Deniz Feneri’ni sahiplenen Başbakan TSK’yı niçin sahiplenmiyor? - SABAHATTİN ÖNKİBAR
Ekim 07, 2008 - SABAHATTİN ÖNKİBAR, YENİÇAĞ
Çok değil 20 gün öncesine gidin.
Başbakan Erdoğan Aydın Doğan’ı ismen zikredip medyasını topa tutuyordu.
Gerekçesi Deniz Feneri sanıkları için yapılan yayınlardı.
Aslında medyanın yaptığı şey mahkeme sürecinin yansıtılmasıydı, ama Tayyip beye göre bu yargısız infazdı ve kabul edilemezdi.
Evet Türkiye’nin Başbakan’ı günler ve hatta haftalarca dolaylı olarak Deniz Feneri’ni savundu.
Peki sonuç ne mi oldu?
Başbakan’ın yargısız infaz yapmayın diye kalkan olduğu Deniz Feneri sanıkları Alman mahkemesinin hükmüyle zekât hırsızlığından mahkûm oldu.
Diyeceksiniz ki Tayyip beyin bu tavrı onun adalet anlayışındaki titizliğinin sonucudur.
Keşke öyle olsa, ama iş elbette öyle değil.
Deniz Feneri hırsızları için yargısız infaz yapmayın, mahkeme sonucunu bekleyin diye feveran eden Başbakanımızın Ergenekon soruşturması bağlamında takındığı tam tersi tutum gözler önündedir.
Yani Erdoğan’ın titizliği genel değil lokaldir, hadiselelere göredir.
Diyelim ki Ergenekon olayının istisnai bir durumu var ve geçelim.
O zaman güncel bir örnek verip Başbakan’ın takındığı iki farklı tutumu sorgulamaya alalım.
Aktütün Karakolu’nun bölücü örgüt tarafından basılmasıyla AKP medyası fırsatı ganimet sayıp Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı saldırıya geçti.
İki gündür bu ülkenin en büyük değeri olan TSK için şerefsizce iddia ve imalar yapılıyor.
Evet besleme AKP matbuatı PKK için hiçbir zaman yapmadığı karalayıcı yayınları TSK için yapıyor ve ordumuzun itibarına ve haysiyetine teaammüden tacize yelteniliyor.
Böyle bir durumda cevap ya da karşılık vermesi gereken, onun amiri konumunda olanlar değil midir?
Soralım o zaman Genelkurmay Başkanlığı nereye bağlıdır?
Başbakan’a değil mi?
Peki o zaman bu alçaklıklar yapılırken Başbakan niye susuyor da bu ülkenin yedeği bulunmayan ve de devletin bekasının tek teminatı olan bu kurumu sahiplenmiyor?
Öyle ya böyle bir sahipleniş aslında hem görevi hem sorumluluğu!
Ama hayır, Başbakan bunu yapmıyor ya da Kırıkkale’de yaptığı gibi ayaküstü baştan savma mini bir imayla geçiştiriyor.
İyi de bu Başbakan değil miydi günlerce Deniz Feneri ve sanıkları için hançeresini yırtan ve feveran eden?
Soruyorum, Tayyip Erdoğan’ın gözünde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, zekât ve sadaka soygunculuğu mahkeme kararıyla kanıtlanmış Deniz Feneri kadar değeri yok mudur?
Deniz Feneri için günlerce kıyamet koparan Başbakan, görevi bu ülke için ölmek olan ve bunu her gün kanıtlayan Silahlı Kuvvetler’e Vakit gazetesi ve benzerlerinin yaptığı hücumlara tavır almamış ve onlara Deniz Feneri’ndeki gürlemesi misali gürlememiştir.
Üstüne üstlük Tayyip bey Deniz Feneri’nin değil, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yasal amiridir.
Diyeceksiniz ki Tayyip bey böyle de Anayasa’ya göre başkomutan olan Abdullah bey çok mu farklı?
Elbette değil.
Talabani’yle sarmaş dolaş olabilen bir kişilikten biz zaten böyle bir sahiplenmeyi hiçbir zaman beklemedik…
ALARM…
Şehit cenazesinde yuhalanan Cumhurbaşkanı!
Cumhurbaşkanları siyaset üstüdür ve her ülkede birliği ve de bütünlüğü temsil ederler. Böylesi konumda olan bir Cumhurbaşkanı eğer ülke birliği ve bütünlüğü için şehit olmuş bir asker cenazesinde halk tarafından yuhalanıyorsa orada durup düşünmek gerekiyor. Aslında bu tablo yuhalanan Cumhurbaşkanı ile beraber ülkenin bekası için de fevkalade tehlikeli bir fotoğraftır ve alarm vermektedir. Bir toplum en temel konuda bile böylesine ayrışmaya girmiş ve birliğin sembolünü bu biçimde değerlendiriyorsa bu durum korkulacak bir haldır. Maalesef Sayın Gül seçildiğinden bugüne bir türlü üstündeki AKP elbisesini çıkaramamış ve o yönde hiçbir adım atmamıştır. Abdullah bey hem içeride, hem de dışarıda adeta meşruiyet arayışlarındadır. Öyle olunca da kendini bir türlü 70 milyonun cumhurbaşkanı gibi görmüyor ve de farklı davranıyor… Dün de yazdık, bugün tekrar ediyoruz. Sayın Gül bu ülkenin meşru Cumhurbaşkanı’dır. Kendisinden tarafsızlığını tescil edecek yeni adımlar bekliyoruz. Mehmet Altan ve Cengiz Çandar gibilerle kankalık, Sayın Gül’ü marjinal gösterir, haberi ola…
BAŞIMIZ DERTTE…
Kriz eşikte, hükümet seyrediyor?
Ekonomik kriz Avrupa’yı sardı, dün bu satırların yazıldığı saatlerde Avrupa borsaları yüzde 5’lik kayıp içindeydi. İçeride de borsa dipte, döviz şahlanıştaydı. Almanya gibi bir ülke bile banka mevduatlarına garanti getirmişti. Kısacası kriz kapıyı çalmıyor adeta yumrukluyordu, ama buna karşın AKP hiç mi hiç umursamıyor ve tabloyu sadece seyrediyor. Bırakın onu bunu Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz bile dün imdat çığlığını atarken hükümet hiç oralı değil… Diyeceksiniz ki oralı olsa ne yapabilir? Aslına bakarsanız pek bir şey de yapamaz, zira AKP bugüne kadar durumu hep idare etti ve ülkede üretimi stop ettirirken günü kurtarma adına sıcak paraya teslim oldu. İşte şimdi süreç tersine işleyecek ve sıcak para gidecek. Gitti mi de cari açığın finansmanı Türkiye’nin başını derde sokacak. AKP’ye muhalif olsak da böyle bir krizi ülkemiz adına emin olun hiç mi hiç arzulamayız…
MECBURİ ARA…
Fenerbahçe artık sağlığa zararlı!
Ben iyi bir Fenerbahçeliyim. İstanbul’da lise öğrencisi olduğum yıllardan beri fırsat buldukça maçlarına da giderim. Oğlumu Fenerli yapmak için epey bir çaba sarf eden ben, önceki akşamdan itibaren bir süreliğine, yani düzelinceye kadar Fener’in maçlarını izlememeye karar verdim. Niçin mi? Emin olun Fenerbahçe’nin son hali artık sağlığa zararlı da ondan. Aragones’in, pardon Aziz Yıldırım’ın aciz Fener’ini izlerken bir insanın tansiyonunun yükselmemesi mümkün değil. Bu takım bu haliyle değil Avrupa’da başarılı olmak, Türkiye’de bile ilk 10’a giremez. Ha bunun sorumlusu ise İspanyol hocadan ziyade her şeyi çok bilen Aziz Yıldırım’dır. Öyle, çünkü kadroyu kuran Aragones değil, bilgiç Aziz beydir, dolayısıyla fatura ona kesilmelidir. Yıldırım istikrarla yoluna devam eden takımı kendi despotluğu adına katletmiş ve Zico’dan Aurelio’ya kadar pek çok ismin Fenerbahçe’yi terk etmesine zemin hazırlamıştır. Tek çıkış yolu Aziz Yıldırım’ın derhal istifasıdır.


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.