<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İlk Kurşun Gazetesi</title>
	<atom:link href="http://www.ilk-kursun.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ilk-kursun.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 07 Feb 2012 10:28:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>&#8220;DİNCİ VE KİNCİ!&#8221;</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/haber/95068</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/haber/95068#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 10:28:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Sözcü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=95068</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/95068"><img align="right" hspace="5" width="180" src="http://gazete.netgazete.com/Gazete/sozcu.jpg" class="alignright wp-post-image tfe" alt="" title="" /></a>Devletin görevi, halkın güvenliğini sağlamak, insanları huzur içinde yaşatmaktır. Devletin görevi gençlerini çağdaş bireyler olarak yetiştirmek, onlara aş ve iş bularak iyi bir hayat sağlamaktır. Bütün bunları bir yana bırakıp &#8220;Biz dindar bir gençlik yetiştireceğiz&#8221; demek, dünya gerçeklerinden uzaklaşıp, hayatı sorgulamayan, kaderci bir toplum yaratmak anlamına geliyor. Başbakan&#8217;ın &#8220;Dindar bir gençlik yetiştireceğiz&#8221; sözünün yarattığı tartışmalar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://gazete.netgazete.com/Gazete/sozcu.jpg" class="alignnone" />Devletin görevi, halkın güvenliğini sağlamak, insanları huzur içinde yaşatmaktır.</p>
<p>Devletin görevi gençlerini çağdaş bireyler olarak yetiştirmek, onlara aş ve iş bularak iyi bir hayat sağlamaktır.<span id="more-95068"></span></p>
<p>Bütün bunları bir yana bırakıp <strong>&#8220;Biz dindar bir gençlik yetiştireceğiz&#8221;</strong> demek, <strong>dünya gerçeklerinden uzaklaşıp, hayatı sorgulamayan, kaderci bir toplum yaratmak anlamına </strong>geliyor.</p>
<p>Başbakan&#8217;ın <strong>&#8220;Dindar bir gençlik yetiştireceğiz&#8221;</strong> sözünün yarattığı tartışmalar sürerken, şu gerçeğin altını çizmek lazım:</p>
<p><strong>AKP&#8217;nin 10&#8242;uncu yılına giren iktidarında, eğitimin dinsel referanslara göre yeniden yapılanmasına yönelik birçok adım atılmış bulunuyor.<br />
</strong><br />
<strong>İmam Hatip Okulları</strong>&#8216;nda yapılan program değişiklikleri ile bu okullar genel liseler ayarına çıkartıldı. İlköğretimde <strong>Arapça</strong>, orta öğretimde de seçmeli <strong>Osmanlıca </strong>dersleri okutulması tartışılmaya başlandı. Yüksek öğretimde<strong> ilahiyat fakültelerinin sayısı ve kontenjanları büyük oranda arttırıldı</strong>. Devlet üniversitelerinde, ilahiyatların yanı sıra <strong>&#8220;İslam İlimleri Fakültesi&#8221;</strong> açıldı.</p>
<p>Görülüyor ki din dersleri, eğitimin her kademesinde yaygınlaştırılıyor, laikliği dinsizlik gibi gören ve laiklere düşman gibi bakan <strong>&#8220;Dinci ve kinci&#8221;</strong> gençler yetiştirilmeye çalışılıyor!</p>
<p><strong>Kılıçdaroğlu &#8220;Laiklik, ülkemiz için büyük bir devrim ve şanstır. Şanssızlığımız onu yeterince idrak edememiş bir zihniyetin varlığı ve tavrıdır&#8221;</strong> diye üzülmekte haklıdır.<br />
<strong>TOKMAK &#8211; SÖZCÜ</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/haber/95068/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Necdet Özel de tutuklanacak</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/haber/95051</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/haber/95051#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 10:17:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gunesco</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=95051</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/95051"><img align="right" hspace="5" width="180" src="http://www.gercekgundem.com/img/news/necdetozel45230.jpg" class="alignright wp-post-image tfe" alt="" title="" /></a>Özel, Suriye’ye müdahale karşıtı duruşunu değiştirmezse hakkında dava açılacak. SABAHATTİN ÖNKİBAR&#8217;ın yazısını okumak için BURAYA TIKLAYIN]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.gercekgundem.com/img/news/necdetozel45230.jpg" class="alignnone" /><strong>Özel, Suriye’ye müdahale karşıtı duruşunu değiştirmezse hakkında dava açılacak.</strong><span id="more-95051"></span></p>
<p><a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/95053"><strong>SABAHATTİN ÖNKİBAR&#8217;ın yazısını okumak için BURAYA TIKLAYIN</strong></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/haber/95051/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EMİN ÇÖLAŞAN: BUGÜN!..GAZETECİLİKTE 35 YIL…</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/haber/95066</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/haber/95066#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 10:13:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Emin Çölaşan]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=95066</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/95066"><img align="right" hspace="5" width="180" src="http://www.kemalistler.org/wp-content/uploads/emincolasan.jpg" class="alignright wp-post-image tfe" alt="" title="" /></a>SEVGİLİ okuyucularım, bugün 7 şubat 2012. Gazeteciliğe bundan tam 35 yıl önce bugün, 7 Şubat 1977 günü Milliyet gazetesinde ekonomi muhabiri olarak adım atmıştım. 35 yıl!..Ne de çabuk geçmiş. Benim için manevi açıdan çok önemli olan bu günde, size gazetecilik yıllarımın hesabını kısaca vermek istiyorum. Sanırım bir yazıya sığmayacak, o nedenle yarın da aynı konuyu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.kemalistler.org/wp-content/uploads/emincolasan.jpg" class="alignnone" /><strong>SEVGİLİ</strong> okuyucularım, bugün <strong>7 şubat 2012</strong>. Gazeteciliğe bundan tam <strong>35 yıl önce</strong> bugün,<strong> 7 Şubat 1977 günü Milliyet gazetesinde</strong> ekonomi muhabiri olarak adım atmıştım. </p>
<p><strong>35 yıl!.</strong>.Ne de çabuk geçmiş. <span id="more-95066"></span></p>
<p>Benim için manevi açıdan çok önemli olan bu günde, size gazetecilik yıllarımın hesabını kısaca vermek istiyorum. Sanırım bir yazıya sığmayacak, o nedenle yarın da aynı konuyu sürdüreceğim.</p>
<p>Gazeteci olmayı ömrüm boyunca hiç düşünmemiştim. Çeşitli gazetelere dışarıdan yazı verir, yazı dizileri hazırlardım ama bu mesleğe girmek hiçbir zaman aklımın ucundan geçmemişti.</p>
<p>Gazetecileri hep <strong>“Ulaşılması zor, dört dörtlük, her şeyi bilen”</strong> insanlar olarak görürdüm! Kimin ne olduğunu işe başlayınca yavaş yavaş öğrenme fırsatı buldum.</p>
<p>ODTÜ mezunu idim ve gazeteci olana kadar iki ayrı kamu kuruluşundan kovulmuştum. İlki 1969 yılında, aşkla bağlı olduğum ve o zaman çok önemli bir kuruluş olan <strong>Devlet Planlama Teşkilatı</strong>’ndan, <strong>Müsteşar Turgut Özal</strong> tarafından.</p>
<p>İkincisi 1976 yılında <strong>Petkim</strong>’den, <strong>Milliyetçi Cephe hükümeti</strong> tarafından.</p>
<p>Sonraki yıllarda bir kovulma daha yaşadım. 2007 yılında <strong>AKP hükümetinin emriyle Hürriyet gazetesinden.</strong></p>
<p><strong>Bu üç kovulma olayı da, boynumda asılı olan şeref madalyalarıdır. </strong></p>
<p>X X X</p>
<p>1970’li yıllarda<strong> Milliyet, rahmetli Abdi İpekçi’</strong>nin yönetiminde ve Türkiye’nin en saygın birkaç gazetesinden biriydi. Bu gazetenin her yıl, kurucusu<strong> Ali Naci Karacan</strong> adına düzenlediği bir yazı yarışması vardı:</p>
<p><strong>Karacan Yazı Yarışması. </strong></p>
<p>Bu yarışmaya gazeteci olanlar katılamazdı. Gazete her yıl belli bir araştırma konusu verir, katılanlar bu konuyu işler, değerlendirmeyi jüri yapardı. Buraya iki kez katıldım, yüzlerce eser arasında ikisinde de birincilik kazandım… Ve İstanbul’a gidip iki ayrı zamanda <strong>Abdi İpekçi</strong>’nin elinden ödül aldım.</p>
<p>Petkim’den de kovulunca, yapacağım bir iş kalmamıştı. Devlete bir daha beni almazlardı. Ticaret kafasından yoksundum…Ve tek çare gazetecilik olacaktı. Gazetenin Ankara temsilcisi rahmetli Orhan Tokatlı’ya gittim. O aracılık yaptı, tanıştığımız <strong>Abdi Bey</strong> beni ekonomi muhabiri olarak başlattı. Oysa ben siyasi muhabirlik istiyordum ama o koşullarda pazarlık gücüm yoktu. <strong>Abdi Bey</strong>’in sözünü hiç unutamam. “<strong>Ekonomi çok güncel olacak, siz ekonomiye bakın</strong>” demişti.</p>
<p>Böylece 35 yaşımda, <strong>en alt kademeden</strong> başladım. Torpilim, adamım yoktu, hiçbir zaman da olmadı.</p>
<p>X X X</p>
<p>Gazetecilikte ilk günüm olan <strong>7 Şubat 1977</strong>’yi hiç unutmam. Bacaklarım titriyordu. Bu benim son şansımdı. Ya gazetecilikte başarılı olacak, ya da yok olup gidecektim.</p>
<p>Sabah gazeteye geldim, ne yapacağımı bilmiyorum. Haber yazmayı bilmediğim gibi, daktilom bile yok. Öylece oturuyorum. Öğlen oldu, istihbarat şefi rahmetli <strong>Orhan Duru</strong> koridorda bağırıyor:</p>
<p><strong>“Ulan bu ne rezalet, çabuk bulun bu herifleri, gelsinler. Öğlen olmuş, haberim olmadan kaçıp yemeğe gidiyorlar. İşe gönderecek foto muhabiri yok. Ayıptır be!..”</strong></p>
<p>Meğer foto muhabirleri<strong> Asaf Uçar</strong> ve <strong>Engin Cenkçi</strong> haber vermeden dışarı tüymüşler!</p>
<p>Geldik öğleden sonraya. Yine boş oturuyorum. Bu kez koridordan sesler yükseldi:</p>
<p><strong>“Allah senin belanı versin…Vur, kır…Yapma, tutmayın beni!..”</strong></p>
<p>Koridor inliyor. Dışarı çıktığımda gördüğüm manzara, o sabah tanışmış olduğum spor servisi şefi <strong>Devrim Sağıroğlu, </strong>tanımadığım birini dövüyor! Döverken de kapılara tekme atıyor. Dayak yiyenin matbaa müdürü Mahmut olduğunu sonra öğrendim.</p>
<p>Bu iki olaya daha ilk gün tanık olunca rahatladım:</p>
<p><strong>“Ohhh, gözümde büyüttüğüm bu gazeteci milleti de bizim gibi sıradan insanlarmış!”</strong></p>
<p>Mesleğin içinde yaşadıkça daha neler görecektim!</p>
<p>X X X</p>
<p>Şansım gazetecilik açısından yaver gitti! Bir süre sonra ekonomi tıkandı,<strong> Türkiye </strong>döviz darboğazına girdi. Artık her olay benim için haberdi. Ankara’daki bütün çevremi, arkadaşlarımı seferber ettim, önüme yağan haberleri yazmaya başladım. Gece gündüz çalışıyordum. Böylece<strong> Emin Çölaşan</strong> ismi basın piyasasında tanınmaya başlandı.</p>
<p>Ancak, sadece ekonomiyle yetinmiyordum. Bazen <strong>siyasi konulara</strong> giriyor, bazen de gazetenin o zaman yayınlanan mizah ekine yazılar gönderiyordum.</p>
<p>İlk engelleme ve boğma girişimleri o zaman başladı. Ekonomi haberi dışında bir şey yazmamı istemiyorlardı. Kafa tuttum, alttan almadım, yazmayı sürdürdüm.</p>
<p><strong>Yıl 1979. Abdi Bey öldürüldü.</strong> Sonrasında gazeteyi işadamı, Sirkeci’de yedek parça ve lastik satan <strong>Aydın Doğan</strong> satın aldı. Gazetenin başına da bir süre sonra, gazeteci olmayan <strong>Tarhan Erdem’</strong>i getirdi.</p>
<p>İşte o zaman, <strong>Tarhan Erdem</strong> döneminde tamamen devre dışı kaldım. Artık hiçbir haberim gazeteye girmiyordu. O kadar ki, günün birinde beni istifaya zorlamak için elime <strong>“İstanbul’a atandınız”</strong> diye bir tebligat tutuşturdular. Böyle bir atama olayı <strong>Türk basınında ilk kez oluyordu.</strong> Yine direndim, İstanbul’a gitmedim. <strong>Milliyet’</strong>te yaşadıklarımı, belgeleriyle birlikte <strong>Önce İnsanım Sonra Gazeteci</strong> isimli kitabımda anlatmıştım.</p>
<p>Sıradan bir muhabirdim, o direnme gücünü nasıl bulduğuma bugün bile hayret ederim. </p>
<p>X X X</p>
<p>Gün geldi, patron<strong> Aydın Doğan</strong>, gazeteyi batırmak üzere olan<strong> Tarhan Erdem</strong>’e yol vermek zorunda kaldı. Gazetenin başına <em>(sonra o da öldürüldü)</em> rahmetli <strong>Çetin Emeç</strong> geldi. Hiç tanımadığım <strong>Çetin Bey g</strong>ünün birinde beni arayıp bir isteğini söyledi:</p>
<p><strong>“Siz bundan sonra her Pazar günü için ilginç bir söyleşi yapacaksınız. Söyleşi uzun olacak. Size güveniyorum…”</strong></p>
<p>Bana yeni bir görev verilmişti. Yine bacaklarım titremeye başladı. İlk söyleşiyi işadamı <strong>Halit Narin’</strong>le, ikincisini o dönemde yasaklı olan <strong>Süleyman Demirel</strong>’le yaptım. Çok ilginç, hiç kimsenin soramadığı soruları karşıma oturan herkese soruyordum.</p>
<p>Tam sayfalık söyleşi olayını da böylece tutturmuş oldum. “<strong>Tatil sohbetleri”</strong> çok iyi gidiyor, ismim yine yükseliyordu.</p>
<p>Gazetecilikte yükseliyordum ama aldığım maaş çok düşüktü.</p>
<p>X X X</p>
<p>Günün birinde hiç ummadığım bir olay gerçekleşti. <strong>Hürriyet</strong> gazetesinin sahibi, o günlerin en büyük basın patronu olan<strong> Erol Simavi</strong> beni İzmir’e davet etti. Evinde kendisiyle ilk kez tanıştım. Biraz sohbet sonrasında bir teklifte bulundu:</p>
<p><strong>“Benim okuduğum üç gazeteci vardır, biri sizsiniz…Şimdi size bir teklifte bulunacağım. Hürriyet’e gelin, söyleşileri bizde sürdürün…”</strong></p>
<p><strong>Yıl 1985.</strong> Transfer parası ve bir yerli araba aldım, maaşım arttı ve haftalık uzun söyleşilere o zaman basının gerçek amiral gemisi olan<strong> Hürriyet</strong>’te başladım.</p>
<p>Benden hemen sonra <strong>Çetin Emeç</strong> bizim gazeteye başladı ve yine benim amirim oldu.</p>
<p>O güne kadar birkaç kitabım çıkmıştı ve her kitabım piyasalarda satış rekorları kırıyordu. 1989’da <strong>Turgut Nereden Koşuyor</strong>’u yazdığımda anormal olaylar oldu ve kitap inanılmaz bir biçimde patlayıp karaborsaya düştü… Ve yayınevinden tam 270 bin kitabın parası bana ödendi. Sonrasında gazeteye bir öneri götürdüm:</p>
<p><strong>“Yazdıklarımı yüzbinlerce insan okuyor. Ben artık köşe yazarı olmak istiyorum.” </strong></p>
<p>Önerim uzun süreçler sonrasında<strong> Erol Bey </strong>tarafından kabul edildi ve ilk köşe yazım Aralık <strong>1989</strong>’da yayınlandı… <strong>Ve Hürriyet’ten kovulduğum ağustos 2007’ye kadar büyük rağbet görerek, nice ödüller kazanarak devam etti.</strong></p>
<p>O dönemde köşe yazarlığı ciddi işti. <strong>Bugünkü gibi sürüsüne bereket patrondan torpilli, yandaş, şeriatçı, Fethullahçı, Kürtçü, iş bitirici köşe yazarı henüz piyasaya çıkmamıştı.</strong></p>
<p><strong>Aydın Doğan,</strong> 1994 yılında <strong>Hürriyet’</strong>i de satın aldı ve yeniden patronum oldu! Basında <strong>tekelleşme dönemi </strong>başlıyordu. Para babaları basına giriyor, kendi yayın organlarının gücünü kullanarak kendi işlerini bitirip paraları cebe atıyordu. <strong>Medyada rezalet, yalakalık, satılmışlık böyle başladı.</strong></p>
<p>İktidarın emriyle 2007 yılında <strong>Hürriyet’ten</strong> kovulunca, 2009 ekim ayına kadar boşta kaldım. <strong>Tayyip korkusu artık dağları bürümüştü! Sürekli davet aldığım ve benim Hürriyet’teki eski yazılarımı yayınlamaya başlayan Sözcü dışında hiçbir gazete bana yazdırmak istemiyordu. </strong>Ekim 2009’da <strong>Sözcü’</strong>de başladım. Ancak boşta geçen iki yılımı da iyi değerlendirip<strong> Hürriyet</strong>’te yaşadıklarımı, medya rezaletlerini anlatan<strong> üç ayrı kitap </strong>yazdım. Bunlar da toplam<strong> 102 baskı </strong>yaptı.</p>
<p>Sevgili okuyucularım yazımın başında da söylemiştim, bugün benim için çok özel bir gün. Gazetecilikte <strong>35. yılımı </strong>doldurduğum mutlu bir gün. Onun için sizlere biraz kendimden söz ettim. “Okuduğumuz bu adam kimdir, neyin nesidir, geçmişi nedir” diye soracak olursanız, kısaca yanıt vermeye çalıştım.</p>
<p><em>Yarınki yazımda ise sizlere bu meslekteki 35 yılımın hesabını dürüstçe vereceğim. Yarın görüşmek üzere.</em><br />
<strong>SÖZCÜ</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/haber/95066/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YIKIM TAŞERONLARINI İYİ TANIYALIM</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/haber/95063</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/haber/95063#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 10:04:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[İlk Kurşun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=95063</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/95063"><img align="right" hspace="5" width="180" src="http://www.haberedikkat.com/resimler/manset/genclige-hitabe-ayet-mi-ana.jpg" class="alignright wp-post-image tfe" alt="" title="" /></a>Türkiye Cumhuriyeti, büyük bir kaosun içinde varlığını sürdürmeye çalışıyor&#8230; Atatürk’ün “.. iç ve dış düşmanlar…” diye tanımladığı emperyalizm ve onun işbirlikçileri yüz yıllık yenilgilerinin acısını çıkarmak amacıyla bütün güçleriyle saldırmaktadırlar. Devletler unutmaz. Emperyalizm hiç unutmaz… Emperyalizm; bir yandan içerdeki işbirlikçileri ile komplo projelerini hayata geçirmekte; bir yandan da gözlerimizin içine bakarak halimize gülmektedir. Bu öylesine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.haberedikkat.com/resimler/manset/genclige-hitabe-ayet-mi-ana.jpg" class="alignnone"  />Türkiye Cumhuriyeti, büyük bir kaosun içinde varlığını sürdürmeye çalışıyor&#8230;</p>
<p>Atatürk’ün  <strong>“.. iç ve dış düşmanlar…”</strong> diye tanımladığı emperyalizm ve onun işbirlikçileri yüz yıllık yenilgilerinin acısını çıkarmak amacıyla bütün güçleriyle saldırmaktadırlar.<span id="more-95063"></span></p>
<p>Devletler unutmaz. Emperyalizm hiç unutmaz…</p>
<p>Emperyalizm; bir yandan içerdeki işbirlikçileri ile komplo projelerini hayata geçirmekte; bir yandan da gözlerimizin içine bakarak halimize gülmektedir.</p>
<p>Bu öylesine büyük bir saldırıdır ki; hiçbir kuralı, ahlâkı, vicdanı, edebi, onuru yoktur.</p>
<p><strong>İçimizdeki işbirlikçi yıkım taşeronları yalan, iftira, karalama, çarpıtma, hakaret ve sövgü gibi en bayağı araçlarla saldırmaktadırlar.</strong></p>
<p>Suçlamalarının hiç biri gerçek değildir. Aslı ve astarı yoktur!.. Hepsi birer kara propagandadır. Sürekli olarak yinelenir. Amaç; zaten hurafelerle kafası doldurulmuş olan halkın aklını iyice karıştırmaktır. Kuşku uyandırmaktır.<br />
Ne yazık ki; bu gerçeği bilenlerin sayısı namuslu aydınlardan ibarettir. Bu gerçek aydınların nefesleri de, ortalığı birbirine katan davul sesleri arasında tükenip gitmektedir… </p>
<p>Türkiye Cumhuriyetine karşı tek yanlı bir savaş sürdürülmektedir. Bu nedenle karşılıklı bir hesaplaşmadan söz edilemez.<br />
Faşizm;  kızdığı insanları tavukların mısır tanelerini topladığı gibi birer birer toplamakta, korku ve baskı ortamında hedefine yürümektedir.</p>
<p>Atatürk’ün cumhuriyeti emanet ettiği güçler henüz yanıt vermiyorlar. Çünkü; tehlikenin önemi ve büyüklüğü konusunda henüz ittifak yapamamışlardır. </p>
<p>Tehlikenin büyüklüğünü anlamak için kimi çevrelerin daha neleri görmesi gerektiği önemli bir sorunsaldır!..</p>
<p>Dinci- işbirlikçi, faşistler ise vuruyor da vuruyor… İstediklerini fişliyor, iftira atıyor, komplo kuruyor, içeri, tıkıyor. Savunma hakkı da vermiyor…</p>
<p>Ezilmişlik kılıfına girerek, adalet aradıklarını söyleyerek iktidar olanların; hukuksuzluğun, adaletsizliğin, gaddarlığın, insafsızlık ve vicdansızlığın temsilcisi olmalarına şaşırmayın. Çünkü; korkuyorlar… Düştükleri kuyudan çıkamayacaklarını biliyorlar. Kötülükleri bilerek yapıyorlar!.. İşte bu yüzden de devletin bütün organlarını ve medyayı  gün geçtikçe daha da sıkı bir baskıyla, tehditle ve şantajla kontrol ediyorlar…</p>
<p>Suç arttıkça baskı ve zulüm artıyor…</p>
<p>Emperyalizm adına başarmak zorundalar… Bu yüzden asıldıkça asılıyorlar. Saldırdıkça cesaretleri artıyor ve iyice azgınlaşıyorlar…</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti şimdiye değin hiç görülmemiş büyük bir operasyonla dönüştürülüp parçalanırken Atatürk’ün kurduğu siyasi partinin ülkeye ve ulusa sahip çıkması beklenir… Tehlikeden ilk önce kendisinin haberdar olması ve halkın önüne düşmesi, her tehlikede bir barikat kurması gerekir. </p>
<p>CHP bu amaçla kurulmuştur. Varlığının anlamı budur. Ama bu görevini yapmamaktadır.  Partinin kurucusuna ve O’nun eseri olan cumhuriyete, cumhuriyet tarihine sahip çıkmakta yeterince duyarlı değildir. Bütün ulusal değerler piranhalar tarafından birer birer yok edilirken; yapılan kimi kötülükler duymazdan ve görmezden gelinmekte, o konuda bir demeç bile verilmemektedir. Tam tersine; ABD’yi selamlayıp CHP’nin Türkiye’deki ABD düşmanlığını önleyeceği yolunda girişimler yapılmakta; CİA emrindeki FG cemaatine iltifatlar yollanmaktadır. Türkiye hızla dinci faşizme doğru yol alırken <strong>“laikliğin tehlikede olmadığı”</strong> söylenebilmektedir!.. Parti; <strong>Soros’culara, Kürtçülere, işbirlikçiliği belli kimilerine, bazı cemaat sempatizanlarına, tarikatçılara açılarak- varlık nedenini inkar edercesine- ilkesiz ve kimliksiz bir yola</strong> girmiştir. Kemalizm yolu dururken; bir tür Batı öykünmeciliği olan ve ülkemiz gerçeklerine uymayan <strong>“sosyal demokrasi” </strong>öykünmeciliğinden kurtulamamaktadır. </p>
<p>Oysa Kemalizm; <strong>Türkiye’de yeşeren, sosyal demokrasiyi de içeren bir dünya modelidir…</strong></p>
<p>Hiçbir uygulaması demokratik olmayan AKP iktidarına “demokrasicilik” oynayarak muhalefet edilmektedir. </p>
<p>İktidar çevreleri ise her seferinde CHP yi karalayan, kötüleyen söylemlerle; demagoji, iftira ve hakaretlerle karşılık veriyorlar!.. </p>
<p>Yazıktır…</p>
<p><strong>DEVRİM YILLARI</strong><br />
Yüz yıldır kinlerini biriktirdiklerini ve şimdi intikam aldıklarını sanarak emperyalizmin taşeronluğunu yapan güruhlar yalan-dolan, karalama, iftira, hakaret ve sövgü üzerine papağanlar gibi birbirlerini yineleyerek bugünlere geldiler.</p>
<p>Bugün de aynı yalan ve iftiralara devam ediyorlar.</p>
<p>Yineliyoruz;<strong> söylediklerinin tümü yalan, abartma, çarpıtma, demagoji ve sövgüden ibarettir.</strong></p>
<p>Kemalizm diye bir ideolojinin olmadığını, bunların sonradan uydurulduğunu milyonlar karşısında ısrarla savunacak kadar dengesizlik içindedirler.</p>
<p>Atatürk’ün annesinin genelevden çıktığından, sırf şapka giymediği için mezardan çıkararak tekrar asıldığını söyledikleri hocadan; Atatürk’ün bir diktatör, zevkine düşkün bir ayyaş ve zampara olduğuna; Çankaya’da zevk ve sefa alemleri yaptığına; her gece bir bakire ile beraber olduğuna; istiklal mahkemelerinin kimseyi doğru-dürüst yargılamadan yüz binlerce kişiyi astığına; bir günde bütün ülkenin yazısız kaldığına; erkeklere zorla şapka giydirilip, kadınların çarşaflarının çıkartıldığına; insanlara dinlerinin unutturulduğuna, camilerin ahır yapıldığına kadar…</p>
<p>Saymakla bitmeyecek <strong>yüzlerce yalan ve iftira…</strong></p>
<p>Halkımızın cahil olduğunu, herkesin gerçeği araştıramayacağını ve bilemeyeceğini, ama iftiraların yıpratacağını, iz bırakacağını düşünüyorlar. <strong>“Bir kişiye kırk kez deli derseniz inanılır”</strong> düşüncesiyle Atatürk’ü ve devrim tarihimizi karalıyorlar.</p>
<p>Yineliyorum; hepsi<strong> alçakça yalanlardır…</strong></p>
<p>Sadece şu kadarını söyleyelim: Yeryüzünde Atatürk kadar gerçek islâma hizmet eden insan pek azdır…</p>
<p>Bu güruhları asıl kızdıran şey halkın üzerinde parazit olarak yaşamalarının, sömürülerinin ve egemenliklerinin sona erdirilmesidir… İktidardan indirilmeleridir.</p>
<p>Emperyalizm ve gericiliğin emelleri her zaman örtüşmüş; cehalet ve gericilik bu yüzden tarihin çukurlarına gömülememiştir<br />
Cumhuriyet devrimine küfredenler bugün iktidardadır. </p>
<p>Ve bugünkü iktidar baskısı 1920-1930 lu yıllardan daha az değildir…</p>
<p><strong>KIRKLI YILLAR</strong><br />
Onlar için 1940 lı yıllar da lanetlenen yıllar…</p>
<p>İkinci Dünya Paylaşım Savaşı… Yeryüzünün her tarafı ateşe verilmiş. Türkiye hariç.. Sonuç:60 milyon insanın ölümü, yüz milyonlarca yaralı ve sakat… İmar edilmiş ülkelerin harabeye dönmesi.. Dünyanın tarih boyunca yaşadığı en büyük felaket…<br />
1939-1945 arası Türkiye 18 milyonluk yoksul bir ülke. Bir milyona yakın askerini siperlerde bekletiyor. Bunlar yoksul Türkiye’nin en genç ve üretici gücüdür. Donatılmaları, beslenmeleri, savaşa hazır beklemeleri gerek.  Anadolu’da üretim sadece pulluk ve karasabanı bulabilen kadınlar tarafından yapılabiliyor. Kıtlık var. Açlık var. Askerlik süresi 4- 5 yıl….<br />
Kırklı yıllarda ulusça büyük zorluklar yaşadık. Ama savaşa girip yüz binlerce gencimizi feda etmedik. Henüz imar edemediğimiz ülkemizi perişan etmedik.</p>
<p>Bu koşullar içinde özellikle yol, lojistik ve savaş önlemleri için seferber olundu. Zaten az olan hububatın önemli bir kısmı ordu için depolandı. Varsıl kesimlere için <strong>“varlık vergisi”</strong> adı altında bir vergi getirildi. Uygulamada bazı haksızlıklar olsa bile savaş ve sıkıyönetim koşullarında bütün dünyada bu türden önlemlerin alınması çok normaldir. Geçmişte de, bugün de bütün ülkeler benzer yollara başvurmuşlardır.</p>
<p>Önceden yürürlüğe konan bir yasanın gereği olarak yeni banknotların üzerine cumhurbaşkanının resminin basılmasını “<strong>İnönü Atatürk’ü resmini paralardan kaldırdı. Kendi resmini koydurdu (!)”</strong> diyerek eleştirmişlerdir.</p>
<p>Görüldüğü gibi, <strong>her şeyi eğip bükerek halkı kandırmanın bir aracı yapmışlardır.</strong></p>
<p>Durum böyleyken 1945 yılında kurulan <strong>DP</strong> den bu yana, CHP ve İsmet İnönü’ye karşı büyük bir düşmanlık yürütülmektedir. Yine <strong>“camiler kapatıldı, depo yapıldı, hayvanlar bağlandı..” iftiraları.. </strong></p>
<p>Bu öylesine bir <strong>ikiyüzlülüktür</strong> ki; Türkiye’nin savaşa girmemesini bile<strong> “ İsmet Paşa milletin erkekliğini öldürdü..</strong>” diye eleştirebilmişlerdir!..</p>
<p>Benzer eleştiriler bugün de her fırsatta yinelenmektedir.</p>
<p><strong>Aradan 70 yıl geçti. Şimdi; ileri demokrasi diye yutturulmaya çalışılan bir baskı ve dikta rejimi yerleşirken tarihe sövülerek “cambaza bak “ oyunuyla insanlar kandırılıyor.</strong></p>
<p>.</p>
<p>1940 lı yılların koşullarında zorunlu olan uygulamalar, bugünün  <strong>“ileri demokrasisinde”</strong> çok olağan… Yüzde seksene varan dolaylı vergiler demokratik. Ülke kaynaklarını, birikimlerini, yaratılan değerleri har vurup harman savurmak; onca alın teri ve emekle, özveriyle yapılan cumhuriyetin gurur kaynağı eserleri yabancılara ikram etmek demokratik!&#8230;</p>
<p>Mecliste muhalefetin hiçbir önerisini dikkate almayan, sırf dayandığı çoğunlukla yasa, anayasa, meclis içtüzüğünü keyfince değiştirmek demokratik!&#8230;</p>
<p>Üstüne üstlük, minnet duyulması gereken eserlerin yaratıldığı devrim yıllarına yalanlarla saldırmak !&#8230;</p>
<p><strong>Ahlak, insaf, vicdan, din, iman!..</p>
<p>İçiniz kin ve irin dolu…</p>
<p>O güzel kavramlar sizin yanınızdan bile geçmez…</strong></p>
<p><strong>ELLİLİ YILLAR</strong><br />
1950 de demokrasi gelmiş…<br />
<strong>DP</strong> halkın seçtiği bir iktidarmış. Her şey yolunda gidiyorken ordu içinden küçük bir çete darbe yapmış… </p>
<p>Her şeyi altüst etmiş.. Menderesi suçsuz yere asmışlar. Türkiye’nin geriye gitmesinin tek suçlusu bu darbecilermiş!..</p>
<p>Salak bir anlayışla seçimle gelen herkes masum gösteriliyor… </p>
<p>Oysa halk, seçtiği kişilere geçici bir süre için görev verir. Yasalara, kurallara, geleneklere, demokrasiye uygun olarak ülkeyi yönetme sorumluluğu yükler.  İktidarlar, bir yurttaşa bile zarar veremezler. Her yaptıklarının hesabı mutlaka seçimle de sorulmaz. Bağımsız yargı her an iktidarı eylem ve işlemlerinden dolayı denetler, yargılar…</p>
<p>Peki; bütün denetleme kanalları iktidar tarafından tıkanırsa ne olacaktır?</p>
<p><strong>DP dönemi, AKP dönemiyle büyük benzerlik gösterir. </p>
<p>Yargı teslim alınmış, 250 dolayında gazeteci hapse atılmış, basın tehdit ve şantajla susturulmuş, uydulaştırılmış; ABD nin koynuna girilmiş, ana muhalefet partisini kapatma ve milletvekillerini yargılama girişimi başlatılmış; yani tek parti diktatörlüğü fiilen yaşanmıştır.</strong></p>
<p>İktidarlar bu denli yoldan çıktıkları zaman, eşyanın doğası gereği darbeyi de davet etmiş olurlar. Yoksa TSK kendi rahatına bakacak yerde bu kadar zor işlere kalkışmaz, darbe filan da olmazdı.</p>
<p>Sonuç olarak; TSK içindeki zinde güçlerin başlattığı 27 mayıs hareketi geçici bir süre için barışı ve özgürlük ortamını sağlamıştır. Tam bir demokratik hava yaratılmış, aydınlanma devriminin ikinci aşaması yaşanmıştır. 1961 anayasası ileri bir demokrasinin anayasasıdır…</p>
<p><strong>Menderes</strong> de sanıldığı gibi bebek ve köpek davalarından yargılanıp mahkûm olmamıştır. </p>
<p>Yüklenen suçlardan bazıları şunlar:</p>
<p><strong>Örtülü ödenek paralarını zimmetine geçirmek; bildiği halde 6-7 eylül olaylarına müdahale etmemek; Üniversite bastırıp halka ateş açtırmak; muhalefetin seyahat özgürlüğünü engellemek; devlet radyosunu siyasi çıkarları için kullanmak; tahkikat komisyonu kurmak; CHP nin mallarına haksız yere el koymak; yargı bağımsızlığını ihlal etmek vb…</strong></p>
<p>İdam kararı doğru muydu, derseniz… Elbette yanlıştı.</p>
<p><strong>BUGÜNKÜ GÖRÜNÜM</strong><br />
<strong>Türkiye</strong>’de bugün de, tıpkı 1950-1960 arasında olduğu gibi bir tek parti diktatörlüğü vardır. Anlayış ve uygulama olarak benzeşmekle birlikte, <strong>AKP iktidarı rejimi dönüştürme ve komplolar açısından çok daha tehlikeli işlerin içindedir…</strong></p>
<p>İktidarın içerde ve dışarda maceralardan ve azgınlıklardan bir an önce vazgeçmesi, Türkiye cumhuriyetinin hükümeti olduğunu anımsayıp kendisine verilen emaneti -süresi dolduğu zaman- bir barış ortamında millete iade etmesi en büyük dileğimizdir.</p>
<p>Bunu başarmanın temel koşulu, yıkım taşeronluğunu bırakıp, bütün işlerde öncelikle hukuka ve adalete uymaktır…</p>
<p>Ummak istiyoruz.</p>
<p>Ama AKP iktidarının başlangıçtan bugüne kadarki bütün uygulamaları ve anlayışı böyle bir beklentinin gerçek olamayacağını göstermektedir.</p>
<p>Son günlerde yaşanan olaylar da bu düşünceyi kanıtlar niteliktedir.</p>
<p><strong>Okullardan Atatürk’ün gençliğe söylevini kaldırmak istediler. </strong>Eleştiriler yoğunlaşınca, bir bakan<strong> “ayet midir, elbette kaldırılabilir” </strong>şeklinde görüş belirtti. </p>
<p>Sonra da “ <strong>gençliğe hitabedeki bazı cümleler yanlış anlaşılarak (!) hükümetin aleyhine değerlendirilebilir”</strong> dendi…</p>
<p>Gençliğe söylevdeki o tümceleri anımsayalım:</p>
<p><strong>“Memleketin içinde iktidara sahip olanlar aymazlık, sapkınlık ve hıyanet içinde olabilirler.  Dahası; bu iktidar sahipleri kişisel çıkarlarını işgalcilerin siyasi erekleriyle birleştirebilirler..”</strong></p>
<p>Bu sözlere karşı çıkmak bana sanki bir itiraf gibi geliyor.</p>
<p>Evet… Taşeronlar ne yaptıklarını kesinlikle iyi biliyorlar…</p>
<p>Son söz:</p>
<p><strong>Yöneticilerimizi iyi tanımak yurttaş olarak ilk ve en önemli görevimizdir.</p>
<p>ALTAN ARISOY<br />
İLK KURŞUN</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/haber/95063/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İYİ BİR İKİNCİ ADAM!..</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/haber/95061</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/haber/95061#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 09:54:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[İlk Kurşun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=95061</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/95061"><img align="right" hspace="5" width="180" src="http://d1201.hizliresim.com/t/y/286sh.jpg" class="alignright wp-post-image tfe" alt="" title="" /></a>Yurt dışına kaçtığı günden bu yana, gözüm Fetullah Gülen’in üzerindedir. Ona dokunanın yandığını çok iyi biliyorum. Kendisine ait sitede yayımladığı yazıların çoğunu okumuşluğum vardır. “Kırık testi” programını da arada bir izlediğim olmuştur. Düşüncelerini beğenmem, çoğu bize göre değildir. Siyasi analizlerinin tümüne karşıyım diyebilirim. Özellikle de bu son yıllarda ABD ile yaptığı işbirliği sonunda Müslüman kesimlere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://d1201.hizliresim.com/t/y/286sh.jpg" class="alignnone" /> Yurt dışına kaçtığı günden bu yana, gözüm <strong>Fetullah Gülen’</strong>in üzerindedir. Ona dokunanın yandığını çok iyi biliyorum.  Kendisine ait sitede yayımladığı yazıların çoğunu okumuşluğum vardır. <strong>“Kırık testi” </strong>programını da arada bir izlediğim olmuştur. Düşüncelerini beğenmem, çoğu bize göre değildir. Siyasi analizlerinin tümüne karşıyım diyebilirim.<span id="more-95061"></span> Özellikle de bu son yıllarda<strong> ABD </strong>ile yaptığı işbirliği sonunda Müslüman kesimlere yaptığı telkinleri kabul edilemez bulurum.  Bu konudaki en güzel örnek; Mavi Marmara gemisi baskınından sonra;<strong> “Otoriteye baş kaldırmanın faydasız bir eylem olduğu”</strong> şeklinde yaptığı tavsiyedir. Çok basılan gazetelerdeki adamlarının düzeltme çabalarına rağmen,<em>(1)</em> çoğunluk gibi ben de bu sözlerden<strong> ABD</strong> veya İsrail’e baş kaldırmanın faydasız olacağı sonucunu çıkarttım. Hoca efendi, <strong>ABD</strong> ve İsrail’i dünyanın <strong>“otoritesi”</strong> olarak Müslüman halklara benimsetmeye çalışıyor.<strong> ABD</strong> karşıtlığının hızla arttığı bir dönemde yaptığı iş küçümsenemez. Ayrıca kolay da değil! Bu tür örnekleri çoğaltmak mümkündür…  <strong>CHP</strong>’nin <strong>ABD’</strong>ye gönderdiği heyetin aksine, ben Amerikan karşıtı olduğum için <strong>Fetullah Gülen</strong>’i hiç sevmem. Antiemperyalist karakterli <strong>CHP</strong> tabanındaki genel görüşün de böyle olduğuna inanıyorum…</p>
<p>                Dünyanın en büyük sivil toplum örgütü olduğu kabul edilen <strong>“Fetullah Gülen Hareketi”</strong> Türkiye’de 10 yıldır iktidardadır. Koalisyon ortağı olan eski<strong> “Milli Görüş”</strong>çüleri dahi, tasfiye edebilecek kadar devlet içinde güç kazandıkları söylenir&#8230; Özellikle de yargı içinde geri döndürülmesi çok zor bir kadrolaşma yaptılar&#8230;<strong> Kılıçdaroğlu’</strong>nun bu yöndeki soruya, <strong>“Yargı içinde şöyle böyle kadrolaşma vardır demeyi doğru bulmuyorum” </strong>demesi bu gerçeği değiştirmez. Tam aksine bu sözler, <strong>CHP</strong> tabanında <strong> “Fetullah Gülen Hareketi”</strong>ni,  şirin göstermesi çabası olarak algılanmıştır!..  Acaba <strong>Kılıçdaroğlu “Fetullah Gülen Hareketi”</strong>nden korktuğu için mi bu kadar temkinli konuşuyor? Ne de olsa Gülen <strong>ABD’</strong>yi temsil ediyor! Hoca’ya yakınlığı ile bilinen Zaman gazetesinde, <strong>&#8220;Aksi takdirde, &#8216;Bir başbakan vardı&#8217; deyip üzüleceğiz&#8221;</strong> <em>(2)</em> diyebilecek kadar da ileri gitmişler. Kendine güvenen başbakanı bile iktidardan düşürmekle tehdit eden bu örgütten, korkmamak akıl karı mı? Korkmak insana özgü bir duygu, bunu anlamak mümkün!.. Yoksa, <strong>Fetullah Gülen</strong> Hoca’ya şirin gözükme gibi bir derdimiz olabilir mi?..</p>
<p>                Kimden söz ettiğimi birazdan göreceksiniz!</p>
<p>                <strong>Fetullah</strong> Hoca, kibar ve mütevazı bir adamdır! Kendini övdüğüne hiç tanık olmadım bugüne kadar. Bütün siyasi partiler içerisinde pek çok hayranı var. Çoğu da yönetim kademelerinde.<strong> CHP</strong> içindeki adamları, ondan söz ederken nedendir bilinmez sınır tanımıyorlar. Kendi liderleri için esirgedikleri iltifat sözcüklerini, Hoca için cömertçe kullanıyorlar… Bu konuda adeta birbirleriyle yarış halindeler. Genel Başkan Yardımcıları<strong> Gürsel Tekin </strong>ile <strong>Erdoğan Toprak</strong>’ın, Hoca’nın gazetesi Zaman için neler söylediklerinden söz etmiyorum. Onları geçen hafta okumuştunuz…<em> (3)</em></p>
<p>                Şimdi nöbeti<strong> Aydın Ayaydın</strong> devralmış! Allah’tan onun kalemi iyi. Ayrıca akademisyen de…</p>
<p>                CHP milletvekili <strong>Prof. Dr. Aydın Ayaydın,</strong> resmi internet sitesinde kendini şöyle tanımlıyor:</p>
<p>               <strong> “1951 yılı Mardin doğumlu. İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinden mezun oldu. Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Ekonometri bölümünden 1993 yılında Profesör unvanını aldı. 21.Dönem İstanbul Milletvekili olan Prof. Dr. Aydın Ayaydın, TBMM Medya Sorunlarını Araştırma Komisyonu Başkanı ve Plan Bütçe Komisyonu üyeliği yaptı. Sarı basın kartı sahibi olan Ayaydın; Takvim, Sabah ve Vatan Gazetesi’nde ekonomi ve siyaset alanında köşe yazıları yazmış olup, bugüne kadar 12 bilimsel kitabı ve yüzlerce makalesi yayınlanmıştır. Beşiktaş Asbaşkanı ve Basın Sözcülüğü de yapmıştır”</strong><em> (4)</em></p>
<p>               <strong> “Vikipedi özgür ansiklopedisi</strong>”nde hakkında şöyle deniyor: <strong>“Kürt kökenli, Türk siyasetçi.  Eylül 1992&#8242;de dönemin cumhurbaşkanı Turgut Özal tarafından YÖK üyeliğine atanmış ve 1995 yılının Kasım ayında DYP&#8217;den milletvekili adayı olabilmek için istifa etmiş ancak milletvekili seçilememiştir. 1999-2002 yılları arasında ANAP İstanbul milletvekilliği yapmıştır. 2011 seçimleri için CHP&#8217;den İstanbul milletvekili adayı olmuş ve seçilmiştir.</strong>&#8221; <em>(5)</em></p>
<p>                Milletvekilliği onun alınyazısı sanki! Kim ne diyebilir ki?</p>
<p>                Hoca Efendi,<strong> ABD’</strong>nin Chicago kentinde, 11 Amerikan üniversitesinden ve dünyanın birçok ülkesinden gelen 21 bilim adamının konuşmacı olarak yer aldığı ve üç gün devam eden konferansın gündemiydi. Hareketin içinde <strong>“yer almayan”</strong> bir <strong>“tarafsız”</strong> gözlemci gibi izleyip, gözlemlerini okurlarına aktardığını söyleyen Ayaydın’ın, o meşhur yazısına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.<em>(6)</em></p>
<p>                Mutlaka o yazıyı okuyun!..</p>
<p>                Konferansı düzenleyen Cemaate yakın <strong>Niagara Vakfı</strong>, bu çerçevede birçok yabancı akademisyeni Türkiye’nin değişik bölgelerine götürüp hareketi tanıtma görevi üstlenmiştir. Ayrıca aynı amaçla konferanslar ve <strong>“gönüllüler hareketi</strong>”yle faaliyetler de düzenliyormuş. Chicago yerel meclisinde ilk kez çıkartılan bir yasayla, <strong>Niagara Vakfı</strong>’nın kurumsal kimliği kabul edilmiş ve böylece muhatap alınan bir vakıf hüviyetini kazanmıştır.</p>
<p>                Kısaca vakıf, <strong>Amerikan devletiyle</strong> içli dışlıdır. Bunları da “<strong>CHP’</strong>li” Ayaydın’ın yazısından öğreniyoruz.</p>
<p>O yazıyı okuyanlara bir sorum olacak: <strong>“Okyanus Ötesi”</strong> de denilen “Fetullah Gülen Hareketi”ni tanıtma görevini <strong>Niagara Vakfı’</strong>dan daha etkili kim yapabilir? İstanbul Belediye Başkanlığı’na aday olacağını söyleyerek, Zaman gazetesi hakkındaki sözlerinin tartışılmasını gündemden düşürmek isteyen <strong>Gürsel Tekin </strong>demeyin sakın. Yanlış cevap verirsiniz.  <strong>Erdoğan Toprak</strong>’ın söylediği sözler de birinciliği alamaz. <strong>“11 Amerikan üniversitesinden ve dünyanın birçok ülkesinden gelen 21 bilim adamının konuşmalarını </strong> özetleyen Ayaydın’a haksızlık etmeyelim değil mi? Cemaat’i tanıtma işinde, <strong>Fetullah </strong>Hoca bile onun kadar inandırıcı olamaz! Hareketin<strong> Nurettin Veren</strong>’den boşalan <strong>“ikinci adam”</strong> kadrosuna, Ayaydın yakışır. Bence atanmasının zamanı geldi. Sizi bilmem ama benim adayım <strong>Aydın  Ağan Ayaydın</strong>’dır!..</p>
<p>                Buraya kadar sorun yok tabi. Peki, biri söyleyebilir mi, hareketin bu mükemmel tanıtıcısı, neden <strong>AKP</strong>’den değil de <strong>CHP</strong>’den milletvekilidir? Bu sorunun yanıtını <strong>CHP’nin Genel Başkanı Kılıçdaroğlu</strong> verirse, çok daha ikna edici olacak! Biliyorsunuz genel başkanın önüne geçip, ondan önce cevap vermek parti disiplinine yakışmaz.<strong> Bekir Coşkun’</strong>a, kurultaylardan sonra çizmelerini giyerek, daha etkili muhalefet yapma sözünü veren<strong> Kılıçdaroğlu,</strong>  kurultaydan önce parti içine taşıdığı <strong>“Okyanus Ötesi”</strong> hayranı milletvekilleri ile ilgili bir açıklama yapsa ne iyi olur. Kim bilir, belki de bu konudaki açıklamayı kurultayda yapacak!..  </p>
<p>                Bu noktada bir sorun daha var. Ona da kısaca değinmek lazım. Ancak  %26 oy alan <strong>CHP’</strong>yi iktidara taşıyabilmek için hiç kuşku yok ki, <strong>CHP</strong>’ye oy vermeyen kesimden %20 civarında oy almak lazım. Bu kesim sağ görüşlü olacağı tartışmasız. Bu işi başarmak için sağdan adam transferinde bir yanlışlık yok. Bu duruma aritmetik bilen ve iktidar isteyen kimse karşı çıkamaz. Sorun; sağdan transfer edilen bu kişilerin peşlerinden kitleleri sürükleyip <strong>CH</strong>P’ye getirecek yeteneğe sahip olmamalarında. Ayrıca bu yönde bir çaba da sarf etmiş değiller. Yaptıkları tek şey,<strong> CHP</strong>’yi dönüştürüp, <strong>AKP</strong>’ye benzetmek. İnadına bildiğini okuyorlar. Anlaşılan bu beyler, <strong>CHP’</strong>li olmayı içlerine sindirememişler&#8230;</p>
<p>                Bakalım genel başkan kurultayda, bu konuda ne diyecek. Herkes yaptıkları için bir gün hesap vermeli. Hukukun üstünlüğüne saygı ve parti içi demokrasi bunu gerektirir. Bizim hesap verme yerimiz kurultay ve seçmenimizdir. <strong>CHP</strong>’de hiç kimse dokunulmaz ve imtiyazlı olamaz!.. Yeni tüzüğün bu etkili denetim yolunu kapatmaması dileğimizdir!..</p>
<p><strong>Av. Cemil CAN<br />
İLK KURŞUN</strong></p>
<p><strong>DİPNOTLAR</strong></p>
<p><em>(1)     http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&#038;ArticleID=1000953&#038;Yazar=AK%DDF%20BEK%DD&#038;Date=06.06.2010&#038;CategoryID=98</p>
<p>(2)     http://www.cnnturk.com/2011/guncel/12/10/zaman.gazetesinden.erdogana.agir.yazi/639991.0/index.html</p>
<p>(3)     http://www.halkinhabercisi.com/chpnin-derin-demokrasisi-</p>
<p>(4)     http://www.aydinayaydin.com/DSM/Hakkimda.aspx</p>
<p>(5)     http://tr.wikipedia.org/wiki/Ayd%C4%B1n_Ayayd%C4%B1n</p>
<p>(6)     http://haber.gazetevatan.com/gulen-hareketi-bu-kez-okyanus-otesinin-gundemindeydi/340747/4/Haber</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/haber/95061/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CAN ATAKLI: 30 yıl önce Suriye’de Kenan Evren de aynısını yapmıştı</title>
		<link>http://www.ilk-kursun.com/haber/95057</link>
		<comments>http://www.ilk-kursun.com/haber/95057#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2012 09:38:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Sibel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Vatan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ilk-kursun.com/?p=95057</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.ilk-kursun.com/haber/95057"><img align="right" hspace="5" width="180" src="http://www.habercim.net/wp-content/uploads/2011/12/22709.jpg" class="alignright wp-post-image tfe" alt="" title="" /></a>Suriye hiç demokrasi ile yönetilmedi. Önce Hafız Esad, tam bir diktatöre yakışır biçimde yönetti Suriye’yi, şimdi de oğlu Beşar Esad aynı yolu izliyor. Suriye’deki rejimin sonu yok elbette. Yıkılması çok uzun sürmez. Ancak Suriye konusunda Türkiye’nin bugün aldığı tavrın benzeri hatta aynısı 30 yıl önce de yaşanmıştı. Beşar Esad üstelik Mevlit Kandili gecesi Humus’a büyük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img alt="" src="http://www.habercim.net/wp-content/uploads/2011/12/22709.jpg" class="alignnone" /><strong>Suriye</strong> hiç demokrasi ile yönetilmedi. Önce <strong>Hafız Esad</strong>, tam bir diktatöre yakışır biçimde yönetti Suriye’yi, şimdi de oğlu <strong>Beşar Esad </strong>aynı yolu izliyor.</p>
<p>Suriye’deki rejimin sonu yok elbette. Yıkılması çok uzun sürmez.<span id="more-95057"></span></p>
<p>Ancak Suriye konusunda Türkiye’nin bugün aldığı tavrın benzeri hatta aynısı <strong>30 yıl önce</strong> de yaşanmıştı.</p>
<p><strong>Beşar Esad</strong> üstelik Mevlit Kandili gecesi Humus’a büyük bir saldırı düzenledi. 300’ün üzerinde insan öldüğü ileri sürülüyor.</p>
<p>30 yıl önce de Hama’da büyük bir ayaklanma başlamıştı.</p>
<p>Yine aylardan şubattı. Suriye’de ayaklananlara<strong> Suudi Arabisan</strong>’dan silah ve para yağıyordu.</p>
<p>Bu silahlar ve para tıpkı bugünkü gibi yine <strong>Türkiye üzerinden</strong> geçiriliyordu Suriye’ye.</p>
<p>Ancak Suudi Arabistan’ın parası da gönderdiği silahlar da Suriye’de<strong> Baas Partisi</strong>’ne karşı ayaklananların başarıya ulaşmasına yetmedi. Bugün 30 yıl önce olanların aynısını yaşıyoruz. Suriye’deki ayaklanan kesime yine bazı Arap ülkelerinden para ve silah gönderildiği ileri sürülüyor.</p>
<p>İlginç olan,<strong> bu iş için yine Türkiye’nin merkez seçilmesi.</p>
<p>Suriye muhalefeti hem askeri hem de sivil kadrolarıyla Türkiye’de konuşlanmış durumda.<br />
</strong><br />
İddialara göre Suriyeli muhalif subaylar bizzat Türk Silahlı Kuvvetleri’nin denetim ve gözetiminde Antakya’dan Suriye’ye gönderiliyor. Tekrar geri gelen muhaliflerin Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait araçlarla taşındığı da ileri sürülüyor.</p>
<p>Peki <strong>Türkiye’nin Suriye’ye bu ilgisi neden?</p>
<p>Çünkü başta Amerika olmak üzere Batı’nın önde gelen devletleri Suriye’de rejimin yıkılmasını istiyor.</strong></p>
<p>Suriye<strong> Hafız Esad</strong> döneminde Sovyet sistemini arkasına almıştı. Bu nedenle <strong>NATO</strong> için bir tehditti.</p>
<p>Aynı Suriye bu kez oğul Esad yönetiminde, ama bu kez komünist olmayan Rusya’nın himayesinde. İran’la ilgili imha projeleri planlayan Amerika ve Batı için İran’dan önceki son kale Suriye’nin mutlaka düşürülmesi gerekiyor.</p>
<p>Bu amaçla son aylarda müthiş bir medya propagandası ile Suriye aleyhine uluslararası bir kamuoyu oluşturuluyor.</p>
<p>Perde arkasında ise Suriye’ye ani bir askeri müdahale planları var. <strong>“Katliamı önleme”</strong> veya <strong>“İç savaş tehdidini ortadan kaldırma”</strong> ve en sonunda <strong>“Suriye’ye demokrasi getirme” </strong>gibi parlak görüşlerle Türkiye olayın içine itilmeye çalışılıyor.</p>
<p><strong>Türkiye bundan mutlaka uzak durmalı.</strong></p>
<p>Erdoğan’ın, bugün yargılattığı<strong> Kenan Evren</strong>’in 30 yıl önce yaptığını yapmaması Türkiye’nin güvenliği ve esenliği için gereklidir.</p>
<p>*****</p>
<p>Evren’in Suriye politikası <strong>PKK’</strong>yı palazlandırmıştı</p>
<p>Türkiye ile Suriye hiç dost olmadı.</p>
<p>Biz Suriye’ye eyaletimiz gibi baktık. Suriye de Osmanlı döneminde esaret altında yaşadığına inandığı için bize hiç güvenmedi.</p>
<p><strong>Hafız Esad</strong>’ın 1970’lerden itibaren Sovyetler’e yanaşması ve İsrail ile savaşa tutuşması da zaten Amerika ve Batı için affedilmeyecek unsurlardı.</p>
<p>Bir NATO üyesi olan Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri de Suriye’ye karşı hep dikkatli oldu.</p>
<p>En uzun kara sınırımızın ayırdığı Suriye ile yüzlerce kilometre kesintisiz çekilen dikenli tel hattı ve tamamı mayınlı olan bölge zaten bunun en tipik göstergesi.</p>
<p>Bundan 30 yıl önce Suriye tıpkı bugünkü gibi <strong>“dış güçler” </strong>tarafından karıştırıldığında o dönem Türkiye’nin tek hâkimi <strong>Kenan Evren </strong>ve diğer komutanlar, tereddütsüz Suriye’nin karşısında yer almışlardı.</p>
<p>Bugün bir terör örgütü olarak da bilinen Suriye’deki <strong>Müslüman Kardeşler Örgütü</strong> o tarihlerde Türkiye tarafından desteklenmiş, eğitilmiş ve Türkiye topraklarındaki kamplarda kalmaları sağlanmıştı.</p>
<p>İç karışıklığı atlatan Suriye Devlet Başkanı <strong>Hafız Esad</strong> buna misilleme olarak <strong>PKK’ya kucak açmış</strong> ve <strong>Türkiye’de Müslüman Kardeşler’e sağlanan olanakların aynısını PKK’ya sağlamıştı</strong>.</p>
<p>PKK ve lideri<strong> Abdulah Öcalan </strong>bu sayede Suriye’de hatta Başkent Şam’da uzun süre kalabilmişti.</p>
<p>PKK militanları da şimdiki gibi Kuzey Irak topraklarında değil Suriye’deki kamplarda kalıyor, eğitim görüyor ve sınırı geçerek Türkiye’de eylem yapıyordu.</p>
<p>*****</p>
<p><strong>Uludere’nin hesabını soramadan Humus’u konuşamayız</strong></p>
<p>Suriye’de olup bitenlere çok öfkeleniyoruz.</p>
<p>Cumhurbaşkanı, Başbakan, Dışişeri Bakanı hemen her gün Suriye ile ilgili açıklamalar yapıyor.</p>
<p>Bir yıl önceyse aynı isimler Türkiye Suriye kardeşliğini anlatıyor, bir Erdoğan Suriye’ye gidiyor, bir Esad Türkiye’ye geliyordu, ama maya tutmadı.</p>
<p>Suriye Amerikan çıkarlarını bozmaya devam etti.</p>
<p>Haliyle biz de dostluğu bozduk.</p>
<p>Suriye’de yaşananları kendi iç işimiz gibi görüyoruz.</p>
<p>Amerika ve Batı Suriye’ye Türkiye’nin müdahale etmesini istiyor. Bu haberler yalanlanıyor ama, ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Demek ki bazı talepleri var. İktidar ise sanki bir şey bekliyor gibi.</p>
<p>Suriye’deki olayları medyanın yansıtış biçimi de çok ilginç.</p>
<p>Esad halkını bombalıyor, katliam yapılıyor, vahşet gibi başlıklar atılıyor.</p>
<p>İktidar yetkilileri de bu tanımlamaları çok kullanıyor.</p>
<p>Ama Türkiye’den çıkıp bir de dışarıdan bakarsak,<strong> Uludere’</strong>yi nereye koyacağız?</p>
<p>Ya da Genelkurmay Başkanı’nın kasım ayında açıkladığı üzere<strong> “270 teröristin bombalamalarla etkisiz hale getirilmesini</strong>” nasıl anlatacağız.</p>
<p>Çünkü sonuçta biz de <strong>“terörle mücadele”</strong> diyoruz, Esad da öyle.</p>
<p>Yani bize göre Türkiye’de ayaklanmaya kalkan bu nedenle de askeri birliklere saldıran, polisi vuran, sağa sola bomba koyanlar terörist, ama aynısını Suriye’de yapanlar özgürlük savaşçısı, demokrasiye susamış kitleler.</p>
<p>O zaman olmuyor işte.</p>
<p>*****</p>
<p><strong>Medya neden bu kadar düşman?</strong></p>
<p>Dikkat ediyor musunuz, bizim medyamız Suriye konusunda çok şahin.</p>
<p>Tıpkı<strong> Amerikan medyası</strong> gibiyiz. Ya da Suriye’den rahatsızlık duyan Arap ülkeleri gibi.</p>
<p>Haberler korkunç. Her gün yeni bir katliam haberi. Ölenler, işkence görenler, parçalananlar, bombalananlar. İçimiz kalkıyor.</p>
<p>Ama bir şey çok garip. Dünyanın her yanından, hatta Kuzey Kore’den bile görüntü alabilen medya sıra Suriye’ye gelince başarısız.</p>
<p>Elbette tank görüntüleri, dövülenler, sürüklenenler ile ilgili bazı fotoğraf ve videolar var ama, bunlar gerçekten Esad’ın adamları mı yoksa karşı taraf mı pek belli olmuyor. Örneğin <strong>Bin Ladin’</strong>in mağarada çektirdiği video görüntülerine bile ulaşan El Cezire televizyonu çatışmalardan görüntü veremiyor doğru dürüst. Oysa muhabirleri çok güzel anlatıyorlar.<strong> “Dakikada 6 havan topu düştü”</strong> diyorlar. Görüntü yok, ses kaydı da yok. Peki bunları gönderemeyenler yazılı haberleri hangi yolla gönderiyor acaba?</p>
<p>32 yıl önce 12 Eylül darbesi olduğunda Türk ve yabancı gazeteciler onlarca rulo görüntüyü Türkiye’den kalkan ilk uçaklara gizlice sokmayı başarmışlardı. Teknoloji şimdi çok ileri ama Suriye’den her nasılsa doğru dürüst bir görüntü kaçırılamıyor. Garip değil mi bu?<br />
<strong>VATAN</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ilk-kursun.com/haber/95057/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
<!-- WP Super Cache is installed but broken. The path to wp-cache-phase1.php in wp-content/advanced-cache.php must be fixed! -->
