Türkçe Olimpiyatları’ndan izlenimler
Lale Şıvgın
9 Haziran 2009Bu yıl yedincisi düzenlenen Türkçe Olimpiyatları’nı, başladığı günden bu yana merakla izliyorum. Kimi çevrelerce yere göğe sığdırılamayan, kimi çevrelerde ise kuşkuyla karşılanan bu organizasyonu bugüne kadar ekran başında izlemiştim. İlk kez bu sene Türkçe Olimpiyatları’nı yerinde izledim. Doğrusu çok etkileyici bir organizasyondu. İşte pek çok duygunun bir arada yaşandığı bu organizasyona dair izlenimlerim:
l Ankara ASKİ Spor Salonu’nda gerçekleştirilen organizasyon öncesinde spor salonuna giden yollarda ve özellikle de salon girişinde olağanüstü güvenlik önlemleri vardı. Davetliler güvenlik kartları ile içeri girebildiler. Herkesin oturacağı yer önceden belirlenmişti. Davetiyelerde yer alan koltuk numaraları organizasyonun sorunsuz işlemesini sağladı. Zaten çok sayıdaki görevli de koltukları bulamayan davetlilere rehberlik etti. Hasan Celal Güzel gibi yerini beğenmeyenler için ise yine görevliler devreye girdi ve sahneye daha yakın alternatifler bulundu.
l Salonda büyük boy Türk Bayrağı ve Atatürk posteri asılıydı. İstiklal Marşı okunduğu sırada da sahne arkasındaki dev plazmalarda Atatürk’ün gözleri ve Türk bayrağı göründü. İlerleyen dakikalarda Atatürk yeniden sahnedeydi. Bu kez, Atatürk’ün Türkçeyle ilgili sözleri, Mehmet Akif ve Yahya Kemal’in sözleriyle birlikte anılıyordu.
l 155 ülkeden 700 genç, davetlilere birbirinden farklı duyguları aynı anda yaşattı. Türkçe okunan şiirler ve şarkılar karşısında yüzlerde tebessüm gözlerde ise gözyaşı oluştu. En ilginç görüntü ise kolbastı oynanırken yaşandı. Böylesi hareketli ve coşkulu bir oyun sahnelenirken bile gözyaşlarını tutamayanlar vardı.
l Davetli topluluğu fazlasıyla homojendi. Aynı siyasi görüş ve aynı yaşam tarzını benimsediği anlaşılan tek bir grubun salondaki hakimiyeti açıkça gözleniyordu. Protokol sıralarında da tek bir siyasi partinin görünmesi, Türkçe olimpiyatlarını bir AKP etkinliği havasına soktu.
l Sunucuların her fırsatta Başbakan Erdoğan’ın gözünün içine bakıp, kendisinden övgü dolu sözlerle bahsetmesi organizasyonun AKP ile ilişkilendirilmesine daha da sağlam dayanak oluşturdu. Hele bir de Türkçe’nin yüceltildiği bir etkinlikte, Başbakan’ın İngilizce Van Minut çıkışına alkış istenmesi, biraz fazla kaçtı.
Görünüşe bakılırsa, Türkçe olimpiyatları kendisini yalnızca AKP siyasetçisine, seçmenine ya da bürokratına hitap eden bir organizasyon olarak konumlandırmış. Oysa, o salonda farklı siyasi partilerin de temsilcileri olabilseydi, salon AKP’li bürokratlar ve ailelerinin dışında farklı yaşam tarzlarını ya da farklı siyasi görüşleri benimseyenlere de kapılarını açabilseydi, yani Türkçe olimpiyatları siyaset üstü olabilseydi belki üzerindeki kuşku bulutlarını da dağıtabilirdi. Ama sahnedeki çocukların tüm başarısına rağmen, bulutlar aynı yerde duruyor.
Tüm bu eleştirilere rağmen, şunu da söylemeliyiz ki; sahnede kuru milliyetçilik yerine icraat vardı. Eğer bu organizasyon bir siyasi hedefe hizmet ediyor görüntüsü vermekten çıkarsa, eminim ki, toplumun tüm kesimlerinin duygu dünyasına hitap edebilir. Dört yaşındaki iki Kongolu çocuğun İstiklal Marşının on kıtasını ezbere okumasını hangimiz ayakta alkışlamayız? Ya da hangimizin gözü dolmaz yabancı çocuklar Çökertmeyi söyleyince? Bir Mozambikli çocuğun dilinden Sivas’ın yollarını dinlediğimizde hangimizin tüyleri ürpermez? Hangimiz itiraz edebiliriz Türkçe’nin böylesi bir köprü kurmasına?

KONGOLULAR’IN YADA DİĞER ESKİ SÖMÜRGE HALKLARININ BAŞKA BİR ÜLKENİN MESELA BİZİM İSTİKLAL MARŞIMIZI OKUMALARINDAN ZEVK ALMAK EMPERYALİST BİR YAKLAŞİMDİR BENCE. BU UTANÇ VERİCİ BİR DURUM. EZİLEN HALKLARA REHBER TÜRKİYE CUMHURİYETİ ŞİMDİ KENDİ İSTİKLAL MARŞINI EZİLEN BİR BAŞKA HALKIN ÇOCUĞUNA EZBERLETİP OKUTTURUYOR. AYNI ŞEY BİZİM BAŞIMIZA GELSE BİRİLERİNİN MİLLİ MARŞINI OKUMAK AĞIRIMIZA GİTMEZMİ ACABA????