Bizim gerçeğimiz bu mu?
Lale Şıvgın
12 Ocak 2010 TÜRKİYE birkaç haftadır ayrımcılık örneklerini tartışıyor. DTP’li Ahmet Türk’ün kiralık ev krizi ve Manisa’daki Romanların başına gelenler gerçekten düşündürücü. Her iki olay da alışık olduğumuz türden değil. Türkiye Osmanlı’dan devraldığı bir gelenekle yüzyıllar boyu farklılıkların içiçe yaşamayı başardığı bir coğrafya. Buna rağmen, bugün sanki birbirini boğazlamaya hazır bir toplum görüntüsü veriyoruz. Peki ama biz gerçekten bu hale mi geldik?
*
DOĞRUSU Ahmet Türk olayının da, Romanlara yapılan çirkin muamelenin de bir Türkiye gerçeği olduğunu düşünmüyorum. Her toplumda aşırı uçlar olduğu ya da olabileceğini kabul etmemiz gerekiyor. Ama bu uçlar bir Türkiye gerçeği değil. Öyle olsaydı, ev krizinden sonra onlarca kişi, Ahmet Türk’e evini bedelsiz olarak vermek istemezdi. Ya da Selendi Belediye Başkanı gibi onlarca köşe yazarı Romanlar’ın gönlünü almak için sıraya girmezdi.
*
ARAMIZDA bulunanların bazıları çok büyük yanlışlara imza atabiliyor, atabilir de. Ama bu yanlışlardan sonra toplumda gelişen tepki, bizim birlikte yaşama konusunda istekli olduğumuzu gösteriyor. Münferit olarak meydana gelen yanlışlıkları toplum olarak onarma çabasına girmemiz bundan. Elbette yaşananların hukuki bir karşılığı da olacaktır. Ama önemli ve öncelikli olan toplumun genelinin, yapılanları onaylamadığını ve kabullenmediğini göstermesidir. Bana kalırsa bu tepki verilmiştir. Toplum yaşananları kabullenmediği gibi, yaraların sarılması konusunda da önemli bir rol almıştır.
*
AMA elbette bu yeterli değil. Yüzyıllarca birlikte yaşamış ve komşuluktan öte artık akraba olmuş bir toplumu ayrıştırma hevesinde olanların da almaları gereken dersler var. Mesela etnik, dini, ideolojik hatta cinsel kimliklerin bir ötekileştirme aracı olarak kullanılması toplumda tepkiyle karşılanıyor. Toplum, iç içe yaşadığı kesimlere yapılan ayrıştırmayı kabul etmiyor ve çoğu yerde bu oyunları boşa çıkarıyor. Bunu hazmetmesi gereken öncelikli kişiler kuşkusuz siyasetçiler. Toplumun farklı renklerini temsil eden siyasiler, temsil ettikleri kesimleri ayrıcalıklı olarak görmemeli. Kuşkusuz her kesimin farklı sorunları var. Ama bu sorunlar bizi birbirimizden ayrı kılmamalı. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir örneğinde gördüğümüz gibi, sorunlar karşısında verilen tepkiler aşırıya kaçtığında birlikte yaşama kültürüne ağır darbeler indirilebiliyor. Kameralar önünde devlet aklına küfür eden bir zihniyet birlikte yaşama bilincine ancak zarar veriyor.
*
HAL böyleyken, bağırmadan, kırıp dökmeden, küfür etmeden, medeni insanlar gibi derdini anlatabilen siyasetçilere ve toplum önderlerine daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Yıkıcı değil onarıcı liderliğe ihtiyacımız var.
