Darbe üzerine…
Hasan Pulur
2 Temmuz 2009EĞER, gazetelerde kullanılan kelimelerin ortalaması alınsa en yüksek yüzdeyi “darbe” kelimesi alır.
“Darbe” Türkçeye Arapçadan girmiştir. Sözlükteki anlamları şöyledir:
“Vurma, vuruş/çok üzücü yıkıcı etki yapan bir olay/Birine altından zor kalkacağı harekette bulunmak, çok üzülüp perişan olacağı bir şey yapmak/darbe indirmek.”
Ama “darbe”nin bizdeki yaygın anlamı şu:
“Hükümeti yasadışı yollardan ele geçirmek için girişilen hareket.”
Bunun adı “darbe-i hükümet”, yapanlara da “darbeci” deniliyor.
* * *
TBMM’nin onur ödülü verdiği Prof. Kemal Karpat’a geçenlerde televizyonda sordular:
“12 Eylül darbesini yapanlar yargılanmalı mı?”
Prof. Karpat yargılanmalarından yana değildi; ona göre demokrasilerin özelliği unutkan, hoşgörülü ve affedici olmalarıydı.
Prof. Karpat, “Eğer 12 Eylül’ü yapanlar yargılanacaksa” diyor ve sıralıyordu.
“27 Mayıs’ı yapanlar da yargılanmalı, 1930 yıllarındaki İstiklal Mahkemeleri’nde görev yapanlar da yargılanmalı.”
* * *
DAHASI var hocam, dahası var, geriye gidin, “Babıali Baskını” da yargılanmalı, hatta hatta, çok az bilinen “Kuleli Vak’ası” diye anılan suikast teşebbüsünün başında olan Beyazıt Medresesi hocalarından Süleymaniyeli Şeyh Ahmet de yargılanmalıdır. Bir cuma selamlığında tören sırasında Padişah Abdülmecid öldürülecekti. Gizli örgüt Islahat Fermanı ve Gülhane Hattı Hümayunu’nu şeriata aykırı buluyor, özellikle Hıristiyanlara tanınan hakları kabul etmiyorlardı.
Örgüt ileri gelenleri başta Şeyh Ahmet, 13 Eylül 1859’da Kılıç Ali Paşa Camii’nde tutuklanıp bugün askeri lisenin bulunduğu Kuleli Kışlası’na kapatılır. Yargılama uzun sürmez, çoğu ömür boyu hapse mahkûm olur. Bazıları idamlarını istiyordu. Ahmet Cevdet Paşa, “Kanunda yeri yok!” diye itiraz eder; Avrupa ülkelerinde devlet başkanlarına, krallara suikast tasarlayanlar için “idam cezası” vardı, lakin Osmanlı’da yoktu, gerekçesi de şuydu:
“Hiç kimse padişaha suikast yapmayı düşünemez.”
Kanun böyle olunca, kimse idam edilemedi.
* * *
GÖRÜYORSUNUZ Kİ, darbenin yeri bizim tarihimizde eskilere dayanıyor. Hem yeniçerilerin “istemezük” diye kazan kaldırmaları da darbe değil midir?
* * *
GEÇENLERDE Ferhan Şensoy’un da adı “darbe” lafına karıştı…
Gazetelerde bir haber çıktı; Ferhan Şensoy, Eskişehir’deki oyununda güya “Darbe yapmanın zamanı, 1980 darbesi sırf Kenan Paşa’nın resim merakından yapıldı. Darbe yapacaksanız şimdi yapın!” demişti.
Ferhan Şensoy açıklamayı yaptı:
“Bu cümleler oyun metninde yoktur, zaten benim üslubum değildir. Bu cümleler, alay ettiğim ve sonunda darbe istemediğimi belirttiğim sahneyi, Eskişehir’de 232, oyunu izleyen bir sivri zekânın yorumudur.” (Posta 12/05/2009)
* * *
BU “darbe” lafından kendimizi kurtaramıyoruz.
Askerlerin, sivil mahkemelerde yargılanmalarını öngören kanun maddesini, gece yarısı CHP’lilere yutturan AKP’lilere Deniz Baykal’ın yakıştırması şu:
“Bu bir sivil darbedir!”
Be muhterem, adamların uyanık olsaydı da sivil dediğin darbeyi önleseydiler.
* * *
HAAA az kaldı unutuyorduk; “darbeli matkap” diye bir alet vardır, onun da adını değiştirecek miyiz?
Mesela usta çırağa bağırıyor:
“Oğlum darbeliyi ver!”
Ya duyan yanlış anlarsa.
