Bir Konuşma Üzerine…
Cüneyt Arcayürek
2 Haziran 2009Eğrisine doğrusuna bakmadan geçmişe, ayrım gözetmeden cumhuriyetin temel erdemlerine saldırmak son yıllarda moda.
Eleştirip saldırdıkları kimi tarihsel kırılma olaylarını o günlerde avuçları patlayıncaya kadar alkışlayanlar, bugünlerde demokrasi havarisi kesildiler.
Üstelik yaşları başları örneğin 12 Mart’ta; örneğin
12 Eylül’de yönetime el koyanlara başkaldıracak düzeydeydi.
Ama sustular. Hele dini siyasetin temel kuralı olarak kullananlar, bugün ele geçirdikleri iktidar olanaklarına sığınarak meydan meydan darbe karşıtı nutuklar atanlar… hele onlar.
Darbe günleri birer köstebek gibi karanlığa karıştılar.
Ne zaman demokrasi yeniden inşa edildi… karanlıktan, yeraltından çıkarak demokrasi adına nutuklar atmaya, zamanın ve zeminin koşullarını hiçe sayarak darbelere karşı ağzına geleni söylemeye, geçmişten intikam türküleri çığırmaya başladılar.
***
27 Mayıs 1960 müdahalesini eleştirenler, saldıranlar… 27 Mayıs’a hangi koşullarda gidildiğini irdelemek zahmetine neden katlanmıyorlar?
1955’ten sonra zorba yöntemlere başvuran iktidardaki Demokrat Parti çoğunluğunun Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurduğu Tahkikat Komisyonu’nun yargı görevini de üstlenerek özgürlüklere karşı, özgürlükleri savunanlara karşı terör havası estirdiğini… basını susturmaya, söz ve yazı özgürlüklerine kilit vuracak önlemlere giriştiğini… demokratik düzeni ortadan kaldıran yasalar ve yönetsel davranışlara başvurduğunu neden anımsamak… anımsatmak istemiyorlar?
27 Mayıs’ın nedenlerini söylemekten özenle kaçın… günün modasına uyarak darbelere tu kaka demeyi marifet say!
***
12 Mart 1971. Muhtıra. Sivil yönetim alaşağı. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel bugün darbeye karşı çıkmayarak istifa ettiği için sert, hatta kimi yerde hakarete varan söylemlerle eleştiriliyor.
Bu söylemlerin sahipleri ile bir ayağı cami avlusunda, bir ayağı siyasette olanlar 12 Mart gününde yaşananları neden anımsamıyor, anımsatmıyorlar?
12 Mart günü hataları sevapları bir yana, Süleyman Demirel başbakanlıktan istifa etmeseydi; askerler parlamentoyu kapatacaklardı.
İstifa etti. Parlamentonun kapısına kilit vurulmadı ve… Millet Meclisi ve Senato’da çoğunlukta olan Demirel, o Meclis ile her türlü baskıya karşı çıkarak Genelkurmay Başkanı Faruk Gürler’i cumhurbaşkanı seçtirmedi.
Bir bakıma askersel yönetimin sivil giysilerle devamını engelledi.
Bu gerçekler neden anımsanmıyor, anımsatılmıyor?
***
12 Eylül öncesi halk terör ve anarşiden yılgındı. Hükümetin önlem çabaları parlamentodaki partiler arasındaki uyuşmazlık nedeniyle gerçekleşmiyor. Uygulaması gerekenler uygulanamıyor.
Hemen her çevre, başta medya müdahale bekliyordu. Hatta darbeyi kışkırtıyordu. Politikacı Genelkurmay’ın merdivenlerini aşındırıyordu.
12 Eylül’ü karalayanlar 12 Eylül’e gelmememizi zorlayan olayları neden anımsamıyor?.. Anımsatmıyorlar?
Geçmişteki darbeleri eleştirmek… evet; ama insaf ile!
***
Son örnek: Dindar cumhurbaşkanı seçilmesine önayak olarak kimliğini deşifre eden… dinci ve laiklikle ilgili görüşleri malum, 1948 doğumlu Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç.
Pazar günü Sakarya’nın Akyazı ilçesinde, geçmişteki darbelerin haklı haksız yanlarını ayırt etmeyen bir konuşma yaptı.
Arınç’ın yaşamöyküsü ile geçmişteki darbe olaylarına bakacak olursak:
Arınç 27 Mayıs’ta 12 yaşında, henüz buluğ çağında.
Fakattt 12 Mart 1971’de 23 yaşında, üniversite görmüş bir yetişkin… 12 Eylül 1980’de 32 yaşında, Manisa’da avukat!
12 Mart’ta, 12 Eylül’de darbelere karşı kamuoyuna mal olmuş tek bir eylemi, yazısı, söylemi bilinmeyen Arınç, bugün 61 yaşında.
İktidarda olmanın ve yaşadığımız ortamın rahatlığıyla geçmiş darbeleri mantık süzgecinden geçirmeden ağzına geleni söylüyor: Arınç’a göre AKP dışında herkes darbe heveslisi!
İddiasına göre üstelik hukuk adamı. Ergenekon davası daha başlarda. Yargı henüz karar vermemiş, ama ona göre adı karışan herkes darbeci!
Öyle efeleniyor ki… Dün darbelere söyleyemediğini bugün söylüyor: Hodri meydan!
Kime? Askere mi, düş âleminde yaşayan darbecilere mi, muhalefete mi? Kime, anlaşılmıyor. Ne var ki Bay Bülent Arınç:
Bu kadar darbelere karşı ise… 12 Mart’ta… 12 Eylül’deki darbelere karşı konuştu mu, bir eylemi var mı? Yoksa? Aman şu dönemleri bir atlatalım diye bir kenara mı çekildi?
Bugün darbeci diye suçladığı yazarı çizeri; 12 Mart, 12 Eylül yönetimleri Selimiye Kışlası’na atarken… politikacıyı Zincirbozan’a sürerken; Arınç herhalde Manisa’da -bu yıllarda olduğu gibi- mesir macunu ile meşgul oluyordu.
Padişahların siyaset dışı işlerde kullandığı kudret ilacı macunla!

iyiki varsın cüneyt arcayürek.
Cumhurbaşkanı basın danışmanı olarak
28 şubatı anlatan “uzakta kalan tarihi” bitirdim
şimdi çiller dönemini anlattığı “babasının kızı nı okumaya” başladım.
dizi gerçekten adı gibi “küçüklere masallar büyüklere gerçekler.”
ve daha ilk sahifelerde -o günleri yaşamış olmakla birlikte- şaşkına döndüm. belki de bu şaşkınlık dün ile bugünü karşılaştırmaktan geldi.
çünkü o günkü terör-pkk düşüncesi ile bugünkü pkk-terör düşüncesi o kadar farklı ki
AP lideri iken kızdığım dellendiğim Demirel cumhurbaşkanlığı döneminde o kadar değişik ki:
parti gömleğini çıkarmış ve bugüne kadar bir daha da giymemiş. -Demokrat partiye müdahale mi? geçiniz efendim Cindoruk ta enaz kendisi kadar bu ülkenin mayasını özümsemiş bir kişi-
bir de, şey diyorum bu akp ve liderini tarihini güvenilir gerektiğinde bütün ayrıntıları da ortaya koyarak kim yazacak, kim ortaya koyacak.