Dördüncü Taraf
Mümtaz Soysal
1 Temmuz 2009ÜÇ TARAFI diye başlasaydı bu yazı, “Bugün 1 Temmuz, Kabotaj Bayramı, herhalde yine denizcilikten söz edilecek” der ve okumazdınız. Çünkü hepimize gına gelmiştir “üç tarafı denizlerle çevrili…” diye başlayan denizcilik nutukları dinlemekten.
Belki de üzerine çok laf edip de uğruna çok az şey yaptığımız konuların ya da davaların varlığını anımsatmanın vesilesi olmuştur denizcilik.
Niçin öyle olduğunu biraz daha derinliğine düşünmek gerekmez mi?
Acaba asıl neden, dördüncü tarafımızın Asya karası oluşu ve bizlerin kıraç bozkırlardan dörtnala gelip bir at başı gibi denize uzanan bu topraklarda ne yapacağımızı dokuz yüzyıldır henüz kararlaştırmamış oluşumuz mudur? Ama, o süre yararlanmayı bilmediğiniz bir nimetten yararlanmayı ve sahip olmadığınız bir marifeti edinmek için yeterince uzun değil midir? Kaldı ki, kıyılarda buluştuğumuz kavimlerle kaynaşıp az buz işler yapmamış sayılmayız bu denizlerde. Galiba ufkumuzu bunlarla sınırlı sanmak ve İskandinavların, İngilizlerin, İtalyanlarla İspanyolların, Portekizlilerin aksine öteleri düşünmemektir bizi denizler yerine kıyılara hapseden.
O açıdan bakınca, Hint Okyanusu’ndan ötelere gitmeye kalkmış bir Pirî Reis’i idam etmek değil midir en büyük cinayetimiz?
Belki “ufuksuzluk” diye özetlenebilecek bir kusurumuz var: Birkaç soruna saplanıp kalmak, ötesini ve başka sorunlarla bağlantılarını, ne gibi etkiler yaratabileceklerini düşünmemek. Hatta, saplanıp kaldığımız bir sorunun niçin ortaya çıktığını bile düşünme zahmetine katlanmamak.
Örneğin şu günlerde darbeciliğe ya da darbe korkusuna aklımızı takmışız. Cumhuriyetin son yarım yüzyılı boyunca yaşanan darbelerin niçin yaşandığını, demokrasi girişimlerimizde neden pürüzlerin ve tepkilerin ortaya çıktığını, çıkmaması için neler yapmak gerektiğini fazla düşünmeden.
Ya da çok basit tahliller yapıp çok kolay ve kestirme çarelere başvurarak.
Şu sırada yapılmak istendiği gibi, cumhuriyetin kurucusu olmuş ve koruyucusu olacak bir askerin saygınlığını hırpalamak, gücünü ve yetkilerini şurasından burasından kırpmak, bunun için “Avrupa böyle istiyor” diyerek kestirip atmak mıdır çare?
Böyle yaklaşımların kendimizi zayıflatmaktan başka bir sonucu olmayacağını düşünebilmek için çok fazla çaba harcamak gerekmediği halde o kadarcığının göze alınmadığını görmek, gerçekten hüzün vericidir.
