Kızımın Gönderdiği Kuşlar
Mustafa Balbay
24 Haziran 2009Geçen gün koğuş değişikliğinden kısaca söz etmiştim.
Yarısını yalnız, yarısını da Prof. Erol Manisalı ve Prof. Fatih Hilmioğlu ile birlikte geçirdiğim, yaklaşık 90 gün kaldığım B9 üst koğuştan ayrıldım, B7’ye geldim. Burada bir günüm Prof. Mustafa Yurtkuran ve Prof. Ferit Bernay’la geçti.Prof. Yurtkuran ertesi gün Haseki Hastanesi’ne sevk edildi.
B7’ye geldiğim gün üçümüz 2 saat kadar yürüyüp sohbet ettik. Yalnızlığımın sona ermesinden mutluydum ama, yarı aklım da önceki koğuştaydı…
Orada iki komşum vardı. Biri B9 alt koğuşta kalan Gökhan Ecevit ve Sadun Okyaltır idi. Onlar altta ben üstte pencereden haberleşiyorduk. Benimle birlikte onlar da B7’ye geçti.
Öteki komşum ise tam karşımdaydı. Tel örgülerin altındaki demir kaplamanın köşesindeki açıklığın içine yuva yapmışlardı.
Her sabah gün doğmadan onların sesiyle uyanırdım. 2-3 kuş, koskoca bir koro gibi yırtıyordu karanlığı:
Cik… Cikcik.. Cik… Cikcikcik.. Cik…
Güneş biraz yükselince de köşe kapmaca oynar gibi görünüp kayboluyorlardı. Bizim güvenlik içinde kalmamızı sağlayan tel örgüler onlar için binlerce odalı bir saray gibiydi. Üst telden alt tele konuyorlar, sonra ortaya, ardından iç tele… öte öte dolaşıyorlar, her telden çalıyorlar…
Yuva ve teller havalandırma duvarının üstünde. Benim pencerenin önü de havalandırma.
Zamanla havalandırmaya arada bir ekmek atmak şart hale geldi. Kuşlarla ekmeği paylaşmak ne güzel!
Dışı benim içi onların…
Başlangıçta acemiliğime geldi, ekmeği kuru atınca rüzgârda hep yer değiştirdi. Kuşlar güçlükle yiyebiliyordu. Biraz ıslatıp atınca kuşlar için daha kolay oldu.
Tellerin üzerinden hızla inip ekmeğin dibine konuyorlar. Kendilerini güvende hissederlerse titrek ayaklarıyla ekmeğe yaklaşıyorlar, birkaç parça alıp hızla tellere çıkıyorlar.
Önceleri beni pencerede görünce ürküp kaçıyorlardı. Zamanla alıştılar.
***
Kızım, bir görüşmemizde, “Baba, yanına kuşlar gelirse bendendir” demişti. Ben de kısaca durumu anlattım…
Kuşlara ekmek verdikçe Fatih Hoca takılırdı:
“Kızının kuşlarını aç bırakma…”
Erol Hoca’nın da çocukluğunun bir dönemi Silivri’de geçmiş. Doğasını, kuşlarını, denizini iyi biliyor. Serçe tipi iyi ötümlü kuşlar daha çok buralarda görülüyormuş. Öterken kuyrukları, kanatları, her tarafları titriyor. Sanki kanatları müzik aleti; ses, onların titreşimiyle çıkıyor.
Kuşlardan ayrılırken son bir kez daha ekmek verdim, 2 yan koğuşa geçtiğimi, oraya beklediğimi söyledim.
B7’deki ilk günümde Yurtkuran’a, Bernay’a kuşlardan söz edip etmemekte ikirciklendim. Sonra anlatırım dedim.
Yurtkuran’la ilk ve son gün olduğu için üçümüz yoğunlaşmış bir sohbete tutuştuk.
Neler oluyor?
Neler olabilir?
Yaşadıklarımızın anlamı nedir?
Konular birbirini kovalarken görevliler geldi. Yurtkuran’ın yarınki hastaneye sevkiyle ilgili bilgileri verdiler. Tam kapıyı kapatıp ayrılmak üzereydiler ki, Yurtkuran “Bir dakika” dedi, seslendi:
“Sizden özel bir ricam olacak. Biz F12’den buraya geldik. Orada havalandırma duvarının üstünde bir kuş yuvası vardı. Birinin yavrusu olacaktı. Tam doğum öncesi buraya geldik. Bir bakar mısınız, yavru dünyaya gelmiş mi? Kuşlar nasıl? Bilgi verirseniz çok sevinirim.”
Önce onların öyküsünü dinledim…
Sonra benimkini anlattım…
***
Yurtkuran’ı ertesi sabah hastaneye gönderdik. Berna’yla kaldık… Ferit Hoca’yla daha önce bir saat bile baş başa oturup görüşmüşlüğümüzün olmamasına karşın iyi anlaşıyoruz. Cerrahlığın ve rektörlüğün getirdiği pratik çözüm ve sentez gücü var. Ona arada takılıyorum:
“Arkadaşınsa Ferit, her sorun münferit!”
Her telden konuşurken kuşlardan da söz açıyorum. Yeni yerimize uğrayıp giden kuşlar var. Seslerini duyunca ikimiz birden havaya bakıyoruz.
İnsanoğlu kuş misali derler ya…
Özgürlüğün de simgesi kuşlar…
Hayatta hiç bu kadar kuşlara özenmemiştim.
İnsan hangi koşullarda olursa olsun özgürlüğü düşünmekten, yaşam sevincini çoğaltmaktan, yaşama tutunmaktan vazgeçmemeli… Hiçbir şey bunları engellememeli… Kuşların kanat çırpışlarını izlerken önceleri okuduğum kitaptan bir söz geldi aklıma:
Engellerimiz kanatlarımızdır!
