İletişim Bağları… Ya da Tehlikeli İlişkiler… - EROL MANİSALI
Ağustos 22, 2008 - CUMHURİYET, EROL MANİSALI
Venezüella halkı Amerikan emperyalizmine karşı, “cep telefonlarını bir silah gibi kullandı.” Ne mi yaptılar? Bu küçücük araçlarla haberleşerek, “aralarındaki dayanışmayı ve kitlesel hareketleri oluşturdular.”
Karıncalar gibi, birlikte hareket ederek dev bir güce ulaştılar. Amerikan emperyalizminin nükleer füzelerine karşı cep telefonu! Peter Selers’ın “Kükreyen Fare” filmindeki gibi Amerika’ya kafa tuttular, başkaldırdılar ve kazandılar.
Ama, bu bir Holywood filmi değildi, insanlık ve demokrasi tarihine geçen bir eylemdi ve başarılı oldu.
Cep telefonu ile haberleşme, ortak davranışların belirlenmesi, güçbirliği ve dayanışmanın sağlanması. Cep telefonları çalışmasaydı karıncalar tek başlarına kalacaklardı ve ortak eylemin sağladığı büyük enerji ortaya çıkmayacaktı.
- Venezüella’da, Brezilya’da olduğu gibi dev bir işçi sendikası yoktu. Chavez’in Lula da Silva gibi dayandığı dev bir örgüt bulunmuyordu. İnanılacak gibi değil ama “cep telefonlarıyla aralarındaki iletişimi kuran ortak gücü ve aklı bu sayede elde etti.”
Şimdi başka bir ülkedeyiz…
Gelelim başka bir ülkeye… Önce, telefonlar dinlenmeye başlanıyor. Hukuk içi olanlar, dışında kalanlar var… Ve art arda gazetelerde, televizyonlarda, internette haberler yayılıyor; “70 milyon dinleniyor, herkes dinleniyor…” Ortalığı birdenbire korku sarıyor, ülke sanki görünmez güçler tarafından işgal edilmiştir…
Sonrasında telefon konuşmalarına dayalı operasyonlar başlatılıyor. Gözaltına almalar, tutuklama kararları art arda geliyor. “Sen telefonda armut siparişi verdiğin halde bakkal, neden elinde iki kilo elma ile kapıya dayandı?” Ayıkla pirincin taşını…
Ortalığı korku, ürperti, şüphe sarıyor. Acaba telefonda ablama ilaç sipariş edersem, ilacın arkasında bir şey ararlar mı tedirginliği yaratılıyor.
İnsanlar telefon konuşması yapamaz, iletişim kuramaz hale getiriliyor.
Katılımcı demokrasiden böcekleşmeye
Meclisi, hükümeti, muhalefeti, yargı kurumları, anayasası olan ve demokrasi olduğu söylenen bir ülkede halk konuşmaktan korkuyorsa bu düzene nasıl bir ad vereceğiz?
- Baskı rejimi mi deriz?
- Sessiz darbe ya da karşıdevrim gibi tanımlamalar mı kullanırız?
- Yoksa sadece tek sözcükle “faşizm” adını mı koyarız?
Bu ülkede, ambalajın içindekilere bakarak isim koymalıyız. Üzerine “demokrasi” yazmanın hiçbir anlamı olmaz, eğer hukuk işlemiyorsa…
Faşizmin çeşitleri
- Bazen askerler, çizmeler, toplar, tüfeklerle gelir faşizm. Franco, Salazar, Atina Albaylar Cuntası, 12 Eylül bu coğrafyadaki postallı, faşist operasyonlardır.
- Faşizmin bir de askersiz ve postalsız olanı vardır. “Sivil faşizm” mi dememiz gerekiyor? Ortada asker falan yoktur. Kimi siyasiler, tarikatlar ve sermaye erbabı hep birlikte bir düzen oluştururlar. Örgütlenmeyi, Batı kapitalizmi yapar, patron orasıdır.
Ortalıkta her şey serbest görünür, öyle sanılır. Serbest piyasa, bireyci anlayış, liberal düşünce ve demokrasi söylevleri ortalığı doldurur.
Ancak işlevsel olarak her şey tekelci bir baskı altındadır.
- Katılımcı demokrasiyi, toplumsal hakları ve sosyal hukuk devletini savunmak suçtur. ABD’yi, AB’yi eleştiremezsiniz, sistem sizi dışlar.
- Laikliği savunamazsınız, yoksa baskı altında kalırsınız.
Peki suçlayan kimdir? Suçlayan ve baskıya başvuran, emperyalizm ve onun uzantılarıdır. Baskı rejimi yaşandığı halde siz demokrasi oyununu oynarsınız.
Aranızda telefonla konuşamazsınız, belki dinlerler, sonra başınıza bir şeyler gelebilir.
Dışardan güzel görünen mobilyanın içini kemiren kurtcuklar gibi birbirlerini yer dururlar… Bir yandan masayı kemirerek geçimlerini sağlarken, öte yandan, masanın ne zaman çöküp tepelerine ineceğini düşünerek korkuya kapılırlar.
Geri kalmışlığın temel olgusu; birbirini yiyerek ayakta kalma savaşı ya da birlikte yok oluş…
Hem de emperyalizmin tuzağına düşerek…
www.istanbul.edu.tr/iktisat/emanisali


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.