Tüm Atatürkçüler Tarihsel Bir Görev Sizi Bekliyor - Erol SARIAL
Ekim 11, 2008 - Genel
Yurt düzeyinde uzun süredir dalga dalga sürdürülen operasyonlar tüm Atatürkçüleri karalama sindirme ve susturma harekatına dönüşmüştür. Kemalist devrimciler, kimi çıkar çeteleri etrafında kirli ilişkiler içine girmiş kişilerle aynı adı taşıyan operasyonlarda tutuklanarak ve aynı davalarda yargılanarak en geniş eksende halkla bağlar koparılmak istenmektedir. İktidar uygulamalarını eleştirmek; yasal izinli uyarı eylemleri halkı isyan teşvik olarak değerlendirilmekte ve cezalandırılmak istenmektedir. Bu girişim hangi çevrelerden destek görmekte, alkış toplamaktadır.
En başta, çağdaşlaşma ve aydınlanma sürecinden zarar gören, halkı karanlık ticari ağlarının içine hapsederek dinimizi istismar aracı olarak kullanmak isteyen gerici çevrelerin desteğini almaktadır. Gece karanlığında “yardım fenerleri” ile yol gösterilen ulusun gideceği yer daha karanlıktır.
Üniter devlet yapısından rahatsız olan bölücü çevrelerin desteğini almaktadır.
Ergenekon çerçevesinde tutuklama dalgaları, Ortadoğu’da ekonomik, siyasal, kültürel ve askeri alanlarda tam bağımsızlık ilkesini savunan Atatürkçüleri emperyalist projeleri önünde en büyük engel görenlerin desteğini almaktadır.
Türkiye’yi kapısına bağlamayı, Kıbrıs, Ege, Ermeni Soykırım tezi benzeri ulusla davalarda çözümü bizden beklediği ödünde gören , Irak’ın Kuzeyinde bağımsız Kürt Devleti kurulmasını; Fener-Rum Patrikhanesi’ni dinsel devlet statüsünde görmek isteyen küresel batı ve batı ülkelerinin desteğini almaktadır.
Ve tüm bu çevrelerin beslediği her konuda Mustafa Kemal Atatürk ve T.C düşmanlığını demokratlığın ve devrimciliğin başat ölçütü sayan örgütsel, siyasal disiplinlerin ve besleme kalemşorların desteğini almaktadır.
Bu operasyonlar neleri perdeliyor?
Gerici ve Bölücü Terör Hızla Tırmanıyor
Ülkemizde Cumhuriyet Rejimini ve onun değerlerini hedef alarak, Laik devlet düzeni yerine teokratik bir devlet yapısı oluşturma istekleri açıkça ifade edilmektedir. Devletimizin yoksulluk, işsizlik, terör ve ağır borç yükü gibi dev sorunları çözüm beklerken, iş başındaki iktidarın iç ve dış destekçilerinin gündemi üniversitelerde türbanlı eğitimi; anayasal belgeyi tümüyle değiştirmeyi bir özgürlük ve özgürleşme sorunu gibi ele alması Laiklik karşıtı istekleri giderek tırmandırmaktadır. Türkiye’de geleneksel olarak geçmişten miras kalan “devrim karşıtlığı” “karşı devrim” sürecine geçiş provası yapmaktadır. Yaşadığımız süreç budur.
Üniter Yapımızı Koruyacak Güvenlik Önlemlerini Almakta Kısıtlıyız
Ulusal güvenliğimiz; Ortadoğu’da terör örgütlerini silahlandıran ve eğiten GOP projesinin mimar ülkeleri ABD ve İsrail’den alınan direktif ve istihbaratlara dayalı olarak sağlanmaya çalışılmaktadır. Ülkemizin bölünmez bütünlüğü, etnik, mezhepsel dinsel kimlik tanımlamaları ile aşındırılmaktadır. Başkanlık, federasyon, eyalet sitemi tartışmaları ile ülkemiz, emperyalizmin “gönüllü ayrışma, barış içinde bölünme” stratejisinin içine çekilmek istenmektedir. Yeniden Mondros ve Sevr sürecini anımsatan bir süreç yaşanmaktadır.
Kimi siyasal ve örgütsel kuruluşlar Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurtuluş ve Kuruluş felsefesine aykırı tutum ve söylemlerini sürdürmektedir. Ülkede yönetsel erki eline alanların Atatürkçü Düşünce Sistemini parça parça ya da tümüyle hedef alan uygulamalara yönelmesi ülkenin birliğine ve aydınlanma sürecine, kısaca cumhuriyete karşı açılan bir savaştır.
Bölücü örgütlenme en ağır donanımlı teknolojik silah ve gözlem araçlarıyla eylemselliğini en üst aşamaya yükselterek “grupsal çatışma” ortamından “savaş aşamasına” doğru ilerlemektedir. İş başındaki sorumlu yöneticiler, halkın ve yurdun güvenliğini sağlayıcı önlemleri ivedilikle alma yerine ülkemiz ve bölgemize karşı emperyalist projelerin mimarlarının ve diğer uluslar arası güçlerin arabuluculuğu ile soruna çözüm arayışı içindedir.
Ekonomik Olarak Hızla Yoksullaşıyoruz
Ulusal ekonomik kaynaklarımız özelleştirme adı altında yabancı şirketlere peş-keş çekilmekte; şirketlerimizin yabancıya satışları ve dışalımlar ulus dışına kaynak aktarımına dönüşmektedir. Kamu ve özel sektörde ekonomik kuruluş ve varlıklarımızın satışları sonucu yeni alanlara istihdam yaratıcı yatırımlar yapılmamaktadır. Ülkemiz, 2007 ve 2008 yıllarında % 50′nin üzerinde dış ticaret açığı vermiş; dış borçlanma yıllık yurtiçi hasılanın üzerine çıkmıştır. Bütçemiz borç ve faiz bütçesi olma özelliğini sürdürmektedir. Üretim ekonomisi yerini dış borçlanma ve sıcak para ekonomisine terk etmiştir. Eğitim, sağlık, istihdam alanlarında sosyal devlet çökmüş, halkımız hızla yoksullaşmaktadır.
Ülke Kötücül Bir kuvvetler Birliğine Doğru Hızla Yol Alıyor
Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve AİHM’nin kararları hiçe sayılarak, siyasal bir simgenin Anayasa’da yapılan ve yapılması tasarlanan değişikliklerle dayatılmaya çalışılması endişe ile izlenmektedir. Atatürk ilke ve devrimlerini savunmak ve korumak, Anayasal çerçevede tüm siyasal partilerimizin yasallığı açısından kaçınılmaz bir görevdir. Bu söylem, Kemalist ilke ve devrimleri savunmayan siyasal ve örgütsel oluşumların yasal dışılığı anlamına mı gelmektedir? Evet.
Türbanın üniversitelerde serbest bırakılması kaçınılmaz bir şekilde orta öğretim kurumlarında; hatta ilk öğretim okullarında ve tüm kamusal alanlarda aynı dayatmaları gündeme getirecektir. AKP iktidarı yetkililerinin arka arkaya gelen açıklamaları bu kaygılarımızın haklılığını açıkça ortaya koymaktadır. Yapılmak istenen değişimler ve dile getirilen söylemlerle doğrudan doğruya Laiklik, dolayısı ile Cumhuriyet düzeni hedef alınmaktadır. Bu girişimler toplumda büyük ayrışmalara, çatışmalara yol açacaktır.
Bağımsız yargı yasama yürütmenin oluşturduğu birliğe katılmak isteniyor. İktidarı elinde tutanların “kuvvetler ayrılığı ilkesi” ve anayasal kurumları yok sayan tutumu kaygı vericidir
Güvenlik; eğitim, adalet ve hukuk alanlarında kitlesel muhalefetin ve kurumların; özellikle ilgili Yüksek Yargı Organlarının, TSK’nin ve üniversite rektörlerinin görüş açıklamaları yadırgamaktadır. Tüm yetkinin yasama ve yürütmede toplandığını açıklamaktadır. Bu çağdışı anti-demokratik kavrayış demokratik toplum düzeni dahası kurumsal devlet yapısıyla bağdaşır bir tutum değildir.
Ülkemizde siyasal sorumluluk almış yönetsel kadroların demokratik ülkelerde demokrasinin en büyük güvencesi olan “Kuvvetler Ayrılığı” ilkesini ve bağımsız üst yargının Yasama ve Yürütme organlarının kararlarını Yüce Türk Halkı adına denetlemekle görevli olduğunu bilmemesi, dahası reddetmesi ürkütücü bir durumdur. Gelecekte önümüze gelmesi olası uygulamalar açısından kaygıları daha da artıran yönetsel bir anlayışla karşı karşıyayız.
Siyasal Partiler Yönetime Neden Aday Olurlar
Hiçbir demokratik ülkede siyasal partiler devletin ve toplumun güvencesi olan Anayasa ve temel devrim yasalarını değiştirmek üzere yönetime aday olmazlar. Ne için aday olurlar? Ekonomik kalkınmayı sağlamak, Anayasayı egemen kılmak, yasaları işler duruma getirmek, yargıyı çalıştırmak, yargı kararlarının en etkin biçimde uygulamasını sağlamak için aday olurlar. Demokrasiyi araç edinerek yeni bir devlet kurmak için aday olmazlar, olamazlar.
Demokrasi Bir Ülkeyi Geri Değil İleri Taşımanın Aracıdır
Demokrasi ülkelerin ekonomik, sosyal ve siyasal anlamda daha ileri taşınması için akıl birliği oluşturmanın aracıdır. Ülkeyi çözülmeye ve geriye götürmeye araçlık eden bir yönetim biçimi değildir.
Anayasal belgeler Kuruluş felsefesine uygun olarak bir devleti tanımlayan temel belgelerdir. İleri, çağdaş değişime ayak uydurmak ve toplumsal gereksinimlere yanıt vermek üzere daha ileri yönde anayasalarda maddelerde değişikliklere gitmek olağandır. Ancak, anayasaları tümüyle değiştirmek bir devleti ortadan kaldırarak yeni bir devlet tanımlamak demektir. Bu tür değişimler önemli tarihsel süreçlere dayanır. Kurtuluş savaşları, köktenci ekonomik ve siyasal devrimler, darbeler, toplumsal yapıyı çözücü veya yok edici doğal afetler sonucu yeni bir devlet kurulur ve onun toptancı anayasası yapılır.
Atatürkçülük, Cumhuriyetin Ana Dayanağıdır
Sonuç olarak; Atatürkçülük, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ana dayanağıdır. Kimsenin bize “ananı al git” deme hakkı yoktur. Her şeyimizi alarak alanlarda yasal tüm haklarımızı kullanmak üzere yeni bir eylemsel süreç bizi beklemektedir. Dün, bunun için alanlardaydık. Bu gün daha da karmaşık duruma gelen ulusal sorunlar karşısında alanlar yeniden bizi çağırmaktadır…
Türkiye bir “Devrim Cumhuriyetidir”. Anayasal, demokratik kurumlar devletidir. Seçimler sonucu iktidara gelen siyasal partilerin dayandığı çoğunlukla ortadan kaldırılacak boyalı devrim cumhuriyeti değildir. Olmasına asla izin verilmeyecektir.


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.