O iki kız
Rıza Zelyut
3 Temmuz 2009Türkiye; iktidarı elde tutmak için yapılan mücadele halk üzerinde yıpratıcı, çürütücü bir etki yapıyor. Özellikle çocuklar ve gençler; yoğun biçimde bu yıkıcı çatışmanın etkisinde kalıyor. Bu olumsuz etkiyi büyük şehirlerde daha kuvvetli biçimde görebiliyoruz.
Bir hafta önce İstanbul Bağcılar’daki evlerinden kaçan o iki kızı hatırlıyoruz… Büşra 13, Cansu 14 yaşında imiş.
İzmir’de polis bir kontrol sırasında bu iki kafadarı yakaladı. Yanlarında üç erkek genç varmiş.
Kızlara bakıyorum… Kısa şort ve Adidas marka ayakkabıları var. Vücut hatlarını ortaya koyan giysiler içindeler.
Gençlik psikolojisini biraz biliyorsanız; onları anlarsınız. Bu çağ; kızların fiziksel olarak hızla serpildikleri çağdır. Kadınlık dönemine ayak atmak üzeredirler. O yüzden de başında kavak yelleri eser her kızın… Birdenbire bir uçuruma savrulabilirler…
İNTERNET VE TELEVİZYON
Gençliği, gerçek dünyanın dışına çekerek hayal aleminde esir eden dış etkiler vardır. Bunların başında televizyon geliyor. Gerek haberler, gerek diziler; gerekse mağazin programları; Büşra ve Cansu gibi genç kızlık basamağına adım atmak üzere olan gençleri çok olumsuz biçimde etkiliyor. Kızlar; o rüya aleminin heyecanı içine giriyorlar. Bir sevgili bulmak, marka ürünler giymek; zengin çocuklarla arkadaş olmak, değişik yerlerde yaşamak özlemi ile uçuyorlar.
Bu amaçla İnternet’i kullanıp aşırı ve tehlikeli özlemlerine çıkış kapısı buluyorlar.
O yüzden daha önceki uyarımı yineliyorum: Analar-babalar; eğer okul çağında çocuklarınız varsa, evinize sakın bilgisayar sokmayın. Hadi zorunlu olarak kullanıyorsunuz; o zaman İnternet’i taşınır biçimde kullanın. Türkcell bu olanağı yaratmış durumda…
Kimse bana İnternet ile eğitim arasında bağlantı kurmasın… İnternet; öğrenciye bir şey vermez; onu tembelliğe itekler. Bizler; okurken kitaba, kütüphaneye yönelerek bu durumlara geldik…
HÜKÜMETİN GÖREVİ
Güzel bir hayat sürme hayali ile yoksul bir çevreden kaçan o iki kızın durumu; bizleri yeniden düşünmeye mecbur ediyor. Bu iki kızın durumu ile cinayete kurban giden Münevver Karabulut’un acı sonunu birlikte düşünmek daha doğru sonuçlara ulaşmamızı sağlar. Münevver’in çıktığı çevre ile Büşra ve Banu’nun yetiştiği çevre birbirine benziyor. En azından ekonomik açıdan…
Yani; tehlike özellikle yoksul ailelerin kızlarını bekliyor.
Bu kitlesel tehlikeyi önlemede asıl görev ise hükümete düşüyor…
Gençlerin neden böyle savrulduklarını ciddi biçimde araştırmak; sorunun kaynaklarını tespit etmek ve çözüm yollarını düşünmek, planlamak, uygulamaya koymak hükümetin görevidir.
Okullardaki eğitimin gençlere neden etki yapmadığı; neden eğitim sistemimizin sorunlu genç ürettiği de özel olarak araştırılmalıdır… Milli Eğitim Bakanı Sayın Nimet Çubukçu’ya, üniversiteler ile işbirliği de yaparak konuya eğilmesini tavsiye ediyoruz.
KUTSAL DEĞERLER OLMALI
Gençlik; biyolojik olarak hücrelerin hızla çoğaldığı, hareketliliğin beş- altı kat arttığı bir dönemin adıdır. Bu hareketliliği sapkınlığa dönüşmekten alıkoyan güç de eğitimdir. Ailenin ve çevrenin bugün gençlere iyi yön verdiği söylenemez. Öyleyse geriye okul eğitimi kalıyor. Okul eğitimi; gençlere teknik eğitimin yanı sıra kutsal değerler vererek onları bu değerler çevresinde denetim altında tutacak biçimde olmalıdır. Cumhuriyet’in ilk döneminde Türk gençliğine cumhuriyet, çağdaşlık, laiklik, vatanseverlik, milliyetçilik, halkçılık, kahramanlık, din sevgisi gibi kutsal değerler aşılanmış; onlar bu ülküler çevresinde birleşmişler; böylece enerjilerini ülkenin kalkınmasına akıtmışlardır.
Bugün ise gençlerin elindeki en son kutsallar alınmakta; onlar piyasanın insafsız şartlarına itilmekteler.
Milli kimliği horlanan; din anlayışı da parçalanan; vatanseverliği suç gibi gösterilen bu gençlik hangi yüce değer çevresinde birleşecek de o fazla enerjisini orada harcayacak?
Uğruna çalışacağı, savaşacağı kutsalı bırakılmayan gençler; tıpkı Büşra gibi, Banu gibi evden kaçacak; yabancı damgalı giysiler içinde bedenini göstermeye çalışacak; Allah etmesin belki de sonu Münevver gibi olacak…
Bu konu; Albay Çiçek’ten de darbe tartışmasından da çok daha önemlidir.
