Nurten Akyazılılar - Mesele İktidarın Göbek Bağında
Eylül 05, 2008 - NURTEN AKYAZILILAR, İLK KURŞUN
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, Ermenistan’daki maça gider mi gitmez mi tartışmalarını, hatta gündem meşguliyeti için basın organlarında hazırlanmış bu içerikteki anketleri gördükçe ağlanacak halimize gülmeye başlamıştım.
Evet, Cumhurbaşkanı Gül nihayet gideceğini açıkladı.
Peki, gideceği zaten en başından belli değil miydi? Bu kadar şamata niye?
AKP’nin, Anayasa Mahkemesi’nde görülen kapatılma davası sürecinde bu ülkenin Dışişleri Bakanı, AB makamlarında gidip sizi şikayet etmedi mi? Kapatılmamaları için AB-D’den yardım dilenmediler mi?
Aslında 11 üyenin 10’u tarafından ‘laiklik karşıtı odak’ olduklarına dair şerh düşülen AKP hükümeti, karar sonrası yaptıkları açıklamalar ile bu suçlamayı kabul etmediklerini belirterek, AB hedefine odaklanacaklarını söylemediler mi?
Bizler, AB’nin ülkemizden hakarete varan taleplerini günlerce sert eleştiriler getirerek durumun vehametini anlatmaya çalıştık da hükümet ne yaptı? AB’nin talepleri doğrultusunda müktesebata yönelik yeni bir ‘Ulusal Program’ hazırlayacaklarını ifade etmediler mi? Bu taslak için TBMM’de pek çok anayasa düzenlemesine gidecekleri de aşikar değil mi?
Peki şimdi AB’nin, AKP’den Türkiye’ye kabul ettirmesini beklediği TSK’nin yetkilerinin daraltılması dışında sınırlarına yönelik olarak, “Türkiye’nin verdiği açık taahhüt ve süregelen tüm sınır ihtilaflarını, gerektiğinde Uluslararası Adalet Divanı’nın zorunlu yargılama yetkisi de dâhil olmak üzere BM şartına göre çözmeyi taahhüt eder” maddesi de var mı?
AB’nin özellikle bu taleplerini onaylamaya yönelik kararlar alınırsa, Türkiye’nin sınır sorumluluğu bu tarihten sonra kendi elinde kalır mı?
Üstelik AB bu söylemlerinde, ‘Türkiye itilafta olduğu ülkeler ile sorunlarını çözme yolunu bulsun’ demiş miydi?
E şimdi bütün bunları bile bile yaklaşık bir aydır, sınırlarınızı tanımayan ülkenin ayağına cumhurbaşkanınız gitsin mi gitmesin mi diye tartışarak vakit kaybetmiyor musunuz? Aksine gitmeme gibi bir lüksü olabilir mi?
Efendim işte maç sırasında A protokolde 1983’de Orly Havalimanındaki Türk bürosuna kanlı eylem yaparak ikisi Türk 8 kişiyi öldürüp, 57 kişiyi de yaralayan ASALA örgüt üyesi de yer alacakmış. İnsan hakları konusunda duayen addedilen Fransa bu teröristi affetti ve ülkesine gönderdi. Elbette ki Ermenistan da yıllardır sürdürdüğü 4 T stratejisi konusunda başarıyla görev almış bu kişiyi özel bir yere koymuştur; farklı düşünmesini beklemek abesle iştigal olmaz mı? Siz her şeye rağmen gitmeyi kabul ettikten sonra A Protokolüne kimi davet edeceğinden size ne?
Efendim işte muhalefette iken 15 sene önce Ermenistan konusunda Abdullah Gül farklı konuşuyormuş… Biliyoruz ki, AB konusunda da çok farklı görüşlere sahipti vakti zamanında… Aslına bakarsanız değişen bir şey de yok; değişen sadece koltuk yani iktidar… Mesele, iktidarın nereden yönetildiğinde… Ama meselenin özünü anlatmaya çalışan değerler bir şekilde susturuluyor zaten onları dinleyenler de ne hikmetse kuzu gibi dinliyor; anlamıyor ya da anlamak istemiyor… Yani kısaca; Vay gidene…
Soros beslemeleri ile taraf bülbülleri, Abdullah Gül’ün gitmesi gerektiğine dair güzellemeler döşeniyor. Ne de olsa Türkiye Ermenilere soykırım yapmış ya hani! Hiç değilse Cumhurbaşkanı Gül şimdi gidip orada tarihle yüzleşmeli hatta başını öne eğip dua etmeliymişşş…
Ermenilerin Hocalı’da yaptığı soykırım Türkiye’yi neden bağlıyormuş ki o mesele sadece Azeri soydaşlarınmışşş…
Türklerin, Ermenilere soykırım yaptığı yolunda fütursuzca yazan çizen, yazı ve sözlerine birbirlerini kaynak gösteren; kendilerine tarihçi, akademisyen diyen sözde aydınlar, bir taraftan da bu ülkede demokrasi olmadığından dem vurarak, aldıkları talimatlar doğrultusunda ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ü kendilerinde eleştirme hakkını bulabiliyorlar. Oysa bu şuursuz kişiler için her zamanki gibi geleceği gören Atamız zamanında şöyle demiş:
“TARİH yazmak, TARİH yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen HAKİKAT, insanlığı şaşırtacak bir hal alır”…
Ermenistan, emperyal güçlerin kolu kanadı altında halen 4 T (Tanınma, Tanıtım, Tazminat ve Toprak) stratejisini başarıyla sürdürüyor. Hatta PKK teröristlerini bile koruyup kollamıyor mu? Bu durumda Türkiye’nin kırmızı çizgilerinin de değişmemesi gerekir… AKP, bu kırmızı çizgilerle oynayabilecekse bunu öncelikle Türk halkına açıkça ifade etmek durumundadır. 1915’ten bu yana Ermenistan’ın her tür çabasına rağmen, yalan yanlış belgelerle ispatlamaya çalıştığı sözde soykırım iddialarının tarihi, siyasi ve hukuki anlamda geçerliliği olmadığını bu konunun değerli uzmanlarınca açıklanan bilgi ve belgeler doğrultusunda biliyoruz. Ancak AKP hükümeti, Ermenistan’a sözde soykırımı tanıyıp Türkiye adına toprak ve tazminat ödemeyi taahhüt edeceklerse bunun varsa eğer haklı gerekçelerini öncelikle Türk halkına anlatmaları gerekmez mi?
Fakat yazık ki halen daha ABD’ye göbek bağı ile bağlananlar, ABD’nin son dönemdeki stratejilerinin pek tutmadığı göz ardı ediyorlar:
Mesela ABD, Butto’yu seçimler için Pakistan’a göndermişti; yazık ki suikast kurbanı oldu! Pakistan halen kanıyor…
Saakaşvili’yi de Güney Osetya’ya girmesi konusunda yüreklendirdi ama Gürcistan, Rusya’dan beklemediği darbeyi aldı! Karadeniz kaynayan bir kazan haline geldi…
Irak’tan çıkamıyor, İran’a giremiyor, Afganistan ona keza… Demokrasi adı altında girdiği bölgede demokrasinin adı bile telaffuz edilemez halde…


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.