1 Mayıs. Emek ve dayanışma günü.
Emek ve dayanışma, günümüz koşullarında üstünde durmamız gereken iki kavramdır.
Demokrasilerde aynı soruna sahip olan insanlar demokratik kitle örgütlerinde bir araya gelir ve sorunlarına hep birlikte çözüm ararlar.
Derneklerde, meslek odalarında ve sendikalarda…
Sendika, çalışanların örgütlü yapısıdır.
Çalışanların haklarını korumak ve geliştirmek için var olması gereken sendikaların bugünkü yapılarına baktığımızda, bazılarının demokrasi dışı ideolojilerin peşinden gittiklerini görüyoruz.
Bu durum, işçilerimizin sınıf bilincinden ne denli uzaklaştığının en açık göstergesidir.
Bu noktaya nasıl gelindi diye düşündüğümüzde, karşımıza 1980 sonrası yenidünya düzeninin getirdiği serbest piyasa ekonomisi çıkmaktadır.
Uluslar arası sermayenin çok ama daha çok kazanması için kurgulanan ve uygulanan serbest piyasa ekonomisinde işçi, bir maliyet unsuru olarak görülmektedir.
Ucuz işçi ve ucuz emek için, işçinin daha iyi koşullarda yaşamak isteğinde bulunmaması için örgütsüz olması gerekmektedir. Yani sendikasız olmalıdır.
Tek başına emeğinin hakkını arayan işçiyi susturmak kolaydır.
Bunun için ne yapmalı?
Birincisi, çalışanları bir araya gelmeyecek şekilde parçalamak gerekir.
Araç olarak ne kullanılmalı?
Her alanda olduğu gibi, inanç ve etnik kimlikleri öne çıkartarak, işçinin işçi olduğunu unutturup, parçalanmasını sağlarsınız.
Bunun politikanın sonucunu 1 Mayıs’ta yaşadık.
İşçi konfederasyonları üç ayrı kentte ve farklı alanlarda kutladılar, Emek ve Dayanışma gününü.
İktidara yakın olanlar, Ankara Tandoğan Meydanında bakan eşliğinde kutladılar 1 Mayıs’ı. Sendikal haklara sadece tam demokraside sahip olacaklarını göremeden…
Ne şiş ne kebap yansın diyenler, Bursa’dan “biraz kül biraz duman” diyerek “bayram” yaptılar…
Emek ve Dayanışmanın hakkını verenler, İstanbul Taksim Meydanında bayramın coşkusunu ve güzelliğini yaşadılar, yaşattılar…
İkincisi ise, en büyük işveren olan devletin, üretimden elini çekmesidir.
Gerekçe basit. Devlet, uluslar arası sermaye şirketlerine rakip olmamalı.
Devletin ekonomik gücü ile piyasalardaki varlığı son bulmalı ki, meydan sermayeye kalabilsin.
Yöntem, özelleştirme.
Söylem, çalışanlar daha iyi koşullara sahip olacak. İşsizlik bitecek. Demokrasi, insan hakları…
Devlet, elindeki fabrikaları ve işletmeleri özelleştirerek satınca, satın alanlar fabrikaları ya kapattı ya da küçülttüler. İşsizlik, söylenenin tersine arttı.
Çalışan bir kişi sendikalı olmak mı istiyor, işyerinde sendika kurmak mı istiyor, çıkartırsın işten, yerine bir başkasını alırsın.
Bir de tehdit edersin. İşsiz o kadar çok ki, diye…
Var olan kadrolu işçi ve memur yerine de “sözleşmeli” işçi ve memur sistemi getirilince çalışanları kontrol etmek, karşı çıkanları işten çıkartmak daha kolay hale geldi.
İşte yeni moda demokrasinin emeğe, işçilere ve çalışanlara bakış bu şekilde.
Bu koşullar altında çalışanlar 1 Mayıs, Emek ve dayanışma gününü kutladılar.
Sözün sonunda çalışanlara seslenelim.
Emekçi, emeğinin değerini anlar ve sahip çıkarsa…
Emekçiler, emeğin hakları temelinde birbirleriyle dayanışma içinde olurlarsa…
1 Mayıs, gerçek bir Emek ve Dayanışma Bayramına döner.
Tüm çalışanların, tüm emekçilerin bayramı kutlu olsun.
Tevfik Kızgınkaya
İLK KURŞUN
01 Mayıs 2012


