Ortadoğu ve Türkiye’nin Kaderi Bu Olmamalı…
Erol Manisalı
30 Mart 2009Ortadoğu hep darbe oyunlarının oynandığı bir saha oldu. Futbol sahasında futbol oynandığı gibi Ortadoğu’da da darbe oyunları oynattırıyorlar.
- ABD ve Sovyetler Birliği dengesi mevcut iken “darbeler de sıkı kontrol altındaydı”! İran’da, Irak’ta, Mısır’da, Yunanistan’da ve Türkiye’de yaşandı. Bu dönemde “büyükler”, kendi etki alanında tuttukları ülkelerde, “iç darbeler” yaptırdılar. 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri darbeleri ve 28 Şubat süreci yine Batı’nın yaptırdığı “iç darbelerdir”.
“İç darbe” deyimini şunun için kullanıyorum; içerde taraftardan biri (veya ikisi) Batı’nın yanında olduğu halde, yine de dış güç tarafından darbe yaptırılır.
- 12 Mart 1971 darbesi kimilerine göre, ordunun Demirel’e yaptığı bir operasyondur.
- İşin aslı, ordu kullanılarak 1961 Anayasası törpülenmiş ve 12 Eylül 1980 darbesinin yolu, ABD ve İngiltere tarafından açılmıştır.
Kazanan kimdir? Türkiye’de katılımcı demokrasiyi istemeyen ve bu ülkenin Ortadoğu’da Araplara ve İran’a kötü örnek olmasını önleyen, ABD ve Batı kapitalizmidir.
İçerde biz Demirel haklı, ordu suçlu tartışması yaparken masadan kazançlı kalkan emperyalizmdir.
Necmettin Erbakan 25 Mart 2009 Çarşamba akşamı Star TV’de Uğur Dündar’ın haber saatinde bir belge çıkardı ve okudu. Türkiye’de ilk defa açıklanıyordu; “28 Şubat öncesinde ABD’nin orduyu, siyasal İslamın üzerine göndermesi gerektiğini” uygun bir üslupla anlatıyordu.
Benim yıllardır, 28 Şubat süreci konusunda savunduğum görüşleri kanıtlayan bir belgeydi bu. Karşı karşıya getirilen her iki tarafın arkasında, aynı dış güçler vardı. Aynen 1970-1980 sağ-sol çatışmalarında olduğu gibi. Bu defa da asker ve siyasal İslam karşı karşıya getirilmekteydi.
Bu süreç kimlik değiştirerek bugün de sürdürülüyor. Bu sayede hem asker hem de siyasal İslam, “kendilerine daha bağımlı hale geliyor”.
- Türkiye’de, “kısa vadeli maksimizasyonlar yaparak” dış odaklardan medet umanlar yaygınlaşıyor.
- Ancak uzun vadede bu hesapları yapan asker, sivil, sermaye, siyasal İslam.. kısacası herkes kaybetmek zorunda kalacaklar. Kullanıldıktan sonra bir kenara itilecekler.
Şah Rıza Pehlevi, Enver Sedat, Saddam Hüseyin hatta Turgut Özal ve Tansu Çiller bunun örnekleri değil mi?
Türkiye’nin içinde yaşadığı konjonktürde herkes kaybediyor.
- Büyük holdingler, “kaybeden küresel cephede bulunduklarını” daha şimdiden yaşamaya başladılar. Uzun vadede yerlerini “dışardan gelenler” alacaklar.
- Siyasal İslamın “iç egemenliği”, ileride yavaş yavaş küçültülüp eritilecek. Siyasal İslam içindeki çatışmalar tahrik edilecek. Müslüman Kardeşler’e, Hamas’a bakın görürsünüz.
Dış güçler için bu yalnızca, “uygulanması gereken teknik bir hesap meselesidir”.
- Asker de yukarıdaki iki grup gibi, “kaybetmesi istenenler arasında bulunuyor”. Amaç siyasi, sosyal ve iktisadi bir güç olmaktan çıkarılması; teknik, mekanik ve nesnel bir araç haline dönüştürülmesi. Sömürgeci dış baskılar karşısında tepki veremez hale getirilmesi.
Ortadoğu’da hesapları ve planları olan dış odaklar, 2000’li yıllarda ülkemizde şu üç faktör üzerine yoğunlaşmışlardır: Ordu, büyük sermaye ve siyasal İslam.
Arap ülkeleri, İran ve Türkiye’de, Avrupa’da olduğu gibi bir toplumsal ve siyasal yapının oluşması engelleniyor.
Büyük güçler açısından bunun hesabı çok açıktır; öyle olursa Ortadoğu ülkelerinde egemen olamazlar ve enerji kaynaklarını yönlendiremezler.
Bugün Türkiye’de, “aralarında çatışmaya sokulan bütün dahili güçler” bu gerçeği değerlendirmek zorundadırlar.
Gemi batarsa, herkes bunun içinde olacaktır…
Esas mesele Türkiye üzerinde sömürgeci hesaplar yapan güç odaklarına karşı bütünleşebilmektir. Sağcısı solcusu, liberali, İslamcısı, sivili ve askeri olaylara bu pencereden bakmak zorundadırlar.
Çünkü katılımcı demokrasinin ve toplumsal gelişmenin getirilebilmesi ve ülkenin ayakta kalabilmesi buna bağlıdır.
Dışardan kurgulanan ve tetiklenen iç kutuplaşmalarımızı durdurmak zorundayız. Bu kutuplaşmalar artık, Türkiye’nin kaldıramayacağı bir noktaya gelmiştir.
www.istanbul.edu.tr/iktisat/emanisali

milli ülkü ve ilkeleri yok edile devletlerin ve milletlerin başkalarının yönlendirmelerine müsait olacağı açıktır. sürdürülen sinsi ve hain planlara karşı, düşünen, araştıran ve sorgulayan insanların artması dileğile.