EĞER sondaj tahminleri doğru çıkarsa, önümüzdeki yıllar boyunca ortalıkta “Sarkozy’siz bir Fransa” olacak demektir. Dış ilişkilerdeki bazı sorunların bundan ötürü veya bu sayede büyük değişiklik geçireceğini düşünmek yanlış olur elbet. Örneğin, “Ermeni soykırımı” denen o bitmez tükenmez konuda Fransa’nın bilinen tutumu kolay değişmez. Çok önceden belli oldu ki, “diyaspora”dan hayli yüksek nasibini almış olan Fransa’da sağ kadar sol politikacılar da oy hesaplarını bu sorunu göz önünde tutarak yapmayı hep sürdürecekler. Ermeni kökenli seçmenler, yalnız sayıca değil başka “marifet”lerce de Türk kökenlilerden ağır bastıkça aynı durum sürüp gideceğe benzer.
Ama, dikkat: Ankara bundan sonra Ermenistan ve Fransa’yla ilişkilere değişik bir gözle bakıp bazı yanlışları düzeltebilirse, bu izlenimler ve varsayımlar da değiştirilebilir.
Örneğin, Ermenistan’la Azerbaycan arasındaki Dağlık Karabağ sorununun barışçı bir çözüme bağlanmasını Batı dünyası ve Avrupa Birliği çerçevesinde çözmeye çabalamak yerine şimdiki Rusya ile Türkiye arasındaki yeni ilişkilerin sıcaklığını bu açıdan kullanmaya ağırlık verilseydi daha tatmin edici sonuçlara varılabilirdi.
Aynı biçimde, soykırım konusunu gerçekliği tartışmalı birtakım protokollere bağlamak ve ABD’yi bu bakımdan devreye sokmak yerine, sorun diyasporaların pençesinden kurtarılıp akademik araştırma zeminine çekilseydi Fransa’daki oy dengesizliği telafi edilebilirdi.
Ama, cumhuriyetçi siyasal felsefe açısından Fransa ile Türkiye arasındaki temel ideolojik yakınlığın Ankara’daki çeşitli iktidarlarca değerlendirilememiş olmasındaki büyük başarısızlığa göre yine de devede kulak kalıyor bütün bunlar. Son zamanlarda derinliksiz İslamcı tutuculuklar ile yüzeysel Amerikancı özenişler arasında gidip gelen bir siyasal zümrenin eline düşmüş bir Türkiye, Fransa’yla doğru dürüst kültürel ilişkiler kurabilseydi siyasal düşünce açısından birazcık daha sağlam bir zeminde ilerleyebilirdi. Bu da olmadı.
Oradaki bir iktidar değişikliği, hiç değilse bu kopukluğu gidermeye yarayabilir belki.


