Cumhuriyet Öğretmeni yetiştirme programları tarihe gömülüyor, Eğitim Fakülteleri ve Anadolu Öğretmen Liseleri kapanıyor, pedagoji dersleri kalkıyor, koçluk ve mentörlük sertifikaları geliyor, öğretmen olmak için piyasada bilgiye erişim yollarını kullanılacak, öğretmenler yılda 50 saat hizmetiçi eğitim kurslarına katılacak, tatillere veda…
“Piyasaya göre eğitim” modelinin eğitimbaşı Ziya Selçuk’un ve öğretmen yetiştirme programlarından sorumlu MEB Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Gen. Md. Ömer Balıbey’in de aralarında bulunduğu heyet tarafından, “Ulusal Öğretmen Strateji taslağı” adı altında, PİYASACI ÖĞRETMEN MODELİ yasa taslağı hazırlandı.
Taslak yasalaşmadan önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın onayına sunulacakmış. (www.alansinavi.net/ogretmen-atama-sistemi-degisiyor)
Yandaş medya bu yasayı perdeleme görevine devam ediyor. Örneğin, sınıf öğretmenliği kalkıyor, parçacı öğretmenlik geliyor, fakat buna “sınıf öğretmenleri alan sınavına girecek, atama sistemi değişiyor” diyor. Örneğin, “seçmeli derslere piyasadan öğretmen bulma sorunu” demek yerine, “seçmeli hâle getirilen alanlarda atama sorunu” diyor.
Okul öncesi ve sınıf öğretmenlerini Eğitim Fakülteleri, branş öğretmenlerini Fen Edebiyat Fakülteleri yetiştirecekmiş. Peki de… Hani benim Resim, Müzik Beden Eğitimi, İngilizce, Bilgisayar ve diğer öğretmenlerimin okulu… Bu öğretmenleri yetiştirme programlarının, yani eğitim fakültelerinin tarihe karıştığını neden söylemiyor?
Yani… Gazi Eğitim Enstitüsü gerçekten tarih oluyor!
1983 YÖK-Evren darbesiyle Eğitim Fakültesi oldu, 2012 Erdoğan darbesiyle yok oluyor! Eğitime indirilen Küresel Balyoz diyelim, çünkü 2006’da kurulan küresel piyasacı Mesleki Yeterlilik Kurumu, piyasadan öğretmen yetiştirmenin mesleki yeterliliklerini “küresel piyasanın gerektirdiği” şekle sokuyor. Zaten Bakan Dinçer de strateji çalıştayına gönderdiği davet mektubunda buna işaret ediyor.
Sınıf öğretmenine alan seçtirmek: Mevcut sınıf öğretmenini Hayat Bilgisi, Türkçe, Matematik, Sosyal Bilgiler derslerinden birini seçtirmektir. Eğer emekliği gelmiş olan varsa, bu rezaleti onuruna yediremeyip emekliye ayrılacaktır, ki istenen de odur; 200 bin öğretmen kendine iş bulsun demeleri de ondandır. Atama bekleyen öğretmenler alan seçecek, bundan sonra eğitim fakültelerinde buna göre parçalı eğitim verilecek, herkes her dersi almayacak ve pedagojik dersler orada olmayacak.
Yani, Cumhuriyetin öğretmen yetiştirme programları tarihe gömülüyor. İki yıl önce de Kız ve Erkek Meslek Liselerine öğretmen yetiştiren Teknik Eğitim Fakültelerinin öğretmen yetiştirme programları tarihe gömülmüştü!

Öğretmen Yetiştirme programı değişiyor!
http://www.alansinavi.net/mebden-alan-sinavi-aciklamasi/
Şu dört Temel ders ayrı ayrı öğretmene verilecektir; bunlar sınıf öğretmeninin elinden alınıyor; o nedenle alan seçmeye zorlanıyor öğretmen.
1. Türkçe
2. İlköğretim Matematik
3. Fen Bilimleri / Fen ve Teknoloji
4. Sosyal Bilgiler
Emekliliği gelmiş olanlar bu kepazeliği içine sindiremeyip ayrılırlar, “200 bin öğretmen iş baksın kendine” denilen budur. Kadrolar bir de bu yolla boşaltılır, oyaladıkları atanmamış öğretmenlere bu havuç uzatılır; sertifika alın, alan seçin, artık diplomalarının anlamı yoktur.
Yandaş sendikaları da var, sanki çalıştay raporundan alıp basın açıklaması yapmışlar:
“Eğitimde önemli bir değişim ve dönüşüm yaşandığını, yapılan eğitim reformlarının Türkiye’yi dünya standartlarına ve 2023 hedefine yaklaştırdığını, eğitimde yakalanan pozitif trendin yaşanan sorun, aksaklık ve yanlış uygulamaların telafi edileceği hususunda ümit var bir hava oluşturduğunu söyleyen Avcı, “Bir çok başarılı politikalara imza atan Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitimde devrim ve reformlara devam etmesini istiyoruz. Özellikle ihtiyaç duyulmayan alanlarla ilgili kimi eğitim fakültelerinin kontenjanları azaltılmalı, kimileri ise kapatılarak, ihtiyaç duyulan alanlara yönlendirilmelidir. Gençlerimizin işsizliğe, umutsuzluğa mahkûm edilmemesi için hızla adımlar atılmaya başlanmalıdır. Atanmayı bekleyen öğretmen adaylarının hükümetin teşvik kapsamına aldığı ve desteklediği özel okullar maharetiyle istihdam edilebileceğini ve bunun için de halen yüzde 2′lerde seyreden özel okulculuğun özendirilerek yüzde 10 seviyelerine yükseltilmesi gerektiğine inanıyoruz” dedi.

Çalıştay raporunda dikkat çeken satırlar:
*Talim Terbiye Kurulu tarafından ders saatleri düşürülen, seçmeli hâle getirilen, maaş karşılığını karşılamayacak kadar ders saati azalan ya da kaldırılan derslerin öğretmenlerinin çeşitli eğitim etkinliklerinde görevlendirilmeleri, atama alanlarının genişletilmesi ve istihdam alanları daralan bölümlerin üniversitelerde kontenjanlarının azaltılması.
*Ekim 2011 tarihinden itibaren öğretmenlerin hizmetiçi eğitimlerinin planlama, uygulama ve değerlendirme sorumluluğu Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğüne verilmiştir.
*Öğretim elemanı kaynağını çeşitlendirmek için mentörlük sertifikası almış deneyimli öğretmenler ile ulusal ve uluslararası akredite kurumlardan sertifika almış uzman kişilerden yüz yüze ve uzaktan eğitim faaliyetlerinde yararlanmak. (2013-Ocak, 12 ay)
*Orta vadede, süreçte çoklu değerlendirmeyi (seçme sınavları, standardize lisans başarısı, ürün seçki dosyası, öğretmenlik uygulaması değerlendirmesi vb.) temel alan bir model geliştirmek
*İstihdam olanağı daralmış olan veya kaldırılmış branşlardaki mevcut öğretmenleri acil ihtiyaç duyulan alanlara yönlendirmek için üniversitelerde programlar düzenlemek.
*KPSS/10 (eğitim) sınavını öğretmen yeterliklerine göre ayrıntılandırarak (belirtke tablosu) yeniden tasarlamak
*Her öğretmen için yıllık katılması gereken asgari 50 saatlik hizmet içi eğitim şartı getirmek.
……..
Yasayla “öğretmen dersaneleri” piyasası yaratılıyor:
Öğretmen piyasasına müşteri çekmek için, algıyı pozitiften vererek sempati sağlıyorlar. Adı; Mesleki Gelişim Fırsatları.
Piyasacı Öğretmen Yasası hangi gerekçelerle hazırlanıyor, hangi ihtiyaca cevap verecekmiş, bakalım: (Parantezler bana aittir)
MEB DIŞINDAKİ MESLEKİ GELİŞİM FIRSATLARI (Çalıştay Raporu, sh.136)
*MEB dışında mesleki gelişim etkinliklerine katılımı özendiren yasal düzenlemeler yoktur. Yasal düzenlemeler bu etkinliklere katılımı kolaylaştırmamaktadır. MEB dışı mesleki gelişim fırsatlarını değerlendirmek için prosedürler teşvik edici değildir. (Teşvik edilmelidir!)
* MEB dışında özel sektör ve STK’lar öğretmenlerin mesleki gelişimlerinde özellikle maddi destek sağlama açısından genellikle sorumluluk almamaktadır. (Sorumluluk almalıdır!)
*Öğretmenler, mesleki gelişim ihtiyacının farkında olmadıkları için mesleki gelişim talebi de yeterince güçlü olmamaktadır. Bu konuda farkındalık yaratacak girişimler yeterli değildir. (Mentörler devreye girmelidir!)
*STK’ler ve Meslek Kuruluşları tarafından öğretmenlere mesleki gelişmeleri için verilen belgelerin Millî Eğitim Bakanlığı tarafından tanınması sağlanmalıdır.
*Ulusal Yeterlik Çerçevesinin tamamlanması ile yeterliklerin tanınırlığı ve belgelendirme kuruluşlarının akreditasyonu tamamlanmalıdır. (Mesleki Yeterlilik Kurumu 2006 yılında kapalı oturumda bunun için kuruldu! MYK artık tam kadro devrededir!)
*Mesleki gelişim programları sonucu alınan belgelerin standardizasyonu ve tanınırlığının tamamlanması ile belgelerin kariyer basamaklarına etkisi yansıtılmalıdır.
*Sh.159: Öğretmenlerin mesleki gelişmelerine katkı sağlamaları STK’ler ve Özel sektör kuruluşları ile iş birliği güçlendirilerek, teşvik politikaları uygulanmalıdır. (MEB lağvedilmelidir!)
*Sh.160:Millî Eğitim Bakanlığının öğretmenlerin mesleki gelişimine destek vermesi için özel sektör kuruluşları ve STK’lere vergi indirimi, fonlardan yararlanma, ortak fon üretme vb. çalışmalar yapılmalıdır. (Yaşasın Küresel Piyasanın taşeronları!)
*Sh.161: Öğretmen Sendikalarının uzaktan eğitimde dâhil olmak üzere öğretmenlerin mesleki gelişmelerine kaynak ayırarak mesleki programları uygulamaları teşvik edilecektir. (Sendikalara bir parmak bal! TMMOB’nin üyelerine açtığı sertifika kursları gibi!)
*Sh.162: Kent konseylerinin, öğretmenlerin mesleki gelişimlerinde etkin görev almaları sağlanmalıdır. (Belediyelere yasayı destekleme tuzağı!)
*Özel sektörün öğretmenlerin mesleki gelişim süreçlerine katkıları teşvik edilmelidir. İlgili tarafların, öğretmenlerin mesleki gelişimlerine yönelik çalışmalara yönlendirilmesi ve teşviki için bir iletişim stratejisi (farkındalık) geliştirilmelidir. (Sınırsız çeşitte kurs reklamları geliyor!)
*Sh.163: MEB öğretmenlere mesleki gelişim fırsatları sunan kurum ve kuruluşlarla protokol yapmalı, etkinlikler bu protokol çerçevesinde yürütülmelidir. İl ve ulusal düzeyde, öğretmenlerin mesleki deneyimlerinin ve örnek uygulamaların paylaşılması amacıyla MEB dışındaki kuruluşlarca etkinlikler düzenlenmelidir. (Artık en fazla sertifika veren kuruluşlara ödüller yağar!)
*Sh.164: Yerel yönetimlerin, MEB dışı mesleki gelişim fırsatlarına ulaşım kolaylıkları ve mekân sağlamalıdır. (Zaten devlet okulları belediyelere devredilecek! Yasa hazırlıkları yapılıyor!)
*Sh.166: Üniversitelerin, sürekli eğitim merkezleri ve uzaktan eğitim uygulamaları aracılığıyla öğretmenlerin mesleki gelişimlerine yönelik programlar yürütmelidir. Üniversiteler, kendi mezunlarını izlemeli ve mezunlarının mesleki gelişimleri ile ilgili sorumluluk üstlenmelidir.
*Sh.169: Meslek örgütleri belli aralıklarla (5 yıl gibi) üyelerinin mesleki ihtiyaçlarını belirleyerek onlara geri bildirim vermeli ve bu yolla eğitim ihtiyacı konusunda farkındalık düzeyini artırmalıdır. (Beş yılda bir sınav yapılarak öğretmenin topladığı gelişim sertifikaları akredite edilecekse; bu sınavlar öğretmeni kurslara katılmaya mecbur eder!)
*Sh.170: MEB tarafından, öğretmenleri mesleki gelişim etkinliklerine yönlendirmek amacıyla kimi düzenlemeler (örneğin son 5 yılda MEB dışında en az üç kursa katılmış olma koşulu gibi) geliştirilmelidir. (Piyasa kurslarına katılmaya mecburiyet!)
* Sh.171: Öğretmenlerin katıldıkları MEB dışı mesleki gelişim etkinlikleri mutlaka belgelenmeli, onaylanmalı ve bu belgeler öğretmen atamalarında ve terfilerinde bir ölçüt olarak kredilendirilmelidir. (Eğitimin okul denilen üst kurumlardan alınıp piyasaya devredilmesi, bilimsel eğitim tarihini ters çeviren karşı devrimdir!)

Türk Milli Eğitimine 2.Küresel Balyoz:
Öğrenci yetiştirme programları 2005’den itibaren boşaltılmış, 2011’de geçirilen 12 yıllık Kesintili Eğitim yasasıyla birlikte ders kitaplarında bilgi kalmamıştı. 1968 Müfredatına göre yazılmış ders kitapları sessizce yok edildi, artık sahaflarda da bulunmuyor. (80 tanesini sahaflardan toplayıp www.mahiye.net sitesine koydum.)
2011’de MEB’nın amaçları değişmiş, “küresel piyasanın gerektirdiği eğitim” programlarına geçirilmiştik. 2005’de, “Az olan iyidir” demişti Talim ve Terbiye Kurulu başkanı Ziya Selçuk; öğrenci yetiştirme programlarının buharlaşmasına tanık olduk. Öğrenciler sertifika toplayacaklar. Buna 1.Küresel Balyoz diyelim.
O kadar az bilgiye mevcut öğretmenler fazla geliyordu; ders kitaplarını yetersiz buluyor, kendileri takviye ediyorlardı. Küresel efendilere göre öğretmenin de az bilgili olması lazımdı, işte sıra ona geldi. Beş sınıfı okutan sınıf öğretmeni sadece bir parça ders ile yetinmeliydi… Mevcut öğretmenler ilkin “alan ders seçimi” tuzağına çekiliyorlar, arkasından sertifika kurslarına itilecekler. (Sınavların güvensizleştirildiği bir dönemde bu sınavlara öğretmeni mecbur etmek, emekli olmayı tercih ettirmektir!)
Şimdi Öğretmen Strateji Yasa taslağını hazırlayanlar, Türk Milli Eğitimine 2.Küresel Balyoz indiriyorlar. Bu balyozla öğretmen yetiştirme programları buharlaşıyor, eğitim fakülteleri tuz buz ediliyor; öğretmenlik mesleği liberalize ediliyor! İlk adım çalıştayda atıldı.
Yasalaşacak olan Ulusal Öğretmen Stratejisi Çalıştayı’na davet:
Çalıştaya davet yazısında Bakan Ömer Dinçer’in ağzından “küreselleşmenin gerektirdiği” öğretmen yetiştirme programını okuyalım. Adında geçen “ulusal” sözcüğü algıyı şaşırtma tuzağıdır, bunu bilerek okuyalım.
Eğitime Balyoz indiren yasa taslağının hazırlanışını görelim:

“Sayın ….. (21.10.2011, Özel)

Bilimsel ve teknolojik gelişmenin sağladığı imkânlarla, sanayi toplumundan bilgi toplumuna doğru köklü ve geri dönülmez bir değişimin yaşandığı günümüzde, bu değişimin sonuçları her alanda hissedilmektedir.
Bütün sorun alanlarının küreselleşme perspektifinden yeniden ele alındığı bu süreçte tartışılması, yeniden gözden geçirilmesi, güçlendirilmesi gereken en öncelikli alanlardan birini eğitim oluşturmaktadır. Hepimizin tanık olduğu üzere, bilginin sürekli olarak güncellendiği ve en önemli ekonomik değere dönüştüğü günümüzde eğitime ağırlık veren ülkeler hızla kalkınmakta ve değişimi yönlendirme şansını elde etmektedir.
Çocuklarımıza ve gençlerimize bilgi toplumunun gerektirdiği her türlü bilgi, beceri ve aslında tüm dünyanın ihtiyacını duyduğu insanî ve etik değerleri kazandırmak, dinamik ve sürekli olarak yenileyen bir eğitim sistemini işler hale getirmek, bu süreçte hayati öneme sahip olan öğretmenlik mesleğini güçlendirmek(!) için yaptığımız çalışmalara yeni ve güçlü bir ivme kazandırmak istiyoruz.
Bu kapsamda eğitimin en önemli paydaşı ve anahtarı durumunda olan öğretmenlerimizin ve öğretmenlik mesleğinin sorunlarına ışık tutması, yol gösterici olması için 18-20 Kasım 2011 tarihleri arasında gerçekleştireceğimiz “Ulusal Öğretmen Stratejisi Çalıştayı”na katılımınızdan çok büyük bir onur ve mutluluk duyacağız.
Bu çalıştayı takiben, bilgi toplumunun mimarı olarak gördüğümüz öğretmenlerimizin vasıflarının geliştirilmesinde bir yol haritası niteliği taşıyacak olan Stratejik Plan oluşturma düşüncesindeyiz. İlgili tüm paydaşlarımızın ve katılımcıların görüşleri ışığında hazırlanacak Stratejik Plan öncesinde gerçekleştireceğimiz ‘Ulusal Öğretmen Sratejisi Çalıştayı’na değerli görüş ve önerilerinizin değerli katkılar sağlayacağına duyduğum inanç la şimdiden teşekkür eder, sevgi ve saygılarımı sunarım.

Ömer Dinçer, Milli Eğitim Bakanı”

Çalıştaydan sonra bir rapor hazırladılar:
Sayı: B.08.0.ÖEG.0.13.0.09.02.360.02/3093 28 /11/ 2011
Konu : Ulusal Öğretmen Stratejisi Çalıştay Raporu

BAKANLIK MAKAMINA

İlgi: Bakanlık Makamının 21.10.2011 tarihli ve B.08.0.ÖEG.0.13.0.09.02.360.02/2867 sayılı onay
Eğitimin en önemli paydaşı ve anahtarı durumunda olan öğretmenlerimiz ve öğretmenlik mesleğinin sorunlarına ışık tutması ve yol gösterici olması amacıyla 18-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da ilgi onay gereğince “Ulusal Öğretmen Stratejisi Çalıştayı” yapılmıştır.
Çalıştay sonuçları, oluşturulması düşünülen Stratejik Plana ve Eylem Planına esas teşkil edeceğinden rapor edilmesi çalıştayın önemli bir sürecini oluşturmaktadır.
Bu bağlamda çalıştay raporunun ekli listede isimleri ve görev yerleri belirtilen kişilerden oluşan bir komisyonca hazırlanması, komisyon çalışmalarının yol hariç 30 Kasım-1, 2 Aralık 2011 tarihlerinde yol, yeme-içme ve barınma giderleri ile Ankara’dan katılacakların yeme-içme giderlerinin ve çalışma için gerekli olan diğer giderlerin Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğünce karşılanması, çalışmaya Ankara dışından katılacakların yolculuklarını hava yolu ile yapmaları gerekli görülmektedir.
Makamlarınızca da uygun bulunduğunda olurlarınıza arz ederim.
Ömer BALIBEY / Genel Müdür

Çalıştay sonunda rapor düzenleyenler:
Prof. Dr. Mustafa SAFRAN, Gazi Üniv. Gazi Eğit. Fak. Öğr. Üyesi
Birol EKİCİ, MEB Müsteşar Yardımcısı
Ömer BALIBEY, MEB Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Gen. Md.
Prof. Dr. Yüksel KAVAK, Hacettepe Üniv. Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Ziya SELÇUK, Gazi Üniv. Gazi Eğit. Fak. Öğretim Üyesi
Mehmet ÖZCAN, MEB Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Gn. Md. Daire Bşk
Hülya YALÇINKAYA, MEB Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Gn. Md. Öğretmen
Batuhan AYDAGÜL, Eğitim Reformu Girişimi İSTANBUL
Aytuğ ŞAŞMAZ, Eğitim Reformu Girişimi İSTANBUL
Alper DİNÇER, Eğitim Reformu Girişimi İSTANBUL
Kayhan KARLI, Öğretmen Akademisi Vakfı İSTANBUL
Ercin KİMMET, Öğretmen Akademisi Vakfı İSTANBUL
Burcu GÜNGÖR CABBAR, Öğretmen Akademisi Vakfı İSTANBUL,
Yar. Doç. Dr. Adnan BOYACI, Anadolu Üniv. Eğitim Fak. Öğr. Üy. ESKİŞEHİR

Öğretmen yetiştirme programlarını devletten alarak, ki eğitimde birlik bu şekilde sağlanıyordu, piyasaya veren, Milli Eğitim Bakanlığını devre dışı bırakan bu isimleri tarihe not düşelim. SPAN Amerikan danışmanlarıyla çalışan 2003-2006 Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Ziya Selçuk da buradadır.
Raporun basında sunuluşu: Öğretmenlik cazip meslek olacak!
http://www.showhaber.com/dincer-ulusal-ogretmen-strateji-belgesi-ile-ogretmenlik-cazip-meslek-olacak-620576h.htm Piyasacı sisteme övgü; büyük yalandır. Oysa öğretmenlik ABD’deki gibi en itibarsız meslek olacak!
Rapordan bazı tespitlerim:
-Öğretmen sürekli sertifika toplayacak; ne kadar sertifika o kadar kariyer.
-Yılda 50 saat zorunlu sertifika kursları.
- Beş yılda bir sınavla akreditasyon yenilemesi.
-Özel şirket ve STK’lar sertifika kursları, yani Öğretmen Dersaneleri açacak. (Ne hazin!)
-Öğretmen aldığı parayı sertifika toplamaya verecek.
-Öğretmenlik yasasını kimler hazırladı, belleyelim… Hakkımızda kimler etmiş fermanı, raporda bu stratejinin 50 yıllık hedefi olduğunu yazdılar, bu kararı verenler kim?
-İdam Fermanımızı yazan piyasa paydaşları eğitim akademisi ve eğitim reformu girişimi neyin nesidir, öğretmen akademisi vakfı ne demektir, uzmanlıkları sadece sertifikalı öğretmenlik kursları üzerine midir, bilemiyorum. Piyasacı öğretmen modelinin piyasa kurslarını kimler hazırlayacak, öğretmenlerden para kazanacak birileri var, onlar bunu biliyor olmalı…
-Tatillerimizi sertifika toplamaya ayıracağız, iyice azalan tatili de kurslarla geri alıyorlar. Öğretmen sırt üstü yatmayacak demişlerdi…
-Yaşam boyu öğrenme değil, yaşam boyu para harcama tuzakları…
-Gazi Eğitim Enstitüsü(GEE), Buca Eğitim Enstitüsü, İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü gibi Cumhuriyetle özdeşleşmiş eğitim kurumları tarihe karışıyor…
-1967-70 arasında okuduğum Gazi Eğitim Ensitüsü’ne tarihten silme cezası kesenleri asla affetmeyeceğim. Anılarımı tazelemeye, bilgisunarda bulabildiğim GEE fotoğraflarından bir seçki yaptım. Gazi mezunlarına armağanımdır.

Bu abide esere diş gıcırdatırcasına, Atatürk Orman Çiftliğinin en yüksek tepesine Başkanlık Sarayı yapılması projesini de protesto ediyorum.

Pedagojik dersler de piyasaya iniyor:

Eğitim fakültelerinin ve Öğretmen Okullarının olmazsa olmaz “meslek dersleri “de piyasaya atılıyor: Çünkü öğretmen olmak isteyen gençlere bu bilgileri veren bir eğitim okulu artık olmayacak. Çünkü artık yalnızca, öğretmen adayının almak istediği alan bilgisine erişimi söz konusudur. Öğretmenlik Meslek Bilgisine erişim fiilen ortadan kalkıyor!
Benim Rize Öğretmen Okulunda okuduğum (1964-1967) yıllarda bir tane de Eğitim Şefimiz (Eğitim Başı) vardı, Eğitim Psikolojisi dersimizin öğretmeniydi, staj okullarımızı ayarlardı, bizi staja hazırlardı, staj dosyalarımızı tutardı. Bir de Eğitim Sosyolojisi dersimiz vardı. Artık bundan sonra o dersler tarih olacak.
Eğitim Psikolojisi kitabımızı (1952 basım) buldum ve internete koydum, www.mahiye.net sitesinde ana sayfaya koydum, herkes oradan ücretsiz indirebilir. Bu Psikoloji kitabı Köy Enstitülerinin de kitabıydı.
http://www.mahiye.net/MAYANA%201970%20DERS%20K%DDTAPLARI/E%F0itim%20Kitaplar%FD%20ve%20%DD%FElikler/E%F0itim%20Psikolojisi,%20%D6mer%20Mart,%201952.pdf
Öğretmenlik meslek dersleri yerine bireysel gelişim kursları yasayla geliyor. Kullanılan kelimeler bile öğretmenlikten çok uzaktadır. Bilgisunarda aradım bu kelimeleri.

Bireysel Gelişim programları; Yaşam Koçluğu ve Mentörlük.
Mentörlük: Deneyimli ve konusunda uzman bir kişinin (mentor) bilgi ve deneyimini, diğer bir kişiye aktardığı ve ona örnek olduğu öğrenme ve gelişim ilişkisidir. (Monitör!)
Mentor, çalışanın kurum kültürüne uyum sağlamasında ve/veya yeni görevinde kendisini bekleyen zorlukları daha kolaylıkla aşmasında destek olur, yol gösterir.
Mentordan yardım alan kişi de onun fikirlerinden ve deneyimlerinden aktif olarak yararlanıp kişisel ve mesleki gelişimini yönlendirir.  
Monitör (veya ekran) bilgisayarın mikroişlemcisinden gönderilen sinyalleri gözün görebileceği şekilde görüntüye dönüştüren cihazdır. (Mentor ile monitör ağlantısı!)
……….
Şimdiden bu kurslar itibarlı hale getirildi. Birçok büyük şehirde böyle kurslardan yaşam koçluğu sertifikaları alıyor gençler. Oysa okulların verdiği eğitim zaten gençleri hayata hazırlamak değil miydi? Bilgi toplumu ile eğitilmiş toplum arasındaki fark burada… Küreselleşmenin sinsi tanımı “bilgiye erişim kolaylığı”, peki ama “eğitim” nerde kaldı?
Öğretmen/eğitimci olmak isteyen gençlerimizi piyasanın acımasız para tuzaklarına teslim ediyoruz, bu bizim kültürümüze uymaz. Biz ki dünyaya örnek olmuş Köy Enstitüleri gibi Cumhuriyetimizin hedeflerine uygun Öğretmen Yetiştirme modellerini başarıyla uygulamış bir milletiz; elimizdeki son öğretmen yetiştirme programını da böyle bir küreselci/köleci yasayla berhava etmemeliyiz.
Kısa tarihçe:
Öğretmen yetiştirme programlarının en eskisini 1848’de Öğretmen Okullarının kuruluşunda görüyoruz: Fen ve Matematik dersleri okullara konulduğu zaman, buna göre öğretmeni yetiştirme ihtiyacı doğmuştu. Osmanlı aydınlanma hareketinin (Genç Türkler) lideri Sadrazam Hüseyin Avni (Doğan) Paşa tarafından kuruldu. Cumhuriyet bu “bilimi rehber edinen” hareketin devamıdır. Bilime ve aydınlanmaya karşı güçler yeniden Fen ve Matematiği ders kitaplarından kaldırırken, öğretmeni de ona göre içi boş hale getirmek zorundaydı. Daha öncesinde Medreselerden Fen ve Matematik derslerini kaldıran Kanuni Sultan Süleyman’dı, o da bunu İngiliz Krallığına serbest ticaret izni verirken, halk ne kadar soyulduğunu anlamasın diye kaldırdı bu dersleri. İngilizlerin isteğine uyarak yaptı onu. Fen derslerinin 1848’de geri konulması ile birlikte Öğretmen Okullarının kuruluşu beraber oldu.
Cumhuriyetle birlikte bilimsel eğitimin yanına Kültür Sanat derslerinin öğretmenini yetiştirme programları eklendi. Ben şahsen bu programa göre kurulmuş olan Musiki Muallim Mektebinin devamı olan Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümünden 1970’de mezun oldum ve o günden beri müzik eğitimciliğimden ekmek yiyorum.
Bugün tüm eğitim kurumları 1848’in gerisine götürülürken, öğretmen yetiştirme programları da geri götürülüyor, yok ediliyor. Aynı geriye gidişle Müzik Dersleri de kalkıyor, müzik öğretmeni yetiştirme programları da kalkıyor.
Eğer bir yerden bu geriye dönüşe DUR demeyi başlatabilirsek, yeni Piyasacı Öğretmenlik Yasasına dur diyebilirsek, yeni piyasacı anayasaya da dur diyebiliriz. Dersleri parçalayıp bölen seçmeli sistemle birlikte öğretmenlik de parçalanıyor, tıpkı bölücü anayasa gibi bu yasa da bölücü/parçalayıcı eğitim yasasıdır, kamuoyuna anlatılmalı ve mutlaka durdurulmalıdır.
Benim halkım bu kadar cahil bırakılmayı asla istemez, yeter ki biz aydın olmayı becerelim, gerçeği halkımıza gösterelim; sözkonusu çocuklarının eğitimi olduğunda gerçeği kavraması hiç zor değildir.
Silivri zindanındaki karanlığı da yırtarız, ki 13’ünde yarın oradayım, eğitimdeki karanlığı da yırtarız, yeter ki biz isteyelim!!!

12.12.2012
Mahiye Morgül
İLK KURŞUN

Facebook Yorumları

Diğer Yorumlar

Bir Cevap Yazın