Eskiler ve Yeniler
Cüneyt Arcayürek
27 Mayıs 2009Parti sayısı giderek çoğalıyor, ne var ki örneğin bugünkü aşamada iktidarı veya siyasal manzarayı değiştirecek güçte, insana umut verecek birine rastlanmıyor.
Yeni bir parti kuruldu. Adı Türkiye. Ambleminde Türkiye haritası üzerinde doğudan batıya uzanan elleri buluşturan bir parti…Kurucusu AKP’ye dört yıldan fazla hizmet veren, başbakan yardımcılığı, parti genel merkezinde hatırı sayılır görevlerde bulunan Abdüllatif Şener.
Şener, AKP’den ayrıldıktan sonra örneğin hükümetin ekonomik alanda tek bir olumlu sonuç alan icraatına rastlanmadığını iddia ediyor.
Elbette dayanakları vardır bu iddianın, ama 2002’den Şener’in ayrıldığı güne kadar sorumluluğuna katıldığı laik rejime aykırı onca AKP icraatını torbaya koyup denize mi atacağız?
Türbanlı eşiyle Şener de türbanlılar kafilesinin bir üyesi. Partisinin kurucuları arasında dokuz başı açık kadına yer vermesi siyasal simge türban anlayışından vazgeçtiğini kanıtlayabilir mi?
Geçmişte örneklerini gördük; Türkiye Partisi gibi yeni kurulan her parti büyük bir heyecanla ilk seçimde en az yüzde 30 oy alacağını düşleyerek kurulur ve…
Sandık öyle bir ölçüdür ki, partileri elekten geçirir.
Geride kökleşmiş, halkın umudunu kestiğini sandığınız partiler kalır.
***
Seçim geldi, geçti. Kemal Kılıçdaroğlu CHP’de yeniliğe, yenilenmeye gereksinildiğini kanıtlayan bir rüzgâr estirdi. Halkla seçimden seçime değil, hemen her zaman bire bir ilişki kurmanın zorunlu olduğunu kanıtladı.
Genel Başkan Baykal CHP’yi “yenileyeceğiz” dedi. Söz verdi. Aylar geçti. CHP hâlâ yönetim kadrolarında da örgüt bazında da halkla bire bir ilişki kurmakta da yenilenmiyor. Eski tas eski hamam.
Kökleşmiş bir parti CHP, lâkin iktidara geleceğine işaret eden bir umut vermiyor.
***
Kuşku yok siyaset, ülkeyi AKP’den kurtaracak yeni bir hamleye gereksiniyor.
Solda arayışlar yok. Dağınık. Sağda ise dinci AKP’ye karşı birleşme, yenilenme çabaları gündemin belli başlı maddelerinden biri.
Fakat lider kısırlığı çekilmemiş olsaydı; örneğin ilerlemiş yaşına karşın Hüsamettin Cindoruk, AKP’ye karşı laik demokrasiyi savunmak için siyasete soyunur muydu?
Beri yandan sağ kanatta lider adaylığına soyunan yeni yüzler kendilerini, hedeflerini, amaçlarını anlatarak halk indinde prim yapacakları yerde hâlâ Celal Bayar, hâlâ Adnan Menderes isimlerine sığınıyor, bu isimlerin gölgesinde ikbal arıyorlar.
Ülkenin AKP elinde sosyal, ekonomik hatta demokratik alanda çürümeye yüz tuttuğunu gören kimi çevrelerin; Süleyman Demirel Doğru Yol’un (bugünkü Demokrat Parti’nin) başında olsa veya rahmetli Ecevit kurduğu Demokratik Sol Parti’nin lideri kalabilseydi diye hayıflandığına tanık oluyoruz.
***
Demirel 90’lı yaşlara tırmanıyor. Ecevit’i yıllarca önce yitirdik.
İsmet İnönü’nün bir Kurultay’da Ecevit karşısında yenik düşerek ömrünü verdiği CHP’den koptuğu günlerdi.
İsmet İnönü’yü yakından izleyen damadı Metin Toker’e; “Paşa nasıl oldu da partiyi Ecevit’e bıraktı” diye sordum. Doğa kuralını anımsatarak yanıtladı sorumu:
“…Şayet” dedi, “yaşı ve hastalıklar izin verseydi… Paşa Kurultay öncesi beş ile gidip ülke genelinde partililere konuşabilseydi… Kurultay’da genel başkanlık seçimini asla yitirmez ve Ecevitçilere de partiyi teslim etmezdi.”
Güniz Sokak’taki evinde oturuyor Demirel. Fiili siyasete girmiyor, girmeye de niyeti elbette yok.
Fakat Cindoruk ile siyasete döneceği yalanını uyduran ve bu yalana yine kendileri inanan dinci, gerici, AKP yalakası basın, Demirel aleyhinde haberler yazıyor, yorumlar yapıyor.
Bir partide Demirel adının anılması bile AKP yandaşı dincilerin, yalakaların korku ile ayağa kalkmasına neden olabiliyor.
Oysa Demirel de doğa yasalarının zorlanamayacağını:
Orta sağda, sağda ve hatta solda; Mevlana’nın dediği gibi yeni bir şeyler söylemek kadar yeni yüzlere gereksinildiğini biliyor.
