Şemdin Sakık gizli tanık iken aleni tanıklığa geçti. Acaba neden? Bununla bize ne mesaj verdi, yandaşlarına ne mesaj verdi?

Ergenekon iddialarının hasoğlanları böyledir. Başta o lüleli geyoğlan… Hepsi o “bizim oğlanlar” serisi gibi, senaryodaki rolleri önceden ezberletilmiş aktörler…

PKK gizli tanık kılığında TSK’dan intikam alıyor. İşi bitirdiler galiba, öyle düşündüklerini tahmin ediyorum. Sürece bir başka açıdan bakarak, yüzlerini açtıklarına göre diyorum.

Küresel soygun çetesi yüzyılın haçlı seferine bu sefer iyi hazırlanmış görünüyor, bir daha yenilmek istemiyorlar; her kalemden yazarları, her modelden mankenleri, her modadan terzileri, her tarikatta adamları, her barikatta mitralyözleri var. Bütün yöntemleri kullanıyorlar; iddianame üretme, suç malzemesi üretme, suçludan tanık yaratma, sahte evrak düzenleme, sahte CD kaydetme, film içinde film çevirme, bir davadan birkaç dava daha çıkartma, davaları birbirine ekleme, vs. Tarihten öç alınacak ne kuyruk acıları varsa hepsini bu mahkeme sırasında mahkûm etmek niyetindeler.

Akıllara durgunluk verecek son icat kafa karıştırma tekniklerini de uygulama fırsatı buldular… CİA enstitülerinde bu işe makale üreten fizikçiler de olmuştur. Nihat Berker’in “Spin camları altında bunalım ve kaos” kuramı geliyor aklıma. Gardner’in “Parçalı Zeka” kuramı, Vamık Volkan’ın “Acını Unutmayacaksın” kitabı… Beyin nasıl disleksi yapılır, bunun teorisini yazanlarla bu davalar nasıl eşzamanlı düştüyse… Okulları ve kitleleri birlikte şok dalgalarıyla sarsıyorlar. Şimdi karşılaştığımız CİA psikolojik savaş programı, Silivri mahkemelerinde oynanan tiyatro dahil, hepsi, akıl tutulması(disleksi) yapan programdır.

Akıl durduran şaşırtmalar… Duyan küçük dilini yutsun, kafası karışsın, bir türlü akıl erdiremesin, ki hani o paranın efendisi tek gözlü dev var ya, ondan herkes korksun, sinsin, teslim olsun…

Benzer akıl tutulması yapan resimler, şaşırtıcı şeyler, yeni İlkokul 1.sınıf Okuma kitabında… Aynı merkezde hazırlanmış gibi. Örneğin kitapta, “Bilgenin Şaşkınlığı” başlıklı 3 sayfa var. Güya 1 sayısını öğretecek, ama bir türlü hangisi 1, Bilge bulamıyor. Resimler var, ayrı ayrı yerlere resmedilmiş nesnelerin içinde saklanmış eğik yazılmış çokça 1 var, ama hangisi 1 belli değil. Çocuğa bir şey öğretmek amacı yok o kitabın. İşi gücü çocuğu şaşırtmak, onu maymun gibi oyalamak. Resimlerde saklı 1’ler; piknik ateşinin sırığı, iskelenin denize batmış direği, kamp bayrağının direği, büyüteç içinde bir tane, kalemin gölgesi… Hiç biri sayı olarak algılanması gereken 1 değil. Bir sayısı matematiksel değer olarak hiçbir resimde yok, gerçek birden başka her şey orda var. 2012’de bedava dağıtılan okuma yazma kitabı budur ve sayıları da ilk öğretecek olan kitap budur. Ama bir kere açıp bakan görür, bu kitapta ne okuma yazma öğretimi var, ne de 10’a kadar sayıları öğretmek için bir şey var. Her şey “miş” gibi, sanal bir ortam, Ergenekon duruşmaları gibi, orada hukuk “miş” gibi, okulun kitabında dersler ”miş” gibi. Çekimleri bile sanal görüntülü.

Birkaç yıl önce yüzlerce hukukçuya Amerikalılar tarafından ön eğitim verildiğini duymuştum da neyin eğitimi verildiğini anlayamamıştım. Bu davalarda uyguladıkları oydu demek.“Küreselleşmenin gerektirdiği” eğitim, sağlık, anayasa, türlü değişime sokuluyorduk ya… Hukuk da ona uyduruluyor. Her şey ayağı yere basmadan havada… Hiç kuralı olan bir şey yok. Hiçbir kuralla izah edilemiyor olanlar. Kuralsızlık tek kural oldu, yani kaos.

Hem soruşturma hem kovuşturma hakimi, avukatsız duruşması, gizli tanıkları, hem sanık hem tanık Osmanım’ları, binlerce sayfa kolaj iddianamesi, özel mahkeme salonu, kırık kareli film çekimleri, izleyicilere ve avukatlara tavandan inen dinleme cihazları… Amerikan usulü, bir davadan yeni bir dava nasıl çıkartılır, bir dava sonsuza kadar nasıl uzatılır, dava sonuçlanmadan sanık nasıl mahkûm edilir, tutuklu bir doçentten nasıl muhbir yaratılır (Ümit Sayın örneği), vb teknikler geliştirilmiş. Hukuk bu değildir her halde.

Bütün iddialar yeni ders kitaplarındaki resimler gibi; zemin yok, mekân yok, sınır yok, ışık yok, perspektif(bakış) yok. Bu beş öge eksikse insan beyni o resmi algılayamıyor, onu anlamlandıramıyor. Böyle beş ögesi olmayan uyumsuz bozuk resimler, bozuk yiyecek gibidir, ulaştığı organımızı perişan eder. İnsanda akıl tutulması dediğimiz durum böyle ortaya çıkar. Ergenekon ve Balyoz davalarında gördüğümüz uyumsuz/hukuksuz tablolar tam da budur, akıl tutulmasına sebebiyet verir.

İnsanı şaşırtmak, aklını karıştırmak, onu şaşkına çevirmek, insanları maymun gibi oynatmak, zihin bulanıklığı yaratmak… Yeni kitaplarla disleksi yaptıkları çocuklar gibi, bu davalarda sanıkları ve yakınlarını şok yaşata yaşata neredeyse onları da disleksi yapacaklar…

Bütün bunlar bu mahkemelerin muhtemel sonuçlarından sadece bir tanesidir. Bütün bu zihin bulanıklığı ortamında birileri koca koca balıklar avlıyor…

Eylemli bölücü Şemdin Sakık meydan okurcasına çıktı aleni tanık oldu, acaba neden?

Neden aleyhinde tanıklık ettiği Doğu Perinçek duruşmaya getirilmedi? Doğu Perinçek’in bu aleni tanığa soru sorması neden engellendi? Yoksa malüm eller koğuşun kapısını açtırmayarak Perinçek’e;

“Küresel kölelik düzenine sen mi baş kaldırıyorsun? İşte senin üzerine hukuk kapılarını kapattık, biz Sakıkları koyduk ön cephemize, onlarla yürüyoruz yenidünya düzenine…” mesajını mı verdi?

Galiba bu hasoğlan, mahkeme salonundaki sanıklara da aleni hakaret etmiş! Doğruysa, aleni meydan okudu, ordan Kandil’e el salladı demektir. Mahkemenin de üzerine çıktı. Ama o bilmiyor ki, ona “aleni tanık olmayı iste, biz de sana bu izni verelim” demeden o bunu talep edemezdi. Mahkeme heyetiyle PKK el ele vermiş haldedir! Hani PKK Ergenekon’a bağlanacaktı?!…

Hokus pokus… Sihirbaz şapkasını çıkardı, selam verirken eğildi, keli göründü:

PKK ile Silivri Mahkemesi birlikte çalışıyor!!!

Herkes şaşırdı, haberciler şaşkın, halk şaşkın…

Aynı gün İzmir Alsancak’tan şaşırtıcı resimler…

Bugün Aydınlık’ın kapağında bir başka şaşkınlık yaşadık; İzmir Alsancak’ta cübbeli iki adam kadınlara aleni fetva veriyordu!

Aynı gün Bülent Arınç Kürtçe savunma yapmak için ilgili yasa değişikliğine gidileceğini açıkladı. Bir daha şaşırdık. Akıl alır gibi değil, değil mi?

Bu kadar akıl tutulmasından sağlıklı bir toplum çıkmayacağı kesin. Aklı başında olanların sağduyusunu kaybetmesi işten bile değil. Böyle bir karambolde tetikçiler göreve çıkabilir, cübbeli sarıklı görevliler laik-antilaik çatışmasına çanak tutacak kışkırtmalara girebilir. Tam da halkımızın Cumhuriyet değerlerine sahip çıkmaya başladığı zamanda, Cumhuriyete ve Atatürk’e saygıda birleştiğimiz bu günlerde, milyonların meydanlara aktığı bir zamanda…

Eğer 29 Ekim sabahı, arka camında Arapça yazılar olan 06 plakalı beyaz bir arabada, bütün camları açık halde yüksek sesle ilahi kaseti çalınıyorsa, çok ağır ilerleyen bir trafikte, saat 11.00 de bu araç AKM yönünden gelip Ulus’a doğru seyrediyorsa, içerisinde tek şoför oturuyorsa ve bu kişi az kırmızı sakallı şişmanca bir adamsa, o adam bugün Aydınlık’taki aleni şeriat fotoğrafı veren adama çok benziyorsa, aklınıza başka ne gelir?

Alenileşmeye geçtilerse tahrikler de gelecektir. Çok dikkat.

Eğer Şemdin Sakık artık yüzünü gizlemiyor, maskesini indiriyorsa, beden diliyle ve ses tonuyla, mahkeme salonundan Türkiye Cumhuriyetine “biz kazandık” diye meydan okuyor demektir. Bülent Arınç da bunu söylüyor; “Mahkemede Kürtçe savunma yapmak istiyorlardı, istediklerini verdik, açlık grevleri bitecek” diyor.

Arınç, “İsteyiciye bir verme iki ister, bir de yatacak yer ister” atasözünü ya hiç bilmiyor, ya da bizi şaşırtma görevine devam ediyor.

Sakık’a bir çift sözüm var. Küresel çetenin 2500 yıllık bir kuyruk acısı da Kürtlerden vardır; Babil’den onları kovan Akmenid Oğuzlu Beyinin o sıfatı senin adında yaşıyor, o bunu asla cezasız bırakmaz. Unutma ki tarih baba bu topraklarda sadece “Birliğimiz Dirliğimizdir” diyenlere yaşama şansı vermiştir.

Mahiye Morgül
İLK KURŞUN

Facebook Yorumları

Diğer Yorumlar

Bir Cevap Yazın