İnternet Gazeteciliği VII: Sona Doğru
Emre Kongar
8 Haziran 2009Türk medyasında dünyayı ve özellikle dünyanın siyasal ve kültürel lideri Amerika’yı çok yakından izleyen üç köşe yazarı var:
Akşam’da Serdar Turgut ve Oray Eğin.
Cumhuriyet’te Zülal Kalkandelen.
Bu üç yazar Amerika’daki siyasal ve kültürel gelişmeleri, Amerikan medyasını çok yakından izliyor; her türlü teknolojik ve ideolojik yeniliği, kendi yorumlarını ve eleştirilerini de ekleyerek okurlarına aktarıyor.
Turgut ve Kalkandelen ayrıca, dünyanın kültür başkenti New York üzerine de kitap yazanlar arasında.
Turgut’un Yusuf Tuvi tarafından fotoğraflanan kitabı gerçekten çok güzel ama Kalkandelen’inki şimdiye kadar New York üzerine yazılmış olanların en iyisi.
Tabii her iki yazarın başka kitapları da var.
Turgut daha çok deneme-inceleme alanında kalırken, Kalkandelen Amerikan politikasını ve medyasını irdeleyen “30 Saniye’de Bush” adlı bir inceleme ve bir de “Utanmış Sessizlik” adlı roman yazmış.
Oray Eğin de kitap sahibi köşe yazarlarından.
“Bunları Kimse Yazamadı” adıyla çıkan kitabı hemen “Çok Satanlar Listesi”ne girmişti.
Ben de Amerika’yı doğrudan ve yakından izlerim ama bu arkadaşların yazılarından pek çok şey öğrendiğimi belirtmeliyim.
İşte bu üç yazar da Türkiye’de interneti, internet gazeteciliğini çok yakından izleyen, internet gazeteciliği ile klasik gazetecilik ilişkileri üzerine kafa yoranlar arasında.
Bugünkü yazımda hem okur mektuplarından aldığım izlenimleri hem de bu üç yazarın görüşlerini özetleyerek bir sonuca doğru gitmek istiyorum.
Aslında okur mektuplarını yayımladığım için bu üç yazarın görüşlerini de uzun alıntılarla aktarmam gerekirdi.
Ama her üçünün yazılarına da internetten ulaşmak çok kolay.
Adlarını “googlelayın”, hemen önünüze gelecektir yazılara ulaşacağınız adresler.
O nedenle kusuruma bakmasınlar, (siz de kusuruma bakmayın sayın okurlar) alıntı yapmak yerine yazdıklarına değinip geçeğim.
Bu üç yazarın üçünün de vurguladıkları ortak iki nokta var:
Birinci olarak üçü de internet gazeteciliğinin klasik gazeteciliğin hem biçimini, hem de içeriğini değiştireceğini belirtiyor; bunun nasıl olacağını da anlatıyorlar.
İkinci olarak her üçü de değişime uyum sağlamazsa klasik gazeteciliğin yok olabileceği ihtimaline değiniyor.
Söyledikleri doğrudur, hepsinden çok şey öğrendim, gerçekten hepsine müteşekkirim.
Ama klasik gazeteciliğin, internet gazeteciliği karşısında nasıl yaşayabileceği sorusuna yanıt aradığım için bazı ipuçları vermenin dışında bana çok da yardımcı olmadılar.
Aslında bu sorumun yanıtını okur mektuplarında buldum:
Klasik gazetelerin yaşama şansı insanların yaşam biçimlerine bağlı.
Bir okurum bunu son derece veciz olarak şöyle ifade etmişti: “İnternetten gazete okumak, sevgilinizin elini eldivenli elinizle tutmaya benziyor.”
Bir başka okurum ise, “deniz kenarında, dalga sesleri ve hafif bir esinti ile, bir fincan kahve veya çay eşliğinde gazete sayfası çevirmek” diye tanımlıyordu gazete tiryakiliğini.
Tabii evde güne başlarken gazete sayfalarını elinde tutmanın zevkinden veya akşam eve geldiğinde bir merasim gibi o günün gazetesini sayfa çevirerek gözden geçirmenin keyfinden söz edenler de vardı.
Öyle anlaşılıyor ki, konu sadece haber izlemek, çok sayıda habere, bilgiye ve yoruma anında ulaşmak değil.
Olayın, insanların yaşam biçimleriyle, günlük alışkanlıklarıyla, hayattan ne bekledikleriyle ve kendilerine özel olarak ayırdıkları zamanı nasıl kullandıklarıyla ilgili bir yönü de var.
Sonuç yazısı yarın…

Sayın Kongar kesinlikle haklı : İnternet gazetesi hiç bir zaman elime alıp sayfalarına bakarken aldığım zevki vermiyor. Gazete okurken kokusu bile alışkanlığım olmuş…Kahvaltı masasında elime alıp okuyabileceğim gazeteyi tercih ederim ve internet gazetesinin asla bu zevklerin yerine geçemeyeceğini -iyi bir okuyusucu olarak- teyid ederim
gazete okumak bağımlılık gibi birşey.ilk elinize aldığınız andaki koku yanında çayınız ile gazete sayfalarını çevirmek bence çok farklı bi duygu ve internetin bu zevkin bu duygunun yerini almasını ben şahsen istemiyorum.hem bir okur olarak istemeiyorum hemde ileride bir gazeteci adayı olarak istemiyorum.
teknoloji her gün gelişmekte artık sokakta top oynayan çocuklar bile kalmadı herkes internet kafelerde bilgisayar karşısında asosyal olma yolunda biliçsizce ilerliyor.artık sucular bile siz çaldırın konuşmaya gerek yok biz suyu getiririz diyorlar.teknolojiyi kötülemek için söylemiyorum tabikide iyi birşey ama bu kadar da hayatımızın içine sokmamalıyız hayatımız internet bilgisayar olmamalı.kullanalım ama bilinçli bir şekilde kullanalım.hayatımızın internet olmasına izin vermeyelim…
bende tuncelinin merkeze uzak bir mezrasında oturuyorum ve internetten yazılarınızı takip edebiliyorum herkesi kendiniz gibi değerlendirmeyiniz.internet gazeteciliğini geliştirmeye bakın……
sayın kardeşim mert güvenir galiba biraz yaşınküçük ilerde gazete yazarlığına aday olabilirim diyorsun doğrudur ve genç insanların yolu açık olsun bizler de o gigibi ilkeli olan düzgün tarafsız yazarları okuruz düşün celerinden faydalanırız bir kardeşimiz diyorki ben bir mezrada oturuyorum ve oradan yazıyorum bak ne güzel bir örnek ben o kardeşimden mutluluk duyarım ilk okul bitiren bir insanım 45 yıl nakliyecilik yapmışım bu gün interneti öğrenmişim emekli olmuşum kave köşelerinde oturup bilir bilmez dedikodu yapmıyorum konuşursam dahi bilinçli konuşuyorum kendimi çağın insanlarına uyum sağlıya bilmişim hiç olmadı yalnş yönlendirmiyorum 64 yaşında elim kılvya tutmuş ilkeli dürüs afedersiniz yalaka olan olmuyan yazarları ayırt edebiliyorum bazı yazarlar çok güzel yazıyor ondan dolayı o gazeteyi alıyordum şu an onu interneten okuyorum paramda o gazeteye gitmiyor artık dünyada teknolojinin önüne kimse geçemez inanıyorum kısa zamanda ev televizyon ekranları bir dğme ile kılvyo yazısına gececektır demekki teknolojiden terbiye sınırlarını aşmadan dürüs ilkeli bir şekilde yararlanmak güzel bir yaşam tarzı allah hepimize sabır selamet versin