını sürdürdüğü söylenir. Ancak derin devletin yeni görevi komünizm ile mücadele değil, her türden muhalefeti bastırmadır.

Demokrasicilik oynanan bu ülkelerde düzen partileri muhalefette iken derin devlete karşı olmuş ancak iktidara geçtiklerinde de derin devleti ele geçirip muhalefet edenlere karşı kullanmışlardır. AKP bunun tipik bir örneği. İktidara gelmeden önce her türlü derin devlete karşı olduğunu beyan ediyordu. İktidara geldikten sonra ise derin devleti ele geçirmek istemiş, ancak Türkiye’de derin devletin gücünü ağırlıkla ordudan alıyor olması bunun önünde bir engel oluşturmuştur. Bunun üzerine bir vesayet söylemi tutturarak iç ve dış ortaklarının da yardımı ile ordu devre dışı bırakılmış, onun yerine gücünü emniyetten ve yargıdan alan yeni bir derin devlet kurulmuştur. Yeniden örgütlenen bu derin devlete özel olarak ulusalcı ve laikleri genel olarak da muhalefeti bastırma görevi verilmiştir.

Demokratik ülkelerde, devlet erki yürütme, yasama ve yargı olarak üç kuvvete ayrılmıştır. Bu yapı yürütmenin sınırlandırılmasın ve yasalar içinde kalmasını sağlar. Demokrat olmayan iktidarlar bu sınırlamayı içine sindiremez ve çeşitli yollar ile bu sınırları aşmaya çalışır.Bu yollardan biri de kuvvetler ayırımını ortadan kaldırmaktır. Bunun en sık rastlanan biçimi parlamentonun yürütmeye tabi kılınmasıdır. Daha ender olan biçimi ise hem parlamentonun hem de yargının yürütmeye tabi kılınmasıdır. Bu yolun sonu devlet erkinin tekleştirilmesi ve tek adama bağlanmasıdır. AKP bir yandan kendi derin devletini kurarken öte yandan da parlamento ve yasamayı da kendine tabi kılarak devlet erkini tekleştirmiş ve başkanlık sistemi ile de tek adam iktidarına doğru hızla ilerlemektedir.

Kuvvetler ayırımını ortadan kaldırmanın kendine göre gizli/derin tarafları var ise de, devleti yeniden biçimlendirerek yasama ve yargının yürütmeye bağlanması işlemleri görüntüde de olsa parlamento aracılığı ile, anayasa ve kanunları değiştirme yolu ile yapılır. Bu nedenle de bu durumda derin devletten söz edilmez. Çünkü her şey hukuk sistemi içinde yapılmaktadır. En azından şekilsel olarak bu böyledir.

Kuvvetler ayırdının ortadan kalkması ve bir de derin devletinin varlığı iktidarların her alanda pervasızlaşmasını getirir. İktidarlar hem antidemokratik uygulamalarda hem de ekonomik alanda alabildiğince pervasızlaşır. Her türlü yolsuz kazancın önü açılır. Bu durum iktidar ve dolayısı ile gizli devlet kanatları arasında daha çok kazanma yarışına dolayısı ile de çatışmalara yol açar. Sonuçta iktidar kanatları arasında erk çatışmalarına neden olur. Türkiye’de de böyle olmuştur. Daha düne kadar derin devlet yoldaşları/paydaşları önce “7 Şubatta” sonra “dershanelerde” ve nihayet “17 Aralıkta” birbirine girdi.

Bu süreç yalnızca Başbakan ile Fetullah kavgasını başlatmadı kullanılan siyasi söylemi de değiştirdi. Eskinin “hizmet hareketi” şimdinin çetesi, eskinin ”gizli devleti” ise paralel devlet oldu. Kendinin haberdarlığı bir yana, gizli devlet o kadar açık hale geldi ki Başbakan gizli devlet bile diyemiyor, paralel devlet diyor. Bu konuda çok haklı. Artık çete devleti ele geçirdi ve iktidar da demokrat rolü kesmekten vaz geçti. Gizli devletin klasik devlet güçleri içinde gizli bir güç olmaktan çıkarak tüm devleti ele geçirmesine çok az kaldı. Başkanlık sisteminin de kurulması ile tek adam ve faşist sisteme geçiş tamamlanacak. Böylece ne gizli devlete ne de paralel devlete ne de demokrat rolü kesmeye gereksinim kalacak.

İktidar kanatlarının dolar trafiği bankalara sığmaz olup evlerdeki ayakkabı kutularına kadar taşınınca bir trafik kazası meydana geldi. İktidar kanatları birbirine tosladı. Birinin diğerinin inine girmeden ve onu tasfiye etmeden bu çatışma sona ermeyecek gibi görünüyor. Ancak taraflardan birinin diğerini tasfiye etmesi ve paralel devleti/ devleti tek otoriteye bağlaması Türkiye’nin de mutlak bir faşizm ile idare edilmesine yol açacaktır. Şimdi önümüzde duran soru şu: Koalisyon ve paralel devlet devam mı etsin? Yoksa tek adam faşizmine mi geçilsin? Başka bir söylemle, kırk katır mı? Kırk satır mı? Şu anda elinde klasik devlet güçlerini de bulunduran taraf kendini daha güçlü hissediyor. Bu nedenle de gönderilen elçi ve mektuplara da kulak asmaz görünüyor.
İLK KURŞUN

Facebook Yorumları

Diğer Yorumlar

Bir Yorum Var

  1. özgür basın diyor ki:

    Dikdur-törlük ….
    ….başlıyor.

Bir Cevap Yazın