Dünya “devletleştiriyor” biz habire “satıyoruz”… - Yiğit Bulut
Eylül 09, 2008 - VATAN, YİĞİT BULUT
Amerika’da özellikle finans sektöründe “neler oluyor” dikkat ediyor musunuz? Hemen arz edeyim Amerikan “sigortacılık-bankacılık” dinamikleri hızla devletleşiyor. El konan son iki “kurum ile birlikte” neredeyse “10” kurum devletleşmiş durumda! Bir o kadarı da bu yılı çıkamadan devletin kontrolüne geçecek.
Bu noktada soralım ne oldu “herşeyi satın” veya “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” dedikleri “büyük liberalizme”! Yoksa ömrünü dolduran “liberal” yapıya mı bir şeyler oluyor!
Dünya “Amerika’dan” başlayıp hızla “devletleşirken” farklılaşan tezler ortaya atanlar da var. Ünlü düşünür Jacques Attali aynen şöyle diyor “…para kendisine zarar verecek her şeyin sonunu getirecektir, buna yavaş yavaş yok edeceği devletler hatta Amerika Birleşik Devletleri de dahildir… Dünyanın biricik yasası haline gelen piyasa ’hiper-imparatorluk’ diye adlandıracağım yeni bir döneme girmektedir”…
İşte yeni bir kavram. Bir tarafta “süratle devletleşen” finansal sistem, diğer tarafta devletleri dahi yıkıp, yarattığı şirketleri kontrol etmeyi deneyen başka bir süreç… Devletleşen piyasa ve ortaya çıkması için zorlanan piyasa devleti…
Peki nedir piyasa devleti? Liberal yapının “devletleşmeye” kaydığı bir noktada kendini aşırı “liberal yapıya” kaptıran Türkiye gibi ülkelere neler olabilir?
“Piyasa devleti” kavramının çok yeni değil ilk versiyonların dünya ve özellikle Türkiye 1980 ve 1989 sonrası tanıdı. Türkiye’ye “benim memurum işini bilir” sloganıyla yansıyan “yeni imparator” piyasa, Amerika’da daha da açık ifadeler buldu…
“Piyasa, sivil toplum, herkese eşit şans” gibi kavramlar havalarda uçuşurken “devlet” olduğunu sandığımız birçok “ülkede” inanılmaz skandallar ortaya çıktı. Güzel bir örnek mi istiyorsunuz Enron skandalı… Bush Ailesi’nin, Enron’un kurucuları ile ilgili söyledikleri cümleleri hatırlayın “Enerji piyasasının serbestleşmesine yaptıkları katkılardan dolayı onlara teşekkür borçluyuz”… İşte büyük “devlet” Amerika, işte “serbestleşme-piyasa” algılaması altında olanlar…
Bizle alakası ne? Biz “devlet yapısı güçlü, anti-emperyalist bir süreçle kurulmuş bir ülke” değil miyiz?
Geldiğimiz noktada “benim memurum işini bilir” kavramından daha mı ilerideyiz? Türkiye’de de süreç bütün dünya ile aynı anda başladı ve ivmelendi 1980 askeri darbesi ile “ulusal devletin”, piyasa devlerine dönüştürülme “süreci”, toplum yeterince “depolitize” edildikten sonra Turgut Özal ve ekibine ihale edildi…
Kavramlar hızla yıpranırken, “para en yüce değerdir” anlayışı toplumun ana algılama damarı içine yerleşti. 1980-2001 arasında “kendi çapımızda” piyasa devleti ile mücadele ettik. 11 Eylül saldırısı sonrası ortaya çıkan “tez-antitez” ve özellikle 2003-2007 arasında dünya piyasalarında yaşananlar, mücadele etme şansımızı ve kapasitemizi neredeyse yok etti ulus devletin “bileşenleri” süratle “el değiştirdi, yok edildi” ve Türkiye “laik, üniter” bir devletten tam bir “piyasa devleti” haline getirildi… Örnek mi istiyorsunuz? Bir ülkede devletin ana yapısını “korumak ve kollamakla görevli” kurumlar bile “aman piyasa bozulur” korkusu altında görevini yapamaz hale gelmişse, her birim “piyasa sopasıyla korkar” hale gelmişse, orada artık tek bir hakim vardır “yeni imparator piyasa”!
Sonuç: Türkiye kendini “aşırı liberal” bir dinamiğe kaptırdı ve “devlet bankaları dahil her şeyi satarım” havasında. Oysa dünya genelinde “liberal” yapı çöküyor ve ortaya zorunlu bir devletleştirme çıkıyor! Bu noktada “ne yaptığını” bilmeden “her hıyara, tuz alıp” koşanlar çok dikkatli olmalılar! Bizden söylemesi!


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.