<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İlk Kurşun Gazetesi</title>
	<atom:link href="http://www.ilk-kursun.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ilk-kursun.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Jul 2009 10:19:28 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Gerilimli Yıllar / 9</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/gerilimli-yillar-9/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/gerilimli-yillar-9/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 10:19:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ege Safak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mustafa Balbay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=3450</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyet’in &#8216;Genç subaylar tedirgin&#8217; haberi üzerine &#8216;Bizde gövde ayrı, baş ayrı değildir&#8217; diyen Genelkurmay Başkanı, AKP hükümetinin kadrolaşma hareketlerinin Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;ni rahatsız ettiğini vurguladı.

‘Genç subaylar tedirgin’ haberinin ardından gözler Başbakanlık ve Genelkurmay binalarına çevrildi. Başbakanlık bir açıklama yapmadı.
Genelkurmay ise ikinci gün basın toplantısı yapılacağını telefonla gazetelere duyurdu.
Genelkurmay Basın Halkla İlişkiler Daire Başkanı Albay Atilla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet’in &#8216;Genç subaylar tedirgin&#8217; haberi üzerine &#8216;Bizde gövde ayrı, baş ayrı değildir&#8217; diyen Genelkurmay Başkanı, AKP hükümetinin kadrolaşma hareketlerinin Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;ni rahatsız ettiğini vurguladı.<span id="more-3450"></span></p>
<div>
<p>‘Genç subaylar tedirgin’ haberinin ardından gözler Başbakanlık ve Genelkurmay binalarına çevrildi. Başbakanlık bir açıklama yapmadı.</p>
<p>Genelkurmay ise ikinci gün basın toplantısı yapılacağını telefonla gazetelere duyurdu.</p>
<p>Genelkurmay Basın Halkla İlişkiler Daire Başkanı Albay Atilla Onkök beni de aradı.</p>
<p>Cumartesiden pazartesiye ömrümün en uzun iki günüydü. Haber sağlamdı ama, nasıl bir açıklama yapılacaktı?</p>
<p>AKP hükümetini doğrudan destekleyen yayın organları Cumhuriyet’i suçluyordu. Her şey gayet güzel giderken Cumhuriyet, pişmiş aşa su katıyordu. Ortalığı karıştırmanın ne gereği vardı?</p>
<p>Org. Özkök basın toplantısında yanına Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve Korgeneral Aslan Güner’i de almıştı.</p>
<p>Org. Özkök’ün uzun basın toplantısında 2 temel tümcesi vardı:</p>
<p>• Bu tür dedikoduları üretenleri lanetliyorum.</p>
<p>• Bir rahatsızlık, tedirginlik varsa bu hepimizdedir.</p>
<p>Birinci tümce kolayca anlaşılabileceği gibi, haberi yazan kişiye değil, yazan kişiye verenlere idi.</p>
<p>İkinci tümce ise rahatsızlığın sadece bir kesime atfedilmesine tepkiydi. Aslında Cumhuriyet’in haberinin bütününde, rahatsızlığın tüm kurumda olduğu vurgulanıyordu.</p>
<p>Özkök’ün sorular üzerine verdiği yanıtta bir tümcesi daha vardı: “Artık darbe sözcüğü bu kurumda konuşulamaz.”</p>
<p><strong>‘Hepimiz kaygılıyız’</strong></p>
<p>Org. Özkök’ün 26 Mayıs 2003’te düzenlediği basın toplantısında söyledikleri özetle şöyleydi:</p>
<p>“Önce hepinizin soracağı soruları yanıtlayayım: Bunlardan birincisi genç subaylar tedirgin meselesi. Bu en güncel konumuz biliyorsunuz. Bu konuda bir gazetemizde bir haber yer aldı ve süratle gündemi işgal etti. Bunun tabii bir haber kaynağına istinat ettiği aşikâr. Bu haber kaynağı besbelli ki kerameti kendinden menkul bir kaynak. İki kişi arasında baş başa yapılmış bir konuşmayı her nasılsa sanki dinlemiş gibi bu habere almış ve değerli gazetecimize ulaştırmış olması gerekiyor. Bu yazıyı hazırlayan yazarımızın önem ve konumunu da dikkate aldığımız zaman, bu kaynağın üstelik önemli bir kaynak olduğunu da değerlendiriyorum. Ancak hemen vurgulamalıyım ki maalesef yanlış olmaktan öteye yalan ve maksatlı bir haber. Dolayısıyla bu konudaki bütün yorumlar da mesnetsiz kalıyor. Şayet TSK’de tedirginlik varsa bu bir kesimde değil, TSK’nin bütünündedir. TSK olarak çeşitli konularda derin kaygı ve duyarlılıklarımız gayet tabii ki vardır. Hepimiz bazı konularda hassasız. TSK bir bütündür. Genç Subaylar tanımına dayalı olarak yapılan yorumları reddediyorum. Üzüntüyle karşılıyorum. Bizde gövde-baş ayrı değildir. Kaygılarımız ortaktır&#8230; Bütün bunlar hiçbir rahatsızlığımız yokmuş anlamına gelmez. Ama mesela bunların başında devlet kadrolarına irticai düşünceleriyle şaibeli kişilerin yerleştirilmekte oluşu ve gayet tabii ki bu kişilerin icraatının Silahlı Kuvvetler’in yanında ülkenin geleceğini düşünen bütün kurumlarca izleneceğini ve izlenmekte olduğunu da biliyoruz. Bu ülke hepimizin ülkesidir. Bu devlet hepimizin devletidir.”</p>
<p>Özkök, anımsatma üzerine daha önce basında yer alan “Hükümetle şiir gibiyiz” tanımını reddederek, “Kat’a söylemedim” dedi.</p>
<p><strong>‘Ortak akıl üretiriz’</strong></p>
<p>Özkök, kendi değerlendirmesinin ardından toplantıya katılan gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Sorular ve Özkök’ün verdiği yanıtlar şöyle:</p>
<p>- Cumhuriyet’in manşetinde yer alan haberin bütünü TSK’de genel bir rahatsızlık olduğunu içeriyordu. Hükümetin kimi uygulamalarına kuşkuyla yaklaşıldığı yazılıydı. Bunlar yanlış mı?</p>
<p>Özkök: Zaten ben bunu size söyledim Sayın Balbay. Silahlı Kuvvetler’de bütün olarak rahatsızlık var dedim. Bunlardan bir tane de örnek verdim. Kaygılarımız oluyor dedim. Ben bunları söyledim. Gayet tabii ki var. Ama alt kademelerden böyle gelmedi&#8230; Büyük bir güven duygusu var. Astların yapacak o kadar çok işleri var ki.</p>
<p>Gayet tabii ki Türkiye’nin meselelerini takip ederler. Ama bunlar bir şikâyet değil, zaman zaman komutanların onlarla yaptığı konuşmalar gündeme gelir ve bunlar silsileler yoluyla gelir ve çok sağlıklı bir sistemdir. Oradaki söylediklerinizden tabii doğru olanlar var. Benim daha ziyade gündeme getirmek istediğim başlığın taşıdığı mesaj ve bunun çok yorumlara yol açması. Şunu açıkça söyleyeyim, bu yazının başlığı yanlıştır veya falanca kişinin söyledikleri yanlıştır gibi kategorik yaklaşmak istemiyorum; doğruya doğru, eğriye eğri, gayet tabii ki ama bu başlık belli bir sonuç yaratır. TSK’de gövde ayrı, baş ayrı diye bir şey olmaz. TSK’de kolektif akıl vardır. Bizim beynimiz kafatasımızın içindekiyle sınırlı değil. Ortak akıl üretiriz. Tartışırız. Alt kademelerden bizim görüşümüzü paylaşmayan subaylar da açıkça ne düşündüklerini ifade ederler. Planlar böyle oluşur.</p>
<p><strong>‘Çeşitli platformlar var’</strong></p>
<p>- İrticai kadrolaşma konusunda rahatsızlığınızı söylediniz. Bunları Başbakan’a ilettiniz mi?</p>
<p>Özkök: Türkiye’de güvenliği ilgilendiren bütün konular için çeşitli platformlar var. Bu platformların en başında MGK var. Tabii Başbakan’la yapılan konuşmalar var. Ama buralarda ne konuşulduğunu, ne yapıldığını söylemek durumunda değilim. Gayet doğal olarak böyledir.</p>
<p>- Sayın Başbakan cumartesi öğle saatlerinden itibaren 3 gündür onlarca kez TSK ile ahenkten söz etti. Hükümetle ilişkiniz bu düzeyde mi? Açıkça ifade eder misiniz?</p>
<p><strong>‘Ahengi sorgulamalı’</strong></p>
<p>Özkök: Burada ahenk tabirini sorgulamak lazım. Problemler olabilir, farklı görüşler olabilir. Önemli olan farklı görüşlerin veya problemlerin üstesinden gelebilecek mekanizmaların oluşturulmuş olmasıdır. Gayet demokratik düzen içerisinde bunlar oluşturulmuşsa, zorlukların üstesinden gelme donanım ve yazılımları oluşturulmuşsa korkacak hiçbir şey yoktur. Sayın Başbakan bunu nasıl ifade etti, ben söyleyemem, onu kendisine sorarsınız. Ama ben size teorik olarak bunu söylüyorum. Ahenk demek, karbon kopyası gibi tamam ben böyle istiyorum demek anlamına gelmez.</p>
<p>Mesela şimdi benim için de bazı şeyler söylüyorlar, bunu A kişisi, başbakan veya falanca basın beğendi, öyleyse bu onlardan&#8230;</p>
<p>Böyle şey olur mu? Hepimiz bir hareket yaparız, bugün beni beğenen yarın beğenmez. Tabii kaygılarımız vardır, süregelmektedir dedim.</p>
<p>Ama dediğim gibi bunlardan korkmamak lazım. Hep beraber oturup bir problem varsa bu problemi gidermek lazım.</p>
<p><strong>‘28 Şubat sürecek’</strong></p>
<p>- 28 Şubat devam ediyor mu?</p>
<p>Özkök: Şimdi şöyle, doğru cevap almayı hak etmek için suali de çok doğru sormak lazım. Ben dedim ki 28 Şubat bir sebep-sonuç ilişkisidir. Sebep ortadan kalkmadan sonuç da ortadan kalkmaz. Ben bu kadar açık söyledim. Aynen böyle dedim.</p>
<p>- İngiltere’deki strateji kuruluşu Türkiye’de darbe olasılığından söz ediyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?</p>
<p>Özkök: Bu sözün bu mekânda konuşulmasını bile istemiyorum. Türkiye büyük bir devlettir. TSK büyük bir silahlı kuvvetlerdir. Onlar bizi tanıyamadıklarından&#8230; Böyle bir şeyi konuşmayı şiddetle reddediyorum. Biz büyük bir devletiz, büyük bir orduyuz.</p>
<p><strong>‘Buna cevabım yok’</strong></p>
<p>- Aralık ayındaki YAŞ‘ta Milli Savunma Bakanı’nın ordudan atılması gerekenlerle ilgili şerh koyması sizi üzdü mü? YAŞ kararlarının yargıya açık olmasına ne diyorsunuz?</p>
<p>Özkök: O tabii onların takdiridir. Herkes kendi perspektiflerinden bakar, hukukçular kendi açısından bakar. Bizim tutumumuz anayasada ve kanunlarda yazılı olan husustur.</p>
<p>- TSK içinde pek çok karargâhta Cumhuriyet’teki manşetin fotokopisi çekilip dağıtılıyor. Siz bütünlüğün yanı sıra tabanda daha hassas bir yaklaşım olmadığından emin misiniz?</p>
<p>Özkök: Buna cevabım yok&#8230;</p>
<p><strong><br />
Bugün yine biz haklı çıktık</strong></p>
<p>Eğer 2003’te ‘Cumhuriyet uyduruyor’ diye değil de, ‘TSK bu tür gerilimleri kaldırmaz, herkes üstüne düşeni yapmalı’ diye yaklaşılsaydı, belki de sonraki yıllarda yaşanan güvensizlikler olmayacaktı.</p>
<p>Ertesi gün gazetelerin önemli bir bölümü “Bakın hiçbir şey yokmuş, her şey dedikoduymuş” değerlendirmesini öne çıkardı. Ama haberlerin bütünü öyle demiyordu.</p>
<p>2009 yılındayız ve soruyorum:</p>
<p>Bugün neyi konuşuyoruz?</p>
<p>Şunu:</p>
<p>Türkiye 2003-2004’te çok ciddi darbe tehlikeleri atlatmış. Darbenin kıyısından dönmüşüz.</p>
<p>Doğrudan “darbe” tehlikesi değil ama, çok ciddi bir iç sıkıntı olduğunu, o günlerde, sıcaklığın yaşandığı günlerde kim yazmış?</p>
<p>Cumhuriyet gazetesinin Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay. Her şey bir yana, bu hakkımın teslim edilmesini isterim.</p>
<p>Eğer 2003’te “Cumhuriyet uyduruyor” diye değil de, “TSK bu tür gerilimleri kaldırmaz, herkes üstüne düşeni yapmalı” diye yaklaşılsaydı, belki de sonraki yıllarda yaşanan güvensizlikler olmayacaktı.</p>
<p>Genel olarak mütevazı olmayı yeğlerim ama, bu konuda olmayacağım. Haber çok önemliydi ve yaraya tuz basıyordu. Bir gerilimi duyuruyordu.</p>
<p>O gün “Cumhuriyet ortalığı karıştırıyor. Her şey sütliman” diyenler, bugün şunu söylüyor: “O günlerde demokrasi direkten dönmüş. Çok ciddi darbe tehlikeleri atlatmışız. Cumhuriyet de, Ankara Temsilcisi de buna alet olmuştur&#8230;”</p>
<p>Hangisi doğru?</p>
<p>Haklı olan kim?</p>
<p>İlhan Abi’nin sık kullandığı bir değerlendirme ile yine biz haklı çıktık. Şimdi herkes döne döne o günlerde yaşananların ayrıntılarına ulaşmaya çalışıyor.</p>
<p>O gün biz şunu söyledik: “Dağın arkasından duman geliyor. Bu ciddi bir durum olabilir.” Daha ötesini, sonradan iddia edilen kimi planları bilmiyorduk.</p>
<p>Şimdi bize şunu söylüyorlar: “O günkü ateşi siz yakmışsınız. Yakılmasına öncülük etmişsiniz&#8230;”</p>
<p>Bu, gerçeklerle 180 derece zıt bir iddia. Ben bir gazeteci olarak alabildiğim bilgileri okura aktardım. Sonradan öğreniyoruz ki, içeride çok daha ciddi tartışmalar yaşanmış. Benim bunlardan haberim, bilgim yoktu. Zaman zaman kimi kulis bilgisi niteliğinde haberler aldım. Ancak bunları doğrulatmak mümkün olmadığı için haber de yapmadım. Elbette bir gazeteci olarak haber kaynaklarımdan neler olup bittiğini öğrenmeye çalışıyordum. Tüm ayrıntılarını bilemediğim “gerilimi” tam olarak çözemediğim için de haberlerimiz doğal olarak sınırlı kaldı.</p>
<p>Yeniden altını çizmek isterim, biz bu haberi masa başında üretmedik. Gerilimli bir dönemde gerçekleşen Başbakan-Genelkurmay Başkanı görüşmesinin içeriğini aktardık. Bizdeki bilgilerin kimi bölümleri, öteki gazetelerde de olduğu için onlar da haberi sürdürdüler.</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/gerilimli-yillar-9/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Askeri yargı olur mu filan&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/askeri-yargi-olur-mu-filan/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/askeri-yargi-olur-mu-filan/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 10:18:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ege Safak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yılmaz Özdil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=3448</guid>
		<description><![CDATA[Albay’ı tutukladılar&#8230;
&#8220;Bravo, doğru karar.&#8221;
&#8220;İşte sivil yargı.&#8221;
*
Albay’ı serbest bıraktılar&#8230;
&#8220;Şüpheli karar.&#8221;
&#8220;Abra kadabra&#8230;&#8221;
*
Bunlara askeri mahkeme veriyorsun beğenmiyorlar, sivil mahkeme veriyorsun gene beğenmiyorlar.
*
Ne yapacağız yani? Şeriat hukuku mu?
*
Bakın, askeri yargı filan tartışılıyor ya, merak ettim, kimdir bu Askeri Yargıtay Başkanı? Övünmek gibi olmasın, benim lisem, İzmir Atatürk Lisesi mezunu&#8230; Sonra? İstanbul Hukuk Fakültesi mezunu&#8230; Askerliğini yedek subay olarak yaparken, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Albay’ı tutukladılar&#8230;</p>
<p>&#8220;Bravo, doğru karar.&#8221;</p>
<p>&#8220;İşte sivil yargı.&#8221;<span id="more-3448"></span></p>
<p>*</p>
<p>Albay’ı serbest bıraktılar&#8230;</p>
<p>&#8220;Şüpheli karar.&#8221;</p>
<p>&#8220;Abra kadabra&#8230;&#8221;</p>
<p>*</p>
<p>Bunlara askeri mahkeme veriyorsun beğenmiyorlar, sivil mahkeme veriyorsun gene beğenmiyorlar.</p>
<p>*</p>
<p>Ne yapacağız yani? Şeriat hukuku mu?</p>
<p>*</p>
<p>Bakın, askeri yargı filan tartışılıyor ya, merak ettim, kimdir bu Askeri Yargıtay Başkanı? Övünmek gibi olmasın, benim lisem, İzmir Atatürk Lisesi mezunu&#8230; Sonra? İstanbul Hukuk Fakültesi mezunu&#8230; Askerliğini yedek subay olarak yaparken, sen istersen orduda kal demişler, kalmış, yüzbaşı, yarbay derken, şimdi Hákim Tuğgeneral.</p>
<p>*</p>
<p>Yani, Harp Okulu bile okumamış&#8230;</p>
<p>*</p>
<p>Zaten, Deniz Kuvvetleri’ndeki bir-iki istisna hariç, hepsi böyle&#8230; Çünkü, dangozların kafası almıyor ama, Harp Okulları’nda hukuk fakültesi yok. </p>
<p>Hukukçu subay olmak istiyorsan, illa ki ve çaresiz herhangi bir üniversitemizde hukuk okumak zorundasın.</p>
<p>*</p>
<p>Bir önceki Adalet Bakanımız Mehmet Ali Şahin? İstanbul Hukuk&#8230; Askeri Yargıtay Başkanı’ndan bir sene sonra mezun olmuş&#8230; Ondan önceki Adalet Bakanımız Cemil Çiçek? İstanbul Hukuk&#8230; Askeri Yargıtay Başkanı’ndan bir sene önce mezun olmuş.</p>
<p>*</p>
<p>Yani, aynı üniversitenin hukuk fakültesinden mezun oldukları gibi, hukuku öğrendikleri öğretim üyeleri bile aynı.</p>
<p>*</p>
<p>Sabih Kanadoğlu? İstanbul hukuk.</p>
<p>*</p>
<p>Pekiiii&#8230;</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin en yüce mahkemesi, Anayasa Mahkemesi Başkanı? İktisatçı!</p>
<p>*</p>
<p>Dünyada askeri yargıya sahip olan tek ülke biz değiliz&#8230; Ama, koskoca dünyada Anayasa Mahkemesi Başkanı hukukçu olmayan tek ülke biziz.</p>
<p>*</p>
<p>Hukukçu değilim ama&#8230; </p>
<p>Böyle matrak bi şey olabilir mi kardeşim?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/askeri-yargi-olur-mu-filan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kaymakam&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/kaymakam/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/kaymakam/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 10:17:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ege Safak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bekir Coşkun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=3446</guid>
		<description><![CDATA[O fotoğrafa uzun uzun baktım.
Törende DTP’li milletvekilleri, belediye başkanları “devrim şehitleri”, yani ölen PKK’lılar için ayağa kalkmışlar, saygı duruşunda bulunuyorlar bir dakikalık.
Kaymakam kalkmamış, oturuyor&#8230;
Boynunu bükmüş&#8230;
Yüzünde gülmekle ağlamak arasında bir ifade var.
Hırsından belki, arada bir ağzının sol yanı açılıp kendi bıyığını yakalamak istiyor, yakalayamıyor.
(&#8230;&#8230;&#8230;)
Ben o duyguyu bilirim.
Ebru ya da Tolga “Babamız bunu bilir&#8230;” diye başladıklarında, ağzım [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>O fotoğrafa uzun uzun baktım.</p>
<p>Törende DTP’li milletvekilleri, belediye başkanları “devrim şehitleri”, yani ölen PKK’lılar için ayağa kalkmışlar, saygı duruşunda bulunuyorlar bir dakikalık.</p>
<p>Kaymakam kalkmamış, oturuyor&#8230;<span id="more-3446"></span></p>
<p>Boynunu bükmüş&#8230;</p>
<p>Yüzünde gülmekle ağlamak arasında bir ifade var.</p>
<p>Hırsından belki, arada bir ağzının sol yanı açılıp kendi bıyığını yakalamak istiyor, yakalayamıyor.</p>
<p>(&#8230;&#8230;&#8230;)</p>
<p>Ben o duyguyu bilirim.</p>
<p>Ebru ya da Tolga “Babamız bunu bilir&#8230;” diye başladıklarında, ağzım yan yatmış “8” rakamı biçimini alır, ilk kez görüyormuşum gibi sehpanın köşesine öyle bakarım&#8230;</p>
<p>Ya da okurlarım olsun, eş-dost olsun “Seni kovamazlar&#8230;” dediklerinde&#8230;</p>
<p>Sevinmiş gibi olurum.</p>
<p>Boynum bükülür&#8230;</p>
<p>* * *</p>
<p>Kaymakam&#8230;</p>
<p>O, arkasında sanki devlet varmış gibi yapıyor&#8230;</p>
<p>Oysa yok&#8230;</p>
<p>Devlete kurşun sıkan o teröristler için saygı duruşunda bulunan milletvekilleri, Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın sofralarında ve uçaklarında olabiliyorlar&#8230;</p>
<p>O teröristlere saygı sunanların; dokunulmazlıkları var, devletten yollukları-ödenekleri, konuşma ve söyleme özgürlükleri var&#8230;</p>
<p>Arkalarında aydınlar, medya, yazarlar, çizerler&#8230;</p>
<p>Cumhurbaşkanı “Bu tarihi fırsat kaçırılmamalıdır” diyerek destekliyor onları&#8230;</p>
<p>Herkes biliyor ki Başbakan’ın ve iktidarının onlarla sorunu yok&#8230; Tersine onlarla mücadele eden devletin askerlerine kızıyor&#8230;</p>
<p>* * *</p>
<p>Kaymakam bunu biliyor&#8230;</p>
<p>Çaresiz&#8230;</p>
<p>Kalkıp “Ben orduma kurşun sıkan teröriste saygı duruşunda bulunanlar ile bir arada olamam, bunun hesabını sorarım&#8230;” dese, hiçbir şey yapamayacak&#8230;</p>
<p>Belki suçlu çıkacak&#8230;</p>
<p>O da önündeki sehpanın köşesine bakıyor&#8230;</p>
<p>Yalnız&#8230;</p>
<p>Boynu bükük&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/kaymakam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Genelkurmay&#8217;ın basın brifinglerine 1 ay ara</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/genelkurmayin-basin-brifinglerine-1-ay-ara/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/genelkurmayin-basin-brifinglerine-1-ay-ara/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 10:06:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ege Safak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=3444</guid>
		<description><![CDATA[Genelkurmay&#8217;ın bugünkü basın birifinginde Albay Dursun Çiçek konusunda soru alınmadı ve haftalık rutin basın bilgilendirme toplantılarının 1 ay boyunca ertelendiği açıklandı.
Türk Silahlı Kuvvetleri, haftalık basın bilgilendirmelerine 1 ay boyunca ara verdiğini duyurdu.
Önceki toplantılarda Genelkurmay Başkanlığı İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak’ın açıklamalarının ardından, basın mensuplarının soruları alınıyor ve toplantı soru-cevap şeklinde sona eriyordu.
Fakat bu haftaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://media1.ntvmsnbc.com/j/NTVMSNBC/Components/ArtAndPhoto-Fronts/Sections-StoryLevel/T%C3%BCrkiye/T%C3%BCrkiye%20Genel/genelkurmayturkiye.widec.jpg" title="tsk" class="alignnone" />Genelkurmay&#8217;ın bugünkü basın birifinginde Albay Dursun Çiçek konusunda soru alınmadı ve haftalık rutin basın bilgilendirme toplantılarının 1 ay boyunca ertelendiği açıklandı.<span id="more-3444"></span></p>
<p>Türk Silahlı Kuvvetleri, haftalık basın bilgilendirmelerine 1 ay boyunca ara verdiğini duyurdu.</p>
<p>Önceki toplantılarda Genelkurmay Başkanlığı İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak’ın açıklamalarının ardından, basın mensuplarının soruları alınıyor ve toplantı soru-cevap şeklinde sona eriyordu.</p>
<p>Fakat bu haftaki basın bilgilendirme toplantısında gazetecilerden soru alınmadı.</p>
<p>Toplantıda; 12 Haziran 3 Temmuz tarihleri arasında 97 iç güvenlik olayı meydana geldiğini belirterek bu olaylarda toplam 52 el yapımı patlayıcı düzeneğinin imha edildiğini açıkladı. Yapılan çalışmalarla 7&#8217;si teslim, 3&#8242;ü ölü toplam 16 teröristin de etkisiz hale getirildiği belirtildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/genelkurmayin-basin-brifinglerine-1-ay-ara/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>WTO</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/wto/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/wto/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 09:59:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ege Safak</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bülent Esinoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/2009/07/wto/</guid>
		<description><![CDATA[Bu kısaltmayı çok gördük, sömürü devam ettikçe daha çok göreceğiz. Dünya Ticaret Organizasyonu kurumunun baş harfleridir.
Amerikan emperyalizmin kendi ticari kurallarını gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere dayatırken kullandığı bir örgüttür, bir araçtır.
Rusya uzun müzakerelerden sonra bu örgüte girmeme kararı aldı.
Çin ise bu örgüte kısmen dâhil, kısmen de dâhil değildir.
Rusya’nın örgüte girmemesi Batı’yı çileden çıkarmıştır.
Bu durum, Batı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu kısaltmayı çok gördük, sömürü devam ettikçe daha çok göreceğiz. Dünya Ticaret Organizasyonu kurumunun baş harfleridir.</p>
<p>Amerikan emperyalizmin kendi ticari kurallarını gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere dayatırken kullandığı bir örgüttür, bir araçtır.<span id="more-3443"></span></p>
<p>Rusya uzun müzakerelerden sonra bu örgüte girmeme kararı aldı.</p>
<p>Çin ise bu örgüte kısmen dâhil, kısmen de dâhil değildir.</p>
<p>Rusya’nın örgüte girmemesi Batı’yı çileden çıkarmıştır.</p>
<p>Bu durum, Batı ekonomi çevrelerinde önemli tartışma konusu olarak ele alındı.</p>
<p>30 Haziran 2009 günü, dünyaca ünlü Amerikan iktisatçısı, aynı zamanda Nobel iktisat ödüllü Joseph Stiglitz Manchester Üniversitesinde bir açıklama yaptı.</p>
<p>Dünya Bankası eski baş ekonomisti Stiglitz yaptığı açıklamada “Rusya’nın Dünya Ticaret Örgütüne girmesi felaket olurdu” dedi.</p>
<p>Devamında; “Rusya için yapılacak iş bu değildir. WTO, bir gurubun kapıda zorbalık yaptığı bir kurumdur.”</p>
<p>“Amerika ve bazı diğer ülkelerin söylemeye çalıştığı şudur; Bizim kulübe üye olursanız, bizim kurallarımıza uyacaksınız, bundan başka bize biraz ekstra ödeyeceksiniz. Şartların dışına çıkmayacaksınız ve DTÖ’den habersiz başka ülkeler ile anlaşma yapmayacağınıza dair bize söz vereceksiniz.”</p>
<p>“Ben bunun felaket olduğuna inanıyorum. Şuna da inanıyorum Rusya’dan buna biz istemiyoruz denmesi de doğrudur.”</p>
<p>Stiglitz şöyle devam etti. Maalesef bazı fakir ve gelişmekte olan ülkeler, bu zorbalığa hayır diyecek durumda değiller. Rusya’nın tüm diğer ülkeler için bunu yaptığına inanıyorum.”</p>
<p>Kaldı ki, Rusya’nın dış ticaretine konu olan ürünler ham madde ve askeri gereçlerdir. Alınması kurala bağımlı olmaksızın alınması gerekli ürünlerdir. Bunları satmak için bir de Amerikanın kurallarına ihtiyacı yoktur.</p>
<p>Rusya 16 yıl, Kazakistan 13 yıl görüşmeleri sürdürdükten sonra, katılmama kararı aldılar. Rusya, Kazakistan ve Belarus Gümrük Birliği anlaşması imzaladılar.</p>
<p>Rusya’nın aldığı bu kararın, yakın zamanda Çin’i etkileyeceğini sanıyorum.</p>
<p>Darısı bize.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/wto/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yani şimdi belge mi kağıt mı?..</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/yani-simdi-belge-mi-kagit-mi/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/yani-simdi-belge-mi-kagit-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 06:51:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Semra</dc:creator>
				<category><![CDATA[Behiç Kılıç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=3441</guid>
		<description><![CDATA[Ne bu şimdi!!?.
En son ne olur, belge mi diyeceğiz kağıt parçası mı?!.
“Sana ne ulan, aç tavuk önüne ne konursa takıl  işte!..”  Gerçi biz garibanlar için mesele budur ama, insan merak ediyor hani!..
Belge mi, kağıt parçası mı?!.
Önce albayı içeri tıktılar,  “hah !..” dedik “belgedir işte, devlet kimbilir neler buldu neler, şimdi yandaş matbuata [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ne bu şimdi!!?.<br />
En son ne olur, belge mi diyeceğiz kağıt parçası mı?!.<br />
“Sana ne ulan, aç tavuk önüne ne konursa takıl  işte!..”  Gerçi biz garibanlar için mesele budur ama, insan merak ediyor hani!..<span id="more-3441"></span><br />
Belge mi, kağıt parçası mı?!.<br />
Önce albayı içeri tıktılar,  “hah !..” dedik “belgedir işte, devlet kimbilir neler buldu neler, şimdi yandaş matbuata dökülür hepsi!..”<br />
Zaten, malum zevat kalem erbabı olarak hemen ekranlara sökün etmiş bastırıyordu;<br />
“Nasıl geçirdik, belge var ulan belge!..”<br />
Derken daha birkaç saat geçti ki, Albay serbest..<br />
“Aha işte, belge oldu mu sana kağıt parçası!..”<br />
Hadi bakalım, bir gol oradan, bir gol buradan, maç berabere şimdilik!..<br />
Bakalım, sonuçta kim kimi oyacak (mı?)<br />
Bu (oyma işi) de nereden çıktı derseniz, sanki askerin böyle bir talebi var gibiydi!..<br />
Ne demişti Orgeneral Başbuğ, hemen hatırlayalım&#8230;<br />
“Türkiye, Genelkurmay Askeri Savcılığının elinde bulunan, topladığı ve talep ettiği bütün bilgiler çerçevesinde yürüttüğü hazırlık soruşturması neticesinde ulaşmış olduğu kararla ortaya çıkan bir kağıt parçası etrafında gereğinden fazla enerjisini tüketmiştir, harcamıştır..”<br />
Yani adını koymuş, “eldeki kağıt parçasıdır..” demiş, sonra devam etmişti&#8230;<br />
 “Bugün biz bu kağıt parçasının birileri tarafından Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratma ve karalama amacıyla hazırlandığını değerlendiriyoruz..”<br />
Biz&#8230; Yani Komutan ve oradaki hazirun hepsi üçer dörder yıldızlı generaller  “Biz..” kadrosu oldukça ağır ve işte o “Biz ses” olarak Başbuğ Paşa,<br />
 “Bizim istediğimiz şudur..”  diye başlayıp  sıralıyordu.<br />
“İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından istiyoruz, diyoruz ki, bu belgenin gerçek olmadığı noktasından hareketle bu kağıt parçası kimler tarafından, ne amaçla hazırlandı? Bunu bulun&#8230;” Biz bu belgenin doğru olmadığı noktasından hareket ederek, bu belgenin kimler tarafından, ne maksatla hazırlandığını istiyoruz İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından. Yoksa, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından bu belge doğru mudur, yanlış mıdır noktasını açıklığa kavuşturulmasını şu anda mevcut soruşturma şartları çerçevesinde istemiyoruz.<br />
İzahı açıktı bu sözlerin.</p>
<p>Tezgahın sahibini istiyoruz..!<br />
Yani “asker” açık seçik diyordu ki;  “Bu kağıt parçası ile bize tezgah kuranı bulup sergileyin. Biz bunların kim olduğunu biliyoruz, siz de biliyorsunuz, size bilgi verdik, bunların üzerlerine ışık tutun, gereğini yapın&#8230;”<br />
Asker emindi söylediklerinden çünkü “elde olan bir kağıt parçasıydı”, başkomutanın açıklamalarına göre.<br />
Orgeneral Başbuğ, elde olanın “kağıt parçası” olduğunu devletin tepesinde bir bilgi aktarımı olarak da yapmıyor, bunu tv kameraları vasıtasıyla tüm ahaliye söyleme gereği duyuyordu. Üstelik o son derece dikkat çekici bir kadro ile&#8230;<br />
Kendisi ortada&#8230;<br />
İki tarafın da kuvvet komutanları&#8230;<br />
Onların her iki tarafında da genelkurmay generalleri&#8230;<br />
Ahali ekranlara çakılmış, ne olduğunu kavramaya çalışıyor, Genelkurmay Başkanı ahaliye  “O kağıt parçası ile bize tezgah kurmak istediler, bunların kellelerini istiyoruz..” diyordu..</p>
<p>Albay’a hapis&#8230;<br />
Bu “manzarayı” seyreden vatandaş ne düşünür?!.<br />
12’den Mart var, Eylül var, 28’inden Şubat var, var oğlu var, vatandaş olarak şerbetliyiz, tansiyon yüksek&#8230;<br />
“Böyle tam kadro, hayırdır ne iş!??”  diye nabızlanırken, haybeden telaşlandığımızı anlayıverdik!..<br />
Bir kere iktidarın başı, bizlerin hep alıştırıldığı gibi “şapkayı alıp tüymemişti” ve “O meseleye sivil yargı da bakacak” diye, “Biz..” mangasına “yerinde saaay!..” diye çakıvermişti!..<br />
Çünkü, Komutan ve öteki ağır paşaların “TSK’ya komplo çerçevesinde düzenlendiğine inandıkları kağıt parçası” için  iktidar “Ona öyle demezler..!”  diyordu&#8230;<br />
Ne diyordu?..<br />
“Şimdi sivil yargı bakacak..”<br />
Yani, askerin “kağıt parçasıdır, biz sizden bu tezgahın sahibi istiyoruz” kesinliği, iktidar kanadında farklıydı.<br />
Konu aynı, devlet aynı.<br />
Ama devletin askeri başka, iktidarı başka telden çalıyor!..<br />
Sonrası malum, askerin  “kefaletindeki” Albay, beş saat sorgudan sonra, cezaevine gönderilecek kadar “işin içinde” bir sanık olarak değerlendiriliyor ve bileti kesiliyor&#8230;<br />
Buraya kadar da “normal”  demek ki yargının eline, bu uygulamayı gerektirecek belge, bilgi ulaşmıştır. Öyle ya, beş saat sorgu söz konusu, tutuklama kararı ince elenip sık dokunmuştur mutlaka&#8230; Demek ki elde olan ne? “Belge.”<br />
Sonra?.. Sonrası tahliye&#8230; Neden?.. Demek ki sanığın tutuklu kalmasını gerektirecek bir durum yok&#8230; O zaman eldeki ne?.. “Kağıt parçası” Sonuç, ne şiş yansın ne kebap!..<br />
Neyse yazıyı uzatmayayım!, karnınız acıkmıştır, muz var, yer misiniz?..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/yani-simdi-belge-mi-kagit-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AKP iktidarı ekonomik krizi neden önemsemiyor?</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/akp-iktidari-ekonomik-krizi-neden-onemsemiyor/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/akp-iktidari-ekonomik-krizi-neden-onemsemiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 06:50:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Semra</dc:creator>
				<category><![CDATA[Esfender Korkmaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=3439</guid>
		<description><![CDATA[Dünya ekonomik krizi, devlet-piyasa dengesinin bozulması, piyasanın spekülatif yapı kazanması ve finans sektörünün aşırı balon yapması neticesinde oldu.
Türkiye’de bu krizin daha ağır yaşaması ise AKP hükümetinin dış açığa ve borçlanmaya dayanan büyüme politikaları nedeniyle oldu.
Şimdi Türkiye’nin krizden çıkması ve kendi ayakları üstünde durabilmesi için AKP hükümetinin bu güne kadar yaptığı yanlışlardan ve özellikle krizi önemsemez [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya ekonomik krizi, devlet-piyasa dengesinin bozulması, piyasanın spekülatif yapı kazanması ve finans sektörünün aşırı balon yapması neticesinde oldu.<br />
Türkiye’de bu krizin daha ağır yaşaması ise AKP hükümetinin dış açığa ve borçlanmaya dayanan büyüme politikaları nedeniyle oldu.<span id="more-3439"></span><br />
Şimdi Türkiye’nin krizden çıkması ve kendi ayakları üstünde durabilmesi için AKP hükümetinin bu güne kadar yaptığı yanlışlardan ve özellikle krizi önemsemez tutumundan vazgeçmesi gerekir.<br />
Kısa sürede, hem kısa vadeli bir çıkış programı, hem de uzun vadeli bir yapısal dönüşüm programı yapması gerekir.<br />
Bu çerçevede devlet- piyasa dengesini yeniden kurması, devletin piyasayı rekabete açacak önlemleri alması gerekir.<br />
Devleti de yeniden yapılandırıp altyapı yatırımlarını artırması gerekir.<br />
 Bankaların, kredi kanallarını açması, hazinenin iç tasarruflara adeta el koyar gibi  kullanmasının önlenmesi  gerekir.<br />
Bunları yapmak için gerçekleri gizlemek veya gerçekleri saptırmak hükümeti daha çok zora sokacaktır.<br />
Örneğin, dün sabah, TRT-TÜRK’te, yüzde 13.8 ’lik negatif büyüme için benden sonra konuşan AKP temsilcisi milletvekili arkadaşım, Hükümetin gerekli önlemleri aldığını, buna rağmen negatif büyümenin küresel kriz nedeniyle yaşandığını, Ukrayna ve Letonya’da negatif daha fazla küçülme yaşandığını ve nihayet  birinci çeyrekteki bu  küçülmenin bir resesyon olmadığını, ikinci çeyrekte ekonominin canlanmaya başladığını  ve en kötüsünün geride kaldığını açıkladı.<br />
Aşağı yukarıda  Hükümet te aynı çizgide konuşuyor.<br />
Bir defa, Türkiye’yi Letonya ve Estonya ile karşılaştırmak doğru değil. Türkiye’yi 2009 ilk çeyreği için bizim gibi gelişmekte olan, Meksika’nın yüzde &#8211; 8.2, Güney Kore’nin -4.2 küçülmesi ve Arjantin’in yüzde 2, Mısır’ın yüzde 4.3 büyümesi ile karşılaştırmak  gerekir. Bu doğru bakış içinde Türkiye kendine benzer ülkeler içinde Ekonomisi en fazla küçülen ülke oldu.<br />
Resesyon, iki dönem üst üste eksi büyüme halinde doğrudur, sözüne karşı ise galiba AKP iktidarı 2008 IV çeyreği ile 2009 ilk çeyreğini birbiri arkasına gelen çeyrekler olarak kabul etmiyor&#8230; Veya 2008 son çeyreğinde Türkiye’nin yüzde -6.2 oranında küçüldüğünü umuyor.<br />
En kötüsü geride kaldı demek de bir sorumsuzluğu ifade ediyor.<br />
Çünkü, bu kadar küçülme bir daha yaşanmasa bile, ekonomik ve sosyal yapıda getirdiği tahribatlar devam edecektir.<br />
Bir defa 6 milyon 300 bin işsizin geride kalması söz konusu olamaz. İşsiz sayısını kriz öncesi  düzeyine getirmek için daha uzun zaman gerekir.<br />
Bu gün bankacılık sistemi ve Merkez Bankası üretim ve tüketim önünde önemli birer engeldir. Bankalar ucuza kullandıkları MB kaynaklarını ve yüzde 10’un altında faiz vererek kullandıkları mevduatı, hazineye vermeyi tercih ediyor. Üretime gelince pahalı kredi veriyor&#8230; Veya vermiyorlar.   Merkez Bankası’nın kredi kartı faizini yüzde 52 olarak tayin etmesi tüketim talebini düşürüyor.<br />
Daha önemlisi, bankalar toplam 2.744 gayrimenkulu, 51 fabrikayı satışa çıkardı. Bunların yeniden üretime sokulması için uzun zaman gerekir.<br />
Bankaların ve Merkez Bankası sisteminin değişmesini hem AKP yapmaz, hem de yapılırsa da bir intibak süresi gerekir.<br />
Acaba neden İktidar ekonomik kriz gerçeğini devamlı saklamaya çalışıyor? Bilmiyorsa yaşıyor&#8230; Yoksa,  Maliye eski Bakanı Kemal Unakıtan’ın söylediği gibi gerçekten kriz Başbakanı teğet mi geçiyor?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/akp-iktidari-ekonomik-krizi-neden-onemsemiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bölücülük hız kesmiyor!</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/boluculuk-hiz-kesmiyor/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/boluculuk-hiz-kesmiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 06:50:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Semra</dc:creator>
				<category><![CDATA[Özcan Yeniçeri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=3437</guid>
		<description><![CDATA[Bölgede olup biteni anlamak bir anlamda Türkiye’de olup biteni anlamak demektir. İçeride meydana gelen olaylar bir biçimde dışarıdaki olayların uzantısıdır. Bu bakımdan çevreden merkeze Türkiye’deki siyasi manzarayı özetlemekte yarar vardır.
Irak’ın kuzeyindeki yönetim, ABD askerlerinin Irak’tan çekilme hazırlıklarına başlamasını fırsata dönüştürmeye çalışıyor. Barzani yönetimi otoritesini güçlendirmek ve yaymak için hesap üstüne hesap yapıyor. Bu arada bölgedeki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bölgede olup biteni anlamak bir anlamda Türkiye’de olup biteni anlamak demektir. İçeride meydana gelen olaylar bir biçimde dışarıdaki olayların uzantısıdır. Bu bakımdan çevreden merkeze Türkiye’deki siyasi manzarayı özetlemekte yarar vardır.<span id="more-3437"></span><br />
Irak’ın kuzeyindeki yönetim, ABD askerlerinin Irak’tan çekilme hazırlıklarına başlamasını fırsata dönüştürmeye çalışıyor. Barzani yönetimi otoritesini güçlendirmek ve yaymak için hesap üstüne hesap yapıyor. Bu arada bölgedeki terörist mihraklar da halkları birbirine düşürmek için komplo üstüne komplo yapıyor. Bu bağlamda Kerkük’te bir hafta içinde birisi Türkmenlere diğeri Kürtlere yönelik olmak üzere iki bombalı provokasyon gerçekleştirilmiştir.<br />
İran’da yapılan ve rejimin meşruiyetinin sorgulanmasına neden olan seçimlerin sonucunda bölgede önemli hareketlilikler yaşanıyor. Bu arada İsrail’deki hükümet yetkilileri açıkça Türkiye’nin ara buluculuğuna karşı olduklarını açıklamış bulunuyorlar. AB, Kıbrıs’ta Türkiye’yi bir şeyler yapmaya daha doğrusu yeni tavizler vermeye çağırıyor. Türkiye ise AB adlı partnerini bir süre daha oyalayabilmek için Heybeliada Ruhban okulunun yeniden açılması konusunda hazırlıklar yapıyor. Ankara’da bir sayfalık bildiri için sekiz saat MGK toplantısı yapılıyor. Yetmiyor bir buçuk saatte Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı, üçlü bir zirve daha gerçekleştiriyor. Mahkeme “belge” artı “Kâğıt Parçası” nın muhatabını MGK toplantısıyla aynı saatlerde sorguluyor. Mahkemeden akşam tutuklama bir sonraki gün ise serbest bırakılma kararı çıkıyor.<br />
Bu arada iktidar, TBMM’den geçen bir gece yarısı yasasıyla ilgili olarak muhalefeti uyumakla, muhalefet ise iktidarı “nitelikli yalan”  söylemekle suçluyor. Kısacası yetkililerin içeride ve dışarıda meydana gelen olaylar karşısındaki kafa karışıklıkları alabildiğine devam ediyor. Bu arada erk sahipleri kurumlar arası uyumdan söz etmeyi de ihmal etmiyor. Tabii, öteden beri Türkiye’de demokrasi ve devlet yönetiminin bile kesintiye uğramasına rağmen bölücülük ve ayrılıkçılık kesintisiz devam ediyor.</p>
<p>Bölücülük kesintisiz sürüyor!<br />
Bölücülerin işi kolaydır. Çünkü bölücü sözlükte, teröriste saygı duruşunda bulunmak için milletvekili, canlı bomba olarak kendini telef eden fanatik teröristi kahraman ilan etmek için de belediye başkanı olmak gereklidir. Onlar da  “Dilimizi tanıdınız, sıra sınırlarımızı tanımaya geldi” cümlesini kurarak barışa, “bu seçimle sınırlarımızı çizdiniz” sözleriyle halka hizmet (!) etmeyi sürdürüyorlar. Mağduriyet edebiyatıyla da tatmin oluyorlar. Sütten çıkmış ak kaşık olan bölücüler; ezildiklerini, haksızlığa uğradıklarını, asimilasyon ve inkâr politikasının kurbanı olduklarını tekrarlayıp duruyorlar. Konuşmalarına “Sayın Öcalan” diyerek başlamaları, alkış almaları için yeterli oluyor. DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, bir paragrafta beş kez “Kürt” sözcüğü kullanarak “Kürt Sorunu” nu çözüyor. Türk, bunu şöyle başarıyor:  “Kürt sorunu Kürt halkı, Kürt halkının önderi ve Kürt siyasetinin dışında çözülemez. Kürt halkı bu mücadelenin sahibidir”.<br />
Ahmet Türk ve onun gibi düşünenler için  “Kürt Sorunu”  demek  “Abdullah Öcalan”  sorunu demektir. Bu bakımdan onlar Güneydoğu’daki insanlardan daha çok İmralı’dakinin kılını, tüyünü ve özgürlüğünü düşünüyor. Bu nedenle DTP cenahı, terörü ve teröristi meşru göstermek için elinden her geleni yapıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/boluculuk-hiz-kesmiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İşveren yağcısı yasa da gece çıktı!</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/isveren-yagcisi-yasa-da-gece-cikti/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/isveren-yagcisi-yasa-da-gece-cikti/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 06:49:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Semra</dc:creator>
				<category><![CDATA[Necati Doğru]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=3435</guid>
		<description><![CDATA[Emeği bu kadar aşağılayan, çalışanın onurunu haince küçülten, sinsice sıkıştıran, çaresizleştirip işçiyi işçiye kırdıran düzen bundan 250 yıl önce “sanayi devrimlerini” ilk yapan İngiltere’de, Almanya’da, Fransa’da yaşanmıştı. Ekonomi tarihçilerinin “vahşi kapitalizm periyodu” dedikleri o dönemde “işçi simsarlığı” vardı. İşçileri, işverene komisyon karşılığı kiralayan “aracılar” türemişti.

Haksız, hukuksuz.
Sendikasız, sigortasız.
Güvencesiz, sahipsiz.
Çalışma ortamı doğmuştu.
İşçiler ve hatta yaşları 10 ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Emeği bu kadar aşağılayan, çalışanın onurunu haince küçülten, sinsice sıkıştıran, çaresizleştirip işçiyi işçiye kırdıran düzen bundan 250 yıl önce “sanayi devrimlerini” ilk yapan İngiltere’de, Almanya’da, Fransa’da yaşanmıştı. Ekonomi tarihçilerinin “vahşi kapitalizm periyodu” dedikleri o dönemde “işçi simsarlığı” vardı. İşçileri, işverene komisyon karşılığı kiralayan “aracılar” türemişti.<br />
<span id="more-3435"></span><br />
Haksız, hukuksuz.</p>
<p>Sendikasız, sigortasız.</p>
<p>Güvencesiz, sahipsiz.</p>
<p>Çalışma ortamı doğmuştu.</p>
<p>İşçiler ve hatta yaşları 10 ile 12 arasındaki çocuk emekçiler, günde 18-20 saat, çok ucuza bir deri-bir kemik çalıştırılıyorlardı. </p>
<p>Emek istismarı korkunçtu.</p>
<p>Eziciydi, yıkıcı, ölümcüldü.</p>
<p>Emeğe karşı bu korkunç aşağılamayı durdurmak için ilk harekete geçen İnglitere’de işçilerin oy desteğiyle kurulan partiler oldu ve 1909 yılında “işçi simsarlığı büroları” kapatıldı. Yerine devletin eşitlikçi ve tarafsız gözetiminde “İşçi Bulma Kurumu” uygulamasına geçildi. 1919 yılında da ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) kurulunca, bütün dünyada işçilerin işe yerleştirilmelerine “iş ve işçi bulma kurumlarının aracılık etmesi” benimsendi, yaygınlaştı. Bizim ülkemizde de ilk İş ve İşçi Bulma Kurumu 1946 yılında kuruldu.</p>
<p>Eksik-fazla çalıştı.</p>
<p>İş arayan emekçileri, işçi arayan fabrika sahipleriye bizdeki İş ve İşçi Bulma Kurumu, 57 yıl boyunca buluşturdu. 2003 yılında İş ve İşçi Bulma Kurumu, “Türkiye İş Kurumu”na dönüştürüldü.</p>
<p>Ve geldik bugüne.</p>
<p>25 Haziran 2009’a.</p>
<p>25 Haziran gününün gecesinde saat 03.00’te iktidar partisinin hamlesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden “Özel İstihdam Bürosu” kurma yasası çıkartıldı. 250 yıl önceki “vahşi kapitalist dönemin işçi simsarlığı bürolarının” verniklenmiş, cilalanmış yeni türüne geçit veren yasa bizim Meclis’imizden geçti.</p>
<p>Sendika, sigorta!</p>
<p>Güvence!</p>
<p>Rafa kalkıyordu.</p>
<p>Bu yasaya göre 12 bin 800 lira parayı bankaya teminat olarak yatıran birisi “Özel İstihdam Bürosu” açabilecek ve topladığı emekçileri işverenlere, belli bir kâr marjı sağlayacak şekilde, kiralayacaktı.</p>
<p>Türkiye nasıl ülke?</p>
<p>İşsizi korkunç ülke!</p>
<p>İş bulmak için asgari ücretin yarısına, sigortasız, sendikasız, ikramiyesiz çalışmaya razı milyonlarca insanı olan ve okumuş üniversite mezunu işsiz genç kızların bile belediyede itfaiyeci olmak için sıraya girdikleri ülke&#8230; Böyle bir ülkede Meclis, son tahlilde “fabrikadaki işçiyi, sokaktaki işsiz işçiye kırdıracak kiralık emekçi büroları kurulması” yasasını çıkarttı. İşverenler, memnun oldu. Çünkü daha ucuza işçi çalıştırabilecek, sendikayla-sözleşmeyle uğraşmayacak ve istedikleri zaman, ihbar ve kıdem tazminatı ödemeden işçiyi bürosuna geri gönderebileceklerdi. Türkiye çalışma hayatını 250 yıl geriye götüren bu “işveren yağcısı ve patron yardakçısı” yasa gece saat 03.00’te çıkartıldı. Cumhurbaşkanı’nın önünde, onay bekliyor.</p>
<p>Onaylanır mı?</p>
<p>Villada oturanın çıkardığı yasa, Köşk’te oturana gidecek. </p>
<p>Eli kulağındadır.</p>
<p>Dün, Türk-İş üyesi işçiler, emeklerinin değerini korumak için eylem başlattılar. İktidarı, parti binalarının kapısında protesto ediyorlar. İşçiler aslında seslerini, diğer işçilere, memurlara, çalışanlara, emeklilere ve işçi olmayan sağduyu sahiplerine de duyurmak istiyorlar.</p>
<p>İşçiye kulak verelim!</p>
<p>Çünkü bugün Türkiye’deki işçiler; emeği aşağılayan, çalışanın onurunu haince küçülten, sinsice sıkıştıran, iş bulmuş işçiyi, işsiz işçiye kırdıran 250 yıl önceki “vahşi kapitalizm dönemi” şartlarında çalışmaya mahkûm ediliyorlar.</p>
<p>250 yıl geriye düştük.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/isveren-yagcisi-yasa-da-gece-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AB’ye bile yalan söyletiriz vesselâm!</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/ab%e2%80%99ye-bile-yalan-soyletiriz-vesselam/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/ab%e2%80%99ye-bile-yalan-soyletiriz-vesselam/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 06:48:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Semra</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ruhat Mengi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=3433</guid>
		<description><![CDATA[Hani AKP Milletvekili Vahit Erdem “Türkiye’nin gündemiyle Avrupa’nınki çok farklı, artık aşmalıyız bunları” demiş ya, aslında bırakın Avrupa’yı “Türkiye’nin zoraki gündemi” kendi gerçek gündeminden de çok farklı. Bu gidişle de asla o gerçek gündeme ulaşamayacağız. 
Ülkenin başında; beter durumdaki ekonomiden yolsuzluğa, yoksulluk ve işsizlikten gereken cezalar verilmediği için iyice vahşete dönüşmüş olan şiddete, teröre kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hani AKP Milletvekili Vahit Erdem “Türkiye’nin gündemiyle Avrupa’nınki çok farklı, artık aşmalıyız bunları” demiş ya, aslında bırakın Avrupa’yı “Türkiye’nin zoraki gündemi” kendi gerçek gündeminden de çok farklı. Bu gidişle de asla o gerçek gündeme ulaşamayacağız. <span id="more-3433"></span></p>
<p>Ülkenin başında; beter durumdaki ekonomiden yolsuzluğa, yoksulluk ve işsizlikten gereken cezalar verilmediği için iyice vahşete dönüşmüş olan şiddete, teröre kadar çözülmesi gereken yüzlerce soruna ilgisiz ve bu sorunları yapay gündemlerle örten bir hükümet, arkasında da onun her yaptığını “birlikte karar veriyorlarmışcasına” onaylayan bir medya korosu, milleti çıldırtana kadar her gün yeni bir komplo teorisi üretmekle meşguller. (Deniz Feneri davası ve çocuk tecavüzcüsü Üzmez ne oldu? Bütün suçlular neden hâlâ dışarda?)</p>
<p>Mayın Yasası’ndan belge tartışmalarına geçtik. Oradan Genelkurmay Başkanı’nın konuşmasının hemen öncesinde “onu yalancı çıkaracak” yasanın Meclis’ten geçirilmesine sıra geldi. Org. Başbuğ bu gelişmeyle -istenen- şoka uğratılır uğratılmaz şok eksikse tamamlansın diye Askerî Savcılığın “bu belgeyle dava açmaya gerek yok” dediği Albay Dursun Çiçek’in tutuklanmasına&#8230; Bizim tutuklanma ile ilgili yazılarımız tamamlandığı dakikada serbest bırakılmasına atladık&#8230;</p>
<p>Yani koskoca ülkenin tek gündemi belge sayılamayacak belgeler, tutuklamalar, bırakmalar, akıntılı Boğaz sularından veya mezarlıklardan çıkarılan mermiler vs. vs&#8230;</p>
<p>ÖZRÜ KABAHATİNDEN BÜYÜK</p>
<p>Tahliye kararı için önemli hukukçulara soruyorlar, hepsi ya “Demek ki kanıtlar tutuklamaya yeterli değilmiş” cevabını veriyor veya “Demek ki Askerî Savcılığın elde ettiği deliller dışında delil bulunamamış” diyor ama onlar tepinmeye devam ediyorlar;</p>
<p>“Hayır, o mahkeme onlardan&#8230; Bu nedenle serbest bırakıldı”&#8230; Kardeşim sadece bu cümleniz bile başlı başına bir skandaldır. Başlı başına yargının “bizden-onlardan” diye bölünmüş olduğunu, bağımsız olmadığını gösterir. Peki neden hiçbiriniz “Adalet Bakanlığı Hakimler-Savcılar Yüksek Kurulu’ndan elini çeksin. Bakan ve Müsteşar kuruldan ayrılsın. Hakimleri Bakanlık Müfettişleri değil, bağımsız müfettişler denetlesin” demiyorsunuz? Neden bu konuda hiç sesiniz çıkmıyor?</p>
<p>Bakın bu sesinizin çıkmadığı konu dün Ahmet Altan’ın “Şimdi politikanın ve medyanın konuşkan insanları mümkünse bana basit bir şekilde ‘darbeci askerlerin sivil mahkemede yargılanmasının’ niye kötü olduğunu anlatabilir mi” sorusunun cevabıdır&#8230; Bunu anlamak ya da söylemek için konuşkan olmaya da hiç gerek yok, olay ortada zaten&#8230;</p>
<p>Peki hükümetin yargıdaki bir olay için “Biz takip ediyoruz, biz savcısıyız” diyerek müdahil olduğu (ki o hükümetin Deniz Feneri e.v davasında Alman yargısı için bile Büyükelçi’den yardım istediği biliniyorsa), hakimlerin-savcıların tepesinde de hükümetin bulunduğu açıkça bilindiğine göre, bu durumda “niye kötü değil” asıl Ahmet Altan’ın bunu açıklaması lazım.</p>
<p>BAĞLANTIYI KURUVERDİLER</p>
<p>Genelkurmay’ın köşeye sıkıştırılması ve “bir fotokopi de sizin için bulur, alırız sivil yargımızda paçanızı aşağı” korkusunun yayılması veya Albay’dan başlayarak tüm ordunun karalanması bir kitleyi pek memnun ediyor nedense&#8230; Mutlaka bir “darbe hazırlığı” yapıldığı havası AB’ye kadar yayılmalı da nasıl olacak adeta onun peşindeler&#8230;</p>
<p>Veya sanki “Büyükanıt muhtırasının tekrarı” ya da 28 Şubat benzeri bir eylem olsa birileri memnun olacak gibi&#8230; Anlamak mümkün değil.</p>
<p>Askerî yargı ufak bir operasyonla bir anda “taraflı, güvenilmez” ama sivil yargı “çok güvenilir, kesin inanılır” yapıldığı gibi bunu açık açık söyleyenleri konuşturarak beyinlere de kazıyorlar.</p>
<p>Çiçek’in Genelkurmay Karargahı’ndan çıkması orada gizli bir örgütün olduğu anlamına gelirmiş, bu durumda Org. Başbuğ’un istifası da beklenebilirmiş, yazılanlardan biri de bu&#8230; Ortada sadece Ergenekon Savcısı’nın “bir iddia”sı var ve onlar yine davayı sonuçlandırıp hükmü giydiriverdiler. </p>
<p>Hukuku yeniden yazıyorlar, inanılır gibi değil, AB’yi bile alet edip “yasayı pek beğendiler ama hükümetin acelesini beğenmediler, zaten birçok AB ülkesinde askerî yargı yok” diyen de var.</p>
<p>Tekrarlayalım; AB beğenemez çünkü askerlerin Askerî Mahkeme’de yargılanması AİHM tarafından kabul edilmiştir, askerî yargı da hemen tüm Avrupa ülkelerinde mevcuttur. (AİHM eski yargıcı Rıza Türmen de iki gün önce açıkladı.)</p>
<p>Gerçekten darbe heveslileri varsa bunları somut, kabul edilir delillerle (ve bağımsız bir yargıda) ortaya çıkarmak ile “demokrasiye, hukuka saygılıyız” diyen Genelkurmay’a “açıkla, darbe yapacaktın” diye saldırmak arasında büyük fark vardır. Kim ne söylerse söylesin bunu görmek gerekiyor!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2009/07/ab%e2%80%99ye-bile-yalan-soyletiriz-vesselam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
