Meraklar ve Sorular
Mümtaz Soysal
1 Haziran 2009HER gün haber, yorum, suçlama, savunma bombardımanına uğrayan halk, yanıtları bilmek ve öğrenmek ister.
Medya, gazeteleri, dergileri, radyoları ve televizyonlarıyla bu merakı karşılamaya ve bir ölçüde de gidermeye çalışır. Ama, asıl karşılama ve giderme ödevi ya da sorumluluğu resmi makamların değil midir?
Mayın temizleme işini alalım. Gömülen mayınları temizlemek gömenin ödevi olduğu gibi, işin ne olduğunu da herkesin anlayabileceği ölçüde anlatma sorumluluğu da gömene düşer. Bu sorumluluk yeterli ölçüde yerine getirilmemişse, meraklar daha da çoğalıp büyüyecektir.
Kabul edelim ki, son olayda temizleme işi ile temizlenen toprağı birilerine verme konusunu birbirine bağlamanın hikmeti anlaşılmadı. O zaman, merak:
Temizliği yapmanın maliyeti yüksek ve devletin gücü buna yetmiyor da toprağın ürünlerini satarak o maliyeti karşılamak düşünüldüyse, daha ihale bile açmadan İsrail’in adı ve toprak gelirinin miktarı nasıl kestirilebilmiştir?
Temizleme işini asker çalıştırarak başarmak varken, yabancı şirket aramak niye? “Mayın temizleme tehlikeli işlem; askeri tehlikeye atamayız” düşüncesi mi? Yoksa, düpedüz parasızlık mı? “Yok, öyle değil; teknolojik donanımımızın yetersizliğidir asıl neden” deniyorsa, şirkete para vermek yerine aynı parayla en son mayın temizleme teknolojisini alıp onu kullanacakları eğitmek başarılamaz mıydı? Üstelik, ordunun kendi mayınını bile toplayamayacak duruma düşmesine üzülen halkın gönlü de alınmış olmaz mıydı?
Durumun sivil ve asker makamlarca bu tür soruları tam yanıtlayabilecek ölçüde aydınlatılmadığı kesindir.
Başka bir örnek: Yıllardır, AB’ye tam üyelik yerine “ayrıcalıklı ortaklık” önerenler var. Bunun ne olduğunu bilen de yok, anlatan da. O zaman soruluyor:
Kimin ayrıcalığı? Türkiye’nin mi, AB’lilerin mi? Nelerde, kime ayrıcalık?
Öyle anlaşılıyor ki, bu düşünceyi öne sürenlerden Fransa’nın hiç çalışması yok; Almanya’nın biraz var, ama gizli. Bu durumda, Ankara ön alıp aynı konuda çalışarak kendi önerisiyle ortaya çıkamaz mı? “Tam üyelik ısrarıyla sürekli kapınızı çalmayı bırakıyoruz” diyerek.
Madem ayrıcalık sözü ediliyor, o halde şöyle ayrıcalıklar istemeliyiz: Gümrük Birliği’nin bizden yana yontulması; üye olmayan Norveç’le İsviçre’ye Schengen vizesinde tanınan kolaylığın bize de tanınması; Kıbrıs’la ilgili ısrardan vazgeçilmesi. Bunlar ve başka alanlarda istenecek kolaylıklar yıllardır başının eti yenen Türkiye’yi rahatlatabilir; tam üyeliğin bağlayıcılıklarından endişe duyan Türkiye bu modelle daha rahat eder ve bölgedeki ağırlığını daha da arttırır.
Geçerli yolun bulunup anlatılması için, hep meraklı vatandaşın soru sorması mı beklenmelidir?
