HALK NE DÜŞÜNÜYOR?
Hulki Cevizoğlu
30 Haziran 2009Türkiye’de hemen herkes darbelere karşı.
Tıpkı teröre karşı olduğu gibi.
Ama sorun “darbenin tanımında” yatıyor.
“Darbe” deyince herkes aynı şeyi mi anlıyor?
12 EYLÜL DARBE Mİ?
Soyut kavramlar, halkın zihninde somut anlamlar kazanıyor ve bu her zaman aynı anlama gelmiyor.
Yani, darbeye karşı olanlar kimi zaman “darbe sayılmaz” düşüncesiyle aslında darbeyi destekliyor.
Bunu bilmeyen -(halkın arasında olup da nasıl bilmiyorlarsa?)- kimi politikacılar da büyük yanlışa düşüyor.
En son örnek, 12 Eylül 1980 olayının darbe sayılıp sayılmayacağı ve halk tarafından desteklenip desteklenmediği noktasında yaşanıyor.
Bilindiği gibi CHP, 12 Eylül’ün yargılanmasını istedi. Bu hem, AKP’nin elinden “darbe mağduru” silahını düşürecekti; hem de, CHP’ye halk nezdinde “Bravo, işte demokrat böyle olur” diyerek puan kazandıracaktı!..
Ama “niyet” le “kısmet” buluştu mu?..
Çok ilginçtir ki hayır!..
Mantıken, CHP haklı çıkmalıydı ama benim tespitlerime göre, böyle olmadı.
DARBEYİ DAVUL ZURNAYLA KARŞILAMAK!..
Bu yayın döneminin son Ceviz Kabuğu programı tam 7 saat sürdü.
Konu: 12 Eylül’ün yargılanması idi.
Her kesimden izleyicilerden gelen telefonlardan gördük ki, halk 12 Eylül’e sahip çıkıyor!..
Acaba Kenan Evren de bunu tahmin ettiği için mi, “Halka soralım. Referandumda ’evet’çıkarsa yargılanmayı beklemem, intihar ederim!” demişti?..
Canlı yayında gelen yüzlerce telefon sonuçlarını anlatayım.
Halk, büyük oranda Kenan Evren’i eleştirmiyor ve de destekliyor!..
“12 Eylül’de zil takıp oynayacaktık” ve benzeri ifadeleri, 29 yıl sonra, 26 Haziran 2009 gecesinde de bolca duyduk!..
22 Temmuz (2007) genel seçimi öncesinde de, 29 Mart (2009) yerel seçimi öncesinde de görüldüğü üzere, iktidar partisi AKP hemen her olayda mağduru çok iyi oynadı.
Bu son çıkışı ile AKP’nin önüne geçmeyi planlayan CHP burada da başarılı olamadı.
Elbette, 12 Eylül’de büyük zarara uğrayanlar, Evren ve silah arkadaşlarını faşistlikle suçlayanlar, işkenceler ve idamlardan dolayı ağır biçimde eleştirenler bugün de var.
Ama ne ilginçtir ki, benzer sıkıntıları yaşayanlar arasında da, “Zamanı değil, gereği de yok, 12 Eylül yargılanmasın” diyenler var!
Çoğunluk ise, “12 Eylül olmasaydı da, kan akmaya devam mı etseydi?” diyor!..
Sonuç olarak, seçim öncesi “türban açılımı” (!) gibi bunun da tutmadığı ve atılan taşın kurbağayı ürkütmeye değmediği ortaya çıktı.
İşin daha da ilginç boyutu var.
Tam, toplumbilimcilerin araştırması gereken boyutu.
Halkın büyük çoğunluğu, sürekli olarak kendisine darbe yapılacakmış havasını yaşayan AKP’nin 12 Eylül’ü yargılamayı “sulu şaka” olarak görmesini, yani Evren’lere sahip çıkmasını destekliyor.
Bir başka deyişle, bu kez, darbecilere sahip çıkan (AKP) puan alıyor!..
Sosyolojide böyle bir şey var mı? (Yoksa da, Türkiye örneği literatüre giriyor artık.)
Darbe karşıtı gibi görünen AKP’nin Evren’lere sahip çıkması çok büyük çelişki. Mantık hatası. Ama, anlaşılmaz biçimde herhalde bilemediğimiz kozmik bir güç (!), burada da AKP’ye puan kazandırıyor!..
Çünkü, Evren’e sahip çıkmak, 11 Eylül’deki kanı durdurmak, kardeş kavgasını önlemek gibi algılanıyor. Tıpkı, “dindar cumhurbaşkanı” olayında olduğu gibi..
İster bana kızın, ister kızmayın durum böyle..
İYİ TATİLLER
Sevgili okuyucularım, bildiğiniz gibi ART’de C.Kabuğu’nu yaz tatiline soktuk.
Sponsor bulunabilseydi, kısa sureli ve politika dışı (kültür, bilim, sanat ve iş adamlarıyla) bir yazlık program düşünmüştük.
Ancak şu ana kadar bu gerçekleşmedi.
Bundan sonra sponsor bulunur mu, bilmem.
Yazılarımızı da bir süreliğine tatile
sokuyorum.
Hepinize iyi tatiller, yaz bitiminde görüşmek üzere.

BUGÜN TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN DÜŞTÜĞÜ DURUMA BAKIYORUM DA ÜST MAKAMLARIMIZDA MALESEF BEN TÜRK\’ÜM DİYEMEYEN YAHUDİYE MESİHLİK YAPAN ZAATLAR OTURMAKTA BU DA YETMEZMİŞ GİBİ İSLAMİYETİ KULLANARAK DİN ADI ALTINDA MİSYONERLERLE KOYUN KOYUNA BU YÜCE MİLLETİ HRİSTİYAN VE YAHUDİ ALEMİNE SOKMAK İSTİYORLAR.ARTIK KİLİSELER HABERLERE TAŞINIYOR .YAHUDİ KANALLAR (KANAL D VS) İLE NEYMİŞ EFENDİM,KİLİSEDE DİLEK DİLEYENİN DİLEĞİ KABUL OLUYORMUŞ.AMAÇ MÜSLÜMAN TOPLUMU DİNİ KULLANARAK KİLİSELERE ÇEKMEK.BUNUNLA DA BİTMİYOR.KOL BASTI DENİLEN AHLAKSIZLIĞIN SENBOLÜ OLAN OYUNLAR BİZİM MİLLİ DANSIMIZ GİBİ GENÇLERİMİZE VE KÜÇÜCÜK YAVRULARIMIZA ÖĞRETİLİYOR.BUGÜN DE OSMAN BAYDEMİR DENEN ERMENİ UŞAĞI CUMHURBAŞKANI SAYIN GÜL İLE GÖRÜŞME YAPACAKMIŞ GÜNEY DOĞUYU ALLAH\’IN EMRİ,PEYGAMBERİN KAVLİ İLE SAYIN GÜL\’DEN İSTEYECEKMİŞ.SAYIN GÜL\’DE VERECEK TABİ,BABASININ MALI YA?PKK UŞAĞI MEHMET ALİ BRAND DA BUNUN HABERİNİ BALLANDIRA BALLANDIRA YAPIYOR.BEN BİR TÜRK\’ÜM VE ARTIK UYUYAMIYORUM.ÇÜNKİ KURUCUMUZ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK\’ÜN VE ŞEHİTLERİMİZİN KEMİKLERİ SIZLIYOR.BU VATAN 30 KUPONA ALINMADI BUNLAR KİM OLUYORLARDA HAKLARI OLMADIĞI HALDE HAK TALEP EDİYORLAR.BU DEVLETİN BAŞINDAKİLER TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNDE GÖREV YAPTIĞI HALDE HİZMET ETTİKLERİ YÜCE TÜRK MİLLETİ DEĞİLSE PEKİ KİM?BEN SÖYLEYEYEYİM.ABD-İSRAİL-ERMENİSTAN.ARTIK VATANIMIZA VE NAMUSUMUZ OLAN BAYRAĞIMIZA SAHİP ÇIKMANIN ZAMANI GELMİŞTİR.BU VATAN BÜYÜK ATATÜRK\’ÜNDE DEDİĞİ GİBİ TÜRKLERİNDİR.KERKÜK, MUSUL VE KIBRIS\’ DA TÜRKİYE\’YE KATILACAKTIR.SAYGILARIMLA.S.GÜLHAN AYYILDIZ PARTİSİ GENEL BAŞKANI
SERAP GÜLHAN
AYYILDIZ PARTİSİ
GENEL BAŞKAN
YARATILMAK İSTENEN BİR TÜRKİYE GERÇEĞİ
Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin temizlenmesine ilişkin kanun meclisten geçirildi. Hem de bir geceyarısı operasyonuyla. Çünkü nedense hükümet, Türkiye için 1 Mart 2004’te yürürlüğe giren Ottawa Sözleşmesinin mayınların temizlenmesi için tanıdığı on yıllık sürenin yarısını geçtiğini yeni fark etmişti. Ottawa Sözleşmesinin 5. maddesinde “Taraf Devletlerden her biri, yetkisi ya da denetimi altında olan mayınlı alanlardaki bütün anti-personel mayınları, bu Sözleşmenin sözkonusu Taraf Devlet için yürürlüğe girmesinden sonra on yıldan geç olmamak şartıyla, mümkün olan en kısa zamanda imha etmek veya imha edilmesini sağlamakla yükümlüdür” hükmü getiriliyor.Nedir bu Ottawa sözleşmesi
OTTOWA SÖZLEŞMESİ…
Anti-Personel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşme…
Kısaca “Ottawa Sözleşmesi” olarak da bilinen “Anti-Personel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşme”, 4 Aralık 1997 tarihinde Ottawa’da (Kanada) imzaya açıldı, 1 Mart 1999′da yürürlüğe girdi.
Türkiye Sözleşme’ye 2003 yılında taraf oldu. Sözleşme Türkiye açısından 1 Mart 2004′de yürürlüğe girdi.
Sözleşme, taraf devletlerin anti-personel mayın kullanmasını, bunları geliştirmesini, üretmesini, bir başka şekilde edinmesini, depolamasını, elde tutmasını veya doğrudan ve dolaylı yoldan bir başkasına devretmesini yasaklamaktadır. Ayrıca, bu sözleşme çerçevesinde, bir taraf devlete, yasaklanmış bulunan herhangi bir faaliyetle iştigal etmekte olan herhangi bir kimseye yardımcı olmasını da yasaklamaktadır.
Suriye sınırında 510 km uzunluğunda ve 350 metre derinliğinde toplam 178 milyon 500 bin metrekarelik bir mayınlı arazi var..
Bu olayda kamuoyunun nasıl kolaylıkla yönlendirilebildiği bir kez daha görüldü.
Mayın temizleme işinin arazilerin uzun süreli kullanımı karşılığı İsrailli şirketlere verileceği yönündeki haberler anında yankı buldu ve muhalefet hükümete yüklendi. Genelkurmay, bu işin özel sektöre yaptırılmasına karşı çıktığını açıkladı ve NATO İkmal ve Bakım Teşkilâtı’nı (NAMSA) öncelikle dikkate alın dedi. Halbuki NAMSA işlerini bizzat yapan değil, hizmet satın alma yoluyla piyasaya yaptıran bir birim. Kuruluş kendi web sayfasında kendi işlevini şöyle anlatıyor:
“Bu lojistik hizmetlerinin büyük çoğunluğu sanayiye ihale edilir ve kuruluşun ana rolü ulusların ihtiyaçlarının takibi, lojistik yönetimi faaliyetlerinin merkezileştirilmesi, uluslar arası rekabete açık ihaleler yapılması ve müşterilere verilen hizmetlerin maliyet ve kalitesinin kontrol edilmesidir”.
Hal böyle olunca, işin NAMSA’ya hizmet alımı suretiyle verilmesi halinde, bu kuruluşun, işi ihale ederek bir İsrail şirketine vermesinin önünde hiçbir engel yok. Hem de bu kuruluşa iş verildikten sonra –eğer şartnameye özel hükümler koymazsanız- işi kime vereceğini pek denetleme imkânınız yok.
Peki bu mayınları özel sektörün temizlemesi neden sakıncalı?
Neden güvenlik güçlerinin gözetim ve denetimi altında temizlenemez?
Bu işe talip olduğunu açıklayan bir şirket 216 milyon dolara iki yılda temizlerim diyor.
Mademki bu araziler çok kıymetli ve yap-işlet-devret yoluyla vermek istemiyoruz, bütçeden bu işe bu kadar para ayıramaz mı hükümet?
Aslında asıl düşünülmesi gereken husus; mayınların temizlenmesi değil, temizlenme sonrası ortaya çıkacak arazinin sağlıklı bir şekilde değerlendirilebilmesi. Bu arazilerin kadastrosu, tarımsal verimliliği, sulama biçimleri tesbit edilmeli ve en verimli hangi ürünlerin yetişeceği belirlenmeli.
Sonra da araziyi kimin işleteceği değerlendirilmelidir. Oradaki köylülere paylaştırmak, arazilerin kısa süre içinde istenmeyecek kişilerin elinde toplanmasına sebep olacaktır. Bu yönün iyi değerlendirilmesi gerekir.
Suriye sınırında güvenliğin bekçiliğini çok uzun zamandır Türk askeri yapıyor. Karşı taraftakiler ise akşam olunca evlerine gidip yatan güvenlik görevlileri. Bu arazilerin değerlendirilmesi esnasında kaçakçılık ve kaçak sınır geçişleri için ve her şeyden önemlisi de PKK’nın yuvası olan Suriye’ de sınırlardaki mayınlarda kaldırılırsa ; ne tür tedbirler alınacağının da belirlenmesi gerekiyor.
Bu vesile ile mayınlar dışında başka bir hususa da dikkat çekmek gerek. Büyük ve yıkılmaz dediğimiz Türkiye hangi tehlikelerle karşı karşıya;
İsrail’in Ankara Büyükelçisi Gabi Levi 27 Mayıs günü Şanlıurfa’ya gitti.
Levi, bu bölgeye olan ilgilerini şöyle dile getirdi:
“Bu topraklar bizim için önemli”
“Bu bölge hem Müslümanlar hem de Yahudiler için çok önemli bir yer.
Biz küçüklüğümüzden beri nereden geldiğimizi ve tarihimizi biliyoruz.
Bunu küçük çocuklarımız da biliyor.
Tabii her Yahudi için bu toıpraklara, atalarımızın-dedelerimizin geldiği bu topraklara gelmek çok önemli.
Özellikle Harran ve Şanlıurfa bizim için önemli”
+++++++++++++++++++++
Evet, işte bunun için Tayyip Bey mayından temizlenecek araziyi İsrail’e vermek istiyor.
+++++++++++++++++++++
SANIRIM SAYIN BÜYÜKELÇİNİN BU SÖZLERİ TÜRKİYE ÜZERİNE OYNANAN OYUNLARI VE TEHLİKENİN NE DERECE BÜYÜK OLDUĞUNU GÖZLER ÖNÜNE SERİYOR.
AKP Hükümetinin iktidarlık dönemlerine bir göz gezdirelim önce kurumlar zarar ediyor dendi öz-elleştirme adı altında bütün kurumlarımız ve fabrikalarımız yabancı sermayeye peş keş çekildi.ardından en çok gelir getiren Türk –telekom Amerika ve İsrail’e devredildi.Diğer yandan Türkiye’yi tamamen silahlanmadan arındıracak ve savunmasız bıraktıracak anlaşmanın yani(otawa)nın içerisine sokuldu;Daha sonra takip eden devrelerde ise salgın hastalıklar,her nedense AKP hükümeti dönemin de baş gösteren kuş gribi,içme suyunda çıkan mikroplar,keneler ve en son salgın;Domuz gribi ,peki bu hastalıkların adresi neresi ?Tabiki İncirlik üssü;Bu üs Amerikalı askerler tarafından bir laboratuar olarak kullanılmakta bugün itibari ile hem böceklerin ,hemde bitkilerin DNA’ ları değiştirilerek ,hastalık mikropları üretilmektedir.Bu Çalışmalar o denli ileri gitmiştir ki,bugün itibari ile insan DNS’ bile tehlike altındadır.incirlik üssünde 49 adet tam teçhizatlı savaş uçağı ve 8000 amerikan askeri bulunmaktadır.Sayın Obama’nın gelişi esnasında seyahatin de kullanacağı yalanı ile onlarca Tırla geldiği ,ama bu Tırların içerisinde ne taşındığının da devletimizin başındakiler tarafından kontrol edilmeyip,araştırılmadan ülkemize sokulmasıdır ki;O Tırlarla maalesef incirlik üssüne savaş malzemesi ve laboratuar malzemesi getirilmiştir,Evet İşte kısaca AKP iktidarı ;İmzaladıkları başı boş anlaşmalarla savunmasız ve pazarlanmış bir Türkiye;ve akabinde Sayın İsrail büyükelçisinin sözleri ;bütün bu olayları net olarak açıklamaktadır.İşte bir Türkiye gerçeği Ermeni sınırını açın,Mayınları temizleyin,topraklarınızı satın Biz işgal güçleri de sizleri kolayca yok edebilelim.İşte durum bundan ibarettir.İçerde Pkk denen bir yaratık varken ,mayın temizlenmesi ve bu toprakların en büyük düşmanımız olan İsrail’e kiralanması ,bence Türkiye’nin işgal güçlerine hizmet edenler tarafından intihara sürüklenmesidir.Lütfen artık gerçekleri ve oynanan oyunları görelim.Çünki bu Vatan hepimizin; ‘’NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE’’….