<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İlk Kurşun Gazetesi</title>
	<atom:link href="http://www.ilk-kursun.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ilk-kursun.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Sep 2010 10:43:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>KARARSIZLARA ÇAĞRI!</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/kararsizlara-cagri/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/kararsizlara-cagri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 10:43:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=55139</guid>
		<description><![CDATA[Ey benim “kararsız” vatandaşım! “Referandumda neyi oylayacağımı bilmiyorum, her kafadan bir ses çıkıyor,aklım karıştı” mı diyorsun? Sana kısa ve öz olarak şunları sormak/hatırlatmak istiyorum: -Meydanlardan ve ekranlardan sabah-akşam haykıran siyasi işportacılar, 8 yıl boyunca ne zaman, hangi konuda sana karşı samimi ve dürüst oldular, doğruları söylediler? -Çalışan, üreten, vergisini veren, elektrik, su, doğal gaz borcunu, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://img256.imageshack.us/img256/2592/hayircopy.jpg" class="alignnone" />Ey benim “kararsız” vatandaşım!<br />
“Referandumda neyi oylayacağımı bilmiyorum, her kafadan bir ses çıkıyor,aklım karıştı” mı diyorsun?<br />
Sana kısa ve öz olarak şunları sormak/hatırlatmak istiyorum:                                                                                                         </p>
<p><strong>-Meydanlardan ve ekranlardan sabah-akşam haykıran siyasi işportacılar, 8 yıl boyunca ne zaman, hangi konuda sana karşı samimi ve dürüst oldular, doğruları söylediler?                                  </strong><span id="more-55139"></span><br />
-Çalışan, üreten, vergisini veren, elektrik, su, doğal gaz borcunu, sosyal güvenlik primini  zamanında ödeyen, devletin arazisini, ormanını işgal etmeyen namuslu vatandaş yararına hangi kararı alıp, hangi yasayı çıkardılar?<br />
<strong>-Küresel güçleri, AKP kodamanlarını, partilileri, partiyi besleyen rüşvetçi müteahhit/ iş adamlarını, tarikatçıları kollamadıkları hangi yasa, özelleştirme, yapılaşma, yasaklama, sınırlama var?                   </strong>                                                                                                                                                       <strong><br />
-Seni seçim/referandum dışında ne zaman adam yerine koyup da, sesine kulak verdiler?       </strong><br />
<strong><br />
-Sekiz yıl önceki; demokratik, laik, sosyal devlet yapımızı, eğitim birliğimizi, ekonomik varlıklarımızı, tarımımızı, doğal yapımızı, ulusal bütünlüğümüzü, basın-yayından meydanlara uzanan özgürlüğümüzü, terörle mücadeledeki kararlılığımızı, devlet ve millet olarak uluslararası saygınlığımızı, kırmızı çizgilerimizi, caydırıcılığımızı bir hatırla bakalım! Bir de bugüne bak!      </strong>                    </p>
<p>Nereden nereye geldik?<br />
Bunlar kimlerin emriyle hareket ediyor, kimlerin çıkarına hizmet ediyor ve ülkeyi nereye götürmek istiyorlar halâ anlayamadın mı?                                                                                                                                 </p>
<p>Bunları içerden ve dışardan kimler destekliyor? Hedef birliği yaparak, hangi kurumlara ve kişilere karşı düşmanlık besliyor, iftiralar atıyor, davalar açıyor, tutukluyorlar, farkında değil misin?</p>
<p>Sen bırak, “<strong>12 Eylül’le hesaplaşılıyormuş da, darbe Anayasası’nın falanca maddeleri değişiyormuş da, daha fazla özgürlük ve demokrasi geliyormuş da</strong>” masallarını!                                                                                      </p>
<p>Sekiz yıllık geçmişi böyle olan bir partinin “senin iyiliğin için ve sen istediğin için” hazırladığını söylediği böyle bir Anayasa değişikliğine, nasıl olur da güvenip “evet” dersin?                                         </p>
<p>Lütfen biraz aklını kullan!                                                                                                                                          </p>
<p>“<strong>Bende ne gezer?</strong>” diyorsan kullananlara kulak ver o zaman!                                                                                                        </p>
<p><strong>“Biri sizi bir kez aldatıyorsa suç onundur; ikinci kez aldanırsanız suç sizindir!”</strong> Bunu sakın unutma!      </p>
<p>Bütün bu hatırlatmalara rağmen halâ “bilmem ki?” diyorsan, “Ne halin varsa gör” diyeceğim ama, ne yazık ki aynı teknede bulunuyoruz ve birlikte batacağız!                                                                                           </p>
<p>Üstelik, yüzme bildiğim halde, sen boynuma sarılacağın için birlikte boğulacağız!                                           </p>
<p>Buna ne hakkın var, söyler misin?                                                                                                                                      </p>
<p>Orhan Veli Kanık, 1942 tarihli yazısında Yahya Kemal Beyatlı ile ilgili bir anısını şöyle nakletmektedir:<br />
<strong>“Bir gün Yahya Kemal’le konuşuyordum.Bana apartmanları göstererek dedi ki: ‘ Köşkleri var, arabaları var, halayıkları var.Fakat hiçbir zaman bizim duyduklarımızı duyamıyorlar, bizim düşündüklerimizi düşünemiyorlar.Biz düşünüyoruz, düşünülmüş halde kendilerine anlatıyoruz; yine de anlamıyorlar.</strong>”<br />
Yahya Kemal şanslıymış! Bu “anlamayanlar diyarından” vaktinde ayrılmış. Ya bizler ne yapalım? </p>
<p>“<strong>Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç” şarkısından, “Sabah oldu uyansana!” türküsüne geçmek basiretini bunca yıla, tecrübeye ve uyarıya rağmen halâ gösteremeyecek miyiz?</strong><br />
<strong><br />
Reşit Çağın<br />
İLK KURŞUN         </strong>                                    </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/kararsizlara-cagri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GÜLEN&#8217;İN ÇAĞRISI YANIT BULDU: ÖLÜLER DE OY KULLANIYOR&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/gulenin-cagrisi-yanit-buldu-oluler-de-oy-kullaniyor/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/gulenin-cagrisi-yanit-buldu-oluler-de-oy-kullaniyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 10:35:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=55150</guid>
		<description><![CDATA[Referandum için &#8220;Ölüler bile &#8216;evet oyu&#8217; kullanmalı&#8221; diye fetva veren Fethullah Gülen&#8217;e Cihan Demirci karikatürüyle yanıt verdi. Cihan Demirci, Cumhuriyet gazetesindeki &#8220;Çiziyet&#8221; köşesinde, &#8220;gerçek ölüler&#8221;in çığlıklarını Pensilvanya Hocasına iletiyor:]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.gercekgundem.com/img/news/cihandemirci2241.jpg" class="alignnone" /><strong>Referandum için &#8220;Ölüler bile &#8216;evet oyu&#8217; kullanmalı&#8221; diye fetva veren Fethullah Gülen&#8217;e Cihan Demirci karikatürüyle yanıt verdi.</p>
<p>Cihan Demirci, Cumhuriyet gazetesindeki &#8220;Çiziyet&#8221; köşesinde, &#8220;gerçek ölüler&#8221;in çığlıklarını Pensilvanya Hocasına iletiyor:</strong><span id="more-55150"></span></p>
<p><a href="http://img535.imageshack.us/img535/9238/oluleroykarikatur1.jpg"><img alt="" src="http://img535.imageshack.us/img535/9238/oluleroykarikatur1.jpg" class="alignnone" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/gulenin-cagrisi-yanit-buldu-oluler-de-oy-kullaniyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;ERTUĞRUL GÜNAY&#8217;DA DÖNEKLİK KUMAŞI VAR&#8221;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/ertugrul-gunayda-doneklik-kumasi-var/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/ertugrul-gunayda-doneklik-kumasi-var/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 10:30:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=55146</guid>
		<description><![CDATA[Muharrem İnce, &#8220;Ertuğrul Günay’da döneklik kumaşı var, erdem kumaşı yok” dedi. CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın, “Kılıçdaroğlu’nda liderlik kumaşı yok” sözlerine sert yanıt vererek, “CHP’den Milletvekili seçilmiş, Genel Sekreterlik yapmış, iki kez Genel Başkan adayı olmuş bir siyasetçi olan Ertuğrul Günay’ın, CHP ile ilgili hala değerlendirmeler yapıyor olması, içinde kalan ukdenin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.gercekgundem.com/img/news/muharremince1508.jpg" class="alignnone" /><strong>Muharrem İnce, &#8220;Ertuğrul Günay’da döneklik kumaşı var, erdem kumaşı yok” dedi.<span id="more-55146"></span></p>
<p>CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın, “Kılıçdaroğlu’nda liderlik kumaşı yok” sözlerine sert yanıt vererek, “CHP’den Milletvekili seçilmiş, Genel Sekreterlik yapmış, iki kez Genel Başkan adayı olmuş bir siyasetçi olan Ertuğrul Günay’ın, CHP ile ilgili hala değerlendirmeler yapıyor olması, içinde kalan ukdenin sonucudur. Ertuğrul Günay, kumaş bile değildir. Ne tarlada pamuk ne koyunda yün olabilmiştir. Günay’da döneklik kumaşı var, erdem kumaşı yok” dedi.</p>
<p>İnce yaptığı yazılı açıklamada, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın katıldığı bir televizyon kanalında CHP ve Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik sözlerini değerlendirdi.<br />
İnce, Günay’ın, seçimden önce CHP Genel Başkanı’nın değişebileceği yönündeki kehanetiyle falcılık yaptığını, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nda lider kumaşı olmadığı şeklindeki sözlerini hatırlatarak, “Milletvekili olmak, kırmızı plakalı araca binmek, aile bireylerinin çalıştığı kurumları değiştirmek için siyaset yapan birisinin, CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na ve CHP’ye yönelik söz söylemesi, CHP’yi ve liderini yüceltmekte, bu sözleri sarf edenleri ise yerin dibine sokmakta, komik duruma düşürmektedir” diye konuştu.</p>
<p>-GÜNAY KUMAŞ BİLE DEĞİL, NE TARLADA PAMUK, NE KOYUNDAN YÜN OLABİLMİŞTİR-</p>
<p>&#8220;CHP’den Milletvekili seçilmiş, Genel Sekreterlik yapmış, iki kez Genel Başkan adayı olmuş bir siyasetçi olan Ertuğrul Günay’ın, CHP ile ilgili hala değerlendirmeler yapıyor olması, içinde kalan ukdenin sonucudur&#8221; diyen İnce Bakan Günay&#8217;ı şu sözlerle eleştirdi:</p>
<p>&#8220;Ertuğrul Günay, kumaş bile değildir. Ne tarlada pamuk, ne koyunda yün olabilmiştir. Bugün demokrasiden söz eden, demokratikleşmeden söz eden Sayın Ertuğrul Günay, Çok değil, 8 yıl önce, 03.10.2002 tarihinde, ‘Milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olmayan biri (Tayyip Erdoğan) kendi partisinin 550 milletvekilinin belirlenmesinde etkili oldu. Böyle demokrasi olabilir mi?’ demişti. 3 Kasım 2002 seçimleri öncesinde, listeye alınmayınca dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer’e mektup yazan Ertuğrul Günay; bugün kurulan ve Anayasa değişikliği ile taçlandırılmak istenen sivil faşizmin savunuculuğuna soyunmuştur.”</p>
<p>Bakan Günay’ın açıklamalarını, “Bu hazin bir tablodur” sözleriyle değerlendiren İnce, “Bu bir siyaset adamının görüşlerini neler için değiştirdiğini gösteren ibretlik bir olaydır” dedi. Günay’a bir de çağrıda bulunan İnce şu sözlerle yüklendi:<br />
“Sayın Ertuğrul Günay’a çağrımız nettir, CHP ve CHP’nin Genel Başkanı ile ilgili söz söylerken, önce geçmişte söylediklerini, geçmişte yaptıklarını düşün, sonra konuş. Konuşmaya devam edeceğim diyorsan çık karşıma, istediğin televizyon kanalında istediğin gazetecileri al yanına, tartışalım, geçmişini hatırlatayım sana. Geçmişte söylediklerini yazdıklarını, altına imza attığın bildirilerde bugün savunduğun AKP’yi nasıl yerden yere vurduğunu anlatalım sana. Sayın Ertuğrul Günay, liderlik kumaşını bırak, birazcık erdem kumaşı almaya bak, kendi geçmişinle yüzleşemiyorsan döneklik kumaşına bak. Ertuğrul Günay’ın iddia ettiği gibi bu Anayasa değişikliğine hayır diyenlerin aklı tatilde değil, aksine Sayın Ertuğrul Günay gibilerinin duyguları devrede, akılları ve insani erdemleri devre dışındadır.” </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/ertugrul-gunayda-doneklik-kumasi-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ VE CEMAAT</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/anayasa-degisikligi-ve-cemaat/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/anayasa-degisikligi-ve-cemaat/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 10:07:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=55141</guid>
		<description><![CDATA[Demokratik ve eşitlikçi bir devlet mi istiyoruz, yoksa cemaat tarafından bütün kurumları ele geçirilmiş bir cemaat devleti mi? Sayın Hanefi Avcı yeni bir kitap yayınladı. Bu kitabında Cemaat örgütlenmesinden bahsediyor. İçişleri Bakanlığı ve devlet içinde nasıl bir örgütlenme olduğunu ve devletin birçok mekanizmasını nasıl ele geçirdiklerini anlatıyor. İçişleri bakanlığı değil sadece cemaat yapılanmasının etkin olduğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.fbkg.org/ergenekon-ve-fetullah.jpg" class="alignnone" /><strong><br />
Demokratik ve eşitlikçi bir devlet mi istiyoruz, yoksa cemaat tarafından bütün kurumları ele geçirilmiş bir cemaat devleti mi?<br />
<span id="more-55141"></span><br />
Sayın Hanefi Avcı yeni bir kitap yayınladı. Bu kitabında Cemaat örgütlenmesinden bahsediyor. İçişleri Bakanlığı ve devlet içinde nasıl bir örgütlenme olduğunu ve devletin birçok mekanizmasını nasıl ele geçirdiklerini anlatıyor. İçişleri bakanlığı değil sadece cemaat yapılanmasının etkin olduğu yer. Milli Eğitim ve diğer birçok kurumda da cemaat çok fazla etkinlik ele geçirmiş durumdadır. </strong></p>
<p>Bu etkinlik sadece bu dönemde mi olmuştur? Sadece bu hükümet mi yapmıştır bu işi? Daha önceki hükümetler ak kaşık mıdır bu konuda? Elbette hayır. Zaten yıllardır süren bu ele geçirme operasyonlarının sonucu bu hükümet bu kadar güçlü gelmemiş midir? Çok daha öncesine gitmeden M.C. yani Demirel- Erbakan-Türkeş hükümetleri dönemine bakmak yeterlidir cemaat örgütlenmelerine.<strong> O dönemlerde yoğunluk kazanan örgütlenmeler bu dönemlerde hızını artırmıştır sadece. Onlar içeride güçlendikçe daha pervasızlaşmaya ve yaygınlaşmaya başlamışlardır.</strong></p>
<blockquote><p><strong>Etkin olamadıkları 2 – 3 kurum kaldı ise, bunlar TSK ve Adalet Teşkilatıdır. Bunu da kendileri ifade etmektedir sürekli olarak. TSK konusunda son dönemde kendi sermayeleri ile kurdukları Taraf gazetesi öncülüğünde yapılan yıpratma çalışmaları ve açılan soruşturmalar zaten bu çalışmaların ne kadar yoğun şekilde çalıştıklarını göstermektedir. Adalet teşkilatında ise yıllardır yetiştirdikleri Hakim-Savcılar aracılığı ile alt yapıda ele geçirdikleri gücü artık yönlendirici mekanizmalarda da göstermek istemektedirler.</strong></p></blockquote>
<p>Yönetici mekanizmalar olan Yargıtay-Danıştay-Anayasa Mahkemesi ve HSYK gibi kurumlarda etkin olma zamanı geldi diye düşünen cemaat artık bu konuda harekete geçmiştir.<strong> HSYK yapısı değiştiği anda cemaat artık örgütlenmelerinin önündeki en büyük engel olarak gördükleri kurumu ele geçirmiş olacaktır. HSYK sayesinde istedikleri kişileri ve Cemaat üyelerini gerekli yerlere, kilit noktalara tayin ederek örgütlenmeyi tamamlayacaklardır</strong>.<br />
<strong>HSYK üye sayısı artırılarak 22 üye olması isteniyor. Bu sayının 10 tanesini 12.000 hakim-savcı kendileri seçecek. Yurdun dört bir tarafında görev yapan hakim-savcılar kimi veya kimleri tanıyor ki bu seçimi tam olarak hakkını vererek yapacaklar.HSYK ya aday olan bir kişi kendini bu kadar kişiye tanıtmak için il il gezecek mi? Mesleğini yapmak yerine bir parti lideri gibi mitingler- toplantılar mı yapacak? </strong></p>
<p><strong>Ya da yurdun dört bir tarafında şu an görevde bulunan cemaat üyesi, parti yandaşı hakim savcılara tek bir merkezden bildirilecek isimlerin seçilmesi mi sağlanacak? Hangisi daha kolay olur sizce?12.000 kişi arasında en çok oyu alan aday ( demokratik bir şekilde) HSYK üyesi olarak yeni tayin ve atamaları yapma yetkisi alacak.</strong></p>
<blockquote><p><strong>İşte Anayasa değişikliğinde hedeflenenlerden biri de budur. Cemaat merkezi üyesi olan hakim savcılara gerekli talimatları verecekler. Seçim yapılırken aday isimleri bildirilecek ve bunlara oy vermeleri istenecek. Örgütlü olmayan olamayan diğer hakimler düşünüldüğü zamanda bunların rahatlıkla seçimlerde öne geçmeleri sağlanmış olacaktır. HSYK ele geçtiği zaman zaten Yargıtay- Danıştay örgütlenmesinin önü açılmış olacaktır. </strong></p></blockquote>
<p>Hanefi Avcı şu an ele geçen kurumları zaten yazmıştır. Emniyet teşkilatını ele geçirdiği söylenen cemaat, adalet teşkilatını da ele geçirdiği zaman artık istedikleri her kararı da o teşkilattan çıkarabileceklerdir. Yani emniyetin yaptığı soruşturma(!) ve incelemelerin (!) sonuçları da en kısa sürede karara bağlanabilecektir.<br />
<strong>Referandumda oy verecek ve hala kararsız olduğunu düşünen kişilere bu hatırlatmayı da yapmak gerekmektedir. Demokratik ve eşitlikçi bir devlet mi istiyoruz, yoksa cemaat tarafından bütün kurumları ele geçirilmiş bir cemaat devleti mi?</p>
<p>RECEP ULUTÜRK<br />
İLK KURŞUN</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/anayasa-degisikligi-ve-cemaat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sorulara sorularla cevap veriyorum</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/sorulara-sorularla-cevap-veriyorum/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/sorulara-sorularla-cevap-veriyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 09:53:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=55137</guid>
		<description><![CDATA[- ANKARA’DAN A.G. SORUYOR: İslamcı geçmişiniz peşinizden gelecektir. Ben sizin sandık başına gittiğinizde “evet” diyeceğinize eminim. - CEVAP VERİYORUM: Referandumda kutsal bir metin mi oylanıyor ki, sandık başına gidince “‘Hayır’ dersem imanım elden gider, ‘evet’ diyerek imanımı kurtarayım” duygusuna kapılayım? Bir ideolojinin esiri olan bugünkü yargı düzeni, Tayyip Erdoğan’ın esiri olunca “İslami” hale mi gelecek? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>- ANKARA’DAN A.G. SORUYOR: İslamcı geçmişiniz peşinizden gelecektir. Ben sizin sandık başına gittiğinizde “evet” diyeceğinize eminim.<span id="more-55137"></span></p>
<p>-  CEVAP VERİYORUM: Referandumda kutsal bir metin mi oylanıyor ki, sandık başına gidince “‘Hayır’ dersem imanım elden gider, ‘evet’ diyerek imanımı kurtarayım” duygusuna kapılayım? Bir ideolojinin esiri olan bugünkü yargı düzeni, Tayyip Erdoğan’ın esiri olunca “İslami” hale mi gelecek? “Yargı kimsenin esiri olmasın” diye “hayır” vermek daha hayırlı bir iş değil mi? Son söz: “Her şeyi gördüm/İçim rahat.”<br />
* * *<br />
-  BALIKESİR’DEN K.S. SORUYOR: Hayır propagandası yaparak bütün değerlerinize sırt çevirdiğinizin farkında mısınız?<br />
-  CEVAP VERİYORUM: Hangi değerlerime sırt çevirmiş oluyorum? Bu iktidarın oylamaya sunduğu Anayasa değişiklik metni, neden benim “bütün değerlerimin taşıyıcısı” olsun ki? “Daha iyi bir metin” talep etmek, değerlerime sırt çevirmek anlamına mı gelir, yoksa daha sağlam değerleri kucaklama çabası anlamına mı gelir?<br />
* * *<br />
-  SAMSUN’DAN H.Y. SORUYOR: Egemenlere yaranmak için çırpınma Ahmet Hakan&#8230; Neden milletin yanında saf tutmuyorsun?<br />
-  CEVAP VERİYORUM:  Egemenler değişmedi mi? Dünün egemenlerinin yerini bugünkü egemenler almadı mı? O halde “egemenlere yaranmak” fiilinin daniskasını görmek için başka mecralara bakmak gerekmez mi? Milletin yanında saf tutmak için “millet”in de tarif edilmesi gerekmez mi? “hayır” oyu verecekler milletten sayılmıyor mu? Sadece “evet” oyu verenlerin yanında saf tutunca mı milletin yanında saf tutulmuş oluyor?</p>
<p>Yeni başlayanlar için Veysel Eroğlu</p>
<p>İŞİNE biraz fazla odaklanmış, çalışkan ve dürüst bir adamdır Çevre ve Orman Bakanı Veysel Bey&#8230;<br />
Eskiden daha halim selim, daha ihtirassız, daha mutedil idi.<br />
Fakat iktidarın bozan etkisinden o da nasibini aldı: Sivri çıkışlar, sadece kendini önemsemeler, muhterisliği gizlememeler, dikkat çekme çabaları falan.<br />
Ama hakkını yemeyelim: Demirel’den sonra “Barajlar kralı” lakabını en fazla hak eden isim odur&#8230; “Su” işini de gayet iyi bilir&#8230;<br />
* * *<br />
Ama sorun şuradadır:<br />
Kendisini “ihtisas” alanına o kadar kaptırmıştır ki, alanının dışında başka hayatlar ve değerler olduğunun farkında bile değildir. Bizans tarihini küçümser, Roma tarihini takmaz&#8230;<br />
“Hasankeyf’te bir numara yok” der&#8230;<br />
Arkeologları “boş işler yapan adamlar”, çevrecileri ise “gıcık tipler” olarak görür. Ona göre “sanatçı”, sadece kendi işini yapması gereken kişidir.<br />
Tarkan şarkı söyleyecektir, Veysel Bey baraj yapacaktır. Görev dağılımı yapılmıştır. Kimse kimsenin işine burnunu sokmayacaktır.<br />
“İhtisaslaşma” meselesini o kadar abartmıştır ki, sonuçta geldiği yer burasıdır.<br />
Aslında kötü biri değildir Veysel Bey&#8230; Samimiyetsiz falan da değildir. Sadece bilinçsizdir.<br />
“Uzmanlık neden bazen zararlıdır?”, “Uygarlıklar arasında neden ayrımcılık yapılmaması gerekir?”, “Sanatçılar neden politika yapmalıdır?” gibi konularda kurs alsa mesele çözülecektir.<br />
Hatta bu kadarına bile gerek yok, geceleri yatmadan önce roman okusa da toparlayabilir.</p>
<p>Yaşama sevincimi öldüren birkaç tip</p>
<p>-  Kendi fikrini oluşturmadan önce “Kim ne diyor” diye etrafı kesen hesapçı tip.<br />
-  Zerre kadar yeteneği olmadığı halde acıklı bir güldürme çabası içine giren tip.<br />
-  Hasbelkader elde ettiği başarısını hazmedemediği için trip atan tip.<br />
-  Bütün enerjisini işini iyi yapmak yerine makamını korumaya adayan tip.<br />
-  Henüz star bile olamamışken starın da starı havası basan tip.<br />
-  Cemaatçilik kaygısı nedeniyle haksızlık karşısında susan tip.<br />
-  Arsız bir şımarıklığa sığınarak cehaleti ile övünen tip.<br />
-  Kendi telefonu dinlendiğinde ortalığı ayağa kaldıran ama başkalarının telefonları dinlendiğinde suspus olan tip.</p>
<p>Kılıçdaroğlu için üç yeni kavram</p>
<p>CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Saadet Partisi lideri Numan Kurtulmuş’un benzetmelerinden etkilenen bir isim&#8230;<br />
Mesela Kurtulmuş’un, “Harun gibi gelip Karun gibi gitmeyeceğim” cümlesini pek sevmişti.<br />
En son miting meydanlarında “Firavun” nitelemesini kullandığını öğrendim.<br />
Kemal Kılıçdaroğlu’na daha sistematik gitmesi ve bilinçli kullanım için küçük bir rehberlik yapalım ve üç kavram hakkında tüyo verelim:<br />
* * *<br />
-  KARUN: Haksız mal edinenlerin ve hazineyi soyanların sembolü&#8230;<br />
-  FİRAVUN: İktidarını zulüm üzerine kuranların sembolü&#8230;<br />
-  BEL’AM: Haksız servet edinen Karunlara ve gücünü zulüm için kullanan Firavunlara dinden dayanak sağlayanların sembolü&#8230;</p>
<p>Kitaplığım ve ben</p>
<p>-  Kitaplıkta hiç de iyi durmasalar da, sahaflardan aldığım yıpranmış kitaplar, her zaman gözbebeğimdir.<br />
-  Ben de Orhan Pamuk gibi çok kitabım olmasıyla övünme dönemimi tamamladım. Artık eleyebiliyorum kitapları&#8230; Sayfasını çevirmeyeceğime inandığım kitapları, hınzır bir gülümseme ve muhteşem bir kararlılıkla çıkarıp atmaktan tuhaf bir haz alıyorum.<br />
-  Başkalarının benden ve benim gibilerden hacıladıkları kitaplarla kendilerine kitaplık kurduklarını bilmem zerre kadar öfke yaratmıyor bende. Başkalarının kitaplıklarını kıskanma dönemini de geride bıraktım galiba&#8230;<br />
-  Ansiklopedileri elden çıkarıyorum. Kişisel gelişim kitaplarının tümüne kırmızı kartı gösterdim. Şiir kitaplarıyla başım hiç hoş değil. Yeniyetme romancıların ilk romanlarına da fazla şans tanımıyorum&#8230;<br />
-  Kitaplığımın başköşesinde ağırladığım kitaplar, her dönem değişiyor. Mesela şu sıralar “anı” kitapları, kitaplığın en mutena bölümünde ağırlanıyor. İmamın, celladın, ara dönem bürokratının, mimarın, generalin&#8230; Hiç fark etmiyor&#8230; Yeter ki anı olsun.<br />
-  Kitaplığımı görüp de “Bunların hepsini okudunuz mu?” diye sorduklarında, dudaklarıma ironik bir kıvrım kondurup Enis Batur’dan ödünç aldığım cevabı yapıştırıyorum: “Bunlar okuduklarımın yarısı&#8230;”</p>
<p>İşkence arası namaz</p>
<p>TARAF Gazetesi’nde bir tanıkla yapılan röportajı okudum: Hanefi Avcı, 12 Eylül döneminde işkence yaparken namaz arası veriyormuş.<br />
Sadece Hanefi Avcı’nın günahı değildir bu&#8230;<br />
“İşkence yaparken namaz arası veren dindar polisler” olgusu, benim yabancım değildir. Çok hikâye dinledim bu konuda.<br />
Bir de kişisel tanıklığım var:<br />
ANAP döneminde Bursa’da “türban eylemi” yaparken gözaltına alınmıştık. Abdest almaktan dönen takunyalı bir polis, arkadaşlarımızdan birine feci bir tokat atmıştı. “Bize böyle yapıyorlarsa solculara ne yapıyorlardır” falan demiştik.<br />
* * *<br />
Her şeyi ama her şeyi anlarım ama dindar bir polisin işkence yapmasını anlayamam. Büyük bir insanlık suçu işlemek ile dindar olmak arasındaki uyumsuzluk sorununu nasıl çözüyorlardı acaba?</p>
<p>AHMET HAKAN-HÜRRİYET</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/sorulara-sorularla-cevap-veriyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2008 YAŞ’ının parlak isimleri nasıl Balyoz sanığı oldu</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/2008-yas%e2%80%99inin-parlak-isimleri-nasil-balyoz-sanigi-oldu/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/2008-yas%e2%80%99inin-parlak-isimleri-nasil-balyoz-sanigi-oldu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 09:50:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=55135</guid>
		<description><![CDATA[2008 Ağustos ayında toplanan Yüksek Askeri Şûra’da Deniz Kuvvetleri’nde “tuğamirallik” rütbesine terfi eden kurmay albayların listesinde bir numarada Serdar Okan Kırçiçek’in adı yer alıyor. Aynı Şûra’da tuğamiralliğe ikinci sırada Kurmay Albay Cem Aziz Çakmak yükseldi. Çakmak’ı üçüncü sırada Kurmay Albay Levent Erkek izledi. Toplam 7 kişilik tuğamiralliğe terfi listesinin dördüncü sırasında Mehmet Fatih İlğar’ın, yedinci [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>2008 Ağustos ayında toplanan Yüksek Askeri Şûra’da Deniz Kuvvetleri’nde “tuğamirallik” rütbesine terfi eden kurmay albayların listesinde bir numarada Serdar Okan Kırçiçek’in adı yer alıyor. Aynı Şûra’da tuğamiralliğe ikinci sırada Kurmay Albay Cem Aziz Çakmak yükseldi.<span id="more-55135"></span></p>
<p>Çakmak’ı üçüncü sırada Kurmay Albay Levent Erkek izledi.<br />
Toplam 7 kişilik tuğamiralliğe terfi listesinin dördüncü sırasında Mehmet Fatih İlğar’ın, yedinci sırasında ise Turgay Erdağ’ın ismi var.<br />
BALYOZ SANIĞI NATO KARARGÂHINDA<br />
Bu ekipteki isimlerin hemen hemen hepsi 40’lı yaşların ortalarındaydılar amiralliğe adım attıklarında. Örneğin, 1964 doğumlu Tuğamiral Levent Erkek 44 yaşında amiral oldu.<br />
Bu ekibi Deniz Kuvvetleri’nin bir kuşağı içindeki en parlak isimler arasında göstermek herhalde bir abartma olmaz.<br />
Burada sıraladığımız 5 ismin de bugün Balyoz iddianamesinde sanık ya da soruşturma kapsamında olduğunu öğrenmek bazı okurlara şaşırtıcı gelebilir.<br />
Burada en çarpıcı örnek, soruşturması sürmekte olan 2008 YAŞ’ının devre birincisi Tuğamiral Kırçiçek’tir. Balyoz iddianamesinin sonunda yer alan bir ayırma kararına göre, Tuğamiral Kırçiçek hakkındaki dosya Balyoz çerçevesinde açılan 2010 /1439 numaralı yeni bir soruşturma dosyasına aktarılmıştır.<br />
Tuğamiral Kırçiçek, halen NATO’nun Napoli’deki Güney Avrupa Müttefik Kuvvetleri Karargahı’nda harekattan Sorumlu Kurmay Başkan Yardımcısı olarak görev yapmaktadır.<br />
2008 YAŞ’ında ikinci sırada terfi eden Tuğamiral Çakmak, Balyoz iddianamesinin 106 numaralı sanığıdır ve halen Marmaris’te Deniz Kuvvetleri Güney Görev Grup Komutanı olarak görevlidir.<br />
Aynı listeden Tuğamiral Erkek, Balyoz’un 114 numaralı sanığıdır ve Karamürsel’deki Eğitim Merkezi Komutanlığına atanmıştır.<br />
İddianamenin 105 numaralı sanığı Tuğamiral İlğar, İskenderun Deniz Üs Komutanı’dır.<br />
Tuğamiral Erdağ ise Sahil Güvenlik Komutanlığı Kurmay Başkanı olarak Ankara’da görev yapıyor.<br />
HER 4 AMİRALDEN 1’İ SANIK<br />
İddianamenin Deniz Kuvvetleri’ne ilişkin bölümünden başka çarpıcı kesitler de gösterilebilir; 2009 YAŞ’ında tuğamiral rütbesinden tümamiralliğe birincilikle terfi eden Soner Polat ile ikincilikle terfi eden Ali Semih Çetin’in durumları gibi&#8230; Her ikisi de Balyoz sanığıdır.<br />
Tümamiral Polat, halen Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Karargahı’nda Lojistik Başkanı olarak görev yapıyor. Tümamiral Çetin ise Donanma Komutanlığı Kurmay Başkanı.<br />
Bu isimlerden Tümamiral Çetin yaklaşık bir buçuk ay kadar hapis yatmıştır. İlk gruptaki sıraladığımız gruptan Tuğamiral Çakmak ile Tuğamiral Erdağ da Hasdal’daki askeri tutukevinde konaklayan askerler arasındalar. Bu listeye Balyoz’un 10 numaralı sanığı Tümamiral Cem Gürdeniz de eklenebilir.<br />
Toplam 196 sanığı bulunan Balyoz davasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı toplam 52 sanıkla temsil ediliyor. Bu toplamın 12’si emekli, 39’u muvazzaf gözüküyor. (Açık kaynaklardan yaptığımız bu derlemede emekli-muvazzaf oranında bir iki kişilik hata payı bırakmak istiyoruz.)<br />
Toplam 52 sanık içinde 22’si amiral rütbesinde (yüzde 42). Bunlardan 10’u emekli, 12’si muvazzaf gözüküyor. Aktif görevde olanlar içinde 2 koramiral, 3 koramiral ve 7 tuğamiral var. Amiral kadrosunun 50 dolayında olduğu hesaba katıldığında, Deniz Kuvvetleri’nde her 4 amiralden biri Balyoz sanığı diyebiliriz.<br />
Önem taşıyan bir nokta, Deniz Kuvvetleri’nden sanıkların büyük çoğunluğunun 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından haziran ayı sonunda çıkartılan “yakalama” listesine dahil edilmiş olmasıdır. Bir üst mahkeme itirazları kabul etmeseydi, bu kadronun önemli bir bölümü bugün tutuklu olacaktı.<br />
DENİZ KUVVETLERİ’NDE SANCILI DÖNEM<br />
Balyoz davası, kuşkusuz Deniz Kuvvetleri’ni pek çok bakımdan etkiledi. Sanıkların terfilerinin askıda tutulması yaşanan sorunlar içinde önemli bir yer tutuyor.<br />
Sıkıntının bir boyutu, sanıklar arasında yer alan ve geçen ağustos ayındaki YAŞ’ta ilk kez tuğamiralliğe terfi sırası gelmiş olan kurmay albayların yükselmelerinin önünün kapanmış olmasıdır. Bu haliyle Balyoz’un, koramiral, tümamiral ve tuğamiral rütbeleri de dahil olmak üzere, Deniz Kuvvetleri’nin iki-üç kuşağı üzerinde belli bir sancı yarattığı inkar edilemez. Bu sıkıntının ne kadar süreli olacağı tabii ki davanın süresi, seyri ve sonucuyla ilişkili olacaktır.<br />
İddianamede sanıklara yüklenen suçlar incelendiğinde, ezici çoğunluğu 2003 yılında Balyoz darbe planı çerçevesinde hazırlandığı iddia edilen SUGA Planı kapsamında oluşturulan grup ve birliklerde yer almakla suçlanıyor. Dün Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu’nun örneğinde gösterdiğimiz gibi, delillerin neredeyse tümü imzasız bilgisayar çıktıları. Savcıların ana dayanağı, bu belgelerde sanıkların isimlerinin geçiyor olması.<br />
Bugün sanık olan tuğamiral ve tümamirallerin çoğu 2003 yılında kurmay albay ya da yarbay rütbesindeydi.<br />
Bir de delil dosyasında Deniz Kuvvetleri’nin geleceğiyle ilgili bir amiral terfi listesi ile “hassas personel listesi” başlıklı iki ayrı belge var ki, onlar da yarınki yazımızın gündemini oluşturacak.</p>
<p>SEDAT ERGİN-HÜRRİYET</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/2008-yas%e2%80%99inin-parlak-isimleri-nasil-balyoz-sanigi-oldu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Son derece eşitsiz bir kampanya yürütülüyor</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/son-derece-esitsiz-bir-kampanya-yurutuluyor/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/son-derece-esitsiz-bir-kampanya-yurutuluyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 09:49:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=55133</guid>
		<description><![CDATA[EN başından beri çok eşitsiz bir referandum kampanyası izliyoruz. Seçim yasakları başlamadan önce AKP, iktidarda olmanın tüm avantajlarını kullandı. Bu döneme ertelenen açılışlar, temel atma törenleri devlet olanaklarıyla referandum kampanyası için kullanıldı. Aynı dönemde muhalefet kendi olanaklarıyla bu kampanyayı yürüttü. Şimdi de ortalık AKP’nin afişlerinden, pankartlarından geçilmiyor. Gazetelere verilen tam sayfa ilanlar da cabası. Muhalefet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>EN başından beri çok eşitsiz bir referandum kampanyası izliyoruz.<br />
<span id="more-55133"></span><br />
Seçim yasakları başlamadan önce AKP, iktidarda olmanın tüm avantajlarını kullandı. Bu döneme ertelenen açılışlar, temel atma törenleri devlet olanaklarıyla referandum kampanyası için kullanıldı. Aynı dönemde muhalefet kendi olanaklarıyla bu kampanyayı yürüttü.<br />
Şimdi de ortalık AKP’nin afişlerinden, pankartlarından geçilmiyor. Gazetelere verilen tam sayfa ilanlar da cabası.<br />
Muhalefet aynı yoğunlukta bir kampanya yapamıyor, çünkü onlar en başından beri kendi paralarını harcayarak bu işi yürütmeye çalışıyorlar.<br />
Gazete ve televizyonlarda da haberlerin verilmesi çerçevesinde eşitsiz bir durum var.<br />
Yandaş medya bütün mesaisini “evet” üzerine yoğunlaştırmış durumda. Uzaydan gelip bu gazetelere bakan birisi, Türkiye’de referandumda herkesin “evet” diyeceğini zannedebilir.<br />
Hükümetten bağımsız gazeteler normal olarak eşit davranmaya çalışıyorlar ama hükümetin medya üzerindeki bilinen baskısı, burada da eşitliği bozuyor gibi geliyor bana.<br />
Belediyelerin mülkiyetinde olan ve ihale ile özel şirketlere kiralanıp, pazarlanan billboardlara bile iktidar gücü kullanılarak el konuluyor. Reklam şirketleri açık hava medyasında daha önceden planladıkları yerleri kullanamıyorlar çünkü onlara verilen talimat billboardların boşaltılması yönünde. Bildiğim örnekler vara ama yazamıyorum, çünkü o firmalara zarar gelmesinden endişe ediyorum.<br />
Valilikler zoruyla parti binalarından indirilen “hayır” afişlerini saymıyorum.<br />
Geçen gün AKP’nin afişlerini yırtan bir grup genç polis tarafından gözaltına alındı, bütün geceyi karakolda geçirdiler.<br />
Bunun hangi kanunun, hangi maddesine sığdığını İçişleri Bakanı anlatsa da öğrensek.<br />
Ama AKP önemli bir şeyi de ihmal ediyor gibi geliyor bana: Aşırı reklamın zorlanması toplumsal meselelerde ters tepebilir. Bakalım, bekleyip 10 gün sonra göreceğiz.</p>
<p>Samimiyetin mumu tayine kadar yandı!</p>
<p>AKP ideolojisinin “demokrat” olamayacağına olan inancımı bu köşenin okuyucuları biliyorlar.<br />
Bir yandan bu ideolojinin temelindeki biat kültürü, diğer yandan demokrasiyi sadece bir oy çokluğundan ibaret sayan anlayışı ve liderinin “ister asarım, ister keserim” tutumu, bu görüşümü destekliyor.<br />
Zaman zaman Türkiye’deki herkesten daha demokrat ve insan haklarına saygılı gibi görünmeleri birçok kişiyi yanıltıyor olabilir. Bu konudaki kafa karışıklığının nedeni bu olmalı.<br />
Hrant Dink’in ailesinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde açtığı davaya gönderilen “Nazi savunması”ndan sonra, hükümetin alelacele bu hatayı telafi etmeye çalışması da böyle bir durum.<br />
Bu tutuma bakınca “işte gerçek demokratlar” demek mümkün çünkü.<br />
Ama bunun bir “durumu kurtarma manevrası” olduğunun anlaşılması için çok beklememiz de gerekmedi.<br />
Mumun yanması, bir tayine kadar sürdü.<br />
Akşam’ın haberine göre, “Nazi savunması” diye nitelenen savunmayı hazırlayan kişi Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdür Yardımcılığı’ndan, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı Hukuk İşleri Daire Başkanlığı’na getirilmiş!<br />
Yani AKP’nin son aylardaki en önemli icraatlarından biri olan bir yeni kurumun, bütün hukuk işleri ondan sorulacak.<br />
Cumhurbaşkanı’nın, Adalet Bakanı’nın, Dışişleri Bakanı’nın “rahatsızlık duyduklarını söyledikleri” savunmayı yazan anlayıştaki kişi terfi ettirilmiş!<br />
Bunu gördükten sonra bu hükümetin Dink Davası Savunması ile ilgili gösterdiği tutumda samimiyet olduğunu düşünebilmek mümkün mü?</p>
<p>Başbakan savcı mı yargıç mı?</p>
<p>KAMU Personel Seçme Sınavı’ndaki kopya kuşkusu üzerine öğretmen atamalarının iptal edilmesi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı rahatsız etmiş.<br />
Bunun üzerine Başbakan, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile görüşerek bir inceleme yapılmasını ve soruşturma sonucunda hazırlanacak raporun kendisine sunulmasını, ardından da muhatap tüm kurumlara iletilmesini istemiş.<br />
Hürriyet’te dün yayımlanan habere göre MİT, bu amaçla Ankara Emniyeti İstihbarat Şubesi ile ortak çalışacakmış.<br />
Biliyorsunuz, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da bu konuda bir soruşturma yürütüyor.<br />
Haberi okuyunca Hakan Fidan’ın atanması sırasında söylenenleri hatırladım: Hani MİT artık sadece dış istihbarat faaliyetlerine yönelecekti? Perhiz ile lahana turşusu biraz karışmış görünüyor.<br />
Öte yandan savcılığın el koyduğu ve yürüttüğü bir soruşturma da var.<br />
Bu durumda Emniyet’in olanaklarının savcılığın emrinde olması, soruşturmanın savcılığın talimatları ve bilgisi dâhilinde yürütülmesi gerekiyor.<br />
Ama Başbakan savcılık dışında bir görevlendirme yapıyor, Emniyet görevlendirilen o kuruma yardım ediyor, soruşturmanın sonucu da savcılığa değil, önce Başbakan’a verilecek!<br />
Başbakan savcı değil, yargıç değil.<br />
Soruşturma savcılık tarafından yürütüldüğüne göre ulaşılan bilgiler önce orada olmalı. Dava açılıp açılmamasına karar verecek olan merci orası çünkü. Ve elbette dava açılana kadar da dosyanın gizliliği esas. Başbakan hangi yetkiye dayanarak gizli kalması gereken soruşturma dosyasını görecek?<br />
“Hukuk devleti”ne ne oldu?</p>
<p>Mehmet Y. YILMAZ-HÜRRİYET</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/son-derece-esitsiz-bir-kampanya-yurutuluyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İktidarın tam saha pres uygulaması</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/iktidarin-tam-saha-pres-uygulamasi/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/iktidarin-tam-saha-pres-uygulamasi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 09:45:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=55131</guid>
		<description><![CDATA[FUTBOLDA ve basketbolda bazı takımlar zaman zaman bu taktiği uygularlar. Amaç, rakip takımın oyununu bozmak, istediği futbolu sergilemesine engel olmaktır. “Tam saha pres”i kusursuz uygulamayı başaran takımlar çoğu zaman olumlu sonuç alırlar. Bugün Türkiye’de yürütülen referandum kampanyasında iktidar partisi de aynı taktiği uyguluyor. Hem de eşitliği bozacak yoğunlukta&#8230; Muhalefet partileri ile “Hayır” diyecek seçmene nefes [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>FUTBOLDA ve basketbolda bazı takımlar zaman zaman bu taktiği uygularlar.</p>
<p>Amaç, rakip takımın oyununu bozmak, istediği futbolu sergilemesine engel olmaktır.<span id="more-55131"></span></p>
<p>“Tam saha pres”i kusursuz uygulamayı başaran takımlar çoğu zaman olumlu sonuç alırlar.<br />
Bugün Türkiye’de yürütülen referandum kampanyasında iktidar partisi de aynı taktiği uyguluyor.<br />
Hem de eşitliği bozacak yoğunlukta&#8230;<br />
Muhalefet partileri ile “Hayır” diyecek seçmene nefes aldırmıyorlar.<br />
İktidar partisi “tam saha pres”i hemen bütün alanlarda yapıyor.<br />
Kentler, ilçeler ve bütün sokaklar dev “Evet” afişleriyle dolu.<br />
“Hayır” afişlerinin asılması çeşitli gerekçelerle engelleniyor.<br />
Hemen tüm gazetelerde iktidar partisinin çarşaf çarşaf tam sayfa “Evet” ilanları insanların gözüne sokuluyor.<br />
Meslek kuruluşları, odalar, sivil toplum örgütleri, sendikalar, dernek ve vakıflar “Oyumuz evet” açıklaması için iktidar tarafından zorlanıyor.<br />
Başbakan tarafsız kalmaya dikkat eden kurum ve kuruluşlara “Bitaraf olan bertaraf olur” diye tehditler yağdırıyor.<br />
Bununla da kalmıyor “Şimdi susarsanız, yarın bize geldiğiniz zaman biz de susarız” diye işi şantaja kadar götürüyor.<br />
* * *<br />
Bunların dışında, devlet radyo ve televizyonlarında kampanya eşit olarak yansıtılmıyor.<br />
Halkın vergileriyle ayakta duran devlet radyo ve televizyonları hükümet organı gibi yayın yapıyor.<br />
Bu nedenle Yüksek Seçim Kurulu TRT’yi uyarmak zorunda kalıyor.<br />
İktidar partisi büyük paralar harcarken, öteki partiler ciddi şekilde zorlanıyor.<br />
İktidar partisine para yağdıran çevreler, muhalefete selam vermeye bile korkuyor.<br />
Bu da kampanyanın dengesini iktidar partisi lehine bozuyor.<br />
Referandum kampanyasında bırakın eşitliği iktidar partisinin tam saha presi toplumu bunaltıyor.<br />
Demokratik toplumlardaki referandum kampanyalarında görülmeyen bu durum, Türkiye’de yaşanıyor.<br />
* * *<br />
Demokratik ülkelerde referandum kampanyaları Türkiye’deki gibi olmaz.<br />
Buna hem yasalar, hem toplum, hem de ilke ve kurallar izin vermez.<br />
O ülkelerde olumlu oy kullanacak olanlarla, olumsuz oy verecekler kararlarını özgürce belirlerler.<br />
Kimse kimseye baskı yapamaz.<br />
Hele hele iktidar partisi Türkiye’deki gibi “tam saha pres” uygulayamaz.<br />
Zaten uygulamak da kimsenin aklına gelmez.<br />
İnsanların kanaatlerinin oluşması için özgür bir ortam titizlikle yaratılır.<br />
Toplum bizdeki gibi kesinlikle tek taraflı propaganda bombardımanına tutulmaz.<br />
Demokratik ülkelerde bu sorumluluk hükümete aittir.<br />
Türkiye’de ise bunun tam tersi yaşanır.<br />
Bugün insanlar iradelerini bile özgürce açıklayamayacak noktaya getirilmişlerdir.<br />
Bu açıdan bakıldığında sürdürülen kampanya demokratik değildir.<br />
Değildir çünkü hükümet “Evet” oylarının sandıktan çıkması için her türlü silahı kullanıyor.<br />
İktidar, devletin bütün gücünü sandıktan “Evet” çıkması için seferber edebiliyor.<br />
Bu nedenle sürdürülen kampanya, 2011 seçimlerinin demokratik bir ortamda yapılacağına olan inancı da giderek zayıflatıyor.<br />
Dürüst, özgür, tarafsız bir seçim olacağına dair endişeler ise giderek artıyor. </p>
<p>TUFAN TÜRENÇ-HÜRRİYET</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/iktidarin-tam-saha-pres-uygulamasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KİLİSE “AÇILIMI DA” FİYASKO OLDU!..</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/kilise-%e2%80%9cacilimi-da%e2%80%9d-fiyasko-oldu/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/kilise-%e2%80%9cacilimi-da%e2%80%9d-fiyasko-oldu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 09:42:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=55129</guid>
		<description><![CDATA[RUSLAR ANTALYA’YA KİLİSE AÇMAKTAN VAZGEÇTİ! Geçen yıl yeni Bütün Rusya ve Moskova Patriği olan KİRİLL ilk ziyaretini, Fener Rum Kilisesi’ne daha sonra da Ankara’ya gelerek başbakan ve diyanet işleri başkanlığı ile karşılıklı görüşerek yaptı. Ziyaretin ayrıntılarına girmeyeceğim. Ama anlatacaklarım AKP, CHP’de siyaset yapanlar ve diğer makamlarda oturanların ayaküstü söylemler ile verdikleri stratejik kararlarda, Türkiye gerçeklerinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>RUSLAR ANTALYA’YA KİLİSE AÇMAKTAN VAZGEÇTİ!<br />
<span id="more-55129"></span><br />
Geçen yıl yeni Bütün Rusya ve Moskova Patriği olan KİRİLL ilk ziyaretini, Fener Rum Kilisesi’ne daha sonra da Ankara’ya gelerek başbakan ve diyanet işleri başkanlığı ile karşılıklı görüşerek yaptı. Ziyaretin ayrıntılarına girmeyeceğim. Ama anlatacaklarım AKP, CHP’de siyaset yapanlar ve diğer makamlarda oturanların ayaküstü söylemler ile verdikleri stratejik kararlarda, Türkiye gerçeklerinden nasıl BİHABER ve ne kadar SAF olduklarını kanıtlayacağı için  paylaşmak istiyorum.  </p>
<p>SAF’lığı görmek için ilk önce Hürriyet Gazetesi’nin 10 Temmuz 2009 tarihli  Akdeniz ekinin manşetine bakalım, “ORTODOKS KİLİSESİNE TAM DESTEK”  Haberde Ankara’ya gelen Patrik KİRİLL’in “ibadet olanağı arayan Rusların sesi olduğu” yazılı. Çünkü Ankara’da başbakan ERDOĞAN ve diyanet işleri başkanı ile görüşen KİRİLL, Antalya’da kilise açmak istediklerine ilişkin talepleri olumlu karşılanmıştır. Sıra Antalya’daki diğer sorumlu kişilerin nabzını ölçmeye gelmiştir. Bu görevi de Hürriyet Akdeniz’in muhabiri üstlenir.</p>
<p>Haberini yapmak için de, CHP’li Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Mustafa AKAYDIN, MHP’li Kemer Belediye Başkanı Mustafa GÜL, Kültür ve Turizm İl Müdürü İbrahim ACAR ve AKTOB Başkanı Sururi ÇORABATUR ile birilikte bir dizi görüşme yapar. </p>
<p>Henüz göreve geleli dört ay olan CHP’li Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Mustafa AKAYDIN, kilise için projesi olduğunu belirtir!.. Projenin hayata geçmesi için tek şartın CHP’li Büyükşehir ile AKP’li Kepez Belediyesi’nin anlaşması olduğunu söyler. Yer olarak da Dokuma Fabrikasını gösterir. Antalya’ya yapılacak kilise için de Büyükşehir’in imar planlarında yer ayırtacağını belirtir.</p>
<p>AKP’nin Antalya Kültür ve Turizm İl Müdürü İbrahim ACAR; “2008’de Antalya’ya gelen Rus Turist sayısı 2 milyon 183 bin kişi olarak gerçekleşti. Bu yılın ilk 6 ayında ise 774 bin 283 Rus turist tatil için Antalya’yı tercih etti. İnsanlar tatil yaparken sadece bedenini değil, ruhunu da getiriyor. Rus turistlerin inançlarını tatbik edeceği kiliseler açılabilir.”     </p>
<p>Kemer Belediye Başkanı Mustafa GÜL ise, “Ayin evi olsun (!)” derken, diğerleri de benzer yaklaşımlarda bulunur. Antalya’da yaşayan 26 yaşındaki Rus manken Evelina BAYSAL’da “heyecan verici” der. </p>
<p>Gelelim işin gerçeğine, Rusların Antalya’ya kilise açma isteği ilk 2000 yılında Demre’de oldu. Hala bende duran Planlarını gösterdiler. Onlara bunun Türkiye’nin siyasi yapısından dolayı olmayacağını uzun uzun anlattım. Sessizce dinlediler. Aradan zaman geçtikten sonra bu sefer de Antalya’ya kilise açma istekleri ortaya çıktı.</p>
<p>Basitçe yanıtını da vererek dedim ki,</p>
<p>- Antalya’da ki  kilisenin açılışını kim yapacak? Veya kim kutsayacak?</p>
<p>Kendi varlığını korumak üzere Türkiye’de tanımayı kabul ettiğin Fener Rum Kilisesi.</p>
<p>- Atayacağın din adamını kim soracaksın?</p>
<p>Fener Rum Kilisesi’ne.</p>
<p>- Dolayısıyla bu kilise Rusya’ya mı? Yoksa kendi Ortodoks vatandaşlarını korumak istediğin Fener Rum Kilisesi’ne mi bağlı olacak?</p>
<p>Tabii ki Antalya’daki Rusların açacağı kilise Fener Rum Kilisesi’ne bağlı olacaktır!..</p>
<p>Ve Fener Rum Kilisesi de Türkiye’nin siyasi çıkarlarından BİHABER, SAF yöneticileri sayesinde Antalya’da kilise sahibi olacaktır. Bölgeye atadığı iki metropolitlerine meşruluk kazandıracak, yetmeyecek bir de Antalya metropoliti atayacaktır. Uluslararası alanda elini daha da güçlendirecektir. </p>
<p>İşte tüm hesapları daha sonra Rusya’da yaptı. Türkiye’nin ali menfaatleri tarafımca gözetilirken, benzer menfaatler  Rusya Devleti tarafında da görüldü ve bildiğim kadarı ile Antalya’ya kilise açmaktan vazgeçtiler. Ama yakın bir gelecekte Antalya Rusya Başkonsolosluğu için yapılacak alana bir de kilise inşa edecekler. Böylelikle ilgili alan Rus toprakları sayılacağı için, Fener Rum Kilisesi’nin bir müdahalesi olmayacak, Antalya’da yaşayan veya Rusya’dan gelen turistler de dini vecibelerini burada yerine getirecek.</p>
<p>Şimdi dönelim bizim ilgililere, Türkiye’yi idare etmenini temel koşulu, Fener Rum Kilisesi’ni tanımak ve onların bulunduğu zirveden siyasi gelişmeleri görmekten geçer. Duygusallığa kapılmadan, inanç özgürlüğü gibi yadsınmayacak insan haklarını ilgilendiren karar verirken çok dikkatli olun!..  Bunun böyle olduğunu anlattıklarımın içinde fazlası ile var. Bugün Kürt sorunu ile uğraştığınız konuya bir de Fener Rum Kilisesi zirvesinden bakın. Ne göreceğinizi söyleyeyim, İstanbul merkezli Yeni Roma eyaleti. Evet yanlış okumadınız. 3 Eylül 2010</p>
<p>Saygılarımla</strong><br />
<strong>Muammer KARABULUT<br />
İLK KURŞUN</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/kilise-%e2%80%9cacilimi-da%e2%80%9d-fiyasko-oldu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CHP&#8217;li Ateş&#8217;ten şok iddia: HİLE İDDİALARI BÜYÜYOR&#8230;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/chpli-atesten-sok-iddia-hile-iddialari-buyuyor/</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/chpli-atesten-sok-iddia-hile-iddialari-buyuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 09:39:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=55127</guid>
		<description><![CDATA[CHP Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş, referandumda kullanılacak oy pusulaları, mühürler ve seçmen listelerinin mühürlenmemiş çuvallar içinde 12 Eylül’den 15 gün önce sandık başkanlarına verildiği iddialarını TBMM gündemine taşıdı. Oy pusulası ve diğer seçim dokümanlarının sandık başkanlarına, mühürlenmemiş çuvallar içinde emanet edilmesi yönteminin 2007 yerel seçimlerinde de uygulandığının ifade edildiğini belirten Ateş, “Seçim gecesi ülkemizin büyük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="more-55127"></span><strong>CHP Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş, referandumda kullanılacak oy pusulaları, mühürler ve seçmen listelerinin mühürlenmemiş çuvallar içinde 12 Eylül’den 15 gün önce sandık başkanlarına verildiği iddialarını TBMM gündemine taşıdı.</p>
<p>Oy pusulası ve diğer seçim dokümanlarının sandık başkanlarına, mühürlenmemiş çuvallar içinde emanet edilmesi yönteminin 2007 yerel seçimlerinde de uygulandığının ifade edildiğini belirten Ateş, “Seçim gecesi ülkemizin büyük kentlerinde eş zamanlı olarak yaşanan elektrik kesintilerine de vurgu yapılarak, seçimlerde hile yapıldığı konusunda ciddi iddialar ortaya atılmıştır” dedi.</p>
<p>ELEKTRİK KESİLMEMESİ İÇİN ÖNLEM ALDINIZ MI?</p>
<p>CHP Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş, TBMM Başkanlığı’na, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. Pusulaların bulunduğu çuvalların mühürlenmeden sandık başkanlarına verildiği iddiasının doğru olup olmadığını soran Ateş, “Hangi tarihte teslim edilmiştir? Çuvalların açılarak pusula ve mühürlerin çoğaltılma imkânı var mıdır? Bu nasıl denetlenecektir?” diye sordu.</p>
<p>“Yüksek Seçim Kurulunun il ve ilçelerde oy çuvalları, oy pusulası ve mühürleri saklayacak deposu yok mudur? Varsa bu seçim materyalleri neden bu depolarda saklanmamaktadır?” diye soran Ateş, Başbakan’a, şu soruları sordu:</p>
<p>“Uygulanan bu çağ dışı sistem, seçim sonuçlarının bulunduğu çuvalların ilçe kurullarına ulaşmadan önce değiştirileceği iddiasını güçlendirmiyor mu?</p>
<p>Bu çuvallardan her hangi birinin sandık başkanın evinden çalınması durumunda ne yapılacaktır?</p>
<p>2007 genel ve 2009 yerel seçimlerinde, seçimlerin doğru ve sağlıklı sayılmadığı yönündeki kuşku ve iddialar bilinmektedir. İzlenen bu yöntem aynı kuşku ve iddiaları doğurmayacak mıdır?</p>
<p>12 Eylül gecesi, 2009 yerel seçimlerinde olduğu gibi elektriklerin kesilmemesi için alınan önlemler nelerdir?” </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/2010/09/chpli-atesten-sok-iddia-hile-iddialari-buyuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
