27 Mayıs

Ali Sirmen

28 Mayıs 2009

27 Mayıs’ın 49. yıldönümünü dün idrak ettik.

Menderes, Bayar, devrilen DP iktidarı, Yassıada duruşmaları, darağacı, hapishane vb. gibi, bol mağdur ve sivil demokrasi edebiyatı arasında 49 yıl önce neden o noktaya geldiğimizi ve neler olduğunu korkarım hâlâ idrak edebilmiş değiliz.

1950 – 60 Demokrat Parti iktidarının büyük umutlarla başladığı, toplumun kırsal kesiminin de siyasette söz sahibi kılındığı, acı savaş koşullarının daha da keskinleştirdiği yoksulluk döneminden sonra belirli bir ekonomik canlanma yaşandığı gerçektir.

Kısacası DP’li çok partili dönem, muhalefet ile iktidarın, demokrasinin çocukluk hastalığı olarak nitelenebilecek sertliklerine karşın umut verici biçimde başlamıştı.

Ama ne yazık ki, DP iktidarının onuncu yılına gelindiğinde, Türkiye demokrasi yolunda hiç ilerlememiş, 1957 seçimlerindeki uygulamalar sandık üzerindeki seçim şaibesini geri getirmiş, yargı bağımsızlığı ayaklar altına alınmış, muhalefet ve onun Kurtuluş Savaşı kahramanı lideri, can güvenliğini dahi tehdit eden fiziki saldırıların hedefi haline getirilmiş, ülke “Vatan Cephesi” maskaralığıyla ortadan ikiye bölünmeye çalışılmış, nihayet, Tahkikat Komisyonu ile iktidar milletvekillerinin bir bölümüne idamı bile içeren cezalara hükmetmeyi de kapsayan yargı yetkileri verilmiştir.

***

Belirtmek istediğim, 27 Mayıs’ı yapanları “demokrasiyi çiğnemekle” suçlayanların büyük bir yanılgı içinde oldukları ve olayları doğru dürüst değerlendiremedikleridir.

26 Mayıs 1960’ta Türkiye’de işleyen bir demokrasi yoktu ki, 27 Mayıs’ı yapanlar onu çiğnemek suçunu işlemiş olsunlar.

27 Mayıs demokrasiye karşı işlenmiş bir suç değildir, çünkü o anda demokrasi zaten yok edilmişti.

Başka bir deyişle 27 Mayıs işlenemez bir suçtur, tıpkı daha önce ölmüş birine ateş ederek öldürme suçu işlemek gibi…

Bu hususu belirtmek, “27 Mayıs iyi ki oldu” demek anlamını taşımaz.

Ama, olayları içinde bulunulan koşullardan soyutlayarak, “27 Mayıs keşke olmasaydı” diyerek bütün suçu onun üzerine yıkmak da bir anlam taşımaz.

Doğrusu “27 Mayıs’ı meydana getiren koşullar keşke oluşmasaydı” demektir.

Bunu gerçekleştirecek olanlar da askerler değil sivillerdir.

27 Mayıs’ları ve diğer darbeleri önleyecek olan demokrasiyi ve hukuk devletini canlı tutmaktır ki, bu askerlerin değil sivillerin işidir.

***

Amacım 49 yıl aradan sonra, 27 Mayıs’ı övmek de yermek de değil, irdelemektir.

27 Mayıs’ta darbe ile devrilen iktidar, darbenin hem kurbanı, hem de ilk bakışta ne kadar çelişkili görünürse görünsün, sorumlusudur.

Bu da o iktidarı yargılayan Yassıada Mahkemesi’nin cereyan şeklini onaylamak anlamını taşımaz.

Yine aynı şekilde, 27 Mayıs’ın olmasındaki DP sorumluluğu darağacındaki üç kişiyi içimize sindirmemize neden olamaz.

Ancak siyasi darağaçları konusunda, 27 Mayıs tek değildir. 12 Mart döneminde de üç gencimiz idam edildi. Onlar da bir hukuk cinayetine kurban gittiler. Ancak o idamlar, aynı zamanda sivil otoritenin, demokrasinin mabedi, parlamentonun onayıyla yapılmıştı ve oylamada demokrasi şampiyonlarından Demirel iki elini kaldırarak idamlara onay vermişti.

İmralı’daki darağaçları askerlerin işiydi, Ankara’daki darağaçlarında sivil demokrasi 12 Mart askeri darbesinin suçuna güle oynaya iştirak etmişti.

Artık gerçeği görelim, askeri darbelerdeki sivil sorumluluk, asgari askeri sorumluluk kadar büyüktür.

Ve demokrasi sivillerin demokratik hukuk devletinin kurumlarını işletmesiyle korunur, yoksa onu çiğneyip, sonra askere bağırıp suçlamasıyla değil.

Demokrasiyi askerin koruyamayacağını, onu ortadan kaldıran darbenin yalnızca askeri olmayıp bazen de sivil darbe olacağını artık herkesin görmesi gerekir.

Facebook'ta Paylaş   - 27 Mayıs Twitter'da Paylaş  FriendFeed'de Paylaş

Yorum Yapın

Yorumunuzu eklerken;

  • Dilimizi düzgün bir şekilde kullanmaya ve sözcükleri kısaltmadan yazmaya
  • Gerçek kişi ve kurumlara hakaret etmemeye
  • Bağlantı veya e-posta adresi paylaşmamaya
  • Öfkeli, tehditkar iletiler yollamamaya
  • Özen gösteriniz. Bu kıstaslara uymayan yorumlar silinecektir. Sorumluluk yorumcuya aittir.