Faşizan(!)

Haberler

2 Haziran 2009

BAŞBAKAN Erdoğan yine gündem belirledi. Erdoğan, “Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu. Acaba kazandık mı? Düşünmek lazım. Bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi” dedi ve ortalık karıştı. Her zaman olduğu gibi yine ikiye bölündük. Kimileri başbakan haklı derken, kimileri de tarihte Türklerin de çok acılar çektiğini ancak Türklerin yaşadıklarının hiçbir zaman gündeme getirilmediğini belirtti. Bu kesime göre, nedense hep Türklerden özür bekleniyordu. Ama kimse Türklerden özür dilemiyordu. Doğrusu ben de bu inanıştayım. Müslüman Türkler de tarihin acı dolu sayfalarından paylarına düşeni almışlardır. Ama Türkler, bu acılar üzerinden bir kimlik inşa etmek yerine, yepyeni bir başlangıç yapmayı tercih ettiği için bugün böylesi ithamlarla karşı karşıya kalınıyor. Oysa ki kimi etnik gruplar, mevcudiyetlerini pekiştirmek ve ortak kimlik inşa edebilmek için sürekli geçmişteki acıları taze tutma yolunu seçmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti ise bu konuda farklılık göstermiştir. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bu yana acıları sıcak tutmamak, kin gütmemek fikri üzerine inşa edilmiştir. Geçtiğimiz haftalarda konuştuğum Louisville Üniversitesi Öğretim üyesi tarihçi Prof. Justin Mc. Carthy’e göre bunda Atatürk’ün barışçıl rolünün payı büyük. Prof. Mc. Carthy o dönemi şöyle özetliyor:
“1923 de Mustafa Kemal Yunanlılarla, Ermenilerle savaşırken “artık yeter” dedi. Ve “Yurtta sulh, dünyada sulh” istedi. Pek çok kişi o zaman; ‘Selanik’e kadar gidelim, eski topraklarımızı geri almalıyız, savaşmak zorundayız’ dedi. Atatürk ise ; ‘Hayır, durun! Ülke yok oluyor, bizim çalışmamız lazım’ dedi. İşte bu çok güzel bir yaklaşımdı. Türklerin ihtiyacı olan da buydu. O dahi biriydi ve büyük bir lider olmasının yanı sıra aynı zamanda çok da zekiydi. Sorun şu ki Atatürk, o insanlardan bu konular hakkında bir daha konuşulmamasını istedi. ‘Büyük babalarınızın, büyük annelerinizin Ermeniler tarafından öldürülmesi ile ilgili hiç konuşmayın, sadece çalışın’ dedi. Bu 1923 ya da 1930’lar için doğru bir yaklaşımdı. Atatürk öldükten sonra da bu böyle devam etti. İnsanlar onun politikalarını takip etti ve bu konuda sessiz kaldılar, hiçbir şey konuşmadılar. Bu yüzden ABD’de, İngiltere’de 1915’i soykırım olarak nitelendiren kişiler sadece Ermeni tarafını dinledi. Diğer tarafın Türkler’in acılarını bilmiyorlardı. Ancak Ermenilerin Türk diplomatlarını öldürmeye başlamasıyla Türk hükümeti ya da Türkler suskunluğunu bozdu ve böylece kimsenin Türk tarihini bilmediğini fark ettiler. Sorun şu ki Türkler tarihteki acılarından bahsetmeden yıllar boyunca sustular. Sadece ülkeleri için çalıştılar. Ve bu süre içinde Ermeniler, Rumlar hep acılarını anlattılar. Tüm bunlar Türklere karşı önyargı oluşturdu. Şimdi bu önyargıları kırmak çok kolay değil. Batının ön yargısını kırmak için Türkiye’nin önünde çok uzun bir yol var.”
Prof. Mc. Carthy’nin de ifade ettiği gibi, önyargıların kırılması bir günün işi değil. Bugüne kadar tarih tek taraflı anlatıldı. Türkler acılarını, kine dönüştürmemek için sustular. Ama bu suskunluk Türkiye’nin uluslararası platformlarda suçlu gibi gösterilmesine gerekçe olmamalı. Bu yanlışlığı düzeltmek için tarihe objektif bakmak, önyargı sahiplerine de fotoğrafın tamamını göstermek şart. Belki de işe bizi yönetenlerden başlamak gerekiyor.

Facebook'ta Paylaş   - Faşizan(!) Twitter'da Paylaş  FriendFeed'de Paylaş

Yorum Yapın

Yorumunuzu eklerken;

  • Dilimizi düzgün bir şekilde kullanmaya ve sözcükleri kısaltmadan yazmaya
  • Gerçek kişi ve kurumlara hakaret etmemeye
  • Bağlantı veya e-posta adresi paylaşmamaya
  • Öfkeli, tehditkar iletiler yollamamaya
  • Özen gösteriniz. Bu kıstaslara uymayan yorumlar silinecektir. Sorumluluk yorumcuya aittir.