Aydın Çelişkisi, Hillary, Obama ve Balbay
Erol Manisalı
16 Mart 2009- Türk aydını Doğu ile Batı arasında sıkışmıştır.
- “Ulusal kimlik ile küresellik“ arasında sorun yaşar.
- Vahşi kapitalizmle sosyal ve laik hukuk devleti çekişmesinde bocalar.
Yirminci yüzyılın başında Türkçülük, Osmanlıcılık ve Batıcılık sarmalı içindeki aydın 21. yüzyılda çok daha karmaşık bir zemine itildi. “Fiilen dayatılan sistem ile akılcılığın ve uygarlığın çelişkileri“ Türk aydınını sersemletmiştir.
- Batı’ya benzemek ile onun dayatmalarını yerine getirmek seçeneklerini birbirinden ayıramaz hale gelir. Günlük yaşamı dahil sistemin dişlileri arasında öğütüldüğü bozuk düzeni, almaşığı bulunmayan bir hayat tarzı olarak algılar.
Ya da Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinin esasını meydana getiren “Çağdaş insan (ve toplum) yaratma hedefinin” olağanüstü güzelliğini ve erdemini yavaş yavaş unutur.
1970′li yıllardan 2000′li yıllara aydın profilinde ilginç bir değişim yaşadık ve yaşıyoruz.
O günün sol ve sosyalistlerinin birçoğu ya siyasal İslama ya da yeni liberalizme demir attı. Sınıfsal ve toplumsal kimlikten soyutlanınca adeta, “orta malı” piyasa ürünleri haline geldiler. Soğuk Savaş sonrası kapitalizmin ve yeni liberalizmin estirdiği rüzgâra kendilerini bıraktılar.
Türkiye’de bugün bunun, pratik (ve çıkarcı) bir nedeni de var.
1) İlerlemek, iktidarda olmak istiyorsan siyasal İslama yapışacaksın. AKP’den iki bakan çıktı; biri sıkı bir eski solcu, diğeri ise sosyal demokrat idi. Bunlar, o günün aydınlarıydılar!
2) Yükselmek istiyorsan dünyaya “Batı‘nın penceresinden bakacaksın“, kendi ülken de dahil, onun önceliklerini esas alacaksın.
Aydın kendi toplumundan soyutlanınca “küresel sistemin bağlı bir uydusu“ haline gelir. Batı kapitalizminin dev şirketlerinin çıkarlarını savunmaya başlar; Brüksel’in, Washington’ın politikalarına uyum sağlar; Hillary geldiği zaman onun etrafında görünerek “prim yapmaya çalışır“. Hillary’nin, Rice‘tan hiçbir farkı bulunmadığını anlamamazlıktan gelir.
Obama ve Avrupa çelişkileri
Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde bu çelişkiler daha da belirginleşiyor. Örneğin, AKP’nin Ortadoğu’ya yanaşmasına karşı AB sürecini savunan aydınlar ve yazarlar var. Oysa sorunu şöyle görmek gerekmez mi?
- Türkiye’nin Arap dünyası ile bütünleşmesi bizi geriye götürür, çok doğru…
-Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin “mevcut AB süreci içinde yürütülmesi de Türkiye‘yi parçalanmaya götürüyor“. Bunlar birbirlerinin alternatifi olamaz.
-Türkiye’nin AB ile ilişkilerini “normalleştirmesi“, Ortadoğu ülkeleriyle de iyi komşuluk içinde bir düzen kurması gerekir. Türkiye, “AB ve Ortadoğu seçenekleri arasında bulunmuyor“. AB süreci Türkiye’yi “bir Fransa yapmaz“; bizi ayrıştırılmış, bölünmüş bir arka bahçe haline getirir. Akılcı ve uygar bakış açısı budur.
Gelelim Obama işine; Eskiden siyah Rice ile beyaz Bush vardı; şimdi onların yerine beyaz Hillary ile siyah Obama geldi. Aman bir bayram ki sormayın; Obama’nın gelişinin “ABD‘nin Türkiye ve Ortadoğu politikasını değiştireceğini sanmak” eğer aşırı saflık değilse düpedüz “örtülü Amerikancılıktır“.
Kimi aydın (ve düşünürlerimizin), içlerindeki “Batıcı temennileri” bu şekilde açığa vurduklarını görüyoruz. Hillary’nin medyaya malzeme olarak sunulan “ılımlı konuşması” gibi AB’nin son Türkiye raporunu cımbızla ayıklayıp olumlu bir şeyler bulmaya çalışan kimi aydınlar, “Aslında Batı bizim iyiliğimizi düşünür” havasını bilerek ya da bilmeden pompalıyorlar.
Politikaların analizini yapmadan, fiilen yürütülmekte olan ilişkileri değerlendirmeden bu tür medyatik söylevlere ve raporlardaki “diplomatik ifadelere“ olduğundan çok fazla bir anlam yüklemek ancak demokrasinin işlemediği toplumlarda yaşanır.
İçimizdeki oligarşi bunu hep yapmıştır. Bir taraftan hak, hukuk, adalet, Atatürk deriz; öte yandan el altından “örtülü Batıcılık ya da dincilik“ yaparız 12 Eylül’de olduğu gibi.
Bugün Mustafa Balbay‘a arka çıkanların bir bölümü, dün niçin iktidarın yanındaydılar? Yaşadığımız kısır döngünün esas nedeni budur.
Ve son bir örnek; Kıbrıs’ta, AKP’nin politikası, Türk ve Yunan büyük sermaye çevreleri tarafından tam destek gördü. 11 Mart 2009′da ortak karar aldılar(*). Taşları yerli yerine koyduğumuzda resim ortaya çıkar; kimi aydınlar, AKP, TÜSİAD, ABD ve AB Kıbrıs’ta birleştiler. Batı’nın yeni Türkiye politikasında bir adım attılar.
Kim Balbay’ın arkasında, yanında ve karşısında lütfen iyi görelim…
1995′te gazetelerde tam sayfa ilanlar İKV (TÜSİAD) tarafından verildi, “Gümrük Birliği KKTC‘yi etkilemeyecek” dendi. (**) Ve geldiğimiz son nokta; Türk-Yunan iş çevreleri (ve aydınlar) KKTC’yi elbirliğiyle hallettiler.
Mustafa Balbay nerede kaldı, “Ne ilgisi var“ demeyin, ancak bu ilişkiyi kurduğumuz zaman, Balbayların kimler tarafından ve niçin baskı altına alındıklarını anlayabiliriz.
(*) 12 Mart 2009 tarihli ajanslar, gazeteler.
(**) Türkiye‘nin Askersiz İşgali, Cumhuriyet Kitapları, 2009.
www.istanbul.edu.tr/iktisat/emanisali
