Habertürk’ün tarihçilerine Oğuz bilgisi
Rıza Zelyut
24 Haziran 2009Habertürk’te Fatih Altaylı, popüler tarih saatlerini başlatarak çok olumlu bir iş yaptı. Programın ‘buka’sı veya ‘ud’u ise Murat Bardakçı.
Bu ikili pazar günü aralarına Prof. Dr. İlber Ortaylı’yı da alarak kahkalar arasında tarihin bir orasına bir burasına dokunup geçtiler.
Lakin; özellikle Murat Bardakçı çok yanlış yapıyor. Örneğin; bu pazar gecesinde izleyebildiğim bölümlerde karşılaştığım en önemli yanlış; Oğuz terimi ile ilgili açıklama oldu. Sayın Bardakçı; oğuz kelimesinin ‘öküz’den geldiğini sanıyor olacak ki itekleyerek Prof. Dr. Ortaylı’yı da bu yanlışına ortak etti.
Oğuz ile öküz arasında bir ilgi yoktur. Türkçe’de öküz anlamına gelen eski kelimeler ise ‘buka’, yani bugünkü dille boğadır veya ‘ud’dur. (Bak: Prof. Dr. Emel Esin, Kotuz isimli makale). Buka veya udun milattan öncelere uzanan adı ise kotuz/kotas, kutas/hotaz/hotozdur.
Buka, veya kotuz Türklerde gücü ve ongun olarak kutsallığı da temsil ediyor. Orhon Yazıtları’nda buka terimi boğa anlamında geçer. Oğuz ise hakanlığa bağlı bir boyu anlatır. 13. yüzyılda yazıya geçirilen Oğuz Kağan Destanı’nda da ud, öküz/boğa anlamında kullanılmıştır. Şu cümlede olduğu gibi: ‘Adakı ud adakı tek: Ayağı öküz ayağı gibi’
Bu yüzden diyorum ki Habertürk’te sunulan tarih programında; konular önceden belirlenmeli; o konularla ilgili uzmanlar çağrılmalı; bu işi yürütenler de o konularda biraz kitap açmalıdırlar.
OĞUZ KİMDİR?
Ünlü Türkolog Prof. L.N. Gumilev; Eski Türkler (Selenge Yayınları’ndan edinebilirsiniz) adlı çalışmasında, Avrasya tarihinde önemli roller oynayan Oğuz boylarının oluşumunu anlatırken oğuz kavramına da değinir ve şunları yazar: ‘Hemen hiçbiri ana boylarla özdeşleştirilmesi mümkün olmayan ve birbirine yakın olarak yaşayan küçük kabileler, kendi aralarında birleşerek ittifaklar meydana getirdiler ki, bu tür topluluklar için ‘oğuz’ kelimesi kullanılmaktaydı. Tokuz Oğuz (Dokuz Boy/Uygurlar) ve Üç Oğuz (Üç Boy/Karluklar) kelimeleri de böylece ortaya çıkmıştır. (…) Konuyla ilgili literatürü kılı kırk yararak inceleyen A. N. Kononoff, ‘oğuz’ kelimesinin anlamı konusunda analojik bir sonuca ulaşmıştır. Oğuz etnik isimlendirmesinin ana çekirdeğini og -’boy, kabile’ kelimesi oluşturur ki bu aynı zamanda eski Türklerdeki ‘o’ -’ana’- sözcüğüyle ve yine ‘o uk’ -’torun, oğul’- ve ‘o uş’ -’akraba’ ile doğrudan bağlantılıdır.
Böylece başlangıçta sadece ‘kabileler’ veya ‘kabileler birliği’ anlamını taşıyan ‘oğuz’ kelimesi, daha sonra olayların gelişmesiyle birlikte, belirleyici bir anlam kazanarak etnik topluluk ismi haline gelmiştir. TokuzOğuz -Dokuz (değişik) kabile-, Üç Oğuz -üç (değişik ) kabile gibi.
Zamanla ‘oğuz’ kelimesi, (budun anlamındaki) asıl manasını kaybederek Türkmenler’in efsanevi atası, Müslümanların peygamberler arasında gösterdikleri Oğuz Kağan’ın ismi haline gelmiştir.
Tarihçi Peter B. Golden, Hazar Çalışmaları adlı kitabında ‘Oğur Türkleri’ başlığı altında anlattığı Türk halklarını ‘oğuz’ saymakta; bunu da kabile anlamında dile getirmektedir (s. 40 vd.).
Oğuz kelimesi Güney Avrupa Türkleri arasında (Bulgarlar, Hazarlar b…) ‘Oğur/Ogur/Gur’ biçimindedir. R/Z dönüşmesi sonucunda oğur, oğuz olmuştur. Örneğin Bulgarların Oturgur kolu, Otuzguz diye Güney Türkçesine çevrilebiliyor ki buna Otuz Oğuz (Otuz boydan oluşmuş kabile) denilebiliyor.
Oğuz ismi daha sonra da Rusların Tork/Türk dedikleri; Maveraünnehir’den Kief’e ve Anadolu’ya kadar uzanan büyük coğrafyada yaşayan Türk halklarından birisinin adı haline gelmiştir. Uygurlar, Karluklar gibi Türk halkları da özünde ‘oğuz’ olarak şekillenmiştir ama bugünkü Oğuz Türkü ile bunlar farklı budunlar olarak tarihte yer almışlardır.
Oğuz ve Türkmen konusunda ayrıntılı doğru bilgiler için tarafımızdan hazırlanan ‘Yabancı Kaynaklara Göre TÜRK KİMLİĞİ’ isimli kitabı tavsiye edebilirim.
‘EŞEK TÜRK!’
Gelelim, ‘Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail’e ‘Eşek Türk’ dedi mi?’ sorusuna.
Yavuz Sultan Selim’in bu terimi doğrudan kullandığını gösteren bir belgeye rastlamadım. Lakin dönemin Osmanlı tarihçileri bu üsluptadır. Onlar; Türk milletine ‘eşek’ diyebilecek kadar kendi toplumlarına yabancılaşmışlardı. Örneğin padişah hocası olan Sadeddin Efendi; Şah İsmail’in yanında toplanan Türkleri anlatırken diyor ki: ‘Başına tac aldı çıktı ol pelid/İtdi biidrak Etrak’i mürid’ (O yobaz adam başına tac koydu ve çevresine de aptal Türkleri topladı).
1492 yılında Saray-ı Hümayun Başkatibi (Başbakanlık Müsteşarı) Kadimi Hafız Hamdi Çelebi; ‘Baban bile olsa Türk’ü katlet!’ diye şiir yazıyordu.
Kızılbaş suçlamasıyla haklarında idam fermanları düzülenler de Türklerden başkası değildi… Osmanlı Devleti’ni kuran millet; devlet tarafından düşman ilan edilmişti…
Türkler de bu devlete şöyle karşılık veriyorlardı: ‘Şalvarı şaltağ Osmanlı/ Eyeri kaltağ Osmanlı/Ekende yoğ biçende yoğ/Yiyende ortağ Osmanlı’
Tarihle oynaşmak, hele hele ona makyaj yapmak tarihçinin işi olmasa gerekatir.
