Ceyhun Balcı - İki Ucu Pis Değnek
Eylül 29, 2008 - CEYHUN BALCI
Türkiye bir dayatma ile karşı karşıyadır. Bu dayatmayı iki ucu pis değneğe benzetmek gerekirse değneğin bir ucu “teokrasi” diğer ucu da “demokrasi(!)” pisliğine alabildiğine bulaşmış durumda. Yanlış anlatmış olmamak için pisliğe dönüştürülmüş demokrasi kavramından söz etmekte yarar var! “Demokrasi” derken nesnel ve öznel koşullarından iz yokken, demokrasi adı altında sergilenen maskaralıktan söz ediyorum. Elbette, hedefim toplumcu, sosyal, laik hukuk devletini önceleyen düzenek değildir!
Değneğin iki ucu arasında ilginç bir etkileşim var!
“Teokrasi” hedefleyenler diğer uçtaki “demokrasi” olanağından alabildiğine yararlanıyor. Oysa, ne gerçek ne de sanal “demokrasi” kavramlarının “teokrasi”den yararlanma gibi olanakları da niyetleri de olamaz! Böylelikle, “iki ucu pis değnek”, “teokrasi” özlemcilerinin koltuk değneğine dönüşmüş oluyor.
“Demokrasi”, teokrasi heveslilerine özde değilse de sözde işlevi ile öyle güzel destek olmaktadır ki; ne insanoğlunun bu konuda hem de yakın geçmişte edindiği deneyimler ne de us ve bilimin bu işbirliğinin acıklı sonuçlarına ilişkin çözümlemeleri budala demokratların çılgınlıklarına engel olamamaktadır!
Uzaklara gitmeye gerek yoktur! Ülkemizin yakın geçmişi bile budalalara yol gösteren sayısız örnek ve olayla doludur.
Türkiye’de kimilerince “demokrasi “ için başlangıç sayılan ama nesnel bir irdeleme ile “karşıdevrim” başlangıcı olduğu kolaylıkla anlaşılabilen, adından başka hiçbir şeyi demokrat olmayan süreç ortaçağ toplumlarının ortak paydası olan soyut değerleri alabildiğine kullanmamış mıdır? Elbette demokrasinin koltuk değnekliğinde!
Bu sürecin hemen başında Arapça ezana dönüş simgesel bir durum gibi görünse de, demokratik toplumun temel gerekliliği olan bağımsız ve sorgulayan yurttaş yaratılmasının önüne geçilmesi, bireyin karanlıkta bırakılmak yoluyla kula dönüştürüldüğü anlamlı ve amaçlı adımlar görmezden gelinemez olsa gerek!
Bu “iki ucu pis değnek”ten başka seçeneğimiz yok mudur? Bu anlamsız ve yararsız düzenek yazgımız mıdır?
Elbette seçeneksiz değildir bu toplum!
Deneyimler ile de doğrulandığı gibi, Türk toplumunun “bağımsızlık sopası” gibi işlevselliği kanıtlanmış bir aygıtı var(dı)! Bugünlerde bir yerlere saklanmış, kullanımdan kaldırılmış gibi görünse de sapasağlam ve işgörür niteliğini korumaktadır o “bağımsızlık sopası”!
Tıpkı geçen yüzyılın başında olduğu gibi üçüncü binyılın başında da işgalciyi, sömürgeciyi, onun işbirlikçisini ve iliştirilmişini, sivil örümceklerini def etmeye yetip artacaktır o “bağımsızlık sopası”!
Yeter ki kullanılsın!
Yeter ki ikilemde kalınmasın!
Korkuları ile, işbirlikçilikleri ve sırtlarını başkalarına dayamışlıkları ile zor yerine kolayı, onur yerine onursuzluğu seçenler iyi düşünmeliler!
Akıllarından çıkartmasınlar ki; baş destekçileri olan birincil yayılmacı güç sallantıdadır!
Desteksiz kaldıklarında düşecekleri durumu kestirerek “iki ucu pis değnekle” oyalanmak yerine “bağımsızlık sopası”nın işlevsel olabileceği olasılığını akıllarından çıkartmamalılar.
“Demokrasi” yerine “despotokrasi” oluşturulduğunun da!


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.