Güvenceni Söyle, Rejimini Söyleyeyim
Ali Sirmen
2 Temmuz 2009Pazartesi gecesi, Sky-Türk’te değerli dostum Enver Aysever’in “Aykırı Sorular Özel” programındayız. E. Aysever, can alıcı cümleyi yakalamış, İstanbul Barosu Başkanı Muammer Aydın’a soruyor:
- Başbakan rejimin güvencesi polistir, demiş. Polis rejimin güvencesi olur mu?
Muammer Aydın olumsuz yanıt veriyor.
Elimde olmadan gülüyorum. Kaç yılın avukatı, dünyanın en büyük barolarından birinin başkanı, Frenklerin mesleki deformasyon tabir ettikleri mesleğinden doğan bir etkilenme içinde, herkesi kendi gibi hukuk saygısıyla dolu sanıyor.
O yüzden de hukukun üstünlüğünün rejimin güvencesi olduğunu söylüyor ve hukukun üstünlüğünün hukukçunun üstünlüğü olmadığının altını da çizerek ne olduğunu anlatıyor.
Gerçekten de, demokrasi ve hukuk ile ilgili kavramlar, bunlara pek aşina olmayan toplumumuzda anlamlarını yitirdiler ve içeriklerinden de soyutlandılar.
Hukuka aykırı birçok şeyin olduğu yerde, bunları eleştirdiğiniz zaman, size hemen yanıt veriyorlar:
- Ne diyorsun kardeşim sen, bu işlemler savcı talebiyle, hâkim kararıyla yapıldı!
Şimdi hukukun üstünlüğünün, hukuki sıfatı ve yetkisi olan kişilerin, ne olursa olsun diyerek yaptıkları işlemler olmadığını, onların da belirli kurallara ve usullere uygun olması gerektiğini, hukuk devletinin mihenk taşının, kişinin hak ve özgürlükleri olduğunu bunlara nasıl anlatacaksın ki?..
***
Sayın Muammer Aydın’ı veya ülkemizin herhangi bir baro başkanını izlerken, aklıma hep Konya amiralleri geliyor. “Konya Amirali nedir?” diye sormayın, denizi olmayan ülkenin donanma komutanı, hukuktan nasibini almamış ülkenin hukukçusuna benzer de…
Aslında demokrasiyi dilimizden düşürmüyoruz ama hiç kuşkunuz olmasın ki, hepimiz aynı sözcükle aynı kavramı kastetmiyoruz.
Kimi özünde çoğunluk diktasından, hatta zaman zaman o bile değil, çoğunluğu alamamış bile olsa, en çok oya ulaşmış olanın diktasından başka bir şey olmayan “çoğunlukçu demokrasiyi” kastediyor.
Demokrasinin güçler ayrılığı ve onun sağladığı dengelere dayandığını anlatmak da güçtür.
Türkiye şu içinde bulunduğumuz dönemde iktidar tarafından bilerek ve isteyerek yaratılmış olan bir kavram kargaşasının içine sürüklenmiştir.
TBMM’de, son olarak yapılan CMK’nin 250. maddesinde değişiklikle, darbe girişimine adı karışmış asker kişilerin, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde yargılanması yolu açılırken bunun sivil yargıyı güçlendirdiği söylenmiştir.
Ele güne karşı ayıp olmasın diye devlet güvenlik mahkemelerinin yerine getirdiğimiz onun değişik bir türü olan özel yetkili ağır ceza mahkemeleri uygulamasının ne olduğunu gözünüzün önünde cereyan edenlere dikkatlice bakarak anlayabilirsiniz.
***
Demokratik rejimlerin, iktidarı ellerinde tutanların iyi niyetlerinden, dürüstlüklerinden, kural ve kurumlara bağlılıklarından başka güvenceleri de vardır ve olmalıdır.
En gelişmiş demokrasilerde bunu sağlayacak mekanizmalar oluşturulmuştur.
Hatta kimi demokrasiler evrim kuramı gereği, kurumların evrimiyle, onları başta sahip olmadıkları denetim işlevini haiz organları haline getirmişlerdir.
Yargının bağımsızlığı, idarenin tüm eylem ve işlemlerinin idari yargının denetimi altında olması, gelişmiş bir anayasal denetim mekanizmasının getirilmiş olması hep rejimin güvenceleridir.
Bütün bunların yanı sıra, tabanda halkın demokratik, laik, özgürlükçü cumhuriyetçi bilinci, rejimin temel güvenceleri arasında yer alırlar.
Ama herhalde, demokraside rejimin güvencesi ne ordudur ne de onun sivil yaşamdaki muadili olan polistir.
Ancak militarist rejimlerin güvencesi ordu, ve polis rejimlerinin güvencesi polistir.
İşte onun için demişler ki:
- Bana güvenceni söyle, sana rejimini söyleyeyim.
